Oktay Akbal

Oktay Akbal

8.1/10
64 Kişi
·
205
Okunma
·
30
Beğeni
·
3.781
Gösterim
Adı:
Oktay Akbal
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 20 Nisan 1923
Ölüm:
Muğla, 28 Ağustos 2015
Oktay Akbal (d. 20 Nisan 1923, İstanbul) Türk gazeteci, yazar. Cumhuriyet gazetesinde Evet/Hayır adlı köşenin yazarıdır.

20 Nisan 1923 tarihinde İstanbul'da doğdu. Avukat Salih Şehabettin Bey'in oğlu, ilk gerçekçi Türk romancılardan Ebubekir Hâzım Tepeyran'ın ana tarafından torunudur.
Kumkapı'daki Saint Benoit Fransız Lisesi'nde başladığı ortaöğrenimini, 1942 yılında İstiklal Lisesi'nde bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk (1944) ve Edebiyat (1946) fakültelerine devam etti, ancak yüksek öğrenimini yarıda bırakarak kendini yazarlığa verdi. 1943 ve 1944 yıllarında Servet-i Fünun Uyanış dergisinde sekreterlik, 1947 ve 1951 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda memurluk yaptı. Fakat yaşamını asıl anlamda gazetecilik yaparak kazanmıştır.
1939 ve 1940 yıllarında Yeni Sabah ve İkdam gazetelerinde çevirileri ve öyküleri yayımlanmıştır. 1944 ve 1946 yılları arasında Vakit gazetesinde eleştiriler ve tanıtma yazıları yazmıştır. Büyük Doğu dergisinde her hafta Dünya Fikir Sanat Hareketleri sütununu yazmış, 1951 ve 1956 yılları arasında Vatan gazetesinde, düzeltmen, sekreter ve yazı işleri müdürü olarak çalışmıştır. 1956'da köşe yazarlığına başlamıştır. 1985 yılından itibaren Hürriyet gazetesi için köşe yazarlığı yapan Akbal, daha sonra Milliyet gazetesinde çalışmıştır. Halen Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığına devam etmektedir.
Öykü yazmaya ilkokul yıllarında başladı. Çeşitli çocuk dergilerinde öyküleri yayımlandı. 1939'da, henüz lise öğrencisiyken yazdığı bir öykünün İkdam gazetesinde yayımlanmasıyla edebiyat dünyasına girdi. İkdam ve Yeni Sabah gazetelerinde hemen her gün bir öyküsü; Bin Bir Roman, Çocuk Haftası, Yıldız gibi gazete ve dergilerde yazıları, öyküleri ve çevirileri yayımlandı. Akbal'ın asıl anlamda öyküye yönelmesi Sait Faik'in Semaver adlı kitabını okumasından sonra başlamıştır.
Servet-i Fünun Uyanış dergisinde çalıştığı sıralarda başlayan eski yeni tartışmalarının ve yeni edebiyatın içinde yer alan Akbal'ın sanatında böylece asıl edebiyatçı dönemi açılmıştır. Kendi yaşam deneyimlerinden, çocukluk anılarından yola çıkan, küçük kent insanını da gözardı etmeyen duygulu öyküler yazmaya başlamıştır. Bunlar toplumsal olaylarla ilgili gözlemlere değil, anılara ya da düşlere dayalı, içe dönük hikâyelerdir. Akbal hikâyeleri, Behçet Necatigil'in deyişiyle "Konulu hikâyeler değil de, belli konular çevresinde oluşan anılar toplamıdır". Yazın çevrelerinde geniş ve olumlu yankı yapan Önce Ekmekler Bozuldu adlı ilk kitabını 1946'da çıkarmıştır. Onu, 1949'da Aşksız İnsanlar izlemiştir.
Garipler Sokağı ve Bizans Definesi adlı kitapları Rusçaya; Dondurmalı Sinema Sırpçaya çevrildi. Suçumuz İnsan Olmak adlı kitabı Erdoğan Tokatlı yönetiminde 1986 yılında filme çekildi.
Şu gazeteler niye bir gün de güzel, ferahlık, mutluluk duyuran bir haber vermek istemezler? Hep cinayetler, harpler ardında koşarlar. Katillerin resimlerini ilk sayfalara basarlar da insanlığa güzel şeylerden; aşktan, kardeşlikten söz edenlere, şairlere, sanatçılara kızarlar, onlarla eğlenirler?..
Oktay Akbal
Sayfa 74 - Cumhuriyet Kitapları 8.Baskı "Kalabalıktan Biri" adlı öyküden
İleriden bir şarkı geliyordu. Yürüdü o yana doğru. Dumanlı, şarkılı bir istasyon büfesi, öteye beriye dağınık birkaç masa... Plakta tanıdık bir kadın sesi: "Sensiz geçen her gün gecelerden de siyahtır" diyordu.
Oktay Akbal
Sayfa 134 - Cumhuriyet Kitapları 8.Baskı "Sonra Tren Kalktı" adlı öyküden
Lenin'in çalışma odasını dikkatle.inceliyorum. Bir yaşam geçmiş burada.
Masada Gorki'nin bir kitabı "Benim universitelerim ".Duvarda bir takvim :21 Ocak,takvimin üstüne Çehov'un bir fotoğrafı yapıştırılmış. Bunu kendi mi yaptı acaba ?
Demek Çehov'u bu denli seviyordu...
Oktay Akbal
Sayfa 196 - Cumhuriyet kitapları. .
Mazi sadece gelmiş geçmiş zamandı. Hatıralar da insanı üzen boş şeylerdi.
Oktay Akbal
Sayfa 29 - Cumhuriyet Kitapları "Ahşap Ev" adlı öyküden
Ölmek! Bu benim için, adım atmamak, kitap okuyamamak, bir film seyredememek, sevdiğim insanların seslerini duyamamak, onun ışıklı gözlerine dalıp gidememekti.
Oktay Akbal
Sayfa 70 - Cumhuriyet Kitapları 8.Baskı "Bir Hastalıktan Sonra" adlı öyküden
"Yaşamak gömülemezki ki yeryüzüne! "

