Üst üste yığılı cesetlerin tepesinde fotoğraf makineleri şıklayıp duruyordu. Askerler cesetlere ve enkaza basıp geçerken şarkı söylüyordu.
Sayfa 294·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Ben bir ağlama ustasıyım
duygusal olmasından korkarak "seni çok özleyeceğim" dedim "ben de" doğrusu belki de ve nedense duygululuk küçültücü geliyor insana ne kadar eylülü üst üste yığsan böyle olamaz belki Feyyaz diyor ki oysa "ben bir ağlama ustasıyım" galiba ben de
Sayfa 606 - Galiba ben de·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
ÖDÜLLERİN EN BüYÜGÜ Bir buçuk yıllık öğretmenlik serüvenimin sonuna gelmiştim. Ter­his olacaktım. (Bizim dönem yedek subay öğretmenleri, askerlik eğitimi yapmadan okuldan terhis oldu.) İşin kötüsü, aylardan marttı. Okulun kapanmasına iki ay vardı daha. Dördüncü sınıftan aldığım öğrencilerimi beşinci sınıfa getirmiştim. Mezun edecektim onları. Daha doğrusu, edemeyecektim. Tezkere gelmişti. Müdüre, "Yeni bir öğretmen atayacaklar mı yerime?" diye sordum. Hikmet Bey yanıt vermedi. "Bu çocuklar ne olacak peki?" "Bilmem" gibilerden boyun büktü. "Peki," dedim, "ben öğretmenliği sürdüreyim. Para mara is­temiyorum. Yeter ki, çocukları mezun edeyim." Bildiniz! "Mevzuat hazretleri" çıktı karşımıza. Aklıma bir şey geldi, Milli Eğitim Müdürlüğü'ne koştum. "Müfettiş raporu var," dedim. "Dilersem bu meslekte kalabilirmişim. Öğretmenliği sürdürmek istiyorum." Dosyamı açıp incelediler. "Doğru," dediler. "Meslekte kalabilir­siniz. Ama bunun işlemleri birkaç ay sürer. Yaz sonuna doğru öğretmen olabilirsiniz." Yaz sonuna doğru! Benim derdim sınıfımı öğretmensiz bırak­mamak. Okula geldim. Müdürle konuştuk. Tamam! Hiç olmazsa arada bir "çaktırmadan" geleceğim, çocuklar yalnız kalmayacak. Ayrılık günü. Öğrencilerimle vedalaşacağım. Ne mümkün! Hepsi hüngür hüngür ağlıyor. "Yapmayın," diyorum. "Bakın, sık sık geleceğim buraya." Dinleyen kim! Kapının önüne yattılar. Üst üste. Bir tepecik oluştur­dular. Hem ağlıyorlar, hem dövünüyorlar. Beni bırakamıyorlar. Çantamı, paltomu masaya koydum. "Bunlar kalsın. Birazdan döneceğim," dedim. Sınıftan çıktım. Doğru Müdürün odasına. "Ağlıyorlar. Bırakmıyorlar beni," dedim. "Ne yapayım?" Hikmet Bey celallendi. "Ben şimdi sustururum onları!" "Aman" dememe kalmadı, öfkeyle odadan fırladı. Ben de peşinden seğirttim. Ya şimdi iki tokat patlatırsa bir
Sayfa 219·Kitabı okuyor
Oysa başlangıçlar ve sonlar üst üste binince gerçekte bir şey biterken başka bir şeyin başladığı yeni bir şey ortaya çıkar.Bulutların hareketini izlemek gibidir bu: İlerledikçe biçim değiştirirler, ama aslında gözümüzü ayırmazsak çok da değişmiyorlardır, önceden tavşana benzeyen bulut hala tavşana benzer, sadece biraz genişlemiş, kulakları kısalmış, burnu eğrilmiştir, biraz dağılmış olsa, kuyruğu gitse, tüyleri azalsa da onu görebiliriz.Bakışlarımızı bir saniyeliğine başka tarafa yöneltip geri getirdiğimizdeyde tavşandan eser kalmadığını görürüz, yerinde sadece bir bulut yığını vardır.
Sayfa 72 - İş Bankası Yayınları·Kitabı okudu
Halbuki Fahim Bey gayet okuma meraklısı, allâme değilse bile âlim bir adammış! Tesadüfen herhangi bir bahis açılsa onda "yed-i tûla"sı olduğu görülürmüş! Gazeteleri daima merakla ve zevkle okuyan babam da onun bir âdetinden daha takdirle bahsederdi: Meğer Fahim Bey, her sabah gözlüklerini takarak gazetelerini okumaya başladığı zaman, memleket ve hatta dünya işlerinin haberleriyle, kendi şahsi işleri gibi alakadar olur, kendine sorulabilecek ve cevap vermeye mecbur olabileceği, bir hesabı tutarcasına bir itina ile her gün bir Türkçe İstanbul, bir de Fransızca Paris gazetesini muhtelif renkli kalemlerle işaretlermiş ve itina ile saklarmış. Böylece odasında bütün geçmiş senelerin, aralarında telgraf yazılan dar kâğıtlar gibi birtakım işaret kâğıtlarının sarktığı gazete koleksiyonlarını yerden itibaren adam boyunca üst üste istif edilmiş olarak dururmuş. Güya vaktin birinde kendisinin lehine düzeltilecek mühim birtakım hesapların evrak-ı müsbitesiymişler gibi, üstlerindeki tozları almak için gezdirilen hafif tüylerden mâadâ bunlara hiç kimse elini süremezmiş. Şunu da hatırlamalı ki vakıa o zamanlarda herkesin gazetelere âdeta imanı vardı. Onların her dediğine itibar edilirdi. “Gazete yazıyor," demek "Resmen ilan olunur," demek gibi mühim bir sözdü.
Sayfa 42·Kitabı okuyor
Ne kadar göz bebeği varsa üst üste gelse Yine ayrı manzarayı, ayrı görüş herkese.