Ece Ayhan

Ece Ayhan

Yazar
7.4/10
261 Kişi
·
961
Okunma
·
336
Beğeni
·
12.287
Gösterim
Adı:
Ece Ayhan
Tam adı:
Ece Ayhan Çağlar
Unvan:
Türk Şair, Etikçi
Doğum:
Datça, Muğla, 10 Eylül 1931
Ölüm:
İzmir, 13 Temmuz 2002
Ece Ayhan Çağlar (d. Datça, 10 Eylül 1931 - ö. İzmir, 13 Temmuz 2002) Türk şair, etikçi. İkinci Yeni şiir akımının öncülerindendir.

Ön yaşamı

Tam adı Ece Ayhan Çağlar'dır. Babasının mal müdürlüğü göreviyle bulunduğu Datça’da, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Behzat Çağlar, Geliboluludur. Annesi Ayşe Hanım’ın baba tarafı Gelibolu’nun Kavak köyünden göçerek Eceabat’ın Yalova köyüne yerleşmiştir. Behzat Bey’in babası ağır ceza mahkemesi başkâtipliği, dedesi de Gelibolu müftülüğü görevlerinde bulunmuşlardır. Ayşe Hanım’ın babası Hafız İbrahim Deniz, yarı çiftçilik, yarı tüccarlıkla uğraşmış, Eceabat’a bağlı Sivli Köyü halkının imam istemesi üzerine, atandığı bu köyde imamlık yapmıştır.

1932’de Küre’ye mal müdürü olarak atanan Behzat Bey, 1933’e kadar sürdürdüğü bu görevinden istifa edip Çanakkale’ye yerleşmiş ve bir avukatın yanında arzuhalcilik yaparak ailesini geçindirmeye çalışmıştır. Ece Ayhan, ilkokula 1938’de Eceabat’ta başlar, ikinci sınıfı Çanakkale’nin İstiklâl İlkokulu’nda okur. Ailesinin 1940 Kasım’ında Çanakkale’den ayrılarak İstanbul’a yerleşmesi üzerine, üçüncü sınıfa Karagümrük / Atikkale’de bulunan “19. İlkokul”da [daha sonraki adı Hırka-i Şerif İlkokulu] devam eder ve ilk öğrenimini bu okulda tamamlar. Orta okulu, Vefa Lisesi’nin karşısında bulunan Zeyrek Ortaokulu’nda; lise öğrenimini de Taksim Lisesi’nde [daha sonraki adlarıyla Beyoğlu Lisesi, İstanbul Atatürk Erkek Lisesi] tamamlar. Yüksek öğrenimine 1953’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başlar ve 1959’da mezun olur. Aynı yıl, İstanbul maiyet memurluğunda başladığı stajını ve kaymakamlık kursunu tamamlar. 1962’de Deniz Hafize Hanım’la evlenir ve kaymakam olarak atandığı Gürün’de (Sivas) göreve başlar. 1963’te Alaca’da (Çorum) kaymakamlık ve belediye başkanlığı görevlerine atanır; aynı yıl tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir. 1964’te Tuzla Piyade Okulu’nda yedek subay öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini tamamlar ve 1965’te Çardak (Denizli) kaymakamlığına atanır.

Kariyeri

Disiplinli bir yaşam tarzı ve memurluk hayatı, edebiyat çevrelerinde bugün de “hırçın şair”, “huysuz şair” olarak anılan Ece Ayhan’ın yaradılış özelliğiyle bağdaşmayacak olgulardır. Ece Ayhan, 1966’da devlet memurluğu görevinden ayrılarak “soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” dediği İstanbul’a yerleşir. Kısa aralıklarla birçok işe giren sanatçının İstanbul’da yaptığı başlıca işler arasında; Meydan Larousse ansiklopedisinde yazarlık, Sinematek’te ve Yeni Sinema Dergisi’nde müdürlük, Genç Sinema Grubu’nda yöneticilik, Ağaoğlu Yayınevi’nde çok kısa bir süre redaktörlük sayılabilir. Kansere yakalanan eşi Deniz Hafize Hanım’ı 1968’de kaybeder. Ekonomik durumunun çok kötü olması ve yaşının küçüklüğü gibi nedenlerle oğlunun bakımını eşinin ebeveynine bırakır.

