10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 216. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:37
Ve sen görünmezsin İstanbul. Ve sen ortalıkta yoksun. Nerdesin? Hilton roof-barında kızartılmış bir balık gibi çiğnenip yutuldun mu? Yoksa Çiçek Pasajı'nda yeteneksiz sosyalist dudaklara değer değ- mez bir votka bardağında tuz gibi eridin mi? Yoksa Beyazıt kahvelerinde masadan masaya uzayan tartışmalar içinde alı al, moru mor kıvranıp durmakta mısın? Yoksa istimlâke uğrayan bir arsanın inşaatında beynine taş balyozlar mı inmekte? Yoksa yavaş yavaş, kırılarak, parçalanarak, ufalanarak, deşilerek, yırtılarak, kazılarak, oyularak müzelere mi taşınmaktasın? Ve bu taşınman bittiği gün ansızın boynuna bir yafta mı asılacak: ÖLÜ. Yoksa bu yafta çoktan asıldı da bizim haberimiz mi yok? Yoksa ey kutlu İstanbul, bir yatırın türbesinin eşiğinde bir kurban gibi boynunu uzatmış mukadder saatin çalmasını mı bekliyorsun? O ermişin sab- rına eş bir sabırla bir derviş gibi türbe eşiklerinde misin? Sessizliğin bir dua sessizliği mi? Eğer böyleyse beni affet, bütün bu söylediklerimi affet.
Hayata Dair
Çağ ve İlham 1Sezai Karakoç · Diriliş · 2019768 okunma
9/10
·218 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 16:36
Hikâye, İstanbul’un boğucu ortamından uzaklaşıp, üniversite eğitimi için Anadolu’nun sakin bir şehrine yerleşen Orkun’un etrafında dönüyor. Tek başına bir eve çıkan Orkun, çok geçmeden rüya ile gerçekliğin birbirine girdiği esrarengiz olaylar yaşamaya başlar. Bu süreçte hayatına iki önemli figür girer: Eğlenceli, her konuda bilgi sahibi, gizemli ama bir o kadar da yapmacıklıktan uzak ve samimi üslubuyla öne çıkan Faysal Ergişi ve Orkun'un önceki aşkının ihanetiyle tuz buz olmuş ve toparlamaya çalıştığı kalbini kaptıracağı Tomris. Orkun’un rüya ve gerçeklik algılarının birbirine karışmasına neden olan sanrılar, tanıdıklar ve tevafuklar Faysal ve Tomris’inkilerle de bir şekilde kesişmektedir. Olayların merkezinde Kaşgarlı Mahmud’un yüzyıllardır kayıp olan eseri bulunmakta. Karakterlerimiz kendilerini bu kayıp kitabın ve onun getirdiği gizemlerin peşinde, adeta bir "bulma ve arama" serüveninde buluyorlar. Öyle ki hikâyenin bir aşk serüvenine dönüşmesini değil, kayıp kitabı arama odağında devam etmesini tercih eden yazar, okuru üzen, Orkun’u adeta yıkan bir izlek kurgulamış; Kılavuzun Pusulası’nın çizdiği rota bazı tasarruflara izin vermiyor adeta. Soyut bir bakış açısıyla şunu ifade etmek de mümkün; sevilen birini geri dönüşü olmayan bir şekilde kaybetmek metaforik olarak ulaşılamayan bir hakikati veya geç kalınmış bir sevgiyi, de temsil ediyor olabilir. Final kısmında karakterlerden birinin hapse girmesini de aynı bakış açısıyla; kişinin neden hapse girdiğinden çok bir bedel ödeme süreci olarak görmek mümkün. Kitapta en özgün bulduğum husus, kapak sayfasındaki araç plakasının (60 TO 34) arayışın devam ettiği Anadolu şehrine vurgu yapması ve metaforik bir zorlamayla GO TO 34 olarak okunabilecek plakanın, arayışın aslında olayların başlangıç noktasına yani özüne
Kılavuzun PusulasıOğuz Yılmaz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 2022310 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yürüyüşü Abartıp Akıl Sağlığını Tehlikeye Atmadan Önce Okunmalı!
