• 99 syf.
    ·10/10
    Cemal Şakar’dan okuduğum bu üçüncü öykü kitabı. Daha önce Pencere ve Sular Tutuştuğunda kitaplarını okumuştum. Bilhassa Pencere’yi çok beğenmiştim.

    Bu son kitapta öyküler durum öyküsü şeklinde yazılmış. Bazen bir savaş, bazen savaşta çocukların durumu, belki dramı; bazen şeytanların orada burada fiskos üflediği, ezanların bile temizleyemediği bir şehir; bazen haksızlıklar, zulümler, kıyımlar; bunlar karşısında takınılan, ya da takınılmayan suskun tavırlar, feryatlar, başkaldırılar; vatana bayrağa adanmışlıklar ve yaşanan çelişkiler; bazen kapitalist sistemin eleştirisi anlatılıyor. Güncelin izleri de var. Gazete haberleri, sosyal ağlar, belki bir fotoğraf karesi de öykülerde yer buluyor. Fotoğrafta gördüklerimiz değil, fotoğrafın öncesi ve bazen sonrası da nazarlarımıza sunuluyor.

    Kitapta ara ara argo ve küfür sayılabilecek kelimeler yok değil. Hayatın içinde bir ayna olmak adına yapılsa da buna benzer söylemler benim hoşuma giden şeyler değil. Küfürün yazılmasına maalesef tahammül edemiyorum. Edebî bir kitapta edepsiz kelimeler çok sırıtıyor. Kitabı okurken Leyla İpekçi’nin Güzel’in Binbir Yüzü’nü anlatırken kullandığı katmanlı ve dolayımlı anlatım tarzını hatırlamadım değil.

    İşte kitaptan altını çizdiğim satırlar:
    Sırtımda çanta, çantada ağır kitaplar, kitaplarda küçük dünyalar. Kitaplardan mı konuşacağız, hayattan mı?
    *
    Bahar yağmurları güzeldir, bereketlidir. Bembeyaz pamucuk bulutlar, masmavi göğün sonsuzluğunu bölmüş, betonun arasına sıkışmış, erguvanlar, erikler, bademler uzanıyor insanın içini ısıtan bahar güneşine; güneş ne kadar da uzak. Bulutları güneşi, baharı çekiyorum içime; içim genişliyor, ferahlıyor. Verdiğim nefesle içim daralıyor, hiçbiri benim olamıyor; ben hiçbiri.
    *
    Kitap, 2012 yılında hem Ömer Seyfetin Hikaye Ödülünü, hem de Eskader Hikaye Ödülünü almış.
  • 144 syf.
    ·10/10
    Çocuk edebiyatı denilince son zamanlarda akla gelen ilk isimlerden biri, Bestami Yazgan olsa da ben onun yazdıklarından ve şiirlerinden vaesafa ki bilmeden uzak kalmışım. En son 40 Hadis 40 Yazar kitabını okurken “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğudur.” hadisinin açıklamasını onun şu güzel şiiriyle okumuştum.

    Çiçeklerle hoş geçin,/ Balı incitme gönül./ Bir küçük meyve için/ Dalı incitme gönül.
    Konuşmak bize mahsus,/ Olsa da bir güzel süs,/ ‘Ya hayır de, yahut sus.’/ Dili incitme gönül.
    Sevmekten geri kalma,/ Yapan ol, yıkan olma,/ Sevene diken olma,/ Gülü incitme gönül.
    Başın olsa da yüksek,/ Gözün enginde gerek,/ Kibirle yürüyerek/ Yolu incitme gönül.
    Mevlâ verince azma,/ Geri alınca kızma,/ Tüten ocağı bozma,/ Külü incitme gönül.
    Dokunur gayretine,/ Karışma hikmetine./ Sahibi hürmetine/ Kulu incitme gönül.

    Bu şiirden sonra da Gönül Fotoğrafı şiir kitabını edinmiştim. Kitap birkaç gün rafımda kaldıktan sonra dün sabah elimdeydi. Bir oturuşta okudum desem yalan olmaz. Gerçi şiir kitapları öyle bir oturuşta bitirilmez. Kelimelerin bağdaşıklık ilişkilerini çözünceye kadar romanda beş sayfa okursunuz yani. Ama buradaki her bir mısra arı duru bir dille yazıldığından herhangi bir süzgeçten geçmeden direk kalbe aktı. Bu sebeple de hemen bitti.

