Fikret Başkaya

Fikret Başkaya

YazarÇevirmen
8.7/10
120 Kişi
·
412
Okunma
·
54
Beğeni
·
2747
Gösterim
Adı:
Fikret Başkaya
Unvan:
Türk Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Denizli, Türkiye, 1940
Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı.

Türkiye'ye döndükten sonra askerliğini yaptığı Yedek Subay Okulu'nda 'sakıncalı er' sayılarak Erzurum'a (Oltu) sürgün edildi. Askerlik sonrası değişik kuruluşlarda araştırmacı olarak çalıştı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi [1]. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005) [2]. 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi.

Fikret Başkaya 2007 yılı itibariyle Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.
Emekçi çoğunluk, sayısız araçlar ( medya, gösteri endüstrisi, tv dizileri, reklamlar, futbol vb.) devreye sokularak aptallaştırılıyor. (...) Hocalar ve ünlü sanatçılar, eleştirel bilinci yok etmedeki başarıları karşılığında, sömürüden ve yağmadan pay alıyor.
Bir ülkenin zenginliği o ülke nüfusunun %5'inin, %10'unun, %20'sinin elindeyken geri kalanın kaderi ayrıcalıklı elitin insafına terkedilmişken her iki kesim için de aynı anlama gelen 'ulusal çıkar', 'milli yarar' kavramı mümkün müdür?
İşsiz veya bir gelirden yoksun olan, gelecek kaygısı taşıyan bir birey için insan hakları söylemi ne anlama gelebilir?(...)Üretmek ve yaşamak için hiçbir imkana ve araca sahip olmayan, emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan bireyin kendini gerçekleştirmesi, haklarını savunması nasıl mümkün olabilir?
Mevcut durumda insanlar, oy kullandıkları anda tüm haklarından vazgeçmiş oluyorlar ve seçtiklerini sandıkları da asla onları temsil etmiyor. Başka türlü söylersek insanların kaderi parlamentolarda belirlenmiyor. Büyük sermayenin hizmetindeki merkezlerde, çok uluslu şirketin yönetim bürolarında vb. belirleniyor.
Türkiye Cumhuriyeti'nin "demokratik, laik bir sosyal hukuk devleti" olduğu yazılıdır. Aslında bu, kısacık bir cümlede dört yalan söylemektir. Muhalifi düşman, farklı düşüneni hain sayan bir rejimin demokrasiyle, laiklikle, hukukla, adaletle, özgürlükle, insanlıkla bir ilgisi olabilir mi?
Fikret Başkaya
Sayfa 18 - Yordam Kitap
''İnsanlar yaşam alanlarından kovuluyor, üretmek ve yaşamak için gerekli olandan mahrum ediliyor.

Asfalt vergisi de aldıklarına göre sokaklar da özelleştirilmiş sayılır. O zaman geriye bir tek hava kalıyor. Bakalım sıra ona ne zaman gelecek.''
1988'de dünyada silahlanma amacıyla kişi başına 200 dolar harcandı. Eğer her çocuk için sadece 5 dolar harcansaydı, 14 milyon çocuğun sıradan bulaşıcı hastalıklardan ölmesi önlenebilecekti.
Fikret Başkaya
Sayfa 352 - Yordam Kitap
Ölü dilleri öğreten filoloji bölümleri var iken, yaşayan bir dil olan ve milyonlarca insan tarafından konuşulan Kürtçe hiçbir edebiyat fakültesinde öğretilmez!
Fikret Başkaya
Sayfa 98 - Yordam Kitap
362 syf.
·9/10
90'ların sonlarında okuduğum, son derece açık ve yalın bir dille anlatılmış bir sistem incelemesi. Mevcut devlet sisteminin sıkı bir eleştirisi. Bu günlerde tekrar okumak istediğim, hatta paragraf paragraf paylaşmak istediğim değerli bir kitap. Özellikle siyaset ile ilgilenenlerin okuması gereken bir kaynak. Katılırsınız katılmazsınız ayrı ama sıkı bir Kemalizm (devlet bakışı açısından düşünerek özellikle de yazıldığı dönemde) eleştirisi.
281 syf.
·Beğendi·8/10
Kitap sitede yoktu. Okuyan kimse olmadığı için de ne çıkacağını bilmiyordum ama beklediğimden çok daha doluydu.