Hastalık dönemi

Ece Ayhan, 1974’ten ölümüne kadar, beynindeki tümörün yol açtığı birtakım hastalıkların sıkıntılarıyla yaşamıştır. Sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet veren tümör, dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkarılmıştır. Ancak, tümörün diğer organlarda meydana getirdiği hasarlar, sanatçıya yaşamı boyunca sıkıntı vermiştir. Büyük bir ekonomik sıkıntı içinde yaşayan sanatçı, Çanakkale Belediye Başkanlığının yardımlarını görür. Belediyenin geçici işçi kadrosuna alınarak sosyal güvenliğe kavuşması sağlanır ve böylece SSK hastanesinden ücretsiz olarak yararlanır. Ancak, sağlığının günden güne bozulması ve bacaklarının felç olması üzerine, yakın dostu şair Metin Üstündağ’ın yardımıyla Ağustos 1999’da Çapa Tıp Fakültesi’ne yatırılır. Buradaki tedavi giderleri SSK tarafından karşılanır. Sigorta kapsamı dışında kalan kurumlarda gördüğü tedavilerin giderleri ise, arkadaşlarının ve eserlerinin yayın hakkını alan Yapı Kredi Yayıncılık’ın yardımlarıyla karşılanır. İstanbul’da önce Maltepe Huzurevi’ne, daha sonra da şair arkadaşı (dönemin başbakanı) Bülent Ecevit’in isteğiyle bakım şartları ve fizikî kapasitesi daha iyi olan Özel Acıbadem Huzurevi’ne yerleştirilir. Bu süre içinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Hastanesi, Şişli Osmanoğlu Kliniği (2 defa), Central Hospital ve en son da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yatılı tedavi görür. Bütün bu tedavilerin sonucunda felçten kurtulup ayağa kalkabilen sanatçı, Nisan 2001’de tekrar Çanakkale’ye yerleşir ve geçimini telif hakkını Yapı Kredi Yayınları’na verdiği eserlerinin geliriyle sağlar. Düzenli ve yerleşik bir yaşam tarzını bir türlü sevemeyen Ece Ayhan, âdeta tüm sevenlerini ve dostlarını terk ederek tedavi görmekte olduğu Çanakkale’den Temmuz 2002’de ayrılmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi'ne yerleşti ve 13 Temmuz 2002’de burada vefat etti. 16 Temmuz 2002’de, Çanakkale’nin Eceabat ilçesi Yalova köyünde toprağa verildi.

Şiir Kitapları


Kınar Hanım'ın Denizleri (1959)
Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
Ortodoksluklar (1968)
Devlet ve Tabiat (1973)
Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977)
Zambaklı Padişah (1981)
Çok Eski Adıyladır (1982)
Çanakkaleli Melâhat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi (1991)
Sivil Şiirler (1993)
Son Şiirler (1993)
Bütün Yort Savul’lar! (1994)
Bütün Yort Savul’lar! (1999, Gen. 2. Baskı)
''Gidenlerden;
Aşkınızı, kalbinizi, beyninizi ,
Mektuplarınızı değil,
Uykularınızı isteyin.
En çok ona ihtiyaç oluyor...''
" 'Sevmek'i öğrenmek için sevmek istedi . Bir kadın ona 'Senin kalbin yok ' dedi . Ya , kalbi yoktu. İlk şüphe doğru işte .
Ece Ayhan
Sayfa 20 - Yap Kredi Yayınları
124 syf.
·Puan vermedi
Bu durumu Ece Ayhan umursamaz ama ben yine de yazmak istedim. Büyük çok büyük beklentilerle başladığım bu kitabı yarım bırakmıştım. Kendisine haksızlık ettiğimi ve ikinci bir şans daha vermem gerektiğini düşündüm ve düşük beklentilerle kitabı tekrar okumaya başladım. Sanırım bu sefer taşlar yerine oturdu.

Ne okuduğuma gelirsek; şiir ayrı, Ece Ayhan şiiri ayrı gibi bir tanım yapabilirim sanırım. Kendine has çok farklı bir dili var. Anlam kaygısı taşımayı kendine amaç edinmemiş. Aslında sanat denilen şey esasında bu olmalı. Her zaman kendinden öncekileri taklit etmek sıradanlığa girer.