    Bir söyleşisinde “Şiirde öğretmenim A.Neşet Dinçer'dir, manevi öğretmenim olarak da Yunus Emre'yi kabul ediyorum. Bununla beraber Fuzuli'yi, Karacaoğlan'ı, Yahya Kemal'i, Arif Nihat'ı, Mehmet Akif'i, Necip Fazıl'ı ve Abdürrahim Karakoç'u severek okuyorum.” der. Bu şairlerin etkisini şairimizin şiirlerinde görmek mümkün. Kitap da arzu vezniyle yazılmış iki de gazelini okudum

    Bestami Yazgan’ın biyografisini okurken Mesam üyesi olduğunu görünce, demek ki şiirleri aynı zamanda bestelenmiş dedim. Orhan Hakalmaz ve Uğur Işılak onun şiirlerini besteleyip okuyanlardanmış. Kitap dört bölüme ayrılmış: Zaman Aynası, Yürek Bestesi, Kutlu Hazine ve Rahmet Gülistanı. Şiirler hece vezniyle yazıldığı gibi serbest tarzda yazılanları da var aralarda. Her ne kadar serbest olsa da şiirler hiç kafiye de yok değil. Şiirde sesler oldukça ahenkli dizilmiş. Akıcılık da buradan kaynaklanıyor. Takılmıyorsunuz yani.

    İşte Gönül Fotoğrafı’ndan altını çizdiğim mısralar:

    Ne zaman/ Gönül fotoğrafı çektirsem
    Öyle ışıklı / Öyle yakışıklı/ Çıkıyor ki yüreğim,/ Hiç sorma!
    Nakış nakış, oya oya/ Her yerinde sen varsın ya!
    *
    Yüzünü görünce gün tazelenir/ Sesini duyunca can tazelenir/ “Belki” çiçeklenir an tazelenir/ Düşlerimi yıldızlara asarım/ Ben susunca dağlar gibi susarım.
    *
    Ferman dinlemeyen nefisten gayrı/ Olmadı cihanda hasmımız bizim.
    *
    Dünya pazarında kârı bıraktım/ Yokların içinde varı bıraktım/ Gönül yükü inkisarı bıraktım/ Can bir’de eridi haberin olsun.
    *
    Açsın diye vefa gülü/ Sevdik, en dikenli yolu;/ Dört bir yana deli dolu/ Estiğimiz, dost içindir.
    *
    Hasretin göğsümde değirmen taşı/ Gözlerim gizlice öğütür yaşı.
    *
    Cezamız sevmek olsun/ Ezamız sevmek olsun/ Yıldızlarla süslenen/ Fezamız sevmek olsun.
    *
    Kavgayı, nefreti, kini bıraktım/ Ruhuma yük olan teni bıraktım/ Bir sevda seline ben’i bıraktım/ Sevgiyi gönlüme sultan eyledim.
    *
    “Elest” günü test olmuşum/ “Belâ” ile mest olmuşum/ Dikenlere dost olmuşum/ Güle minnet eylemem.
    *
    “Sevgi sofrası kurulsun / İsteyen gelsin buyursun.” Ben buyurdum. Ziyafet güzel. Ne zaman isterseniz aynı ziyafetten siz de istifade edebilirsiniz.
  • Zalim ve Katillerle elbette mahşer gününde hesaplaşacağız...