Kitap aslında sosyalist deneyin neden başarısız olduğunu analiz ediyor. Madem bir devrim fikri var, fikirlerin de devrime uğraması gerekiyor. SSCB, Türkiye'deki sol hareketler, Stalinizm neden başarısızlığa uğradı bunun tartışmasının yapılmadığı ama artık cevaplar aramanın vakti geldiği belirtiliyor. Bir nevi solun öz eleştirisi desem yanlış olmaz.

Anarşist olan Gün Zileli ve Fikret Başkaya aslında Marx'ın üretici güçler teorisini eleştiriyor. Kitabın başında da devrimin, burjuvazinin en ileri olduğu dönemlerde değil, 1648 İngilteresi'nde ve 1789 Fransası'nda olduğunu, sanayisi çok az Rusya'da gerçekleştiği yazıyor. Öncü bir üretici güç yaratıp çelişkileri ve gelişmişliği ilerletmek amacıyla kapitalizme benzer robot işçiler yaratan ve pratikte işçiye boş zaman ve kendini geliştirme imkanı vermeyen Sovyetler yerden yere vuruluyor.

Lenin'in öncü parti ve profesyonel devrimci kavramları da nasibini alıyor. İşçinin pek çok eylemde olduğu gibi kendiliğinden faaliyete geçtiği ve partilerin, sendikaların burada sadece rol kaptığı, maddi üretimin içinde olan işçi sınıfının sadece teori üretenlerden daha bilinçli olabileceği anlatılıyor. Tekel direnişi burada bence güzel bir örnek olmuş.

Katıldığım bir nokta da sosyalizmin kapitalizmi taklit etmek yerine ona alternatif üretmesi gerektiği. Baskıcı kurumlarla, dışarıdan empoze edilen disiplin ile, askeri harcamaları kültürel harcamaların önüne koymakla olmaz. Özellikle üretim ve tüketim faaliyetlerinin felce uğratılmadan (grev, boykot gibi) bir şeyleri değiştirmenin zor olduğu fikri var.

Kitapta ayrıca Çin ve Küba devrimlerine de yer verilmiş ve Çin devrimi sırasında Stalin'in Sovyetler çıkarı için Çin Komünist Partisi'ne ve enternasyonalizm fikrine sırt çevirmesi çok sert eleştirilmiş. Ayrıca Çin Devrimi sonrasında Mao da nasibini alıyor. İyi asker kötü yönetici denerek. Yani kitap eleştirel yazılmış.

Tabii kitabın eksik noktaları neler dersek her anarşizme yakın fikirdekilere söylediğim gibi uzun süreli bir anarşist deney yaşanmadı, bu nedenle anarşistler genelde herkesi çokça eleştirir ama karşı tarafın böyle bir imkanı yoktur. Bu yüzden dedikleri çok haklı gibi görünse de yanılmaları da pek mümkün. Gerçi bu sadece Gün Zileli için geçerli.

Bazı yerlerde kendini tekrara düşüyor kitap özellikle profesyonel devrimciler eliyle maaşlı elemanlar yetiştirildiğine dair analizler ile sosyalistlerin de kapitalistler gibi büyüme sevdasına tutulup sömürüyü sona erdirememeleri çokça işlenmiş. Yine de okurken hatırlamama yardımcı oldu.

Ayrıca özellikle Küba kısmında eleştiriler yapıcı değil yıkıcı. Resmen karşı devrimci ağzıyla eleştirilmiş ya da ben fazla duygusal yaklaştım bilemiyorum.