Okuyucunun akıl sınırlarını fazlaca zorlamış. Belki de bir tek benim aklımın sınırlarını zorlamış oldu bilemem. Gerçeğin dışında dolaşmış durmuş dizeleri. Benim yazabileceklerim bu kadar. Buradan gerisini kitaptan bir cümle ile noktalıyorum.

"Ayakta şiirdir, aykırı şiirdir, bellek şiirdir, delikanlı şiirdir, düşünce şiirdir, genç şiirdir, kara şiirdir, kentten içeri şiirdir, logaritmalı şiirdir, mobil şiirdir, mor külhani şiirdir, parasız yatılı şiirdir, sayısal şiirdir, sessiz çekilen şiirdir, sıkı şiirdir, sivil şiirdir, şiirde kalmayan şiirdir, uç şiirdir, uyaksız ölçüsüz şiirdir, vişne çürüğü şiirdir, yalınayak şiirdir, yeri olumsuz şiirdir."
%22 (55/260)
·1/10
Hayat, kötü bir kitap okuyamayacak kadar kısa.

Ece Ayhan, hiçbir şekilde beklentilerimi karşılamadı. Kitap 260 sayfa ve yaklaşık 90 sayfasını okumuş olmama rağmen estetik zevk alamadım. Bunun için kalanını okumaya da gerek duymuyorum.

Bu dizeleri herhangi biri yazsaydı eminimki kimse okumaya yanaşmazdı. Ki böyle anlaşılma amacı gütmeden ve okurları düşünmeyen şairlerin kitaplarını okumak bana bir o kadar da saçma geliyor. Zaten kitap çok saçma yazılmış. Ece Ayhan yaşasa ve bu yazımı görse ne derdi merak ediyorum. Yazarken o beni iğrenç şiirlerin içine gömeceğini umursamayarak yazdıysa benim de onu önemseyecek gibi bir halim yok.

Keşfedilecek o kadar şair varken Ece Ayhan okumaya devam mı edeceğim? Sanmam. Üzerinde kafa yoracak daha kaliteli şiirler olduğunu biliyorum.

