Üstad Sezai Karakoç, Teoman Duralı, Fuat Sezgin
Rasim Özdenören, Akif Emre ve Yavuz Bülent Bakiler
Alev Alatlı Hanım, Asım Gültekin, vah ki Mevlana Idris Zengin
Ahmet Kekeç, Bülent Parlak ve dahi postnişin Ömer Tuğrul İnançer
Uçtular birer birer, birbiriyle yarışır gibi
Demediler geridekiler bizsiz kalırlar, nasıl
Sarıp sarıp sırtlarına mebzul iyiliği, hayrı, güzelliği
Fânî size kalsın dediler menzilimiz mukaddes, menzilimiz asıl
Eksildik takvimlerin eksilmesinden daha çok
Daha derin, okyanusların eksilmesinden
Her birinin çekilmesiyle has bahçemizden
Biraz daha öksüz kaldık, biraz daha yetim
Her bir zikıymetin ayrılışıyla meclislerimizden
Gittiler peş peşe, bırakarak yâranı yetim
Ellerimiz döşümüzde bağlı kaldı ah
Gözlerimiz mezar taşlarında
Güzeldiler, cümlesini güzel bildik
İyiydiler, el-hak bildik her daim iyi
Aziz ruhları için gönülden Fatiha.
Batı buhranını derinlemesine inceleyen İngiliz tarihçi Arnold Toynbee‘nin tesbiti:“İstikbâl İslâm'ındır. Denenmemiş bir o kaldı!”Bu sözün ışığında, Salih Mirzabeyoğlu‘nun 1983 tarihli eseri:“İstikbâl İslâmındır – Denenmemiş Tek Nizâm“… Bu söz, açıkça, Müslüman olan Batılıları ve onların hayattan beklentilerini çağrıştırıyor, eser de zaten bu konuyu ele alıyor.Eserin hikâyesi, 1983 yılında Üstad Necib Fazıl‘ın Salih Mirzabeyoğlu‘ndan böyle bir eser istemesiyle başlıyor. Üstad o yıl Tercüman gazetesinde Ramazan sayfasını hazırlayacak… Tabiî, bugünküler gibi uyduruk kaydırık bir sayfa olmayacak. Fikir dolu, mesele dolu bir sayfa… İslâm denince, sadece basit insanın anladığı bazı dinî meseleleri anlar insanlar. O da vardır ama, İslâm “Çağlarüstü Mutlak Fikir“; o, en basit insan ile en derin insanı bir arada tutan, bütün insanlara hitab eden tek nizâm…Felsefe bunu yapamamıştır. O sadece yarım entellektüele hitab edebilmiş, büyük yığınları kucaklayamamıştır. Büyük yığınları harekete getiren ideolojiler de, hayatı kısmî gerçeklerde özetlemiş, onu bütünüyle anlamlandıramamıştır. Bugün görüyoruz, bazı kısmî gerçekler etrafında dolanan, bütün bir hayatı kuşatıcı olmayan, sadece belli bir dönemi veya belli bir alanı açıklamaya yarayan, bütünlükten haber vermeyen bir takım sistemler veya sistem girişimleri…
İSTİKBÂL İSLÂMINDIR -Denenmemiş Tek Nizâm-, 18 Aralık 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
“Üstad Fuzuli der ki: Beden diyarının en gözde yeri gönül şehridir.Bu şehrin üç dostu, üç de düşmanı vardır. Dostları ‘ferah’, ‘muhabbet’ ve ‘ümit’ tir. Düşmanları ise ‘garez’, ‘korku’ ve ‘gam’ dır.
“Bu dostların ve düşmanların her birinin etrafında yandaşları bulunur. ‘Garez’in yandaşları ‘yalan’, ‘kin’ ve ‘haset’, ‘korku’ nun yandaşları ‘şaşkınlık’, ‘dehşet’ ve ‘sıkıntı’, ‘gam’ ın yandaşları ise ‘dert’, ‘mahrumiyet’ ve ‘haset’ tir.
“Gönül şehrinin dostlarına gelince. ‘Ferah’ın yandaşı ‘güzellik’, ‘muhabbet’in yandaşı ‘aşk’, ‘ümit’in yandaşı ise ‘akıl’ dır.”
“ Gördüğünüz gibi, düşmanların yandaşları, dostların yandaşlarından daha fazladır. Bu durum da ‘gönül şehri’ ni, beden diyarının en hassas yeri haline getirir.”
–Dedikleriniz nasıl oluyor da aynen çıkıyor?
Necip Fazıl: Dört esaslı ve büyük ehemmiyeti hâiz hâdise üzerinde, dediklerimin aynen çıkışını şöylece hulâsa edebilirim:
1) 1939 Eylülüne kadar tek başıma harp olacak diye iddia eden muharrir bendim. 1939 Şubatından başlayarak, dışarıdan gelen tamamen maküs cereyanlara rağmen, emsalsiz bir dünya kıyametine gidileceğini söylüyordum.
1939 Ağustos sonunda Rus-Alman paktı olunca bunu, bazı başmuharrirler tam bir sulh müeyyidesi diye gösterirlerken, ben, harbin “birkaç gün” meselesi olduğunu yazdım...Üç gün sonra da harp patladı.
2) Britanya adasının, Fransanın sükutundan sonra istilâ edilemeyeceği ve bu yüzden Almanların istilaya teşebbüs etmiyeceği yolundaki iddiam... Aynı başmuharrirler istilâyı bir arife günü halinde gösterdiler. Ben, iddiam çıkmazsa, kalemimi kırar ve bileklerimi keserim dedim.
3) Harbin mutlaka Balkanlara geleceği, Balkanlar caddesinden geçmeyince, harbin “çıkmaz sokakta” olacağını iddia edişim...
4) Sovyet-Alman harbi başlamadan üç dört gün evvel, Almanların şark istikâmetine teveccüh edeceği ve bunun ancak İngilizlerle gizli bir uyuşma neticesinde olacağı hususundaki teşhisim... Bunun da, şimdilik ilk kısmı, tahakkuk etmiştir. Öbür kısmını zaman gösterecektir.
–Çıkmıyan iddianız olmadı mı?
Necip Fazıl: Evet, o da oldu. Meselâ bir hususta tamamen mahcup olmuşumdur. Fransa’nın o kadar çabuk yıkılacağını tahmin etmemiş, o yolda iddia yürütmüştüm. Fakat bu iddiamın çıkmayışından memnunum. Çünkü her dediği çıkan adam olmak istemem. Çünkü aklın hakkı yanılmaktır. Fransa mevzuunda yanılmak da, akla yakışan bir hâldir. Bu yanılmak, bu bakımdan beni teselli etmiştir.
–Pekâla Üstad, bu iş nasıl oluyor? Bildiğimize göre insanların gâipten haber vermelerine hakkı ve imkanı yoktur?
Necip Fazıl: Evet; bence de öyle...