Teorik ve siyasi kitap sevenler için bence iyi bir kitap. Vakit ayırıp okuyanlara teşekkür ederim.
235 syf.
Rahmetli validem, 21 Ekim 1996 Pazartesi akşamüstü, doğumgünü hediyesi olarak vermişti bu kitabı bana, kendisinin imzaladığı bu kitap hala kütüphanemdedir. O zamanlar Rumelihisarüstü'nde yaşadığım evde, doğumgünü akşamı birkaç kişiyi misafir etmiştim ve bazıları da yatıya kalmıştı. İçlerinden biri, şimdilerde çokuluslu bir şirketin genel müdürü olan arkadaşım, kendisini uyku tutmayınca bu kitabı gece boyunca okuyup bitirmişti. Sabahleyin, kitabı beğenip beğenmediğini ona sorduğumda, bana, Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu yıllarda, savaş zamanı ve sonrası ekonomik istatistiksel durumu anlatan sıkı bir kitap, bence okumalısın demişti, haksız da değilmiş. Başka da bir sürprizbozan vermediğinden ben de kitabı takip eden iki gün içerisinde okudum. Akademik ve istatiksel bilgi anlamında iyi bir eserdi, ancak Kurtuluş Savaşı sonrası Atatürk ve hükümetinin iktisadi kararlarını kıyasıya eleştiren hatta Başkaya'nın aslında Atatürk'ten ve Kemalizmden hiç de hoşlanmadığını ayrımsadığım bir okuma olmuştu bu. Hem o günlerde alınan tüm iktisadi kararları yanlış buluyor, hem o günki hükümetin siyasal hareket ve devrimlerini kıyasıya eleştiriyor, hem de Atatürk ve silah arkadaşlarının vermiş olduğu savaşımı küçümsüyordu yazar. İnsanlar düşüncüleri yüzünden suçlanamaz elbette, Başkaya da bahsi geçen insanlara küfretmemişti sonuçta...

Sözün özü, önyargıları bir kenara bırakıp daha nesnel bir eser kaleme alsaydı Başkaya, bence Cumhuriyetin ilk yıllarındaki ekonomik durumu derinlemesine anlatan en iyi birkaç eserden biri de bu kitaptır diyebilirdim.

Benim bu eserden çıkarımım bu, bir de siz okuyun bakalım, sizin çıkarımınız ne olacak?

Elinizden kitap, kalbinizden huzur hiç eksik olmasın.

Süha Demirel, 1 Kasım 2019, İstanbul.

***

Okuduğum Kitabın Künyesi

Adı: Paradigmanın İflası: Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş
Yazar: Fikret Başkaya
Alt başlık: Batılılaşma, Çağdaşlaşma, Kalkınma
Baskı: 5. Baskı, 1996
Sayfa sayısı: 344
Format: Karton kapak
Kitabın türü: Araştırma-İnceleme, Felsefe-Düşünce, Siyaset-Politika
Dil: Türkçe
Ülke: Türkiye
Yayınevi: Doz Yayınları
362 syf.
·1 günde
Devrimci delikanlı olduğumuz dönemler de okuduğum bu kitapla ilgili eleştirel fikirlere sahibim. Bu kitap yüzünden yanılmıyorsam Fikret Başkaya ceza alıp,hapse girmişti. Kitaba gelecek olursak;okuyucuyu yormayan bir anlatım ve sadelikle "ağır" bir resmi tarih ve resmi ideoloji eleştirisi içeriyor.

Bu kitabı okuduğunuz da Cumhuriyet Tarihi'ne dair olan bilgileriniz ve donanımınız;şaşkınlığınızı yada öfkenizin ölçüsünü belirleyecektir.

Uzun bir emeğin ve çalışmanın bir ürünü gibi görünse de aslında geçmişte daha önce başka devrimci önderler tarafından Kemalizm'e ve Mustafa Kemal'e yapılan sert eleştirilerin derlenip düzenlendiği ve kategorik olarak kullanıldığı bir çalışma.

Dikkatimi çeken diğer nokta,yazarın Troçki sempatisinin kitabın tamamın da kendini hissettirmesi'dir.
Yerli yersiz,Troçki alıntıları'nın kullanılması ve güzellemeye varan bir dil açıkcası beni rahatsız etmişti.

Milli mücadele ile ilgili eleştirilerin de Doğan Avcıoğlu'nun sözleri ve eserlerinden faydalanması çarpıcı bir detay. İlginizi çekebileceğini düşünüyorum.

Uzun uzun pek çok şey yazılabilir bu çalışma ile ilgili. Ne yakılacak bir kitap (hiç bir kitap yakılmasın!) ne de çok övülecek ve methiyeler düzülecek kadar değerli bir çalışma!