Tavsiyem bu kitabı okumamanız yönünde. Anlamadığınız bir kitabın sonunda 'Okudum' demek nasıl olacaktır acaba?
260 syf.
·Beğendi
Dikkat spoiler çıkabilir.
Ece Ayhan okursanız, kalebent neymiş diye internete göz gezdirir önce anlamına sonra ekşi sözlüğe bakarsınız. Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın bir kalebent olduğunu da ekşiden öğrenirsiniz. Aa ne ilginçmiş der duygusal öğrenme yaşarsınız. Yani ki, Ece Ayhan genel kültürün ta kendisidir.
Anlaşılmayı hedeflemeyen, okuru önemsemeyen bir şair ile karşı karşıyasınız. ''Kurduğum şiirde okuru tamamen siliyorum'' demiş adam. Daha ne desin? ''Okuru sarsmalıyız, şımartılmıştır.'' diyen bir şair ile karşı karşıyasınız. Sanat çevreleri tarafından bile benimsenmemiş, takdir görmemiş, eleştiri yağmuruna tutulmuş bir şairle karşı karşıyasınız.
Benim okumam son derece keyifli oldu ve onu çok iyi anladım diyebilirim. Çünkü önce hayatını okudum. Günlüklerini okudum. Çıktığı tv programını izledim. Söyleşilerde hangi soruya ne cevap vermiş inceledim. Kitaba başlamadan önce sanat dünyasının onu neyle suçladığını, ne sebepten bu suçlamaya gittiğini, Ece Ayhan'ın da ''bu suçlamaları reddediyorum çünkü sebeplerini anlamaya çalışmıyorlar'' dediğini öğrendim. A bu adamın böyle bir eğilimi var ama bunu şu sebeple yapmış, anlaşılamadığı için de şununla suçlanmış; ama ben onu anlayabiliyorum dedim okurken. Böyle olunca şiirin kapıları aralanıyor. Şiirinde tarih, doğa, müzik, argo, din, mitoloji gibi alanlarla alakalı ayrıntı terim ve özel isimler var. Yani tarihten birinin adı geçmiş şiirde ama siz o adamı tanımıyorsunuz. Şairin sizi göndermek istediği alana varamazsınız. Orada size bir şey hatırlatmaya çalışmış, siz bilmediğiniz için hatırlayamıyorsunuz. Bu şu açıdan eğlenceli olabilir. İkizler burcu, kova burcu falansınızdır. Bilmediğiniz bir şeyi araştırmak sizin için eğlencedir. Kimmiş bu ya der dalar okur da okursunuz. Sonra hiç unutmazsınız çünkü lisedeki tarih öğretmeniniz değil Ece Ayhan öğretmiştir size bu tarihsel bilgiyi. Misal ben askerî terimleri pek bilmem. Ama öğrenmek keyif verir. Pençik kelimesini belki lisede anlattılar bir sistemin adı ama unuttum ya da bilmiyordum belki. Penç ve yek kelimelerinin birleşiminden oluşmuş. Farsça. mmm nefis bayılırım böyle şeylere. EE bu beş ve bir ne oluyor yani? kimin beşte birini ne yapıyorlar okudum ve lisede çook sıkıcı tarih öğretmenimin bana öğretemediği (çünkü adam sıkıcı bi kere) terimi Ece Ayhan bana öğretti (çünkü karizmatik ve hiç sıkıcı değil on numara adam be). Şiirinde halk söyleyişleri (örnek: ışkırlak. fes, külah,başlık, şapka anlamlarına geliyor) ve terimler olduğundan eğer kitap okurken şu kelimenin anlamı neymiş diye bakmaya üşeniyorsanız hiç okumayın. Bilakis böyle şeylerden keyif alıyorsanız benim gibi, o zaman bayılacaksınız. Ece Ayhan, çaba göstermeyen okuyucudan kendisi hoşlanmıyor zaten. Nasıl bir şairle karşı karşıyasınız biraz ipucu vereyim: bu adam lisede Ezra Pound, Elliot, Beckett, Cummings gibi şairlerin şiirlerini ORİJİNALİNDEN okumaya çalışıyor. Lisede!