9/10
·191 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 12:06
Tam yazın başlangıcında, kendi kişisel yürüyüş rotalarımı ve tempomu artırdığım bir döneme denk gelmesiyle beni ziyadesiyle mest eden, tam bir "doğru zamanda doğru kitap" tecrübesi oldu Yürümenin Felsefesi. Kitapta Frédéric Gros, yürümek gibi son derece yalın bir eylemi hem kendi kişisel bakış açısı ve deneyimleriyle harmanlamış hem de araya çeşni niyetine edebiyat ve düşünce tarihinin dev isimlerini serpiştirmiş. Nietzsche'nin çetin patikalardaki yaratıcı adımları, Rousseau'nun yalnız yürüyüşlerindeki özgürlük arayışı ve Kant'ın o meşhur, saat gibi dakik Königsberg yürüyüşleri arasındaki anlam ve pratik farklılıkları... Yazar sadece filozoflarla da sınırlı kalmıyor; Kiniklerin dünyayı mülksüzleştirerek yürüyüşünden, hacıların adımlarına, hatta Gandhi’nin yürüyerek salt tuz üzerinden bir toplumu sömürgecilerin elinden nasıl kurtardığına kadar konuyu çok katmanlı bir perspektifden ele almış. Kitabın benim için en güzel yanlarından biri de tam bir kaynak kitap işlevi görmesi oldu. Okuma esnasında altını çizdiğim, not aldığım isimler sayesinde şimdiden kendime yepyeni bir okuma haritası çıkardım; bana bu anlamda yeni ufuklar katacağı kesin. Tabii kitaptan kendime çıkardığım en muzip ama kulak arkası edilmeyecek ders de şu oldu: Yürümeyi de çok abartmamak gerek, yoksa mazallah akıl sağlığına mal olabilir! (Nietzsche ve Rimbaud çizgisine dikkat...) Eğer halihazırda düzenli yürüyor ve adımlarınıza zihinsel bir eşlikçi arıyorsanız, bu konuya teorik olarak ilgi duyuyorsanız ya da en temelde bedenin hareketleri ile edebiyat/felsefe arasındaki o büyüleyici ilişkiyi merak ediyorsanız, kitaplığınıza mutlaka ekleyin diyeceğim nefis bir eser. Kesinlikle tavsiyedir.
Edebiyat
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
Balık Değil, İnsan Hikâyesi
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 01:24
Fish! Balık’ı elime aldığımda karşıma çıkacak şeyin klasik bir kişisel gelişim kitabı olduğunu düşünmüştüm. Sayfalar ilerledikçe fark ettim ki bu kitap bana iş hayatını değil, insanın kendi hayatına karşı takındığı tavrı anlatıyormuş. Bir balık pazarının gürültülü tezgâhları arasında başlayan hikâye, aslında hepimizin iç dünyasına açılan sessiz bir kapıymış. Kitabı okurken en çok Mary Jane’in çaresizliği dokundu bana. Her sabah aynı koridorlardan geçen, aynı masaya oturan, aynı işleri yapan ama her geçen gün biraz daha tükenen insanların hikâyesi yabancı gelmedi. Çünkü hepimiz hayatımızın bir döneminde o “toksik enerji çöplüğü” denilen yerde bulunmuşuzdur. Bazen bir okul sırasının başında, bazen bir ofis masasının arkasında, bazen de kendi zihnimizin karanlık bir köşesinde… İşte bu yüzden kitap yalnızca bir işyeri dönüşümünü anlatmıyor; insanın kendi içindeki küskünlüğü, yorgunluğu ve umutsuzluğu dönüştürme mücadelesini anlatıyor. Fish! bana bir gerçeği hatırlattı: Hayat çoğu zaman bizim başımıza gelenlerden değil, onlara hangi gözle baktığımızdan ibaret. “Tutumunu seç” ilkesi kitabın sayfalarında yazılı duran bir cümle değil, adeta insanın omzundan tutup onu silkeleyen bir çağrı. Çünkü bazen değiştiremediğimiz şeyler vardır; fakat onlara karşı duruşumuzu değiştirmek her zaman elimizdedir. Yaşamın rüzgârı hangi yönden eserse essin, yelkeni nasıl açacağımıza biz karar veririz. Kitabın “oyun” kavramına yaklaşımı ise beni en çok düşündüren bölümlerden biri oldu. Yetişkin olmayı çoğu zaman ciddiyetle, ciddiyeti de mutsuzlukla karıştırıyoruz. Oysa balıkçılar bana şunu fısıldadı: İnsan işini severken de başarılı olabilir. Gülmek disiplinin düşmanı değildir; aksine bazen verimliliğin, yaratıcılığın ve dayanıklılığın gizli kaynağıdır. Sayfalar arasında dolaşırken,
Fish! Balık!Stephen C. Lundin · Epsilon Yayınları · 201257 okunma
İki kadın bir adam, aşk çekilir aradan
10/10
·212 syf.·
2026 98. kitabı