Resmi tarih ve ideoloji'yi irdelemek ve eleştirel bir yetkinlik kazanmak adına okunması zaruri olan bir kitap.
362 syf.
·Beğendi·10/10
'91 basımı eseri sahaftan bulup okuma şansım oldu.Kitap ağır bir sistem eleştirisi yapmış.Ağırlıklı olarak belirli bir kesimi eleştirilerin odağına almış hissi verebilir bazı okurlar için.Kendimizi bildik bileli dilimizden düşürmediğimiz sistemle yüzleşme olanağı sunuyor.Kitabı,yaptığı eleştirilerden dolayı yarım bırakabileceklerin devam etmeleri halinde hoşlarına gidecek bölümlerin kendilerini beklediğini söyleyebilirim:) Benim gibi , okurken not almayı sevenler için onlarca malzeme de mevcut bu kitapta,keza ben öyle yaptım.

''...Kendi kimliğini inkar eden kişi ortaya çıkan 'boşluğu' ezen ulusun kimliğiyle doldurmak gibi bir açmazla karşılaşıyor ve psikolojik planda 'bozuk bir kişilik ' sergiliyor (Elbette burada söz konusu olan daha çok diplomalılardır)'' / K.Marx (S.58)




~İyi Okumalar~
256 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Fikret Başkaya'nın, Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto (Nasıl Üretmeli, Nasıl Tüketmeli, Nasıl Yaşamalı), adlı kitabı olaylara daha geniş açıdan bakılmasını amaçlıyor.

Önce manifestonun kelime anlamı ve Fikret Başkaya'nın bu kelime ile ilgili düşüncelerini okuyoruz. Manifesto: 'bir pozisyonu ve/veya bir programı, açık etmek, ilan etmek, deklare etmek olsa da bana göre manifesto iki şeydir: Bir iddiadır ve bir perspektiftir. Neden böyle oldu ve nasıl başka türlü olabilir? ' (s.9) diyerek bir açıklama yapıyor. Kapitalist sistemin artık bir çözüm üretememesi ve hatta sorunun kaynağı olmasından dolayı, kendi içinde yaşadığı sorunlara karşı bir söylem geliştirmiş.

Yazar, kendi manifestosunu yazarken okuru da rahatsız ediyor. Yani ben düşünüyorum sen de düşün ve bu sayede okuyucuyu kitabın içine dahil ediyor.

Fikret Başkaya toplumu ilgilendiren her şeyden bahsediyor. Kitap 'Giriş' kısmı dahil 5 ana başlığa sahip. Bunlar sırasıyla

+ Giriş: Binmişiz bir alamete
+ Neden bir uygarlık krizi ortaya çıktı
+ Neyi, nerede ve nasıl üretmeli
+ Nasıl tüketmeli
+ Nasıl yaşamalı

Kimse ilerde kötü bir olay/durumla karşılaşacak şeyin peşinde gitmez. Ama iktidarları ele geçiren güçler o bireysel aklın reddettiği şeyleri topluma dayatır. Bunu da bazen açık bazen de gizli bir şekilde yaparlar.

Hep 'ekonomik büyümeden' ve kişi başına düşen milli gelir artışından bahsedilirken bunun genele yansımaları niye düşük oluyor? Bu niçin çok fazla sorgulanmaz, bunu da düşünmek gerekir. Üretim ve tüketim artarken yoksulluğun daha da artması çelişki olmuyor mu diyerek bir soru sorar.

Kapitalist sistem, yapısı gereği bir çözüm sunarken, başka bir sorunu da meydana getirir. Ama kapitalist sistemin kendisi sorunsa çözümü başka yerde aramak gerekmiyor mu?

Okullarda öğretilen iktisat dersinin sadece ideolojik amaçlı olduğunu belirtiyor. Bunun sebebi olarak da egemen sınıfların kendilerine temsilen görevlendirdikleri eğitimcilerin, topluma kendi gerçeklerini sunduklarını ve o doğrultuda nesil amaçlandığını vurgular.