Insanlar gömülür, kentler gömülür, düşler gömülür, istekler,seviler,umutlar,ihtiraslar gömülür ...
Ama yaşamak gömülemez ,fışkırır ölümler, umutsuzluklar ,yıkıntıların arasından.
Oktay Akbal
Sayfa 67 - Cumhuriyet kitapları. .
İkimizin de cebinde metelik yoktu. Elbiselerimiz yıpranmış, ayakkabılarımız örselenmiş iki çocuktuk. Yalnız, içimizde hayata, dünyaya, her şeye rağmen sevgi besleyen bir şeyler kıpraşırdı.
Oktay Akbal
Sayfa 117 - Cumhuriyet Kitapları 8.Baskı "İlk Gençlik Sevdaları" adlı öyküden
"Yer yüzüne atılan -10 hidrojen bombası "yeniden tarih öncesine dönüş demektir"
"Ne yazikki insanin -siyasal düşüncesi -bilimsel düşüncesinden -100 kat daha az gelişmiştir "
Oktay Akbal
Sayfa 57 - Cumhuriyet kitapları. .
Niye böyledir insanoğlu? Önce güvensiz, kendini beğenmiş, ezici, vurucu ama başı sıkışınca sönüveren bir balon!
Kutuphaneme bir hazine daha eklemenin tarif edilmez hazzindayim ..kitap bitti ama ben hala ilk seferini yapan sovyetler birligi trenindeyim yanımda sevgili Rifat Ilgaz tarih 15 /Eylül /1968 ...şimdi Ne alaka Hiroşima ile diyenler için soylemeliyimki ..kitabın ikinci bölümü rus topraklarına yapılan gezi ..
Bu bölüm "bal" benim için "kızarmış ekmek "benim için "zeytin peynir "demek ..o kadar sevdim o kadar begendim ki ne kadar yazsam ne kadar alıntı paylassam anlatamam ...okumak lazım, tecrübe etmek lazim, ukrayna ,moskova ,yazarlar ,şairler, taşkent ,özbekistan ,Aytmatovun gençliği ile satır arasında tanışmak ..hangi birini söyleyeyim benim kelimelerim yetmez nasıl bir heyecanla kitabı okuduğuma :)
Bana bu güzel deneyimi yaşattığı ve ucundan kıyısından bir rüyamı gerçekleştirdiği için sevgili Oktay Akbal'ı saygıyla anıyor. ..Kitap elinize geçerse okuyun diyorum ..
Sevgiyle kalın. ..
Bazen ne okuyacağıma karar veremeyince kütüphaneme gidip rafları karıştırıyorum. Canımı en çok sıkan şeylerden biri orada yarıda bıraktığım ve bu yüzden hikâyelerinin geri kalanını ve nihayetini bilemediğim eserleri görmek oluyor..meselâ Murakamiler, meselâ Orhan Pamuklar, Yaşar Kemaller, ya da çok severek başladığım ama işte sonra bıraktığım Ursula K. Le Guinler...dün gece de aynı şey oldu, bari uyumadan birkaç sayfa okusam diye rafları dolaşırken elim Oktay Akbal'ın çok seneler önce aldığım bu kitabına dokundu. Elime aldım kitabı, sayfaları çevirdim. En sevdiğim şeylerden biri sararmış sayfalardır. Akbal'ın kitabı sararmış sayfalarıyla beni çağırıyordu...ben de davete icabet ettim. Kimbilir neden senelerce okumamış ve onu rafların arkalarında bir yerlere öylesine sıkıştırıvermiştim?

Az önce kitabı ara ara, kısa uykularla dinlene dinlene bitirdim. Çok beğendim Oktay Akbal'ın bu eserini. Bu kısa hikâyeler kitabın sararmış sayfalarıyla birbirine öylesine uyuyor ki... Yazar bize kısa kısa bir çok hikâyeyle hem 70 sene önce gencecik bir yazarın sevinçlerini, acılarını anlatıyor; hem de bizi kendisiyle beraber farklı semtlerde, bulvarlarda, otobüs duraklarında, parklarda dolaşmaya çağırıyor. Akbal'ın hikâyelerinde Sait Faik havası seziliyor; aynı onunki gibi bir insan sevgisi, hayat sevgisi seziliyor. Sait Faik hikâyelerin birinde, biz kelimelerin üzerinden geçerken kendi hikâyesini yazıyor üstelik. Bütün hikâyelerde şehrin kalabalığını, adlarını sanlarını bilmediğimiz insanları görüyor, onları takip ediyor, merak ediyor ve hep beraber koca bir hikâyenin içerisinde dönüp duruyoruz. Yazarın üslûbu kesinlikle çok güzel, çok lezzetli, edebî; hayali ya da gerçek olsun her kelimesini samimiyetle yazan bir yazar Oktay Akbal. Hikâyelerde olaylar yok gibi, ama hisler, duygular sürekli, hep beraber akıyor, bir an olsun durmuyor, sürekli olarak o duygu akışına dahil ediliyoruz. Böyle yaparak Akbal bizi bir yandan yolda yürürken kimlerin aşksız insanlar olduğunu yüzlerinden hallerinden tahmin etmeye, bir yandan hayata olan tepkisini ve küskünlüğünü evinin dış yüzeyini bir gazete manşeti gibi kullanarak gösteren bir emekliyle beraber hayata bakmaya, bir yandan yeni kiraladığı dairesine çıkarken apartmanda elektrik olmadığı için yüzünü göremediği bir kadına gönlü kayan bir gence duygudaş olmaya çağırıyor; bizler de Akbal'la beraber şehrin çeşitli sokaklarında binalara, özellikle de akşamları ya da geceleri bakıp hikâyelerini hissetmeye çalışıyor ya da en sevdiğim hikâyesinde olduğu gibi ücra bir köşedeki bir otobüs durağının duvarına hayattan çektiklerini, acılarını gizli gizli yazan, yazar için adı sanı bilinmeyen ama artık dost kabul edilen bir gizli şairi bulmak, ona rastlamak için umutla o durakta bekliyoruz...

