1000Kitap Logosu
Ece Ayhan
Ece Ayhan
Ece Ayhan

Ece Ayhan

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.3
720 Kişi
2.716
Okunma
597
Beğeni
19,9bin
Gösterim
Tam adı
Ece Ayhan Çağlar
Unvan
Türk Şair, Etikçi
Doğum
Datça, Muğla, 10 Eylül 1931
Ölüm
İzmir, 13 Temmuz 2002
Yaşamı
Ece Ayhan Çağlar (d. Datça, 10 Eylül 1931 - ö. İzmir, 13 Temmuz 2002) Türk şair, etikçi. İkinci Yeni şiir akımının öncülerindendir. Ön yaşamı Tam adı Ece Ayhan Çağlar'dır. Babasının mal müdürlüğü göreviyle bulunduğu Datça’da, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Behzat Çağlar, Geliboluludur. Annesi Ayşe Hanım’ın baba tarafı Gelibolu’nun Kavak köyünden göçerek Eceabat’ın Yalova köyüne yerleşmiştir. Behzat Bey’in babası ağır ceza mahkemesi başkâtipliği, dedesi de Gelibolu müftülüğü görevlerinde bulunmuşlardır. Ayşe Hanım’ın babası Hafız İbrahim Deniz, yarı çiftçilik, yarı tüccarlıkla uğraşmış, Eceabat’a bağlı Sivli Köyü halkının imam istemesi üzerine, atandığı bu köyde imamlık yapmıştır. 1932’de Küre’ye mal müdürü olarak atanan Behzat Bey, 1933’e kadar sürdürdüğü bu görevinden istifa edip Çanakkale’ye yerleşmiş ve bir avukatın yanında arzuhalcilik yaparak ailesini geçindirmeye çalışmıştır. Ece Ayhan, ilkokula 1938’de Eceabat’ta başlar, ikinci sınıfı Çanakkale’nin İstiklâl İlkokulu’nda okur. Ailesinin 1940 Kasım’ında Çanakkale’den ayrılarak İstanbul’a yerleşmesi üzerine, üçüncü sınıfa Karagümrük / Atikkale’de bulunan “19. İlkokul”da [daha sonraki adı Hırka-i Şerif İlkokulu] devam eder ve ilk öğrenimini bu okulda tamamlar. Orta okulu, Vefa Lisesi’nin karşısında bulunan Zeyrek Ortaokulu’nda; lise öğrenimini de Taksim Lisesi’nde [daha sonraki adlarıyla Beyoğlu Lisesi, İstanbul Atatürk Erkek Lisesi] tamamlar. Yüksek öğrenimine 1953’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başlar ve 1959’da mezun olur. Aynı yıl, İstanbul maiyet memurluğunda başladığı stajını ve kaymakamlık kursunu tamamlar. 1962’de Deniz Hafize Hanım’la evlenir ve kaymakam olarak atandığı Gürün’de (Sivas) göreve başlar. 1963’te Alaca’da (Çorum) kaymakamlık ve belediye başkanlığı görevlerine atanır; aynı yıl tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir. 1964’te Tuzla Piyade Okulu’nda yedek subay öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini tamamlar ve 1965’te Çardak (Denizli) kaymakamlığına atanır. Kariyeri Disiplinli bir yaşam tarzı ve memurluk hayatı, edebiyat çevrelerinde bugün de “hırçın şair”, “huysuz şair” olarak anılan Ece Ayhan’ın yaradılış özelliğiyle bağdaşmayacak olgulardır. Ece Ayhan, 1966’da devlet memurluğu görevinden ayrılarak “soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” dediği İstanbul’a yerleşir. Kısa aralıklarla birçok işe giren sanatçının İstanbul’da yaptığı başlıca işler arasında; Meydan Larousse ansiklopedisinde yazarlık, Sinematek’te ve Yeni