Toplumun liberal, neo liberal politikalarla mülksüzleşmesinin önünün açılmasıyla büyük şirketler artık her yeri ele geçirir. IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi emperyalist yapıların, ele geçiremedikleri hava haricinde her şeyi denetleyebildiklerini söylüyor.

"çoktandır burjuva….. Büyük özel günler" adı altında indirimlerle toplumun bir çeşit cebini boşaltmıyor mu? Efsane, şahane, çok özel, süper özel, ultra özel indirimler adı altında, ihtiyacın yanında ihtiyaç olmayan şeyler de hiç farkına varılmadan alındığı olunuyor. Temel ihtiyaçlar artık kişinin değil, şirketlerin tespiti ile ortaya çıkıp, onların bildirmesiyle alım gerçekleşir duruma geldi. Özel günler adı altında (anneler, babalar, sevgililer, doğum, nişanlılık, sözlülük, kara Cuma, muhteşem Cuma, yılbaşı vb.) bir meta zorunlu ihtiyaç duruma getiriliyor. Eğer tüketici bu döngünün dışında kalmak isterse bir çeşit mahalle baskısı gibi bir baskıyla karşı karşıya kalıyor. Televizyon ve internet sürekli bu günleri hatırlatarak, insan zihnine sokuyor. Hatta çivi gibi çakıyor. Kaçış olmaz. Reddetmek, toplumu reddetmek gibi öne sürülüyor. Özel günler şirketlerin kendi çıkarları doğrultusunda tüketicinin cebindeki parayı kapmak için yaptıkları bir oyundur. Zoraki gönüllülük oluşturulur. İnsan otomatiğe bağlanır ve çevresinde ya da ailesinde dışlanmamak için bu çarkın içine girmek durumunda kalır. İşin daha da ilginci ise buna karşı çıkanlar 'hayalperest, gerici, karanlıkçı (s.30)' olarak adlandırılır.

Kapitalist üretim tarzından bahseder ve bir şey üretilirken doğadan bir şeyin çekildiğini ve tüketirken de doğaya bir şey atıldığını; gelişi güzel yapılanmalar sonucu kimyasal atıkların her tarafa atılması yüzünden çevre kirliliğinin arttığını ifade eder. Ayrıca nüfusun çok artması sonucu bu nüfusa yönelik arzın da artması doğanın da katledilmesinin de önünü açar.

Çok Uluslu Şirketler tarafından istila edilen gıda ve hayvancılıkta artık 'Ticari' olarak bakıldığından, onlar neyin üretilmesini istiyorsa o ürünlerin üretileceğini ve onların 'patentli' tohumlarıyla üretileceği hale gelindiğini anlatıyor.

Eşyanın 'kampanya' adı altında yüceltilmesi sürekli bir hal almış. Meta ile insan bir çeşit köleleştirilirmiş. 'Onda var, ben de niye yok' söylemi içinde yaşayan birey o malla aidiyet kurmaya zorlanır. Kendisini o mala indirgeyip, onunla mutlu olmayı seçer.

Bazılarını bildiğimiz, duyduğumuz, gördüğümüz şeyler haricinde görmediğimiz, duymadığımız, bilmediğimiz şeyleri de bize anlatması bakımından iyi bir çalışma. Bize dayatılan 'gerçeklerin' gerçekliğini tartışmadan, esas gerçeğe nasıl ulaşacağız. Tüketimin yoğun olduğu şu anki dünyada, fiziki olmasa bile zihinsel olarak bize zorla biçilen kalıplar içinde yaşamaya çalışıyoruz. Kalıbın dışına çıkıldığında ise dışlanmışlık, mahalle baskısı ve en kötüsü de aile içi baskı ortaya çıkıyor. AVM'lerin çoluk çocuk cümbür cemaat dolması, günü AVM'lerde geçirip sosyalleşme, tüketme ve bir sonraki hafta AVM'ye gidilinceye kadar duyulan özlem ile hayatı, o gerçeklik içinde yaşamaya mahkum olan bir durumla karşı karşıyayız.

Fikret Başkaya'nın adını duymuştum ama hiç kitabını okumamıştım. Bu aldığım ve okuduğum ilk kitabı. Diğer kitaplarını da alacağımı ifade edeyim (2 kitabını daha aldım). Çünkü bu kitapta bizden bir şeyler var. Toplumu kutuplaştırmadan, hor görmeden, var olanla, o var olanın nasıl var olduğunu anlatıp, bizlerinde o var olanın peşine nasıl sürüklendiğimizi anlatması bakımından güzel, kapsamlı bir çalışma.

Kullanılan dilin anlaşılır ve akıcı olması dolaysıyla 'yahu, bu adam ne diyor' demeden olayları sebep-sonuç ikilisi içinde anlatıyor. Tabi, memnun olmayan kesimler de olabilir. Ama bir çeşit 'tebliğ' ediyor. Şu anki yaşamda toplumların büyük kısmında gözlemlenen mutsuzluğun altında yatan sebebin, parası olmadığı için o 'metayı' alamamasından kaynaklı olduğuna kendini inandıran kişinin, esasında o şekilde inanmaya itildiğinin farkına varmadığını anlatıyor.


Giydiğimiz, içtiğimiz, kullandığımız her şey, çoğu zaman, doğanın katledilmesi ve insan emeğinin üç kuruşa satın alınarak üretilmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bir yerlerde 'marka' olarak satın alınan (aldırılan) ürün, o ürünü sağlıksız, güvencesiz ortamda çalıştırılan o işçinin alın terinin ne kadar karşılığı oluyor? Düşük ücret alarak üretimde bulunan işçi, tüketicinin büyük paralar vererek ulaştığı o 'mutluluğa' ulaşır mı?


Mülk, mülksüzleştirme, egemenlik, devlet, siyaset, ekonomi, bireysel, müşterek, iç ve dış düşman algısı ve buna karşı kurulan yapılar gibi çok çeşitli konular ele alınıyor. Bireysel mülkiyetin sorunların kaynağı olduğunu ifade ediyor.
Özelleştirme ya da şirketleştirme yerine müşterekleştirme yoluyla kaynakların daha iyi bir şekilde yönetilebileceğini ama bunun da kısa vadede değil, ancak uzun vadede olabileceğini söylüyor.


Kitap baştan sona sizi konulardan kopmadan ve bir şevkle okumanızı sağlayacak şekilde olayların içine dahil ediyor.
Tabi bu bir 'manifesto'. Beğenirsiniz veya beğenmeyebilirsiniz. Yazar, bilgi birikimini kağıda dökmüş.

Fikret Başkaya'nın manifestosu bu şekilde. Ayrıca Mete Gündoğan'ın. #36543635 kitabı da başka bir açıdan manifestodur.
Fikret Başkaya bizlere bir şeyler anlatmaya çalışmış ve sorunların kaynağı ve çözüm yolunu da kendince göstermeye çalışmış.

Kitap içinde kullanılan bazı kelimeler genel okuyucu için çok bilinir olmayabilir ama yazarın akademik bilgi birikiminden hareketle bu sahaya ait bazı 'jargon'ları kullanması da doğaldır.

+ Dizin kısmının olması iyi.
+ Kapak tasarımından dolayı beni cezbetmişti.
+ Sayfa altlarında verilen kaynaklar keşke, kitabın arkasında toplu bir şekilde verilebilseydi.
+ Bu kitabı 24 - 28 /Kasım/ 2018 tarihinde okuyup, inceleme yazısı ise 7 / Mayıs / 2019 tarihinde siteye eklenmiştir.
+ Eklenen alıntılar haricinde baştan sonra alıntılanacak kadar önemli bir kitap. Tavsiye ederim, alın, okuyun, okutun.
256 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Nasıl üretmeli, nasıl tüketmeli, nasıl yaşamalı? sorularına cevap arayan, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımından, tarım politikalarına, reklam ve tüketim çılgınlığından, üreticilerin malı üretirken eskime ömrü biçtiklerine kadar değişik bir yelpazede üretme ve tüketme üzerine yazılmış bir araştırma kitabı.
Yazının dili akıcı, paylaşılan bilgiler güncel, öneriler yerinde. Bilmediğim olgular ve tanımlar da var kitapta. Yeni birşeyler öğrenmenin mutluluğuyla tamamladım kitabı
448 syf.
·24 günde·Puan vermedi
Kapitalist tarihini bize anlatırken, sorunların sermaye ve bir avuç egemen zihniyetin, yaşamları alt-üst ettiğini ve egemenlerin devlet veya ortağı krallar vb. Aygıtlar olduğunu bizlere gösteriyor.
Tabi biraz tarihsel olguları bilerek okumak gerek bu kitabı aksi halde bunaltıcı ve kafa karmaşıklığı yaratabilir. Ama az bir tarihsel bilgi kitabı okumanızı daha akıcı ve anlayıcı olacaktır. Çeviri çok iyi.
İnsanı sermayenin içerisinde kâr amacından başka birşey olmadığını ve bizlere insanca yaşamanın imkansızlığını veren emperyalist- Kapitalist sistem olduğunu gayet iyi anlatıyor......
362 syf.
·Puan vermedi
Bir afrika atasözü ile başlar kitap: Aslanlar kendi tarihlerini yazana dek, av hikayeleri hep avcıları övecektir.
Entelektüel olmaktan çok ilerdedir cesur bir kimliğe sahip olmak. İşte Fikret Başkaya bu kitapla hem eleştirel bir tarih okuması nasıl olur bunun cevabını verirken aynı zamanda cesaretin de nasıl önemli bir ahlakî çehre olduğunu gösteriyor çünkü hapis de yatmıştır bu kitabı yayınlayınca. Müflis olmuş bir sistemin ekonomik, siyasal çöküntülerini ele alarak güzel bir şekilde irdelemiştir. Özellikle Kürt meselesi ile ilgili yer dikkatimi çekmiş ve okurken zevk almıştım ki o zaman bu konu hakkında yeterli malzeme de yoktu. Türkiyede meselenin şahıs ve ideolojiden öteye ahlakî bir paradigma sorunu olduğunu da görüyoruz. Tarihi, hangi grup, parti yada ideolojiden olduğumuza bakmadan eleştirel okumamız gerek. Kibirli bir tarih okuyuşu hem bilgi ahlakina aykırı olup ilkel gruplaşma eğilimleri de meydana getirir. Tarih, siyaset alanlarına merakı olan arkadaşların kaçırmaması gerekiyor. Ki günümüz koşullarına güncellersek kitabı bu ülkenin yeni ideoloji ya da partilerden ziyade ahlakî bir siyasal konumlanışa ihtiyacının olduğunu hissettim. Resmî paradigmanın içinin çıkar ve ikiyüzlülükten arınması gerek ki felsefi konumlanışını tartışalım. Ama ne yazık ki ilmî eleştiri dâhi halen hapis ya da tehditlerle ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Çöküşü kendisine rehber edinmiş bir siyasal kadronun hiç değişmediğini ve zerre miktar ilerleyememiş bir ülke olduğunu fark edeceksiniz kitabı bitirince.
224 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Fikret Başkaya'nın 1992-1997 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazılarından oluşan bu yapıtı beğenerek ve bolca düşünürek okudum. Yapıt ideoloji, ekonomi,sendikalar, muhtelif, politika bölümlerine ayrılmış ve yazılar o dönem gündemine ve geleceğe yönelik yazılmış. Ancak günümüzde de hâlâ aynı konularda sorunların olması yazıların aktüelliğini
fazlasıyla koruyor.
Fikret Hoca'nın "Pradigmanın İflası" adlı yapıtını da beğenmiştim ancak "Akıntıya Karşı Yazılar" ın da kesinlikle okunması gerektiğine salık veririm. Herkese iyi okumalar diliyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Fikret Başkaya
Unvan:
Türk Akademisyen ve Yazar
Doğum:
Denizli, Türkiye, 1940
Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı.

Türkiye'ye döndükten sonra askerliğini yaptığı Yedek Subay Okulu'nda 'sakıncalı er' sayılarak Erzurum'a (Oltu) sürgün edildi. Askerlik sonrası değişik kuruluşlarda araştırmacı olarak çalıştı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi [1]. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005) [2]. 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi.

Fikret Başkaya 2007 yılı itibariyle Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 54 okur beğendi.
  • 412 okur okudu.
  • 18 okur okuyor.
  • 443 okur okuyacak.
  • 7 okur yarım bıraktı.