“Bir insan organı bir kusurundan ötürü her türlü duyuma kapalıysa, buna denk düşen fikirlere de her zaman bir o kadar kapalı olduğunu görürüz. Kör bir insanın renk mefhumu, sağır bir insanın da ses mefhumu yoktur. … Ilımlı tavırlara sahip bir insan köklü bir intikam ya da acımasızlık hakkında fikir sahibi olamaz; keza bencil bir kalbin dostluk ve alicenaplık mertebesini düşünmesi de kolay değildir.”
"Bunun üzerine kız, böyle amaçsızca dolaştığı belli olursa, bazı adamların ona kötü gözle bakacağını anladı. Ürkerek adımlarını sıklaştırdı. Kendini korumak için sanki bir yerde işi varmış da oraya gidiyormuş gibi kararlı bir tavır takınarak yürümeye başladı."
Sayfa 92 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Şimdi beğenilmeyen o Birinci Cumhuriyet günlerinde, yalnız annem değil, toplum da daha ilericiydi. Mustafa Kemal, kadınları hep yüceltiyordu. Kadınları dışlayan bir milletin çağdaş olamayacağını; uygar bir ülkede kadınların erkekler kadar önemli bir rol oynayacağını vurguluyordu. Kadınları toplum dışı tutmak, onları aşağılamak eğilimi, o sözümona "demokrat" partinin iktidara gelmesi ve gericiliğe ödünler vermesiyle ancak 1950'den sonra başladı.
... Bolu'da, Gerede'de, Düzce'de, Hendek'te, Adapazarı'nda birçok ev yıkılmıştı. Çankırı da aynı şekilde kayıplara uğramıştı.
Bölgeyle haberleşme imkânı fevkalade sınırlıydı. Ulaşım hatlarının çoğu kesilmişti. Yerleşim yerleri yoğun kar altındaydı. Sonradan öğrenecektik, babamı ve ekipleri götüren araçlar da yolun belirli bir yerine kadar gidebilmişti. Babam ve arkadaşları orada gecelemişlerdi. Yollarına ertesi gün devam edebilmişlerdi.
Ölenlerin, yaralananların pek çok olduğu muhakkaktı. Ama kesin bilanço günler sonra ortaya çıkacaktı. Tüm deprem bölgesinde ölü sayısı yaklaşık 5 bindi. Bir o kadar da yaralı vardı. Yıkılan ev sayısı 10 bine yakındı.
(79 yıl sonra hala aynı imkansızlıkların yaşanıyor olması, ve hatta mümkünken imkansızlaştırılması...)