Cihan Aktaş

Cihan Aktaş

Yazar
7.7/10
67 Kişi
·
179
Okunma
·
38
Beğeni
·
2.553
Gösterim
Adı:
Cihan Aktaş
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar ve Mimar
Doğum:
Refahiye-Erzincan, 1960
Yazar Ümit Aktaş'ın kardeşi.Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Fakültesi’ni (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı ve gazeteci olarak çalıştı. Yeni Devir’de köşe yazıları yazdı. Halihazırda Taraf gazetesi ve Dünya Bülteni internet sitesinde köşe yazıları yazıyor. Hayal Perdesi e-dergisinde sinema yazıları, http://www.sonpeygamber.info'da ise dini içerikli makaleleri yayınlanıyor. 1995’te TYB (Türkiye Yazarlar Birliği), 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikayecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikaye kitabı ESKADER tarafından yılın hikaye kitabı ödülüne lâyık bulundu. Halihazırda Tahran’da Tabatabai Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde dersler veren Aktaş evli ve iki çocuk annesidir.
Ne kadar az kendim olabildim yıllardır. Ne kadar az gezdim, gördüm, düşündüm..
Ne kadar az tanıdım hayatı.
Ne kadar az tanık oldum geçmiş insanların kalıntılarının ibretine.
Ne kadar az ayak izim kaldı toprakta..
Ne kadar az görebildi beni gökyüzü..
Kanımca, içinde yaşadığı toplumu ve bütün dünya insanlarının sorunları şu veya bu şekilde ilgilendirmeli Müslümanı. Doğruyu savunmak için bile yanlışlardan haberdar olmalı
İnsan bir cinsle, bir kimlikle dünyaya geliyordu ama kendi çabasıyla kimliğini geliştirme yükümlülüğüyle değer kazanıyordu.
Olağanüstü özelliklere sahip, sonsuz ve sınırsız yeteneklere sahip olmalarına karşılık erkeklerce ezilerek kendilerini kanıtlayamamış kadınların varlıklarını kanıtlayabilmeleri için feminist olmaları, yani her meseleye kadın açısından, kadın sorunu açısından bakmaları zorunludur.
Çünkü, bir Müslüman şerefsiz bir hayata şerefli bir mücadeleyi tercih konusunda şüphe göstermez. ( Bu cümle 1989 yazında bazı İslami gazete, dergi ve yayınevleri tarafından " İnandığımız Gibi Yaşamak İstiyoruz" başlığıyla ortak yayınlanan bildiriden alınmıştır.)

Müslüman olmak Türkiye' de o zamanlar öz vatanda garip kalmaktı çünkü.
224 syf.
·3 günde
Bir dönem halk arasında kullanılan bacı ve bayan kavramlarının evrimsel sürecine değiniyor kitabında Cihan Aktaş. “Bacı”nın, Anadolu insanı için sosyal hayatta akraba veya akrabalık dışı kadın ve erkek ilişkilerinin sıcak, masum ve güvenilir yönünü temsil ettiğini belirten Aktaş, “bayan”ın ise dinî kaygıları zayıf olan, erkeklerle rahatça ilişki kurabilen ve sosyal hayatta “bacı”nın karşılaşmaktan kaçındığı durumlarla ilgili endişeleri olmayan modern bir kadının tasviri olduğunu ifade ediyor. Başörtüsü yasağını tartışan televizyon programlarında neden başörtülü kadınların olmadığını eleştiriyor. Başörtülü kadınların kamusal alanda ki durumunun geçmişini ve günümüze kadar gelinen süreçte ki yaşanılan değişimleri anlatıyor.
Ben kitabı okurken çok sıkıldım. Bir çok konuda yazara katılmıyorum. Bu alanda pek faydalı bir eser olduğunu da düşünmüyorum. Başörtülü kadınların yaşadığı sorunları dile getirmekten daha çok şekilcilik yapmış bence. Bacı ve bayan kavramlarını açıklaması kalıp yargılı düşünme gibi geldi bana. Keşke başörtülü kadınların sıkıntılarını daha iyi dile getirseymiş.
110 syf.
·Beğendi·7/10
Ağlaya ağlaya okudugum bir kitap.yakin arkadasimin tavsiyesiyle okudum.cok guzel bi kitap.ehlibeyt 'in hayatlarini okumayi sevenlere mutlaka tavsiye ediyorum.
155 syf.
·Puan vermedi
Son Büyülü Günler yazarın 2. hikaye kitabı.Kitapta dokuz hikâye var. Hikâyelerin kurgu ve anlatımı güzel.Kitaba ismini veren hikayede ise; Küçük bir kızın öğretmen okuluna gitmek için, yaşadığı Anadolu kasabasından ayrılışını anlatıyor.Kadın bakış açısının hakim olduğu hikayelerde müslüman kadını işleyen yazar, kadın erkek ilişkilerinden evlilik sorunlarına; ev yaşamındaki ince ayrıntılardan toplumsal ilişkilere varan geniş bir bakış açısı ile kadının toplumdaki konumunu hikayeleştiriyor.
176 syf.
·6/10
Ayrı ayrı öykülerden oluşan bu kitapta kızların , bazen kadınların kendilerini bulmaları cok mümkün. Öykülerde samimiyet, sıcaklık, çay var. Ve Anne sıcaklığı var kimi zaman. Önemli bir unsuru da kaçırmamak gerek tabiki. Yazar, ayrılıkların soğukluğunu da işlemekten çekinmemiştir ve güzel hatıraların geçmişte bir yerlerde kalıp soğuktan üşümesini.
224 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Cihan Aktaş’ın Bacı’dan Bayan’a adlı Kitabında, modern dünyada soluklanan her müminin karşılaştığı problemleri, yanından geçip gidemediği sorunları irdeleyen yazar; sosyolojik tespitler ve değerlendirmelerle dolu bir araştırma-inceleme kitabı üretmiş. Mahremiyet, başörtüsü, her türlü reklamda kullanılan kadın sektörü gibi konuları derinlemesine işliyor. Kitabının son bölümünde ise “yeni bir kamusallık arayışı”nın içinde görüyoruz kendisini.