Sinema Dergisi’nde müdürlük, Genç Sinema Grubu’nda yöneticilik, Ağaoğlu Yayınevi’nde çok kısa bir süre redaktörlük sayılabilir. Kansere yakalanan eşi Deniz Hafize Hanım’ı 1968’de kaybeder. Ekonomik durumunun çok kötü olması ve yaşının küçüklüğü gibi nedenlerle oğlunun bakımını eşinin ebeveynine bırakır. Hastalık dönemi Ece Ayhan, 1974’ten ölümüne kadar, beynindeki tümörün yol açtığı birtakım hastalıkların sıkıntılarıyla yaşamıştır. Sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet veren tümör, dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkarılmıştır. Ancak, tümörün diğer organlarda meydana getirdiği hasarlar, sanatçıya yaşamı boyunca sıkıntı vermiştir. Büyük bir ekonomik sıkıntı içinde yaşayan sanatçı, Çanakkale Belediye Başkanlığının yardımlarını görür. Belediyenin geçici işçi kadrosuna alınarak sosyal güvenliğe kavuşması sağlanır ve böylece SSK hastanesinden ücretsiz olarak yararlanır. Ancak, sağlığının günden güne bozulması ve bacaklarının felç olması üzerine, yakın dostu şair Metin Üstündağ’ın yardımıyla Ağustos 1999’da Çapa Tıp Fakültesi’ne yatırılır. Buradaki tedavi giderleri SSK tarafından karşılanır. Sigorta kapsamı dışında kalan kurumlarda gördüğü tedavilerin giderleri ise, arkadaşlarının ve eserlerinin yayın hakkını alan Yapı Kredi Yayıncılık’ın yardımlarıyla karşılanır. İstanbul’da önce Maltepe Huzurevi’ne, daha sonra da şair arkadaşı (dönemin başbakanı) Bülent Ecevit’in isteğiyle bakım şartları ve fizikî kapasitesi daha iyi olan Özel Acıbadem Huzurevi’ne yerleştirilir. Bu süre içinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Hastanesi, Şişli Osmanoğlu Kliniği (2 defa), Central Hospital ve en son da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yatılı tedavi görür. Bütün bu tedavilerin sonucunda felçten kurtulup ayağa kalkabilen sanatçı, Nisan 2001’de tekrar Çanakkale’ye yerleşir ve geçimini telif hakkını Yapı Kredi Yayınları’na verdiği eserlerinin geliriyle sağlar. Düzenli ve yerleşik bir yaşam tarzını bir türlü sevemeyen Ece Ayhan, âdeta tüm sevenlerini ve dostlarını terk ederek tedavi görmekte olduğu Çanakkale’den Temmuz 2002’de ayrılmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi'ne yerleşti ve 13 Temmuz 2002’de burada vefat etti. 16 Temmuz 2002’de, Çanakkale’nin Eceabat ilçesi Yalova köyünde toprağa verildi. Şiir Kitapları Kınar Hanım'ın Denizleri (1959) Bakışsız Bir Kedi Kara (1965) Ortodoksluklar (1968) Devlet ve Tabiat (1973) Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977) Zambaklı Padişah (1981) Çok Eski Adıyladır (1982) Çanakkaleli Melâhat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi (1991) Sivil Şiirler (1993) Son Şiirler (1993) Bütün Yort Savul’lar! (1994) Bütün Yort Savul’lar! (1999, Gen. 2. Baskı)
GIORDANO BRUNO
Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler'i inceledi.
124 syf.
·
Puan vermedi
''Ece Ayhan Şiirlerinde 68 Kuşağını Aramak'' Üzerine Kısa Bir İnceleme
''Velhasıl onlar vurdu biz büyüdük kardeşim!'' Ece Ayhan’ın 1970 yılında yazdığı bu anıt şiirin bir de çok dramatik bir hikayesi var. Kısaca ondan da söz edersek, içimizi acıtan bu şiiri daha iyi anlayabiliriz sanırım. Henüz 20 yaşında toprağa düşen ilk öğrenci Turan Emeksiz’den sonra öğrenci hareketleri yoğunlaşmaya başlamıştır ülkemizde. Dünyayla aynı anda bizde de esmeye başlayan 68 rüzgarı, yanında dönemin iktidarı Demokrat Parti’nin eli kanlı vahşetini de getirmiştir. Öğrenciler acımasızca dövülmekte, okuldan uzaklaştırılmakta ve hatta camlardan aşağı atılmaktadır iktidara boyun eğmedikleri için. 1968 yılında Vedat Demircioğlu, yurtlara baskın yapan polisler tarafından camdan aşağı atılarak öldürülür. 16 Şubat 1969 günü, emperyalizmin sembolü 6. Filo’nun İstanbul’a gelişini protesto eden gençlere saldırır iktidar ve yandaşları. Tarihe ‘’Kanlı Pazar’’ diye geçen bu komploda, iki genç, Ali Turgut Aykaç ve Duran Erdoğan öldürülür. Çok geçmeden Taylan Özgür sokak ortasında sırtından vurularak katledilir 16 Eylül 1969’da… Ardından 8 Aralık 1969’da, Yıldız Teknik’te okuyan Mehmet Sevinç Büyük’de öldürülünce, o ana kadar eline silah almamış solcular, meydanın ite-köpeğe kalmadığını göstermek için üniversiteleri işgal etmeye başlarlar. Ece Ayhan’ın şiirine temel olan sesleniş de bu günlerden el alır. Bu işgallerden birinde nöbet tutan Battal Mehetoğlu adlı genç, Yıldız Teknik Üniversitesi işgal edildiği günlerde, sabaha karşı nöbet tuttuğu okulunun kapısında 150 kişilik bir faşist gurubun saldırısı sonucu, kurşunlanarak öldürülür 14 Aralık 1969’da… Olayı gazeteci Gürkan Hacır’dan dinleyelim: “…Battal Mehetoğlu, Malatya’da, 1947’de 4 çocuklu bir ailenin en büyük oğlu olarak dünyaya geldi. Babası at arabası ile taşımacılık yapıyordu. Parlak bir öğrenciydi. Lise’yi İzmir’de Tire Teknik Lisesi’nde okudu. Ardından Elazığ Devlet Mimarlık Mühendislik Fakültesi’ni kazandı. Bir yıl Elazığ’da okuduktan sonra İstanbul’a geldi. Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’ne girdi. Battal, burada da göze batan başarılı bir öğrenci olarak sivrildi. Çalışkan, zeki ve derslerini yakından takip eden bir öğrenciydi (… ) FKF’liydi. (*FKF=Fikir Kulüpleri Federasyonu). İlerici solcu bütün öğrenciler FKF çatısı altında toplanıyorlardı. Deniz Gezmiş, Cihan Alptekin sık sık Yıldız Teknik’teki kampüsü ziyaret ediyorlardı (…) 1968 rüzgarının ardından sağcı öğrenciler saldırıya geçmişti. İstanbul’da bütün üniversitelerde boykot vardı. Yıldız Teknik’te ise yakın arkadaşları Mehmet Sevinç Büyük’ün öldürülmesini protesto için işgal yapılıyordu. Okulun kapısında iki nöbetçi olası saldırılara karşı sözüm ona nöbet tutuyorlardı. Sabaha karşı nöbet sırası Battal Mehetoğlu ve Targan Ülbeyi’ndeydi. Aynı sıralarda sabahın ışıkları doğmadan camide sabah namazı için toplanan gruba bir vaaz veriliyordu. Okulun hemen yanındaki Yıldız Camii’nde verilen vaazın içeriğini anlamak için tek cümle yeterliydi: ‘Komünist öğrenciler Kur’an’ı yırttılar.’… 150 kişilik grup, polis okulunun önünden rahatlıkla geçerek Yıldız Teknik’in kapısına geldi. Kalabalığın geldiğini gören diğer nöbetçi Targan Ülbeyi hemen oradan uzaklaştı, Battal kaçmadı… Kalabalığa karşı meydan okudu: ‘Buraya giremezsiniz! Mehmet’imizi öldürdünüz, beni de öldürün.’ Kalabalıktan ateş açıldı. Battal önce sol koluna sonra göğsüne ve en sonunda da sol gözüne aldığı kurşunlarla orada can verdi. Baskına gelen kalabalığı durdurmayı başarmıştı. Ama canına mal olmuştu. Üniversitedeki sol gençlik eline silah almadan 7. kurbanını da vermişti…” Bu ard arda gelen ölüm haberleri solcularda büyük bir öfkeye yol açar. Arkadaşları öldürülen solcular, ölen arkadaşlarının vurulduğu yere taşla tutturdukları bir kağıt iliştirirler; “Arkadaş! Kan izini takip et!”...Öfke çok büyüktür. Deniz Gezmiş’in, Battal Mehetoğlu’nun cenazesinde duvara dayanıp ağladığını söyler Can Dündar bir yazısında. Battal, ‘bir çeşit savaş yemini’ olan Dev-Genç Marşı’nda da adı anılan devrimcilerden biri olur bu cesaretiyle. “Vedat, Taylan, Mehmet, Battal Devrim için öldüler Devrimciler ölür ama Devrimler durmaz sürer.” Battal Mehetoğlu’nun cenaze töreni , İstanbul’un görüp göreceği en kalabalık katılımla gerçekleştirilir. Oğlunun ölüm haberini aldıktan sonra ‘kara çarşafını’ sıyırıp atan ve yaşadığı sürece bir daha ‘çarşafa girmeyip’ bir eşarpla bölge geleneğine karşı duran Battal’ın annesi İnsaf Ana, törende, oğlunun cenazesi başında bir konuşma yapar. Bugün bile tüylerimizi diken diken eden acılı bir ananın çığlığıdır on binlerin duyduğu: “…Hepiniz benim çocuğumsunuz. Ama şunu bilin ki benim oğlumun katili kazan kafalı başbakandır. Er veya geç bunun hesabını verecektir.” Anadili Kürtçe olmasına karşın konuşmasını o kırık şivesiyle de olsa, Türkçe yapıyordu İnsaf Ana. İktidarın borazanını üfleyen kışkırtıcı gazetelerden birinin, Tercüman gazetesinin muhabiri sorar; “İnsaf Ana! Bunları sen bilerek mi söylüyorsun yoksa birileri mi söyletti? Ve neden Kürtçe konuşmuyorsun?” İnsaf Ana, evladını devletin öldürdüğü bütün anaların sesi olur o anda; “ Benim içim yanıyor çocuklar. Kürtçe söylesem kim ne anlayacak? O kazan kafalı duysun diye Türkçe söylüyorum. Çocuğumun katili odur… Ah! Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler…” “o günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır: ah ki oğlumun emeğini eline verdiler.” “Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde bir zamanların öğrenci liderlerinden olan Battal Mehetoğlu (…) öldürüldü. Cenazesinde Battal’ın annesi İnsaf Ana’ya birisi neler hissettiğini sorar. Şöyle der İnsaf Ana: “Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler.” Meçhul Öğrenci Anıtı budur.” (Ece Ayhan-Sivil Denemeler Kara kitabından) Bu şiir o kadar acıtır ki içimizi… İkinci Yeni hareketini inceleyen ve 2 Temmuz 1993 günü, Sivas Madımak’ta, insan kılığındaki hayvanlarca cayır cayır yakılan büyük incelemeci Asım Bezirci’nin –bence de çok doğru olan-, “Divan şiiri gibi İkinci Yeni de toplumsal gerçeklere, sınıfsal çelişkilere, siyasal olaylara uzak durmuştur” savının dışındadır. Çünkü bu şiir 68 ruhuyla doğmuş ve o ruh ölmedikçe de asla ölmeyecek bir şiirdir. Şairin çokça tartışılan bir dizesi de; “Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır “ dizesindeki ‘Aldırma 128!’in kime ya da ne düşünülerek yazıldığıdır. Birçok incelemeci bu dizenin bir çoğulcu karakter taşıdığı görüşünde birleşse de; Ece Ayhan’ın hayatına dair ilginç bir ayrıntı dikkatimizi çeker. Gencecik yaşında kendini evinin balkonundan atıp intihar eden şair dostu Nilgün Marmara’nın 13 Ekim 1987 günkü cenaze töreninde, Ece Ayhan, Nilgün Marmara’nın annesinin yanına sokulup ‘tuhaf’ bir soru sorar: “Nilgün’ün okul numarası kaçtı?”