— Peki, İvan; ölmezlik, şu tırnağımın ucu kadar ölmezlik var mıdır?
— Ölmezlik de yoktur.
— Hiç mi?
— Hiç.
— Yani tam bir sıfır, ya da hiçlik... Belki de bir şeyler vardır ha? Büsbütün hiçlik olur mu?
— Tamamen sıfır.
— Ölmezlik var mı, Alyoşka?
— Var.
— Yaa, Tanrı da var, ölmezlik de, öyle mi?
"— Evet. Hem Tanrı, hem ölmezlik. Zaten Tanrı ölmezliktir."
"Ama o bunu hak etmiyor."
"Bu dünyada herkes başkasının cezasını çeker."
"O hâlde onun cezasını ben çekeyim."
"O zaten senin cezanı çekiyor. Annen seni bu kadar severken onu ağlattın. Eğer senin yerine beni sevseydi ağlamazdı."
"Hiç görüşmediniz mi abi sahiden?"
"Yok. Görüşürsek kendimi kaptırırım, giderim diye korktum."
"E gitseydin..."
"Gidemedim işte."
"Neden yaa, bak bunca sene acı çekmişsin, başkasına özlem duymuşsun. Neden gidemedin abi?"
"Nasıl neden Ethem, kendine sorsana, sen neden gidemedin?"
"Beni birinde iki gün ağaca bağladı. Bıraktı gitti yazının ortasında. Yaa, orada, ağaca iki gün sarılı kaldım da anam geldi açtı. Anam olmasaydı beni kurtlar parçalardı orada."