Sonra, aklıma gelenler, farklı bir söz dizimi var şiirinde, kelime deformasyonu var, soyutlama var, uzak çağrışımlı kelimelerin bağdaştırılmasından doğan çözülmesi güç imgeler var. Bir Sosyal Bilimler Lisesi öğrencisi ya da bir Türk Dili ve Edebiyatı lisans öğrencisi su gibi içer, kana kana içer, keyif alır, coşar. Ama altyapısı ya da çaba göstermeye, araştırmaya, emek harcamaya gücü olmayan bir lise öğrencisi mesela okumasın derim. Çünkü muazzam eserleri okuyan bazı öğrencilerim kitabı hiç anlamadan geliyor. Başyapıt diyebileceğim bir film izletiyorum öğrencime ''hocam çok sıkıcıydı ne yani sonunda çocuk ölüyor'' diyor. Diyorum ki bu çocuk bunu okumasın ya, bu çocuk bu filmi izleyeceğine gitsin soldat oynasın onun olayı o çünkü. İzlese de olmuyor, okusa da o kapı ona aralanmıyor. Alice kapıdan geçebilmek için boyunu küçültecek bir hap içiyordu değil mi? Çünkü o hap olmadan denediğinde eğilip bükülse de o kapıdan sığmıyordu. Ece Ayhan şiirinin size kapı aralaması için de gerekli şartlar var. Zaten Ece Ayhan bir ''şiir okumaya giriş şairi'' değildir. Ne bileyim bazıları Erzurumlu Emrah okusa daha doğru belki o aşamada.
Ece Ayhan, 2. yeni şiirine LOGARİTMALI ŞİİR diyor. Nasıl logaritma cetvel olmadan çözülemezse bu şiir de kolay anlaşılmaz diyor. Şahsen bütün 2. yeni şairleri için bunun geçerli olduğunu düşünmüyorum ama bu kitap için fazlasıyla geçerli. Cetvelini alan buyursun efendim. İnanılmaz keyifliydi, bayıldım. Hayal dünyamın ve beynimin geliştiğini hissettim. Çoğu şiirde kahkaha patlattım. Hatta kahkahaların biri belediye otobüsünde denk geldi. (Uyarı: kamuya açık alanlarda okumayınız.) Bir de epey yerde ''vayy canına adam nası bişey kurmuş yahu, bunu 250 sene yaşasam hayal edemezdim, vay be'' falan dedim. Belli kavramları evde sürekli tekrar edip durdum kendime, on numara yahu falan dedim duvarlara bakıp. Duvarda Ece Ayhan'ın alışılmamış bağdaştırması bana bakıyordu. Apartman değil aparthan demişti mesela bir şiirde. Çok iyiydi ya. Bir sapma bu kadar işlevsel olabilir. Kuş bakışı demiyor da anka bakışı diyor. 'Adamsın Ece Abi'' diyorum. Ece zaten onların memleketinde ağabey manasında kullanılıyormuş yerel söylemde. Bir de önyargılı bir insansanız, şiirde terbiye arıyorsanız bu kitabı da, Bukowski'yi falan da okumayın. Çünkü Ece Ayhan şiir hayatın her alanını kurcalamalıdır diyen bir şair ve her türlü konuyu işlemiş şiirlerinde. Kim ne der bakmamış. Misal ben bu kitabı okurken annem ne okuyorsun bakayım sen diye bir çıkıştı. Aa ne terbiyesiz adam ayol diyecek insanlara okutulacak bir şiir değil onunkisi. Fakat önyargısız, hayal dünyasını geliştirmeyi seven biri için de hayatının kitabı olabilir. Vaktim olsa da bir daha okusam dediğim kitaplardan. Kütüphaneye de henüz iade etmedim. En iyisi biraz okuyayım.
260 syf.
Ece Ayhan'ın düz yazıları da şiiri öksüz bırakmaz.