… Annesi yanıtlar: “128”… Nilgün Marmara’yı çok sevdiğini bildiğimiz Ece Ayhan için gerçek bir yıkım olan bu intihar, şairin başka bir saptamasıyla daha ölümsüz bir dizeye dönüşür. Çünkü Nilgün Marmara’nın gömüleceği mezarın, mezarlıktaki numarası da 128’dir. (Şair Nilgün Marmara, 12 Şubat 1958’de doğmuştur. Kendine kıydığında sadece 29 yaşındaydı.) 1974 yılından sonra ortaya çıkan ve o tarihten sonra şairi rahatsız eden beynindeki tümör yüzünden, ömrünün çoğunu hastanelerde geçiren Ece Ayhan, yoksulluğundan ötürü, hayatı boyunca ‘muhalif’ olduğu devlet kurumlarınca bakıldığından çok eleştirilmiştir bazı kurum ve kişilerce. Sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet veren tümör, dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkarılmış olsa da; tümörün diğer organlarda meydana getirdiği hasarlar, sanatçıya yaşamı boyunca sıkıntı vermiştir. Şair dostu, dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in yardımıyla Acıbadem Huzurevi’ne yerleştirilen şairi, memleketi Çanakkale’nin belediyesi de çok desteklemiştir. Kitaplarını basan Yapı Kredi Bankası Yayınları’ndan gelen paralarla da tedavi olmaya çalışan Ece Ayhan en sonunda, İzmir Gürçeşme Huzurevi’ne yerleşmiş, çok kısa bir süre sonra da, 16 Temmuz 2002 tarihinde İzmir Eşrefpaşa Hastanesi’nde hayata veda etmiştir. Memleketi Çanakkale’nin Eceabat ilçesi, Yalova köyünde, annesinin yanında toprağa verilen şairin mezar taşında ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ şiirinin iki kıtası vardır. 10 Eylül 1931’de Datça’da doğan şairin; Kınar Hanım’ın Denizleri (1959), Bakışsız Bir Kedi Kara (1965), Ortodoksluklar (1968), Devlet ve Tabiat ya da Orta İkiden Ayrılan Çocuklar İçin Şiirler (1973), Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977), Zambaklı Padişah (1981), Çok Eski Adıyladır (1982), Çanakkaleli Melahat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi (1991), Sivil Şiirler (1993), Son Şiirler (1993) ve Bütün Yort Savul’lar! (1994) adlı kitapları vardır. “Bakışsız Bir Kedi Kara” ve “Ortodoksluklar” adlı şiir kitapları, Amerika’da, “Sun & Moon Press” adlı yayınevi tarafından birlikte yayınlanmıştır. Ama ne fayda? Bir vefa dersi adına da olsa söylemeliyim ki; Ece Ayhan’ın Yalova köyündeki evi, bundan henüz 11 sene önce, 2010’da korunmaya alınmadığı için yıkılmıştır. Avrupalı şairler, herhangi bir kahvede bir çay içtiğinde bile, o masa özelleşirken, ülkemizdeki bu saygı günahları utandırıyor beni. Neyse, yazıyı kapatmaya hazırlanırken, bu muhteşem şiirinde içinde olduğu, Milli Eğitim Bakanlığı’na verilen bir edebiyat kitabı incelemesinin, 19 Şubat 2014 tarihinde, iç burkan bir sansür haberini de hatırlatmadan geçemeyeceğim. Haber, Vatan gazetesinden Kıvanç El’in haberi… Günümüz eğitim sisteminin halini göstermesi adına haberi aynen aktarıyorum. “MEB’den Ece Ayhan’ın ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ şiirine sansür / 19/02/2014 