“Bacı” ve “bayan” hitabı arasındaki fark

Bir dönem halk arasında kullanılan bacı ve bayan kavramlarının evrimsel sürecine değiniyor kitabında Cihan Aktaş. “Bacı”nın, Anadolu insanı için sosyal hayatta akraba veya akrabalık dışı kadın ve erkek ilişkilerinin sıcak, masum ve güvenilir yönünü temsil ettiğini belirten Aktaş, “bayan”ın ise dinî kaygıları zayıf olan, erkeklerle rahatça ilişki kurabilen ve sosyal hayatta “bacı”nın karşılaşmaktan kaçındığı durumlarla ilgili endişeleri olmayan modern bir kadının tasviri olduğunu ifade ediyor. “Bacı”, tesettürlü ama dernek, parti, konferans, seminer gibi çalışmalarda ön planda olan; bu platformlarda ‘ağabeyleriyle’ birlikte faaliyetler yaparken dişilik özelliklerini değil kişilik özelliklerini ön planda tutan kızı/kadını simgeliyordu.

İlk zamanlar mütesettir kızlara gayet güvenli bir sosyal alan açan “bacı” nitelemesi, aynı zamanda İslamcı erkeklerle kızlar arasında duygusal hisler olamayacağını da yolluyordu bilinçaltına. Saydam duvarlar örüyordu kalpler arasına… ‘Kötü göz’le bakılamazdı bacıya. Aşk kötü göz, evlilik düşüncesi ise kötü niyet olarak addedilmeye başlanmıştı. Bunun sonucu olarak; zihinsel yönden kendisinden zayıf ve İslamcılık gibi bir ideali olmayan erkeklerle tesadüfen evlenen kızlar veya dünya görüşü farklı, mütesettir olmayan kızlarla hayatını birleştiren erkekler çıkıyordu ortaya.
110 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
ehli beytden İslamın savunuculuğu yapmış annemiz Ali ve Fatıma'nın güzel kızı .İbn Ziyad ve Yezid gibilere Hakkı anlatan Kerbelada sonuna kadar susmayan açtırmak istediği umudun adı
Kardeşinin ölümüne ağlamayacak kadar
Kerbela'da hanımları teselli edecek kadar sabırlı kadın .Zeynep çölün kanayan yarası çölün dili kulağı
144 syf.
Bir anda onlarca yaş ileri gidiyor ve ağaran saçları sarkmış karnı ve düşük omuzlarıyla size somurtan bir ihtiyar görüveriyorsunuz her gün baktığınız kenarları yaldızlı aynada. İş bu ya bir de kenarda bir bardakta iki çene size gülümsüyor. Şaşakalıyorsunuz her zaman dikkat ederdiniz ya giyiminize, bugün karşınızda bir paspal var. Ne bu hal! Yıllardır yanınızdan ayrılmayan kimi zaman seyahat yastığı kimi zaman baston bazense gözlerinizdeki nemi silen bir oyalı mendil bellediğiniz canınızın parçası yok. Yüzünüzü iki kenara silkiyorsunuz ama bu defa ellerinize kayıyor başınız. Hani o titreyen ellerinize. Eviniz değil burası! Yoksa eviniz mi. Benziyor aslında. Peki şu kenarda oturan kadın? Anneniz mi yoksa. Yok canım! Size kızınız olduğunu söylüyor bir de ! UTANMAZ! Öyle ya Kızınız olsa bilirdiniz, kızınız olsa bilirdi.......
Bazen tekrarlara düşüyor bu kitap tıpkı sürekli daha az evvel söylediğini unutan bir ihtiyar gibi. Ama asla yaşlı değil. Cihan Aktaş'tan güzel bir öykü. İyi okumalar :)
Bu kitabı keşfetmeden kısa bir süre önce cânımın canânı anneannemi kaybetmiştik. Alzheimerdan muzdaripti ve bu hastalığıyla ömrü uzun süre yârenlik etmişti.
Bu kitabı keşfettiğimde alzheimer bir annenin başından geçenleri anlattığını öğrendiğim için ilk kez bir kitap hakkında yapılan yorumları hiç okumadan direkt aldım.
Çok pişmanım...
Çok küçük yaşta okuma alışkanlığı kazandım ve ne derece beğenmezsem beğenmiyim bir kitabı yarım bırakma kötülüğü yapmazdım kendime. Sıkılarak da olsa, haftalar da sürse devam ederim ama bu kitaba devam edemedim. Hayatımda ilk kez bir kitabı yarım bıraktım. Hiçbir kitaba kötü diyecek vasıfta biri değilim, hem ortada ne olursa olsun bir emek var hem de bakış açısı söz konusu.
Ama bu kitaba harcadığım zamana ve devam edebilmek için sarfettiğim enerjiye de kendi emeğim olarak baktım ve bıraktım...
Konuşmalar sirkülasyonundan ibaret bir kitap. Kim konuşuyor, peki şimdi, şimdi konuşan kim diye düşün düşün fırlatıp attırıyor kitap kendini. Diyalog yok, sadece metin var ve metinler de aslında konuşma. Belki de iç sesi konuşuyor şu an filan diyorsunuz bir zaman sonra. En nihayetinde sırada beni bekleyen kitaplarımdan çaldığım zamana acıdım ve bıraktım. Yarım bıraktığım ilk kitap ve çok üzgünüm...
344 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitabi okuduğumda beni başka dünyalara götürerek kentleşme hakkında yeni bir bakış açısı kazandırdı. Gökdelenlerin, kentleşmenin insana ne kadar zararı dokunduğunu kitabı okuduktan sonra anladım.
152 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
"Kaynağı bulursun sen Hacer, diyordum. Sürekli ararsın kaynağı, ayakları ağrıyan annen, gururlu kardeşin, kayıplara karışan çocuklar için ve unutulmaması gereken iyilikler için de yorulsan bile koşarak ulaşırsın kaynağa..."

Bu cümlelerle bitiyor bu değerli eser. Mekanların ve zamanların ötesinde bir yaşanmışlıklar anlatılıyor satırlarda. Bir yetim kız koşup geliyor satır aralarından. Göz kırpıyor. "Hadi bul beni!" diyerek bir kelime içinse kayboluyor. Cüdâ, ayrılık, hasret, vatan kelimeleri bir görünüp bir kayboluyor onun ardından. Anlaşılmaz ve anlatılmaz bir hissiyat sarıyor dört yanı. Harfler aralanıyor, içinden kocaman bir hayat çıkıyor: bazen daralıyor bir çadırda 16 kişilik aileye sığıyor. Diller arasında kelime alışverişi sürüyor. " Ene ahabbuk." Bir kız çocuğunun dilinden ne de güzel, dalga dalga yayılıyor etrafa. Etkisi altına alıyor, bırakmıyor. Yeni doğmuş çocukların üşümüş burunları geliyor gözler önüne. Bir soba olmadan geçirilmeye çalışılan kışlar. Hayalleri mi ısıtıyor onları diye düşünüyorum zaman zaman. Hayaller işte... Ve dualar... Onlar değil mi bizi ayakta tutan güç. Mutluluktan bahsediliyor. Sonradan keşfedildiğinden. Mutluluk yakalanıyor yakalanmasına ama üzerine bir değil pek çok bomba düşüp Halep( beyaz) şehri, mutlulukları karaya boğuyor. Şehir yangın yeri. Alev alev yanıyor gönüller. Bir soğukluk ver Rabbim. Onları değil bizi üşüten bir soğuk. Çocukları üşümesin Allah'ım. Şehirlere beyazlar yağsın yine. Mutluluk keşfedilsin yine. Öyle bir keşfedilsin ki her seferinde yeniden bulduğumuzu unutalım. Unutalım Rabbim. Unutturalım. Ey Rabbim .....

Yazarın biyografisi

Adı:
Cihan Aktaş
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar ve Mimar
Doğum:
Refahiye-Erzincan, 1960
Yazar Ümit Aktaş'ın kardeşi.Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Fakültesi’ni (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı ve gazeteci olarak çalıştı. Yeni Devir’de köşe yazıları yazdı. Halihazırda Taraf gazetesi ve Dünya Bülteni internet sitesinde köşe yazıları yazıyor. Hayal Perdesi e-dergisinde sinema yazıları, http://www.sonpeygamber.info'da ise dini içerikli makaleleri yayınlanıyor. 1995’te TYB (Türkiye Yazarlar Birliği), 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikayecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikaye kitabı ESKADER tarafından yılın hikaye kitabı ödülüne lâyık bulundu. Halihazırda Tahran’da Tabatabai Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde dersler veren Aktaş evli ve iki çocuk annesidir.

Yazar istatistikleri

  • 38 okur beğendi.
  • 179 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 113 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.