Ece Ayhan, ayaklanmalarıyla, kültürler arası yolculuklarıyla ve halkın ağzını beceriyle kullanmasıyla, gönüllere kapak atmış bir şair, bir yazar. Çok sayıda şairi ve yazarı da etkilemiş bir kültür insanı.
~Ülkemizin yaşadığı toplumsal, tarihsel, kültürel ve ekonomik süreçlerdeki çarpıklıklara tanıklık edebilecek, “özelliği aşarak birer belge gibi okunmaya olanak verebilecek belirli noktalarını zaman zaman anlatmaktan hoşlanan, hatta bunu ortaya koymayı bir tür sanatçı/ aydın sorumluluğu olarak gören bir şairdir; ama bunun dışında kalan yaşantısal öğelerin üzerinde neredeyse hiç durmadığı, sorulduğunda da bunları basit bir iki cümleyle geçiştirmeyi tercih ettiği gözlenebilir.
~1974’ten sonraki hayatının akışında hastalıkların merkezi bir konuma yerleştiğini söyleyebiliriz. Bu tarihte beyninde ortaya çıkan tümör, şairin yaşam kalitesini düşürmekle kalmamış; kişiliği, tavırları ve düşünsel yapısındaki ayrıksılıklar için zaman zaman tartışma konusu yapılabilecek, hatta kimi aykırı fikir ve sözlerine sebep olarak gösterilebilecek denli öne çıkmış; kişisel ilişkileri açısından ise çevresi ve tanıdıklarıyla ya “yol ayrımı” ya da “yeniden buluşma” için ölçüt sayılabilecek işaretlerle dolu bir sürecin başlatıcısı olmuştur. Sağ kulağında ileri derecede işitme kaybına, sağ gözünde de hasara neden olan bu tümörün ameliyatı için edebiyat ve kültür çevrelerinin girişimleri ve dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in örtülü ödenekten yaptığı parasal yardımla İsviçre’ye
gönderilen Ece Ayhan, orada ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil tarafından ameliyat edilir. Hastaneye yatışını 7 Ekim 1974 tarihli günlük sayfasında “Kantonsspital’e, üniversite hastanesine yatış. Oda EW 40.”41 diye not alan Ece Ayhan’la Prof. Dr. Gazi Yaşargil arasında 6 Ekim 1974 günü şöyle bir konuşma geçer:
~~~~~~~^^^^~~~~~~~
“Ve bürosundaki masanın üzerinden eline bir kurukafa aldı.‘Tümör burada!’ dedi bana göstererek, ‘Sağ kulağının arkasında bir yerde. (‘Akustik nörinom’ denen bir bölge). Duymayan sağ kulağının duymasını işte kaldırmış,köreltmiş. ‘Merak etme! Selim bir ur, iyi huylu. Kulağın arkasında ufacık bir delik açacağım. O dar yerden içeri girebilmek için de orada bulunan bir siniri koparacağım. Sonra da o tümörü bir fare gibi kemireceğim. Ve o küçük şeyi temizledikten sonra o koparmış olduğum siniri yeniden birbirinebağlayacağım. Tutabilir de, tutmayabilir de, onu bilemeyiz.
Tutmamışsa işte bu yüzdendir ki sağ gözkapağın kapanmayacaktır, kapanmayabilir.’

Ameliyat sonrası bu tümör ölümcül olmaktan çıkarılmakla birlikte, öbür organlarına verdiği hasarın sıkıntılarını şair ömür boyu çekmek zorunda kalmıştı. Bu çektiği sıkıntılarında şiirlerine yansıdığı ve okurların (bende dahil) okuduklarını anlamada güçlük çektiği çok aşikardır. Bu okuduğuna anlam verememe de Rahmetli'nin çektiği sıkıntılara bağlıyorum.

Her okuduğumda beni etkileyen,
"Bakışsız Bir Kedi Kara".

Gelir bir dalgın cambaz.
Geç saatlerin denizinden.
Üfler lâmbayı. Uzanır ağladığım yanıma. Danyal yalvaç için.
Aşağıda bir kör kadın. Hısım.
Sayıklar bir dilde bilmediğim.
Göğ­sünde ağır bir kelebek.
İçinde kırık çekmeceler. İçer içki.
Üzünç Teyze tavanarasında. İşler gergef. İnsancıl okullar­dan kovgun.
Geçer sokaktan bakışsız bir Kedi Kara. Çuvalında yeni ölmüş bir çocuk.
Kanatlan sığmamış. Bağırır Eskici Dede.
Bir korsan gemisi! girmiş körfeze.
124 syf.
·3 günde
Bir kitap, özellikle bir şiir kitabı çok da anlaşılma kaygısı olmadan neden yazılır onu düşünüyorum kitabı okumaya başladığımdan beri, Ece Ayhan kendi yazma ihtiyacı doğrultusunda kaleme aldı belliki.

Farklı bir bakış açısı yakalamak anlamında okunmalı fakat bazen benim yaptığım gibi çok da anlama kaygısı taşımadan, şiirselliğe yoğunlaşılmalı.

Keyifli okumalar...
264 syf.
Bendeki yeri ayrıdır.

Ece Ayhan'ın 1991'de Hülya Vatansever ile yaptığı söyleşiden:
"H. V. - Ece Bey, bazı yazılarınızda 'Ben şair değilim' diye
yazıyorsunuz.
E. A. - Değilim ki.
Benim meramım başka bir şey aslında. Bakınız, dünya şiirine, koşuk, ses, hece, kafiye olayları vardır. Ama bende yoktur.
Dikkat ederseniz sayısaldır benim şiirlerim, hem de ağırdır."

Ece Ayhan'ın gene 1991'de Tunca Arslan'la yaptığı söyleşiden:
"E. A - ... Ben aslında şair falan değilim. Yanlış meslekte uğraşıyorum. Ben etikçiyim. İnsana yaklaşma denemeleri bakımından şiir bana yetmiyor. Benim kaynaklarımın geliştiği yer
şiir değil. Şiirden gelmiyorum ben.
Araç olarak kullanıyorum.
Yanlış mesleği seçmişim. Şerif Mardin gibi, İsmail Beşikçi, İdris Küçükömer gibi bir bilim adamı olmayı çok isterdim.
Çok zor olduğunu biliyorum ama ... "
260 syf.
·10/10
Bakışsız bir kedi kara
Beni bitiren hayran eden bir şiirin öenle seçilmiş kelimesi

Yort savulun kelime anlam karşılığının olmadığını söyleyen değerli bir insanın önerisiydi.
124 syf.
·2 günde·7/10
Ece Ayhan'ın kim olduğunu bilmeden okuyun, daha sonra kim olduğunu öğrenip okuyun. Aradaki edebi farkı, sofistike olayları daha kolay çözümlersiniz. Ece ağabey ile sevdik ağabeyleri.
124 syf.
·Puan vermedi
"Şiirimiz her işi yapar abiler" kendine has tarzıyla, imgeleriyle, özgünlüğüyle kelimelerin sınırını zorlayan, ikinci yeni temsilcisi Ece Ayhan'ın pek sevdiğim kitabıdır. "Şairlerin elinde şiirden başka bir şey yoktur" demis Ece Ayhan. Doğru söylemiş, elinde kalan tek şeyi çok iyi değerlendiren usta şair. Bazı şiirlerinde sürrealizme kaymış, bazı şiirlerinde basit anlatım kurmuş. Genel olarak bakıldığında kült şiirleri barındıran şiir kitabı. Favori şiirlerim: Galata Kantosu, Fayton, Şiirimiz Mor Külhanidir Abiler... Yazdıkça yazarım şimdi, en iyisi kısa kesmek. " Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?"
260 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Ece Ayhan görüş olarak şiirin anlaşılmasıyla ilgilenen bir şair değil. Görüntücü imge ustası olarak anılan Ece Ayhan cümleleri alt üst etmiş, kendine göre bir şekil belirlemiş. Dili sizi içine çekiyor ustalığına diyecek bir şey yok ama anlama konusunda büyük sıkıntı çekeceğiniz bir eser.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ece Ayhan
Tam adı:
Ece Ayhan Çağlar
Unvan:
Türk Şair, Etikçi
Doğum:
Datça, Muğla, 10 Eylül 1931
Ölüm:
İzmir, 13 Temmuz 2002
Ece Ayhan Çağlar (d. Datça, 10 Eylül 1931 - ö. İzmir, 13 Temmuz 2002) Türk şair, etikçi. İkinci Yeni şiir akımının öncülerindendir.

Ön yaşamı

Tam adı Ece Ayhan Çağlar'dır. Babasının mal müdürlüğü göreviyle bulunduğu Datça’da, ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Behzat Çağlar, Geliboluludur. Annesi Ayşe Hanım’ın baba tarafı Gelibolu’nun Kavak köyünden göçerek Eceabat’ın Yalova köyüne yerleşmiştir. Behzat Bey’in babası ağır ceza mahkemesi başkâtipliği, dedesi de Gelibolu müftülüğü görevlerinde bulunmuşlardır. Ayşe Hanım’ın babası Hafız İbrahim Deniz, yarı çiftçilik, yarı tüccarlıkla uğraşmış, Eceabat’a bağlı Sivli Köyü halkının imam istemesi üzerine, atandığı bu köyde imamlık yapmıştır.

1932’de Küre’ye mal müdürü olarak atanan Behzat Bey, 1933’e kadar sürdürdüğü bu görevinden istifa edip Çanakkale’ye yerleşmiş ve bir avukatın yanında arzuhalcilik yaparak ailesini geçindirmeye çalışmıştır. Ece Ayhan, ilkokula 1938’de Eceabat’ta başlar, ikinci sınıfı Çanakkale’nin İstiklâl İlkokulu’nda okur. Ailesinin 1940 Kasım’ında Çanakkale’den ayrılarak İstanbul’a yerleşmesi üzerine, üçüncü sınıfa Karagümrük / Atikkale’de bulunan “19. İlkokul”da [daha sonraki adı Hırka-i Şerif İlkokulu] devam eder ve ilk öğrenimini bu okulda tamamlar. Orta okulu, Vefa Lisesi’nin karşısında bulunan Zeyrek Ortaokulu’nda; lise öğrenimini de Taksim Lisesi’nde [daha sonraki adlarıyla Beyoğlu Lisesi, İstanbul Atatürk Erkek Lisesi] tamamlar. Yüksek öğrenimine 1953’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde başlar ve 1959’da mezun olur. Aynı yıl, İstanbul maiyet memurluğunda başladığı stajını ve kaymakamlık kursunu tamamlar. 1962’de Deniz Hafize Hanım’la evlenir ve kaymakam olarak atandığı Gürün’de (Sivas) göreve başlar. 1963’te Alaca’da (Çorum) kaymakamlık ve belediye başkanlığı görevlerine atanır; aynı yıl tek çocuğu olan Ege dünyaya gelir. 1964’te Tuzla Piyade Okulu’nda yedek subay öğrenci olarak başladığı askerlik hizmetini tamamlar ve 1965’te Çardak (Denizli) kaymakamlığına atanır.

