Kız Kulesi'ndeki Kızılderili
7/10
·182 syf.··
Beğendi
·
2025 78. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2025 18:06
Sunay Akın bu kitabında diğer kitaplarında olduğu gibi tarihi olayları anlatırken insanı hiç sıkmıyor, Sunay Akın 'ın bu eseri, sadece bir hikaye anlatımından öte, Kızılderililerin kültürel mirasını ve tarihsel mücadelelerini anlamak için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.  Sunay Akın ’ın kendine özgü şiirsel ve araştırmacı üslubuyla yazılmış. Eser, Kız Kulesi’nin İstanbul’un simgelerinden biri olmasıyla başlayarak, Kızılderililerin tarihine ve beyaz adamın Amerika’daki yerli halklara uyguladığı soykırımı ele alıyor. Kitap kısa alıntılar yapılabilecek türden bir eser değil, çünkü bir alıntı yapmaya kalktığınızda o bölümü komple alıntılamak konunun anlaşılırlığı bakımından gerekli bir durum. Kitapta, Sunay Akın , Kızılderililerin tarih boyunca “vahşi” olarak yanlış bir şekilde tasvir edildiğini vurguluyor ve bu algıyı kırmak için tarihi gerçekleri, edebi alıntılar ve hikayelerle zenginleştiriyor. Örneğin, Cervantes’in Don Kişot eserinden alıntılarla, Kızılderililerin Avrupa kolonicileriyle mücadelesine dikkat çekiyor: “Hint Adaları’na doğru yola çıkan herkes vicdanını rıhtımda bırakır” (Sançho’nun sözü). Akın, Kristof Kolomb’un Amerika’yı “keşfi” ile başlayan katliamları, Marlon Brando’nun Kızılderili haklarını savunmak için Oscar ödülünü reddetmesi gibi çarpıcı örneklerle işliyor. Ayrıca, Türkler ile Kızılderililer arasında olası kültürel bağlara dair ilginç detaylar sunuyor; örneğin, Atatürk’ün bu konuda Meksika’daki elçiyi görevlendirdiğini belirtiyor. Kitap, Kız Kulesi’ni sembolik bir çıkış noktası olarak kullanıyor. Akın, bir yaz akşamı Kız Kulesi’nde Kızılderililerin vahşi gösterildiği bir kovboy filmi izlendiğini hayal ederek, okuru gerçekleri görmeye davet ediyor: “Kız Kulesi’ne de bakıyorsun, Kızılderililere de... Ama gerçeği göremiyorsun... Gel benimle.” Bu anlatım,
1000Kitap
Kız Kulesi'ndeki KızılderiliSunay Akın · Çınar Yayınları · 20001,589 okunma
Amerikan dublajlı Türk filmi
1/10
·224 syf.··
2023 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2023 16:32
Kitaba yönelik hayal kırıklığımı nereden başlayıp anlatsam bilmiyorum. Kitabı okurken her anlamda fenalık geçirdim diyebilirim. Dilinden tutun da, kurgusuna, diyaloglara kadar. Öncelikle şu çeviri işinden bir bahsetmem lazım. Yahu bir eserin Amerikan edebiyatının içerisinde olması, karakterlere Amerikan dublajı yapılmasını mı gerektiriyor illa? Amerikan dublajı denen şey zaten doğası itibariyle yanlış. Örneğin adam sana “god damn it!” diyorsa bunu “lanet olsun” diye çevirmezsin. “ Allahın cezası” gibi bir şeydir bu zaten. Türk televizyonlarında ana akım medyada çoluk çocuk izliyor küfürleri yumuşatalım kaygısıyla ortaya çıkmış bir gelenek bu. Şimdi bunları filmlerde görmeye bir nebze alıştık da, kitapta buna gerek var mıydı gerçekten? Hayretler içinde kaldım çeviri yüzünden. 10 üzerinden -10 veriyorum. İkinci mesele olay örgüsü. Tamam, adamın içinde öldürme dürtüsü var, özellikle kadınlara yönelik. Bunun sebebini, nereden kaynaklandığını tüm eser boyunca bir noktada açıklayacakmış gibi davranıyor yazar. En sonunda da açıklıyor. Ama o kadar yavan ve inceliksiz bir anlatım kullanıyor ki. İki satırda da anlatmazsın be canım bunu. Hikayenin etrafında örüldüğü karakter desen, bomboş bir adam. Bomboş bir adam olabilir. Ama bomboş adamı öyle bir anlatırsın ki, işte o zaman edebiyat olur. Burada karakteri anlatan yazar da bomboş adam sanki. Olaylar ilerliyor, hadi bakalım bir yere varacak diye bekliyorsunuz. İşin kötüsü bir yere varmasına rağmen kötü. Ha bir de kitabın en başında Stephen King’in önsözünü görünce bir heyecanlanmış, umutlanmıştım. Ama o da hayal kırıklığı oldu. Bomboş övmüş adamı, bomboş. Yeraltı edebiyatı, beat kuşağı falan deyip hadi neyse bile diyemiyorum. Her sabah TRT de Amerikan dublajlı kovboy filmi izlemekten beyni sulanmış dedem yazmış sanki kitabı.