Milli Eğitim Bakanlığı, Ece Ayhan’ın ‘Meçhul Öğrenci Anıtı’ şiirini Anayasa’ya aykırı buldu. Kitaba düşük puan verildi. Serim Yayınları tarafından 12. sınıflar için hazırlanan Türk Edebiyatı Ders Kitabı’nda sansür yaşandı. Yayınevi hazırladığı kitabın ders kitabı olarak okutulması amacıyla inceleme yapılması için Talim ve Terbiye Kurulu’na verdi. Kurul da ders kitabı incelemelerindeki yeni uygulama kapsamında söz konusu kitabı incelemeyle yetkilendirilmiş “uzmanlara” gönderdi. Uzmanlar kitap inceleme yönetmeliği uyarınca Türk Edebiyatı 12. Sınıf Ders Kitabı’nı “İçeriğin Anayasa ve kanunlara uygunluğu”, “İçeriğin bilimsel olarak yeterliliği”, “İçeriğin eğitim ve öğretim programının kazanımlarını gerçekleştirme yeterliliği” ve “Görsel tasarım ve içerik tasarımının, öğrenmeyi destekleyici nitelikte olması ve öğrencilerin gelişim özelliklerine uygunluğu bakımından” ayrı ayrı değerlendirdi. Kitabı “İçeriğin Anayasa ve kanunlara uygunluğu” açısından inceleyen “uzmanlar”, kitabın ikinci ünitesinin sekizinci kısmında “İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir (1960-1980)” başlığı altında yer verilen konudaki “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirini “Devletin manevi kişiliğini zedeleyecek ifadeler barındırmaktadır” denilerek çıkarılması önerildi. Talim ve Terbiye Kurulu da “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirinin kitaptan çıkarılması gerektiğine ilişkin inceleme raporunu gündemine aldı. Kurul, “Meçhul Öğrenci Anıtı” şiirinin kitaptan çıkarılması görüşünü benimsedi ve kitaba 5.7 puan vererek “uygun bulunmaması” kararı verdi. Serim Yayınları, kararı üzerine düzeltmelere giderek kitabı tekrar Talim ve Terbiye Kurulu’nun incelemesine sundu. Kurul bu kez kitabı farklı uzmanlara yolladı. Uzmanlar, ilk inceleme doğrultusunda düzeltilen kitapta bu kez Cumhuriyet dönemi edebiyatında önemli yeri olan roman, öykü ve oyun yazarı Reşat Nuri Gültekin’in “Anadolu Notları I-II” eserindeki “Otel” başlıklı gezi yazısındaki bir paragrafa sansür uyguladı. “Otel” başlıklı gezi yazısında Reşat Nuri Gültekin’in, kaldığı otelde kendisine yakmak için odun getiren “garson” üzerinden yaptığı genel değerlendirmesi “Milli kültürü zedeleyici nitelikte” bulundu. Kitap, bu kez Reşat Nuri Gültekin’in eserinin sansürlendiği ikinci incelemesi sonrasında 3.3 puan verilerek Kurul’un görüşüne sunuldu. Talim Terbiye, ilginç bir şekilde, ilk incelemede 5.7 puan alan ve eksikleri düzeltildikten sonra tekrar incelenen kitaba ikinci incelemenin ardından verilen 3.3 puanı ve Reşat Nuri Gültekin’e sansürü de onayladı. Sansüre imza atan MEB, bu kitabı daha önce 100 Temel Eser arasında yayınlamıştı. Bakanlık böylelikle kendi kendini sansürlemiş oldu. O dönemin Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, TEOG’un tanıtıldığı toplantıda şair Ece Ayhan’dan da bir mısra paylaşmıştı. Sistemin öğrenciler açısından sınav stresine neden olmayacağını anlatan Bakan Avcı, Ece Ayhan’ın “Açık Atlas” şiirindeki “Efendiler ne yani çocuklar hiç gülmeyecekler mi?” dizesini eksik okuması üzerine “Ece Ayhan’ı sansürledi diyebilirler…” esprisini yapmıştı. Avcı’nın korktuğu başına geldi ve bakanlık (Ece) Ayhan’ı sansürledi.. “ Çııııınnnnnnnnnnnnn…….Uyanın artık!
Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
43
Beyza
Ortodoksluklar 50 Yaşında'yı inceledi.
80 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Açıkcası okuduktan sonra kendi bilgisizliğimden dolayı pek anlayamadığım bir kitap ve sanırım yıllandıkça tekrar tekrar okuyacağım bir şiir kitabı. Üstü kapalı ve anlaması oldukça zor bir kitap. Anlamını bilmediğim sürüyle kelime sebebiyle sürekli arattığım kelimeler vardı. Çoğu kelimenin karşılığını bulamadım bile kendi çapımda şiirin akışına bir kılıf uydurdum diyebilirim. Bazılarında isteksizlik ve dışlanmışlık hissiyatı çokça aldım. Bu bariz belliydi. Bazılarında ise anlayamadığım dönüp dönüp tekrar okuduğum satırlarda oldu. Hakkında sayısız yorum okumak istiyorum. Farklı insanların yorumuyla kitaba karşı farklı farklı bakış açıları kazanıp tekrar okumak istiyorum. Sonunda yer verilen açıklamaları -yorumlar- okuduktan sonra kitaba ufakta olsa bir bakış açınız değişmekte. Cinsel tabularla dolu bir kitap olduğu söyleniyor. Cinsel şiddet ve toplumda dışlanan (fahişeler ve eşcinseller) insanlardan söz ediliyor. Önsöz ve yorumlarda yazarın neyden bahsettiği açıkça beyan ediliyor. Sadece okunurken anlattığı şeyi bütünüyle anlamak zor, kelimelerin ucundan tuta tuta satır sonuna geldiğinizde kafanızda bir şeyler oluşuyor. Ece Ayhan okumaya başlamak için kötü bir seçimdi benim için, eğer şiir kitabı çokça okumuşsanız size ağır gelemeyeceğini tahmin ediyorum. Tezer Özlüden bir kitap okuduğumda da bu kadar çatışma içerinde olmuştum ama okumayı bırakmamıştım sanırım Ece Ayhan içinde aynı şey olacak. İlk kitabım ama asla son olmayacak. Araştırdığım zaman yazar hatta ortodoksluklar hakkında sözlükler olduğunu gördüm, haberiniz olsun ona bir göz atıp okumanızı tavsiye ederim.
Ortodoksluklar 50 Yaşında
OKUYACAKLARIMA EKLE
12
Sena Atbaş
Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler'i inceledi.
124 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Ece Ayhan, kendisini serbest bir şair olarak tanımlıyor. Her ne kadar İkinci Yeni akımının temsilcilerinden birisi olarak bilinse de o bu tanımı kullanıyor. Ece Ayhan'ın şiirleri belli kalıplara sokulamaz. Oldukça özgün şiirleri var. Bu seçme şiirleri oldukça severek okudum. Tavsiye ediyorum.
Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler
OKUYACAKLARIMA EKLE
8
Ozlem Akkuzu
Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler'i inceledi.
115 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Ece Ayhan
Merhaba, Türk şiirinin modernleşmesi sürecinde, ikinci yeni hareketinin içinde sayılan Ece Ayhan ın şiirleri farklıdır. Özgün ve değişiktir. Okumakta zorlanır ve yorulursunuz. Kendine has okur kitlesi bulunan Ece Ayhan, muhaliftir. Otoriter ve iktidar kavramlarını sorgular ve ezberleri bozar. Başka nemi bozar? :) Dilin yapısını bozar, sıralamasını bozar, orada bir destandan bahseder, öbür tarafta başka bir şey düşünüp onu yazar. O herkes neredeyse, tam karşılarında durur. Düz yazı şiir de yazan ve insanı allak bullak eden diline rağmen çok sıkı bir okur kitlesi bulunan şairin şiirleri, insanın beynini yakar. Onu anlamak sıkı bir derin anlayış gerektirir. Bilmem anlatabildim mi? ( Bir haftadır Ece Ayhan okumaktan onun gibi yazmış olabilirim. :) Ara ara okuyun tavsiye ederim.
Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler
OKUYACAKLARIMA EKLE
7