    -İskilipli Atıf Hoca
  • 375 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    İnsanı duygudan duyguya iten bir kitap...
    Nasıl sonuçlanacağını tahmin edip asla öyle bir son bulamayacağınız aşırı duygusal bir arkadaşlık öyküsü..
    Sadakatin önemini, ne pahasına olursa olsun inandıklarından vazgeçememek gerektiğini anlatan sürükleyici bir eserdi. Ben okumak için biraz geç kaldım. Devamlı ertelediğim bir kitaptı ama her kitabın bi okuma zamanı vardır demek Ucurtma Avcısı'nın zamanı da şimdiydi. Siyasî olaylarla da tamamlanan güzel ve merak uyandıran bir trajedi..
    Her yaşta okunması gereken bir eser niteliğinde kanımca.
    ''Yeniden iyi biri olmak mümkün''
  • Erkeğin insafına bırakılmış, onun hizmetine konulmuş bir varoluş. Erkeğe göre ayarlanmış bir hayatın nasıl çekilmez ve sıkıcı, tekdüze ve çürütücü olduğunu, dağ-taş, kurt-kuş anlardı da bir erkeklerimiz anlamazdı. Kendi kof ilahlık gösterilerinden sarhoş olmuş vaziyette bizi itaate, ibadete ve hizmete çağırırlardı; kendileri için. Kendi varlıklarına duydukları kuşku öyle derindir ki bizimle doğrulamak isterlerdi. Bütün hayatları bu beyhude çabayla geçerdi; son ana kadar taşıdıkları doğrulanmayan varlıkların ağırlığıyla.
  • Huzursuzluk! Nasıl anlatsam
    Issız bir yerde vurulmuş ve ölmekte olan bir adam
    Kan kaybından ölen, saatleri kalmış bir adam düşündüm
    Herhalde bu huzursuzluğu ancak böyle bir adam yaşayabilirdi
    Söylenmemiş sözler, gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecek hayaller
    Yağmur yağıyor ve eline bulaşan kan daha akışkan bir hal oluyor
    Suratına sürüyor adam kanlı ellerini sızlanarak
    Son yağmurunda
    Ve yağmurun sesi her şeye rağmen güzel, umut vadediyor
    Kırılma noktası bu daha bir kederli şu anda
    Sigarayı bırakacaktı oysa bu adam
    Değişmek istiyordu ve değişecekti de
    Fakat onu vurdular belki bir orman yolunda
    Vurdular onu ve ölüme terk ettiler
    Henüz elini tutamadığı sevgilisi var onun
    Öpülmemiş dudaklar ve koklanmamış saçlar
    Babasıyla yaptığı konuşmalar geçiyor aklından
    Annesinin öpüşü sonra çocukluk yılları
    Kardeşlerini son görüşü
    Bir bir aklından geçiyor adamın son yağmurunda
    Bağırası var fakat güçten düşmüş
    Kimsecikler yok ona yardım edecek
    Yağmurun sesinden başka
    Issız bir yerde vurulmuş ve ölmekte olan bir adam
    Huzursuzluk! Nasıl anlatsam
    Yarım kalan çok şey var ve yarım kalacak
    Ölmek değil ki bu adamın derdi
    Geride bırakmak onu bekleyen onca şeyi
    Üstelik çok yaklaştığını hissederken almaya
    Ölümüne saatler kalmış oysa
  • -Tolstoy’un Karısına Veda Mektubu-
    “Gidişim sana acı verecek, üzgünüm, bana inan ve başka türlü yapamayacağımı anla. Benim evdeki durumum çekilmezdi ve çekilmez oldu. Öteki nedenlerin yanısıra, şatafatlı koşullar içinde, eskiden olduğu gibi, yaşamayı sürdüremedim ve benim yaşımdaki ihtiyarların göreneğine uyarak, dünyayı terkedip, yaşantımın son günlerini sessizlik ve yalnızlık içinde geçirmek istedim.(…)
    “Bunu anlamanı ve nerede olduğumu öğrenecek olursan gelip beni aramamanı yalvararak rica ediyorum. Senin gelişin sadece ikimizin de durumunu kötüleştirir ama benim kararımı değiştiremez.(…)
    “Benimle birlikte namusluca geçirdiğin kırksekiz yıllık yaşam için sana teşekkür ederim ve sana yapılan ve bana yüklenen suçlamalar için beni bağışlamanı dilerim, senin bana karşı yaptığın haksızlıkları da benim bağışladığımı bilmeni isterim. Benim gidişimle, senin için oluşacak değişiklikleri kabullenmeni öğütlerim. Bana bir haber iletecek olursan Saşa’ya söyle, o beni nerede bulacağını bilecek ve gerekeni iletecektir. Ama benim nerede olduğumu açıklayamaz, çünkü bulunduğum yeri hiç kimseye söylememek konusunda bana söz verdi.”
    Lev Nikolayeviç Tolstoy