Edebiyat
İçimdeki KatilJim Thompson · İthaki Yayınları · 2022118 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Anayurt Oteli İncelemesi
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2023 9. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Mart 2023 15:14
Ne Ölüyüm Ne Sağım Bir spoiler uyarısı vererek incelememe başlamak istiyorum. Ne yazık ki spoiler olmadan bu kitabı anlatmak çok güç. Gerçi bu kitap sonunda ne olacağından çok o noktaya nasıl gelindiği daha önemli olduğu için incelemeyi okumanızda sakınca olacağını düşünmüyorum. Anayurt Oteli kolay bir kitap değil. İnce olmasına rağmen yavaş okunması gerektiği için zaman alan bir kitap. Hikâye bir Anadolu kasabasında kuvveti muhtemel bir İç Ege kasabasında geçmekte. Tren istasyonunun hemen karşısında yer alan konaktan bozma üç katlı bir oteldir Anayurt Oteli. Müşterileri de bellidir; köylüler, devlet memurları, sınava gelen öğrenciler, askerler…İnşa tarihi 1839’dur bu konağın. Tesadüf mü bilmem ama Tanzimatın ilanı ile aynı tarihtir. Konağın otele dönmesi ise Cumhuriyetle beraber olur. İki tane çalışanı vardır otelin: Otelin katibi Zebercet ve temizlik işlerini yapan Ortalıkçı Kadın. Zebercet kitabın da baş kahramanı. Anayurt Oteli demek Zebercet demektir aynı zamanda. O kadar ki bence kitabın adı Zebercet olsa daha doğru olurdu. Zebercet bir anti kahraman. Sevemiyorsunuz onu. Ama bir yandan da acıyorsunuz. Ciddi psikolojik sorunları olan biridir. Bu sorunların temelinde çevresi tarafından küçümsenme, itilmişlik, hor görülmüşlük, insan yerine konulmamak yatmaktadır. Siska ve kısa boylu biridir Zebercet. Bu sebeple hem çocukken hem de askerdeyken bir erkek yerine konmaz. Diğer insanlardan daha duygusal biri olan Zebercet’i bu aşağılamalar çok yaralar. Yalnızlık edebiyat dünyasında çok sık kullanılan bir konudur. Geneli şehirde geçer ancak Anayurt Otelinde bu yalnızlık bir Anadolu kasabasında, taşrada yaşanmaktadır. Yalnızlığın sadece büyük şehirlere has olmadığı, küçük yerleşimlerde de yalnız insanların olduğunu vurgulanmaktadır kitapta. Ayrıca diğer kitaplarda
Türk Edebiyatı
Anayurt OteliYusuf Atılgan · Can Yayınları · 202337,1bin okunma
Taedium Vitae(+21)
7/10
·533 syf.··
2022 92. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2022 18:49
Hakan Günday diyince akla yeraltı edebiyatı gelir. Ama kendisine sorulunca bu soruyu kendisi ben yeraltı yazarı değilim der. Alkol, cinsellik, küfür, sıradaşılık, sadistlik bu akımın aslında en belirgin özelliklerinden ve Hakan Günday ında kitabında fazlasıyla bu saydıklarımın mevcut. Yani Hakan Günday ın kabul edip etmemesi pek önemli değil. Kendisi yeraltı edebiyatı yazarıdır. Bu akımın en meşhurları ise Charles Bukowski, Marquis de Sade ve Chuck Palahniuk dir. Hakan Günday gözlerini Rodos adasında açmıştır. Kinyas ve Kayra kitabı Türkiye nin ilk yeraltı edebiyatı kitaplarından olabilir. Kitaplarında Günday, öfkeli ve hayata karşı tutunamayan(Oğuz Atay gibi) kişileri hep kullanır. En iyi Türk dizilerinden de biri olan Şahsiyet in de senaryosuda yine kendisine aittir. Yine aynı şekilde Müslüm filmi senaryosu da aynı şekilde ona aittir. Birçok eserinin dizi ve filmi yapılan yazar, yazmaya devam etmekte günümüzde. Kitaptan da anlaşılacağı üzere Celine hayranı ve tabiki Gecenin Sonuna Yolculuk kitabı nın. Kinyas ve Kayra ile ilgili şunu söylemekte fayda var. Çok özgün bir eser. Yani Türkiye de pek benzerini yapan yok. Bu iyi bir şeyde olabilir, kötü de. Ben zaten yeraltı pek sevmiyorum. Grup kitabı diye okudum. Bu kadar edebiyatın içinde çıplaklığın ve şiddetin olması bana göre edebiyatın doğasına aykırı gibi geliyor. Bilemiyorum. Bir olayı seviştiler diyerek ya da tecavüz ettiler diyerek anlatabilirsin. Ama şöyle de tecavüz ettiler, böylede sevişebiliyorlardı falan fıstık bence işin cılkını çıkarıyor. Kitapta,psikolojik bazı durumları görmekte mümkün: Alt benlik, üst benlik gibi. Kötü iken iyi olma çabası gibi vs. Kitap, Afrika da başlıyor ve Amerika ya sıçrıyor, oradan hooop ülkemizde devam ediyor.2000 senesinde yazmış ve ilk eseri. Kesinlikle ve kesinlikle +18 bir eser değil. Çok daha ilerisi bir eser.
Edebiyat
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Karaca ayının 5.betiği (2021 yılında okuduğum 105.betik)
8/10
·146 syf.··
Beğendi
·
2021 105. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 29 Kasım 2021 22:46
Esrarengiz Hikayeler platformu sayesinde kalemi tanıyordum. Yaşadığım düş kırıklığından sonra platformda herhangi kalemin öyküsünü okumuyordum çünkü sütten ağzım yanınca yoğurdu üfleyerek yemeye başladım. Onu ilk kez Gelişme Hedefleri adlı öykü seçkisinde okudum ve kalemini beğendim. Öykü seçkilerinde onun kalemini izlemeye başladım. Tuhaflıklar Cildi ve Silsile öykü seçkilerindeki öykülerini okudum. Daha sonra kendisinin ricasıyla onun ilk solo öykü seçkisini okumaya başladım. Yumurta / Gelecek / Saklı / Şans / Tohum: Resmen ağzımı açık bırakan bir öykü oldu. Heyecan, merak ve akıcılığın uyum içinde dans ettiği öyküde en heyecanlı kısımda öykünün bittiğini öğreniyoruz. O yaratığın annesi Venüs'e dönüştürülen İştar ve babası da ya Harut yada Marut olabilir mi? İnsan ile Melek melezi bu yaratığın insanlarla ortak yanı annesi İştar'dan gelen insanımsı özellikler olabilir. Öykü genişletilirse bu sorunun yanıtı alabilir miyiz? Yok edici toplum ise şeytanlar olduğunu düşünüyorum çünkü şeytanların insanı tahammül etmediği gibi melekle çiftlenmiş meleze de tahammül edemezler çünkü kendileri her şeyden üstün olarak kabul ederler. Deneyim Tüccarının Aşkı: Öykünü okuyunca Oshçi'nin bir insan olduğunu tahmin ettiriyor. Oysa Oshçi'nin aslında yapay zeka olduğunu öğrenince ters köşeye yattığını his ediyorsun. Aslında yapay zekada insansı özellikler olması öyküye fantastik hava katmıştır. Belki de yazar, Japon İşi adlı filmin tesirinde kalmış olabilir. Elbette kendisi neden böyle yazdığını biliyor. Yani buradan sosyal medya tanışmalarında titizliğin önemini vurgulatıyor. Oshçi gibi yapay zeka karşımıza çıkmaz. Onun yerine bize zarar veren kötü insanlar çıkar. Eşitleyici: Öncelikle akıcı bir öykü olduğu için sıkılmadan öykünün sonuna geliniyor. Eşitleyicideki kaza sonucu
Edebiyat
Kanyonaltı'nda Bir TekinsizGökçe Mehmet Ay · Mantis Yayınları · 20212 okunma
ÇEKİLİN YOLDAN KADINLAR GELİYOR !!
5/10
·512 syf.··
2020 293. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2020 23:36
Merhaba Güzel insanlar !! 2010 yılları Arap Baharı mı kışı mı denen dönemleri Ece Temelkuran kaleminden okumak. 4 Kovboy kadınla birlikte ortadoğuya yolculuğa var mısınız ? Bizden Türk gazeteci (Ece’nin kendisi o dönem kendi ülkesinde medyada kovulmuş.) Tunuslu dansçı Amira, Gizemli ne olduğu kestirilemeyen Madam Lilla Mısırlı Tahrir Meydanı Gazisi Maryam. Dört kadın Tunus, Libya çölleri, Mısır ve nihayetinde Libya kaynayan Arap coğrafyasında da dört kadın eşiliğinde hareketli olaylar zinciri takip ediyoruz. O hareketli dönemi bu kadınların gözünden okuyoruz. Kitap sıkmadan akıyor denk gelirse okuyabilirsiniz. Bu önemli olaylar biraz daha iyi işlenebilirdi. Okuduğum zaman bunu hissettim
Edebiyat
Düğümlere Üfleyen KadınlarEce Temelkuran · Can Yayınları · 20164,800 okunma