Yazar,kitabin girişinde bir kitap, bir insanin hayatini degiştirebilir diyor.Biz her kitapta kendimizden birşeyler bulur ,o hayatlar hakkinda ahkam keseriz. Bazi karakterlerin bencilliği , ürkekliği bizi kızdırır.Uzaktan o hayatın yükünü üstümüzden atmak istercesine karakteri bir dart tahtasinda yargilariz. Yazarin da kitabinda anlattığı gibi bazi gerçekler insanin bildiği herşeyi elinden alır. Ben bu kitapta ,kendisiyle ilgili gerçeklerden kaçarken ,bir tarafta masumiyet ,bir tarafta şehvet ikileminde kalarak ,yaptığı seçimin ağırlığında kalmış bir adamı okudum.Yazar karakterden bahsederken ilahi bakış açısında'Ercan bazen kendini bir satranç tahtasinda hayal ederdi,rakibinin oyununu tahmin eden usta bir oyuncuydu' derken de 'Kader ona bilmediği oyunlar oynuyordu 'diye de ekliyor. Oysaki o hamleleri doğru yönetmek bizim elimizdedir ama bahanelerle kendimizi avuturuz. İşte Ercan bende bu hissiyatı oluşturdu. Yaşadığı pişmanlık beni çokta etkilemedi. Hikayenin ana karakteri daha güçlü olmalı istiyoruz bence, o güç kitaba doğru yansıyor ve bizi de daha çok çekiyor. Ama zaaflar her zaman var kaçamayız ki? Bir okuyucu olarak Ercan kendini anlatırken ,ona anlam vermediğim çok yer oldu.Hayatındakı masumiyetin değerini bilemeyip kolayi seçti.İlahi bakis acisinda da satır aralarinda merak ettigim herşeyin cevaplarini bulsam bile, bu cevaplar bana ilaç olmadı, hüznümü kanattı. Hikaye iki aşk arasinda arafta kalan bir adamı anlatıp ,bana iki kadın bir adam ,aşk cekilir aradan şarkisini hatirlatsa bile ,satir aralarinda doğru şarkilar ve şiirler ile süslenen harika bir sentez vardi.Hatta yazar bir aşk hikayesinin aralarina toplumsal hicivlerlerini,insanlarin menfi duygularının yorgunlugunu cok güzel aktarmistı.Bu hikayeyi bir aşk yorgunluğundan çok insanı değer yorgunluğuna da
ArafAlper Turgay Cehiz · Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık · 202617 okunma
Ben yazayım da nasılsa okunur kitabı
6/10
·168 syf.··
2026 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 00:00
Pek çok okur gibi Miras kitabını ayıla bayıla okuyup, ardından Annem Öldü mü ile güzel ama bir Miras değil dediğim Norveçli yazardan okuduğum 3.kitap. Hikaye kullanmadığı eşyaları bodruma kaldırırken - bizde olsa eskiciye ya da ihtiyaç sahibine verilirdi - eski günlüğünü bulan orta yaş krizli bir kadın karakter ile başlıyor. Yine bizde olsa o günlük çoktan başkaları tarafından okunmuş mangalda çıra besleyici olmuştu. Kadın günlüğü okuyor o zamanki kendinden ne kadar farklı olduğunu fark ediyor, bir de tabi aynı zamanlarda intihar eden bir iş arkadaşı da var o da tuz biberi oluyor bu farkındalığın. Sonrasında işte rahat batan İskandinav ülkesi vatandaşı sorunsalları; varoluşsal sancılar, ben neden mutsuzum, ben neden normal insanlar gibi değilim, "hakiki" ne demek ... Kendisini ve etrafındaki insanlarla ilişkisini sorgulamaya başlıyor, kız kardeşi ile uyumlanamıyor, sevgilisine sevgisini gösteremiyor ben neden böyleyim neden neden neden!! youtube.com/shorts/rk-RgIIc... . Teselli olacaksa bu kitapta anasına babasına daha az sallamış :) Yazarın genel olarak bir "anne problemi" olduğunu da düşünüyorum bu kitapta da annesi ile ilişkisinde sorunlar vardı. Annem Öldü mü ile benzeşen yerler vardı, annesi kız kardeşi ile daha iyi anlaşıyor bizimki yine kendisini yetersiz, az sevilen hissediyor ama annesi pek farkında değil tarzda örüntüler vardı. Sonuç olarak wattpat kitaplarından hallice söylemine katılmasam da okura geçmiyor duygular, ne anlatmak istediğini tam oturtamamış gibi sıkıcı bir hikayenin arasına serpilmiş güzel cümleler kitabı. Norveç politikaları, sendikalar vb buralarda zaten aşırı uzadı konu, bilgimin de olmadığı bir alan olduğu için iyice sıkıcı bir hal aldı. Bence okumasanız da olur ama siz bilirsiniz. :)
Norveç Edebiyatı
Postane GünlükleriVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20231,038 okunma