Bu güzel, ince; edebiyatla, hayatla dolu eseri herkese öneriyorum.
Suçumuz insan olmak diyip tüm sorumluluğu üzerimizden atmanın ne kadar doğru ya da yanlış olduğu tartışılır ancak zaman zaman herkesin içine düştüğü/ düşebileceği bir boşluğa ışık tuttuğunu, benzer duyguları size yaşatacak/hissettirecek kadar sağlam betimlemelerin olduğunu düşündüğüm bir kitaptı. Gayet akıcı ve samimi anlatımı bizden/ içimizden biriymişcesine.
Hepsi bir kaç en fazla beş altı sayfadan oluşan küçük hikayelerden oluşuyor.Bir olaydan ziyade yazarın gerektiğinde geçmişine dönerek gerek o eski kendisinden bahsetmesiyle oluşur .Aslında kendisi bizizdir,kendisinden bahsederken bizden bahseder.Bir olaya pek rastlanmaz .Dış dünya ile insan arasında sıkı benzerlik olduğundan sıkça bahsetmistir .Ben sevdim
Daha önce Oktay Akbal'ın köşe yazılarının birkaçını okumuştum. Kalemi hoşuma gitmişti. Elime bu kitabı geçince okuma listemde 100 küsur kitap olmasına rağmen hemen öne almaya karar verdim.

Kitap deneme tarzında yazılmış yazılardan oluşuyor. Yazarımız bazı denemelerinde şairlerin, hikaye ve roman yazarlarının hayatlarından kesitler sunuyor . Bu kısımların oldukça etkileyici olduğunu söylemeliyim. Özellikle Tolstoy'un, Emile Zola'nın, Virginia Woolf'un, Sait Faik'in , Özdemir Asaf'ın, Behçet Necatigil'in.

Kitapta yazarımız çağının sorunlarını masaya yatırıyor ve onlara çözümler sunuyor.

Denemelerinde konu edindiği bazı başlıklar şunlar: Açlık, Kalıcılık, Sanatçı olmanın sorumluluğu, Yazmak Uğraşı, Düşünmenin Anatomisi, Şiir, Yeniden Okuma Uğraşı, Yaşamın Anlamı.