Kariyeri

Disiplinli bir yaşam tarzı ve memurluk hayatı, edebiyat çevrelerinde bugün de “hırçın şair”, “huysuz şair” olarak anılan Ece Ayhan’ın yaradılış özelliğiyle bağdaşmayacak olgulardır. Ece Ayhan, 1966’da devlet memurluğu görevinden ayrılarak “soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” dediği İstanbul’a yerleşir. Kısa aralıklarla birçok işe giren sanatçının İstanbul’da yaptığı başlıca işler arasında; Meydan Larousse ansiklopedisinde yazarlık, Sinematek’te ve Yeni Sinema Dergisi’nde müdürlük, Genç Sinema Grubu’nda yöneticilik, Ağaoğlu Yayınevi’nde çok kısa bir süre redaktörlük sayılabilir. Kansere yakalanan eşi Deniz Hafize Hanım’ı 1968’de kaybeder. Ekonomik durumunun çok kötü olması ve yaşının küçüklüğü gibi nedenlerle oğlunun bakımını eşinin ebeveynine bırakır.

Hastalık dönemi

Ece Ayhan, 1974’ten ölümüne kadar, beynindeki tümörün yol açtığı birtakım hastalıkların sıkıntılarıyla yaşamıştır. Sağ kulağının ileri derecede işitme engeline ve sağ gözünde de hasara sebebiyet veren tümör, dünyaca ünlü beyin cerrahı Prof. Dr. Gazi Yaşargil’in ameliyatlarıyla ölümcül olmaktan çıkarılmıştır. Ancak, tümörün diğer organlarda meydana getirdiği hasarlar, sanatçıya yaşamı boyunca sıkıntı vermiştir. Büyük bir ekonomik sıkıntı içinde yaşayan sanatçı, Çanakkale Belediye Başkanlığının yardımlarını görür. Belediyenin geçici işçi kadrosuna alınarak sosyal güvenliğe kavuşması sağlanır ve böylece SSK hastanesinden ücretsiz olarak yararlanır. Ancak, sağlığının günden güne bozulması ve bacaklarının felç olması üzerine, yakın dostu şair Metin Üstündağ’ın yardımıyla Ağustos 1999’da Çapa Tıp Fakültesi’ne yatırılır. Buradaki tedavi giderleri SSK tarafından karşılanır. Sigorta kapsamı dışında kalan kurumlarda gördüğü tedavilerin giderleri ise, arkadaşlarının ve eserlerinin yayın hakkını alan Yapı Kredi Yayıncılık’ın yardımlarıyla karşılanır. İstanbul’da önce Maltepe Huzurevi’ne, daha sonra da şair arkadaşı (dönemin başbakanı) Bülent Ecevit’in isteğiyle bakım şartları ve fizikî kapasitesi daha iyi olan Özel Acıbadem Huzurevi’ne yerleştirilir. Bu süre içinde, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haseki Hastanesi, Haydarpaşa Hastanesi, Şişli Osmanoğlu Kliniği (2 defa), Central Hospital ve en son da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yatılı tedavi görür. Bütün bu tedavilerin sonucunda felçten kurtulup ayağa kalkabilen sanatçı, Nisan 2001’de tekrar Çanakkale’ye yerleşir ve geçimini telif hakkını Yapı Kredi Yayınları’na verdiği eserlerinin geliriyle sağlar. Düzenli ve yerleşik bir yaşam tarzını bir türlü sevemeyen Ece Ayhan, âdeta tüm sevenlerini ve dostlarını terk ederek tedavi görmekte olduğu Çanakkale’den Temmuz 2002’de ayrılmış ve İzmir Büyükşehir Belediyesi Gürçeşme Huzurevi'ne yerleşti ve 13 Temmuz 2002’de burada vefat etti. 16 Temmuz 2002’de, Çanakkale’nin Eceabat ilçesi Yalova köyünde toprağa verildi.

Şiir Kitapları


Kınar Hanım'ın Denizleri (1959)
Bakışsız Bir Kedi Kara (1965)
Ortodoksluklar (1968)
Devlet ve Tabiat (1973)
Yort Savul (Toplu Şiirler, 1977)
Zambaklı Padişah (1981)
Çok Eski Adıyladır (1982)
Çanakkaleli Melâhat’a İki El Mektup ya da Özel Bir Fuhuş Tarihi (1991)
Sivil Şiirler (1993)
Son Şiirler (1993)
Bütün Yort Savul’lar! (1994)
Bütün Yort Savul’lar! (1999, Gen. 2. Baskı)

Yazar istatistikleri

  • 336 okur beğendi.
  • 961 okur okudu.
  • 16 okur okuyor.
  • 410 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları