Altay Cem Meriç’in Peygamberliğin İspatı kitabını okumak günlerimi aldı; çünkü her satırı üzerine dakikalarca düşünmeyi gerektiren entelektüel bir şölen. Kitap bittiğinde hissettiğim tek şey saf bir hayranlık ve hocaya olan derin sevgi oldu. Tüm oryantalist literatürü, gelebilecek her türlü eleştiriyi böylesine muazzam bir mantık süzgecinden geçirip, itirazların bile ötesine geçerek cevaplandırmak inanılmaz bir zeka örneği. Bu eser, sadece bugünün şüphelerine cevap veren sıradan bir kitap değil. Altay Cem Meriç hoca, Batı dünyasının, oryantalistlerin ve yazarların geçmişten bugüne kadar ürettiği —iyi ya da kötü niyetli fark etmeksizin— tüm argümanları, o dönemlerde yapılanları ve söylenenleri muazzam bir vizyonla önümüze seriyor.
İşin en büyüleyici kısmı ise şu: Hoca, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) o muazzam hayatını ve risaletini öyle bir mantık örüntüsüyle savunuyor ki, yüzyıllar öncesinden bugüne kadar gelebilecek her türlü şüphenin, üretilmiş ve üretilebilecek tüm itiraz ihtimallerinin önünü daha doğmadan kesiyor. Bu kitap bugünün değil, yüzyıllar sonrasının bile rehberi olacak nitelikte bir kalıcılığa sahip.
Muazzam bir emek, muazzam bir akıl...Rabbim Altay Cem Meriç hocamızdan razı olsun, ilmini, kalemini ve ömrünü bereketlendirsin. Gönlündeki o güzel muradını, Hazreti Ömer'i rüyasında görme arzusunu ve duasını da tez vakitte hayırla müstecap eylesin inşAllah. İyi ki varsın hocam. Peygamberliğin İspatıAltay Cem Meriç
İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Arkasında dürüstlük, doğal dostluk ve sıcaklık bırakırsa her zaman yaşar ve de anılır.
Bazen böyle oluyor; en sevdikleri, insanın hayatından tak diye çıkıyor, diyor Johann Wolfgang Von Goethe bir kitabında. Oysa, "Hayat bizi yavaş yavaş ölüme alıştırır," diyordu Orhan KemalEl Kızı'nda... #305423857 Ölümler mi hızlanmaya başladı biz mi giderek yavaşlıyoruz? Necip Fazıl Kısakürek misali, "Kefenimizden evvel çürüyoruz."Y - A - V - A - Ş - L - A - Y - I - N . . .
Koştukça geç kalıyorsunuz çünkü.
Acele ettikçe yetişemiyorsunuz.
Oysa bir şehri tanımanın en iyi yolu yürümekten geçer: "Yürüyeceksiniz. Gençseniz ve bir şehirde gönlünüzce yürümüyorsanız orayı gezdiğinizi söyleyemezsiniz." Hızla akıp gidiyor çağ ve o çağın akıntıya kapılıp giden insanlarıyız. Ufacık tatillere kocaman geziler sığdırmaya çalışıyor, gittiğimiz yere en hızlı ulaşım araçlarıyla gidiyor, nereler popülerse orayı gezmeye çalışıyoruz. Ne gezdiğimiz yerleri kendimiz seçiyor ne de oraya dair bilgileri araştırıyoruz. Oysa, "... şehri gezerken bile okuyacaksınız. Yirmi saat geziyorsanız mesela, iki saat okuyacaksınız," diyor İlber Hoca, keşif ancak böyle mümkün, o ruhu koklamak... youtube.com/shorts/2_pLX7mX..."Öğrenmek kolay; fakat hiçbir şey yapmadan sızlanmak daha da kolay."Gel Dünyayı Keşfedelim,
Dünyadan Türkiye'ye uzanan bir yolculuk,
Asya'nın bozkırlarından yola çıkıyor, Avrupa'yı aşıyor, Balkanları geçiyor, Ortadoğu'dan Türkiye'ye uzanıyorsunuz. Bütün yolculuklar gibi bu yolculuk da kahramanın evine dönmesi ile son buluyor: İzmir'den Ayvalık'a uzanıyor, Eskişehir'i tadıyor, Ani Harabelerinden Kars'a sesleniyorsunuz. Her yol gibi bu yol da muhakkak Aksaray'dan geçiyor, Türkiye'nin İtalya'sı Safranbolu'nun atmosferini soluyor, Kapadokya'yı
Bu yazarın digər iki kitabını da oxumuşam. Çox maraqlıdı ki, hər iki kitabı da Gökçen və Bülbül Kapanı I tərifləndiyi qədər olmasa da mən niyə hər dəfə bu yazarın bir kitabını oxumağa başlayıram?
Kütləsi çoxdu sadəcə. Kitabı basan yayınevinin də reklamı güclü olduğundan ortaya belə şeylər çıxır.
Bur də sırf akınsın deyə fərqli fərqli dizayndan idtifadə edilməsi də ayrı komediyadı. Amma mən neylədim? Pdf oxudum. Daha doğrusu wattpad üzərindən oxudum. Ağıllıyam mən
Wattpaddə qısadı və finala kimidi. Tez tez oxuyub bir günə 3 kitab oxudum
Nəisə. Keçim kitaba. Digər iki kitabında da olduğu kimi bu kitabda da o filmlərdən kitablardan fırlayıb çıxan repliklərlə qarşı qarşıya gəldik.
Maraqlısı bu ki, yazarın qələmi elədi ki, oxudur e kitabı.
Münkesir
Yazar Erdal Fidan
"İnsanlığını yitirmemiş ve yitirmeyecek olanlara... " diyerek ilk cümlesiyle derin kesiği zihinlere atarak başlıyor anlatmaya...
Arka fon müziğinde İbrahim Tatlıses'ten music.youtube.com/watch?v=pYYTe7g... " Yanlızım Dostlarım " eşliğinde,sanki "dinle beni 21.yüzyılın insanı"diyerek.
Kalabalıklar içinde yanlız kalanlardan biriysen ,gel hasbihal edelim der gibi içerlemiş ses tonuyla Münkesir 'i kelime kelime inceden inceye nasıl hissettiklerini dile getiriyor.Birden kendinizi hikayenin içinde buluveriyorsunuz...: )
Spoiler vermeyi sevmeyen bir okuyucu olarak devam ediyorum.
Kitap 95 sayfa,15 bölümden oluşuyor olsada,öz ve ez bir anlatımla insanların, okuyucularının hayatlarında bir farkındalık oluşturma gayretiyle kaleme alınmış olarak yazılmış.Okuyunca kimine göre hikaye,kimine göre gerçek hikaye kesitlerinden oluşuyor olduğuna karar vereceksiniz.
Belkide çağımız insan ilişkilerinin,
son dönemeçteki ahvalini dikkat çekmek kadar, bir o kadar da satırlara da dökerek, maskeli yüzlerin son durumlarını ve Münkesir bir yüreğin halini gözler önüne seriyor.Kendi kendini iyileştirme sürecini de tanıklık edeceksiniz.
Son cümle yine yazardan gelsin...
Tarifi var mıdır, huzura giden yolun?Tarifi var mıdır, huzurla biten sonun ?Müreccah 'ta buluşmak üzere diyelim.Keyifli okumalar...
"Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar,” der Sadık Hidayet, Kör Baykuş’unda, adeta cevap verir Mecit Ömür Öztürk, “Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen... Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan... Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden.” Yaranız varsa yanınızda Yaradan’ınız var der gibi!
"Kötü zamanlar geçecek," dedi hayat. "Kötü zamanlar geçecek," dedi ölüm. Süpürge-Kadın Destanı
Kötü zamanlardayız,
Belki zamanlar kötü değil de biz var olan zamanın içinde kötü günler geçiriyoruz.
Herkes bir telaş, koşturma içinde, kimsenin kimseye ayıracak zamanı yok, sosyal platformlarda mutluluk pozu veren insanların gözbebeklerinden okunuyor mutsuzlukları, hiçbir ceza caydırmıyor trafikte kavga eden insanları, öğrenci psikolojileri, okullardaki olaylar, kadın cinayetleri… Sanki herkesin her şeyi var ama kimsenin de kaybedecek bir şeyi yok gibi. Yaşadığı hayatın mutsuzu olan insanı neyle durdurabilirsin ki? Çok daha yorucu zamanlardan geçmiştir insanoğlu ama psikolojisi hiç bu denli yorulmamıştır. Bir şeyler hep eksik, maddiyatla tamamlanamayan, doldurulamayan bir boşluk. Topyekûn bir çağ huzursuzluğu… İşte tam bu anda bir ayet koşuyor imdada: "İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur."
Hüzün ağır gelir yüreğe ama en güzel duayı ettirir, diyor Cahit Zarifoğlu ve ekliyor, “Evimizde her türlü musibete karşı bir tek doktor ve ilaç vardı: dua ve aspirin. Daima şifa bulduk.” Nazan Bekiroğlu, “Hiçbir uzak, duanın erişemeyeceği kadar uzak değil.” Güne dua ile başlıyor Mevlana Celaleddin-i Rumi, “ Kalk, sabah oldu, dua çağı geldi çattı.” Hangi semavi dine inanırsa inansın herkesin var bir duası, William Shakespeare misali, “Ne yapalım; ben de severim, yazarım, iç çekerim, dua ederim.” Ve bazen insanın tek isteği, John Steinbeck gibi, “Tek istediğim buydu.
Efendimiz'i Sahâbe Gibi Sevmek dört bölümden oluşur;
1.Bölüm EFENDİMİZ'(S.A.V) Neden ve Nasıl Sevmeliyiz?
2.Bölüm EFENDİMİZ'İ (S.A.V) Sahabe Gibi Sevmek
3.Bölüm EFENDİMİZ (S.A.V) Sahabe'yi Nasıl Sevdi?
4.Bölüm EFENDİMİZ (S.A.V) Ümmetini Nasıl Sevdi?
Efendimiz'i Sahâbe Gibi Sevmek, Hz. Peygamber’i sadece akademik veya tarihi bir figür olarak tanımaktan ziyade, O’nu kalbi bir bağlılıkla sevmenin yollarını anlatır.
Kitap, "Sahabe gibi sevmek" kavramını işler.
Hz. Peygamber'in arkadaşları olan sahabenin, O’na olan bağlılıklarını, fedakarlıklarını ve hayatlarını O’nun rızasına göre nasıl şekillendirdiklerini örneklerle sunar.
Gerçek sevginin sadece sözde kalmaması gerektiği, sevginin en büyük ispatının O'nun sünnetine uymak ve ahlakıyla ahlaklanmak olduğu vurgulanır.
Yazar, okuyucuya Hz. Peygamber ile günümüz dünyası arasında manevi bir köprü kurmayı hedefler.
Sahabenin, "Anam babam sana feda olsun ya Resulullah" sözünün altındaki derin manayı ve bu uğurda sergiledikleri duruşu anlatır...
Sen olarak Muhammed Emin Yıldırım hocamızdan Güzel bir dua eklemek istedim;
Ya Rabbi! Bizleri sev!
Bizleri sevenlerden eyle!
Bizleri sevdir! Bizleri sevindir!
Ya Rabbi!
Ne Ebû Bekir gibi sadakatli bir duruşumuz
Ne Ömer gibi celaletli bir halimiz
Ne Osman gibi Yusuf misali bir iffetimiz
Ne Ali gibi ilim ve cesaretimiz
Ne Hatice gibi vefa ve fedakarlığımı
Ne Sümeyra gibi aşk ve sevdamız
Ne Nesibe gibi mücadele ve gayretimiz var.
Ya Rabbi!
Umduklarımıza nail et, korktuklarımızdan emin kıl
Ya Rabbi!
Mahcup etme, ettirme, sevgi iddiaları yüzlerine çarpılanlardan eyleme...