Ayrıca yazarımızın bize tanıttığı öylesine güzel eserler vardı ki onları okuma listeme almadan duramadım. Bunlardan ilgimi çekenlerden birkaçı: Elian Kazan'ın "Uzlaşma", Boris Vian'ın "Günlerin Köpüğü", Virginia Woolf'un "Kendine Ait Bir Oda" , Sait Faik Abasıyanık'ın "Seçme Hikayeler" kitapları.
Oktay Akbal, 1980- 1987 yılları arasında yaşadıklarını, hayallerini, düşlerini, Düz yazı ile değil de şiirsel ifadelerle, anlatım tarzın da küçük küçük anı notları gibi kaleme almış bu kitabı. Hemde adını Ahmet Muhip Dıranas'ın "EY GECE KAPINI ÜSTÜME KAPAT" şiirinin başlığı ile.
Zaman zaman yazım üzerine fikirlerini, kendi içinden gelen bir sorgulama gücü ile, yazım dünyasını masaya yatırıyor, Zaman zaman Arkadaşı, tanıdığı, ya da sadece bildiği yerli, yabancı yazar, şairler ve fikir adamlarını kendi yolculuğunda yoldaş edinmiş kendine. Zaman zaman şiirlerini de paylaşmış bizler okuyalım diye. Ama ben biliyorum ki Sayın Akbal biz okurları o dünyanın içine bizleri de atmak için yapmış bunu. Ben bu tuzağa düştüm açıkcası. Her bahsi geçen şair, yazar, hakkında bilgilerimi tazeledim. Bilhassa Dıranas ı dikkatlice inceledim.
Yazarın soy adındaki bal gibi tat verdi bana kitap.
Bu tarzı beğenmeyenler sadece 80/ 87 arasını meraklarını gidermek için faydalanabilirler diyorum.
Hapishanede mahsur kalmış bir yazarın,ruhunun özgürlüğünü gözler önüne seren tüm psikolojisi hissi ve davranışlarıyla hür bir ruhun hikayeleridir bu kitabı bana sevdiren
Her ne kadar öykü kitabı olarak anons edilmiş olsa da, bana göre günlük bir gazetenin nadir güzellikte yazılmış köşe yazıları, makaleleri olarak görüle bilinir.
Oktay Akbal, bu eserinde daha ziyade, anıları içerisinde bilhassa çocukluk yıllarını süsleyen anılarını günlük gözlemlerine indirgeyerek; yaşamsallığı, dostluğu, dost gibi görünenleri 1970 li yılların siyasal yaşamını, edebiyat dünyasının içinden aksesuarlarla süsleyerek hikayecikler bazında anlatıyor her bir öyküyü.
Hem de nasihatlerle, hemde, yol göstererek, hemde harika bir dile...
Anılar olunca konu, bilhassa çocukluğunu 1950 lerin sonları ve 60 lı yıllarda bırakmış olan benim gibi yaşıtlarım için çok daha duygusal dalgalanmalarla o yılların kokusunu duya duya okuyorsunuz.
OKUYUN...
Yazarın, Karşı Kıyılar Kitabına yaptığım yorumu yineleyebilirim Tarzan Öldü Kitabı için.
İlave olarak şunları eklemek isterim. AKBAL, Bugünden maziye uzanıp geçmişi şu anda da yaşamak istercesine, bir başka ifade ile dünde ki "ben"'i - bugün ki "ben" de dışlayarak yeni kimliğinde algılayıp anılar dünyası içerisinden ifade etmeye çalışıyor yaşamı.
Yazar, yaşamdaki dün ile bugünü savaştırırcasına, hüsranları, sevileri düşleri, zihnin en üçra köşesindeki anıları tap taze anımsayıp "vah ki vah" ları gördüğü, hissettiği, herhangi bir nesne veya ruh hali ile çağrıştırıldığı anıların girdabında yaşamın, insanın, bizlerin gerçek yüzünü, gerçeği ortaya çıkarma çalışıyor. Bu kitaplarında.
Geçmiş, bu güne girdabın içinden çağırmaya durmuş adeta. Hem de onları muhakeme edercesine, yargılarcasına bir çağı bu.
Yaşam koşulları içerisinde insanın, kişilerin kişiliklerini, yaşadığımız anı ile mevcut davranış şekli ile değil, yıllar sonrasını da içine alan davranışlar bütünlüğü içinde ele almalı tezine varıyor öyküleri ile. Hatta insanı "insanlık dışı insanlar" olarak tanımlaya bildiği gibi, bir öyküsüne "İnsan Hayvanı" adı verebiliyor. Neleri ifade etmek istediğine gelince bu yorumla değil öykünün içine girerek anlam ışığını bulmamız gerekiyor.
Büyük kentlerde, kentsel yaşamla bireylerin umutsuz, çaresiz mücadelesi, savaşımını, bu şartalar içindeki kişilerin birey olmaktan çıkışını, toplum içinde hem toplumun hem bireyin çok farklılaştığını bu farklılaşmadan zaman zaman kurtulmanın yolunu anılara sarılmak, dünkü güzellikleri hayalimizde yaşatmak, onları geri çağırmak da buluyor sanki.
Yazar, çok kısa cümleler kullanarak ifade ediyor her bir öyküsünü.Anlaşılması, lezzeti bir başka oluyor o zaman okumanın.
Zevkle, duygusallıkla, maziye bakmayı sevenler için bilhassa haz ile okuyacağı bir kitap...
"Önce ekmekler bozuldu ,sonra her şey." II.Dünya Savaşı öncesinde İstanbul'da bir genç İstanbul'la birlikte hayalleri, hayal kırıklıkları ve İstanbul'la birlikte bu kitaba sığmış.Bir ülkenin savaşı karşılayışının özeti "Önce ekmekler bozuldu."ile anlatılmış.Ekmek hayatın özeti .

Yazarın biyografisi

Adı:
Oktay Akbal
Unvan:
Türk Gazeteci, Yazar
Doğum:
İstanbul, 20 Nisan 1923
Ölüm:
Muğla, 28 Ağustos 2015
Oktay Akbal (d. 20 Nisan 1923, İstanbul) Türk gazeteci, yazar. Cumhuriyet gazetesinde Evet/Hayır adlı köşenin yazarıdır.

20 Nisan 1923 tarihinde İstanbul'da doğdu. Avukat Salih Şehabettin Bey'in oğlu, ilk gerçekçi Türk romancılardan Ebubekir Hâzım Tepeyran'ın ana tarafından torunudur.
Kumkapı'daki Saint Benoit Fransız Lisesi'nde başladığı ortaöğrenimini, 1942 yılında İstiklal Lisesi'nde bitirdi. Bir süre İstanbul Üniversitesi Hukuk (1944) ve Edebiyat (1946) fakültelerine devam etti, ancak yüksek öğrenimini yarıda bırakarak kendini yazarlığa verdi. 1943 ve 1944 yıllarında Servet-i Fünun Uyanış dergisinde sekreterlik, 1947 ve 1951 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda memurluk yaptı. Fakat yaşamını asıl anlamda gazetecilik yaparak kazanmıştır.
1939 ve 1940 yıllarında Yeni Sabah ve İkdam gazetelerinde çevirileri ve öyküleri yayımlanmıştır. 1944 ve 1946 yılları arasında Vakit gazetesinde eleştiriler ve tanıtma yazıları yazmıştır. Büyük Doğu dergisinde her hafta Dünya Fikir Sanat Hareketleri sütununu yazmış, 1951 ve 1956 yılları arasında Vatan gazetesinde, düzeltmen, sekreter ve yazı işleri müdürü olarak çalışmıştır. 1956'da köşe yazarlığına başlamıştır. 1985 yılından itibaren Hürriyet gazetesi için köşe yazarlığı yapan Akbal, daha sonra Milliyet gazetesinde çalışmıştır. Halen Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığına devam etmektedir.
Öykü yazmaya ilkokul yıllarında başladı. Çeşitli çocuk dergilerinde öyküleri yayımlandı. 1939'da, henüz lise öğrencisiyken yazdığı bir öykünün İkdam gazetesinde yayımlanmasıyla edebiyat dünyasına girdi. İkdam ve Yeni Sabah gazetelerinde hemen her gün bir öyküsü; Bin Bir Roman, Çocuk Haftası, Yıldız gibi gazete ve dergilerde yazıları, öyküleri ve çevirileri yayımlandı. Akbal'ın asıl anlamda öyküye yönelmesi Sait Faik'in Semaver adlı kitabını okumasından sonra başlamıştır.
Servet-i Fünun Uyanış dergisinde çalıştığı sıralarda başlayan eski yeni tartışmalarının ve yeni edebiyatın içinde yer alan Akbal'ın sanatında böylece asıl edebiyatçı dönemi açılmıştır. Kendi yaşam deneyimlerinden, çocukluk anılarından yola çıkan, küçük kent insanını da gözardı etmeyen duygulu öyküler yazmaya başlamıştır. Bunlar toplumsal olaylarla ilgili gözlemlere değil, anılara ya da düşlere dayalı, içe dönük hikâyelerdir. Akbal hikâyeleri, Behçet Necatigil'in deyişiyle "Konulu hikâyeler değil de, belli konular çevresinde oluşan anılar toplamıdır". Yazın çevrelerinde geniş ve olumlu yankı yapan Önce Ekmekler Bozuldu adlı ilk kitabını 1946'da çıkarmıştır. Onu, 1949'da Aşksız İnsanlar izlemiştir.
Garipler Sokağı ve Bizans Definesi adlı kitapları Rusçaya; Dondurmalı Sinema Sırpçaya çevrildi. Suçumuz İnsan Olmak adlı kitabı Erdoğan Tokatlı yönetiminde 1986 yılında filme çekildi.

Yazar istatistikleri

  • 30 okur beğendi.
  • 205 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 225 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları