Orhan Veli Kanık

Orhan Veli Kanık

YazarÇevirmen
8.6/10
5,2bin Kişi
·
20,1bin
Okunma
·
3.169
Beğeni
·
62,1bin
Gösterim
Adı:
Orhan Veli Kanık
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İstanbul, 13 Nisan 1914
Ölüm:
İstanbul, 14 Kasım 1950
Orhan Veli Kanık (d. 13 Nisan 1914, İstanbul - ö.14 Kasım 1950, İstanbul), daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı. Şair 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı.

Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. "Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak" amacıyla yola çıkan Kanık'ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.
Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi. Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı. Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı. Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli'nin bu yönüne dikkat çekerek onu "üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair" olarak tanımladı.

Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli "tek tür" şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık'ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır. Oktay Rifat bu durumu "Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi." ve "Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı." sözleriyle açıkladı.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada âşık oldum;
Eve ekmek ve tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;

Beni bu güzel havalar mahvetti.

Nisan 1940 (Garip 1, 1941)
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekânlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
170 syf.
·2 günde·8/10 puan
NOT : Aşkın gözü kördür.

Bu sıralar şizofren gibi mektupların olduğu kitapları okuyorum. Görünür de ne harika eserler olduğunu okurken yaşıyorum. Bana geçmiş dönemdeki zorlukları, ilişkideki sabrın derinliklerini gösteriyor.
Atalarımızın dediği gibi :

" Peh bizim zamanımızda böyle miydi? Teknoloji nerdeee o zamanlar..."

Keşke bizim zamanımızda da böyle olmasaydı diyorum bu eserleri okuyunca... Bizler de saf ve samimi aşkları, bu tür zorlu yollarla tecrübe etseydik.

Bir mektubun en erken 2 günde ulaştığı bir aşka tanık oldum. Bazen ulaşma süresi uzadı adresten, bazen de maddi problemler mani oldu mektubun gitmesine. İlk zamanlar Nahit hanımın bu ilişkiye pek yanaşmayarak iyice zorladığı bir dönemden görüşme döneminin özlemine ( hatta bir ara Orhan Veli artık at yarışlarından bahseder olmuştu :D) kadar yaşanılan bir duruma gelen aşk. Gündelik olaylardan bahsetmeleri, tanıdıklarını şunları şunları yaptı diye anlatmaları okur açısından bazen sıkıcı gelebilir. Fakat mektup sonuçta, o zamanlar sürekli aşktan konuşacak halleri yok ya :)

Nahit Hanım bazen Orhan Veli'yi çok yanlış anlayarak zor durumda bırakıyor mektuplarda. Fakat burada Orhan Veli'nin mükemmel sabrı ve sevgisi Nahit Hanımı kırmadan problemleri çözmesinde etkili oluyor. Meşakkatli bir aşk ama okundukça bizlere birçok şey katan bir aşktı onlarınki. Sabahattin Ali ve Aliye Hanım aşkı gibi çok samimi bir aşktı...

Çok beğendim. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim :)
80 syf.
·10 günde·10/10 puan
"Bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
Târifsiz kederler içinde.."

Neyini anlatayım size Orhan Veli'nin?

Birçoğumuzun hayatına tesadüfen girmiş, tam da yaşamak istediği gibi, güzel karşılaşmalarla ve içten, tanıdık bir duyguyla bir parçamız olmuş, şiirin tanımını bile değiştirmiş bir şair olduğunu mu?

Güzel bir aşık, keyifli bir işsiz, hep çocuk, daimi muzip olduğu mu?

Örneğin, beş yaşında yanma tehlikesi geçirdiği ve uzun süre tedavi gördüğünü; dokuz yaşında kızamık, on yedi yaşında ise kızıl hastalığına tutulup, kız kardeşlerinden Ayşe Zerrin'in henüz 1 yaşındayken hayatını kaybettiğini mi?

Yedi yaşındayken Halife Abdülmecit’in Yıldız Sarayı‘nda düzenlediği bir düğünde sünnet edildikten daha sonra günlerce açlık ve işsizlikle mücadele etmek zorunda kaldığını mı?

Arkadaşlarıyla çıktığı yolda, şu an hepimizin hayranlıkla okuduğu şiirler için çoğu insan tarafından "Şiir müsveddesi" olarak ilan edilmelerini mi?

Bu âşık, bu şair, bu çocuk, bu parasız pulsuz adamın gerçekten yaşamı gibi tesadüfi, sıradan ve kaygısız bir şekilde yaşama veda etmiş olmasını mı?

Çalıştığı dergi olan Yaprak‘ın kapanmasının ardından İstanbul’a geri döndüğünü, aynı yıl 10 Kasım’da bir haftalığına geldiği Ankara’da, belediyenin kazdığı bir çukura düşüp başından hafifçe yaralandıktan sonra alkol zehirlenmesi yaşadığı zannedilip tedavi görmesinden sonra beyin kanaması geçirdiğinin, ondan öldüğünün anlaşılmasını mı?

Şiiri vasiyeti kabul edilerek Aşiyan mezarlığına defnedilen şair için, Boğaz’a karşı bir de ufak heykel yaptırıldığını, bu heykelde Boğaz’ı seyreden şairin yanına bir de küçük martı konduğunu, ağaçların içerisinde sonsuza dek huzurlu hülyalarına dalması tasavvur edilmiş olmasına ancak son zamanlarda heykelin etrafı sac levhalarla kapatılmış, çevresindeki yıllardır oranın yerlisi olan ağaçlar ise tek tek kırmızı boyayla belediye tarafından kesilmek üzere işaretlenmiş olmasınu mı yoksa Füniküler İstasyonu yapımı için orada gerçekleşecek ağaç ve çevre kıyımına, hiç değilse Orhan Veli’nin hatrına biraz karşı çıkamadığımızı mı anlatayım? Neyini anlatayım bu Garip şairin size? Hepsini geçtim hâlâ tam olarak hakettiği değerin verilmemesini mi anlatayım? Ben en iyisi hiçbir şey anlatmayım. Çünkü o zaten kendini anlatmıştı:

"İstanbul'da, Boğaziçi'nde,
Bir fakir Orhan Veli'yim;
Veli'nin oğluyum,
Târifsiz kederler içinde.."



Eğer incelemeyi buraya kadar okuduysanız ardından bir tane de Orhan Veli şiiri okur musunuz? Elinizde kitabı yoksa özelden yazın ben size herhangi bir şiirinin fotoğrafını çekip yollayabilirim. İyi geceler dilerim dostlarım, Orhan Veli'li geceler..
112 syf.
·10/10 puan
"Bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı dünya" diyor şair.

Orhan Veli Sakın Şaşırma dedi ama ben çok şaşırdım. Çok esprili adam ya bayıldım kendisine. Şuan yaşasa idi 103 yaşında olacaktı. Kendisiyle acayip bir dostluk, kankalık bağı kurmuştum ancak 103 yaşı görünce kendimi geri çekip saygı duymaya başladım.

Değisik türde şiirler yazmış. Kendine has bir tarz oluşturmuş. Robinson'a, mahalledeki ağaca hatta baş ağrısına bile şiir yazmış. Öyle tanıdık öyle içten geldi ki şiirleri şimdiye kadar neden tanışmadığımıza pişman oldum. Sadece İstanbul'u dinliyorum ve bedava şiirlerini biliyordum.

Aslında Orhan Veli okumadığımı zannediyordum ama şiirlerin bazıları ezberimdeydi. İlk okul Türkçe kitaplarında hep ünite başı şiirler olurdu Orhan Veli şiirleri. Ödevlerimizdi onlar. Önce şiiri ezberler sonra okuduğumuzu anlatın tarzı sorulara yarım yamalak cümlelerle cevap verirdim. Yine cümlelerim yarım yamalak olsa da seninle tanıştığıma çok sevindim.
80 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
•Nikolay Vasilyeviç Gogol Rus Edebiyatının inşaatını oluşturan büyük yazarların doğmasını sağlamıştır.
•Daha önce iki kardeşini kaybeden ailesi Gogol’un üzerine titremiş ve kendisini şımarık büyüttüğünden çocukluğunda kimseyle yakınlık kuramayan Gogol kendisini edebiyatın derin sularına bırakmış ve lise dönemini şiir ve öykü yazarak geçirmiştir.
•İş hayatı vasat bir memurluk, başarısızlık ve parasızlıkla ilerlerken Şube Müdürlerinin kendisine göre aptalca olan yazılarını temize çekmekten bıkmış ve tekrar yazmaya sığınmıştır.
•1831 yılında basılan “Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları” kitabında yazmış olduğu öyküler kısa zamanda beğenilmiş ve yüzünü güldürmüştür.
Kısa zamanda dostluk kuracağı Puşkin: “Şimdi Dikanka Akşamlar’ını bitirdim. Bu öyküler beni şaşırttı. İşte gerçek, içten bir neşe. Kimi yerleri de ne kadar şiirli, duygulu. Bu çeşit yapıtlar bizim edebiyatımızda o kadar yeni ki, üzerimde bıraktığı şaşkınlık etkisi hala geçmedi. Söylediklerine göre, dizgiciler, kitabı dizerken gülmekten katılıyorlarmış.” diyerek yorumlamıştı kitabı.
•Herkesi acımadan eleştiren Belinski ise: “Gogol güçlü, olağanüstü bir yeteneğe sahip... O, edebiyatın, yazarların başıdır.” demiştir Gogol için, üstelik Gogol daha henüz büyük eserlerini yayınlamamışken.
•Yeni eserler yazmış ve Puşkin’den çok büyük övgüler almıştır. ‘Fayton’ ve ‘Burun’ adlı iki öyküyü de kendi çıkardığı dergide yayınladı.
•BURUN ve FAYTON adlı iki hikayede hayatın içinden, neşeli ama bir o kadar da iğneleyici ince mizahı ile sıradan karakterlerle yeni ama çok etkileyici bir edebiyat ortaya çıkardı.
Mizahı güçlü ve bir o kadar da öfkeliydi. Edebiyatında kullandığı güçlü mizah, dostu Puşkin’in ölümünden sonra sona ermiş, Gogol acılara boğulmuş, tekrar eski yalnızlığına ve ağlamaklı günlerine geri dönmüştür.
•PALTO adlı öyküyü bir toplantı sırasında duyduğu hikayeden esinlenerek yazmış. Sıradan bir adam olan Akakiy Akakiyeviç’i bütün Rusya konuşmuştur.
Rus insanını aşağıladığı gerekçesiyle Çarlık Rusya’sının tepkisini çekmiş ama aynı zamanda Ruslardan çok büyük övgüler almıştır.
•Dostoyevski: “Hepimiz onun Palto’sundan çıktık.” demiş ve Gogol’un büyüklüğünü en net şekilde ifade etmiştir.
•İnsanı tanıyan, insanı okuyan, insanı yazan bir Gogol tanıdım.
•İşte beni içine çeken otuz sayfalık bu öyküde uzun bir roman tadı aldım. Dostoyevski gibi insan ruhunun haritasını çizen büyük yazarların doğmasına ilham olmuş; işte bu sıradan, basit bir insanın, yani Akakiy Akakiyeviç’in kahraman olarak gündelik hayatının belli başlı, bazı kısımlarının doğal ve gerçekçi yazılması Rus Edebiyatında bir milat olmuştur.
•Ben bir Dostoyevski hayranıydım, şimdi aynı zamanda bir Gogol hayranıyım...
247 syf.
Orhan Veli’nin şiirleriyle de sonunda tanışabildim. Şiirlere olan ilgim her geçen gün artıyor. Bazen kapalı şiirlerde anlamlar çıkarmaya çalışırken, bazen anlamı oldukça açık şiirler okuyorum. Oysa eskiden, şiirdeki güzelliği bilmediğim zamanlarda çok saçma bulurdum. Zaman insanın, duygu ve düşüncelerini değiştiriyor. Bir kelimeden dahi etkilenen, düşüncelere dalan biri haline getirebiliyor.
Son zamanlarda bir çıra gibi yanmaya hazır bekliyorum. Sonra Orhan Veli'nin dizeleri sağ olsun. Bir kıvılcım ile beraber tutuşturdu. İyice alev aldım. Bu gidişle geriye küllerimden başka da bir şey kalmayacak.

Yine bir şiir kitabının kapağını açıyorum. Ama şiirden önce dikkatimi çeken beni etkileyen o sıcacık gelen, daha çok yalnızlara, yalnız hissedenlere hitap eden kısacık ‘Garip’ için yazdığı önsöz oldu. Yalnızlığı o kadar sevmiş ki zaman zaman arar hale gelmiş. Sonra 1941 yılında yazdığı önsöz var. Bu biraz uzun... Sanat ve Şiir üzerine olan düşüncelerini aktarıyor. Ve sonra 'Netice' deyip şiirlere geçiyor. Ama ne geçiş. Mısralar da sürükleniyorum. Bazen bir garip hissediyorum. Rüyalar da dolaşıyorum. İnsanlar hakkındaki iyi ve kötü düşüncelere, mısralara rastlıyorum. Sonra bir bakıyorum elleri nasırlı işçi olmuşum. Bazen de bir yalnızım, intiharın ucundayım. Tüm bu hislerin yanında içimde dolup taşan bir sevgi var. Bir aşk taşıyorum. Daha neler neler… İşte Orhan Veli’nin dizelerinde ben bu duygularla birlikteyim. Bazen bazı satırları tekrar tekrar okudum. Çünkü okutturuyor kendini… Dedim ya şiir bu. Bin bir türlü duyguya atlıyor insan bu satırlarda… Şiir okurken arka fonda çalan enstrümantal müziklerin bu duygu yoğunluğunu oldukça çok arttırdığını düşünüyorum.

Tüm şiirlerini anladım, sevdim demeyeceğim. Anlam veremediğim şiirlerde vardı. Bu şiirleri yazarken amacı neydi? Ne düşünüyordu? Nasıl bir kafayla yazdı merak ediyorum. Genel olarak şiirleri açık bir anlatıma sahip. Her insanın anlayabileceği, duygusal yöne ağırlık veren insanların daha da çok anlayabileceği bir yazım tarzı var. Ama en iyi anlayan da elbette yalnızlar olacaktır.
Keyifli Okumalar dilerim…
112 syf.
·8 günde·9/10 puan
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Orhan Veli Kanık.. Birçoğumuzun hayatına tesadüfen girmiş, tam da yaşamak istediği gibi güzel karşılaşmalarla ve içten, tanıdık bir duyguyla bir parçamız olmuş, şiirin tanımını bile değiştirmiş bir şair. Birçoğumuzun sohbet etme şansının olmasını düşlediği bir adam. Güzel bir aşık, keyifli bir işsiz, hep çocuk, daimi muzip..
Sait Faik'in tanımıyla “İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğüse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli…”
Şairimiz Şiirlerinde yaşadıklarını yazıyordu.Şiirlerini oturup yazmaz, kafasında tasarlar, sonra yazdığı söylenir.Dürüst ve medeni biriydi, şakacı ve neşeli bir karakteri vardı, kız kardeşine “fırfırım” derdi.Arkadaşlarının Orhan Veli’yi “Ofran” diye çağırdığı söylenir. Balık tutma ve Uçurtma yapma meraklısıydı. Futbolu çok severdi, Koyu Galatasaraylı'ydı, sarı-kırmızı çorapları vardı. :) :) :)
Orhan Veli ise takma isim olarak “Mehmet Ali Sel”‘i kullanır. Oktay Rıfat bu konuda şöyle der; “Orhan Veli atmaya kıyamadığı şiirlerini bu isimle yayınlardı.” Tiyatroya da merakı olan Orhan Veli çocukken, Beykoz’daki evinin bahçesine sahne kurar komşularla “Molier”‘in oyunlarını oynarlardı. Kız kardeşinin arkadaşları geldiğinde Karagöz-Hacivat oynatırdı.
1946 yılına kadar çalıştığı tercüme bürosundaki işinden, bakanlıktaki baskıcı havadan rahatsız olarak istifa etti. Bu istifanın sebebini Orhan Veli’nin memuriyete uyum sağlayamaması olarak yorumlayanlar da oldu. Ömrünün son yıllarını Rusya’da geçiren şairimiz, çocukluğunda patatese benzetilmekten mi esinlenmiştir, yoksa Ayşe Kulin’in benzetmesini onaylamak için mi kendisini çevresindekilere benzetmiştir bilinmez ama, 1956 yılının haziran ayında, Peredelkino’da Yazar Evleri Sitesi’nde bulunan evinde; Bulgaristan’dan gelen dostu Fahri Erdinç’e şunları söylemiştir: “Size bir şey söyleyeyim mi, artık beni karikatürize etmek çok kolay: Bir patates al eline; yukarıdan iki kürdan batır, iki de aşşağıdan, tamam!” Nazım Hikmet ilk başlarda sevmese de sonradan sever Orhan Veli'yi. Nitekim 1955 yılında Budapeşte’deki Kent Radyo’sunda bir konuşma yapan Nazım Hikmet, çok seyahat ettiğini söyler. Bunun üzerine şaire sorarlar: “Acaba bu sık seyahatleriniz sırasında yanınızda bulundurduğunuz kitaplar nelerdir?” Nazım’ın yanıtı çok açıktır: “Şimdi size söyleyeyim. Mesela benim bavulumda neler var. Bir defa tabii Orhan Veli var. Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama, ölümsüz.” Konuşma ilerleyince Nazım’dan birkaç Orhan Veli şiiri okumasını isterler. İlk olarak ‘çok sevdiğini’ vurguladığı Sere Serpe’yi okur. Şiiri bitince şu yorumu yapar: “Ne güzel Türkçe, sonra nasıl İstanbul, nasıl İstanbul kızı…”Gittiği yerlerde Orhan Veli’yi tanıtmaya çalışan Nazım Hikmet, 16 Ağustos 1959 tarihli Dörtlük şiirinde de üç kişiden bahseder Nazım.
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi,
kimi Odesa’da yatar,
kimi İstanbul’da,
Pırağ’da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür.
Sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi.

Odesa’da yatan kişi, ikinci eşi Lena Yurçenko’dur. Diğer iki kişinin kim olduklarını bir önceki şiire bakarak söyleyebiliriz ki; Nezval ve Orhan Veli…
Orhan Veli’nin edebiyata olan merakı ilkokul sıralarında başladı. Bu dönemde Çocuk Dünyası isimli dergide bir hikâyesi basıldı. Ortaokulun yedinci sınıfındayken Oktay Rifat Horozcu ile tanıştı. Birkaç yıl sonra ise bir müsamere sırasında halk evinde Melih Cevdet Anday ile arkadaş oldu. Lisenin ilk yılında muhtemelen çok güzel bir tesadüf eseri edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar idi. Tanpınar, öğretmeni olduğu sürece Orhan Veli’ye destek oldu, öğütler verdi ve onu edebiyat konusunda yönlendirdi ve yüreklendirdi. Hayatı boyunca bir çeşit aşkla bağlı olduğu İstanbul Boğazından kopup Lise için, babasının isteğiyle Ankara’ya taşınan Orhan Veli, edebiyatla olan ebedi dostluğunu hiçbir zaman yarı yolda bırakmadı. Lise döneminde arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte Sesimiz isimli bir dergi çıkardı. Sanatçının yaşamının bu kısmı aruz vezni kurallarını ve ahengini kavradığı ve ilk şiirlerini yazdığı dönem oldu. Kendisine, “Aruzdan heceden anlamaz, bu yüzden hoppa şiirler yazar.” diyenlerin bilmediği bir ayrıntı da bu olsa gerek.

Orhan Veli, Yaprak dergisinin kapanmasının ardından İstanbul’a geri döndü. Aynı yıl 10 Kasım’da bir haftalığına gittiği Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından hafifçe yaralandı. İki gün sonra İstanbul’a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve Kanık’a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı; beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı akşam sekizde komaya giren şair komadan çıkamayarak gece 23.20’de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata veda etti.
Bir şiiri vasiyeti kabul edilerek Aşiyan mezarlığına defnedilen şair için, Boğaz’a karşı bir de ufak heykel yaptırıldı. Bu heykelde Boğaz’ı seyreden şairin yanına bir de küçük martı kondu, ağaçların içerisinde sonsuza dek huzurlu hülyalarına dalması tasavvur edildi. Ancak son günlerde, heykelin etrafı sac levhalarla kapatılmış durumda, çevresindeki yıllardır oranın yerlisi olan ağaçlar ise tek tek kırmızı boyayla belediye tarafından kesilmek üzere işaretlenmiş. Füniküler İstasyonu yapımı için orada gerçekleşecek ağaç ve çevre kıyımına, hiç değilse Orhan Veli’nin hatrına biraz karşı çıkabilmek ne güzel olurdu!
Bu arada aşağı Orhan Veli ile ilgili resimler bırakacağım. Dilerseniz bakabilirsiniz.

İyi ki geçmişsin hayatımızdan, iyi ki eğlendin dünyadaki vaktinde. Sana senin şiirinle veda edeyim istedim;
Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında bir parça kan bulunmalı
Beni tanımayanlar
Mutlak birini seviyordu demeliler.
Tanıyanlarsa, zavallı, demeli
Çok sefalet çekti..
Fakat hakiki sebep bunlardan hiçbirisi olmamalı.


https://hizliresim.com/R3U7ZD
https://hizliresim.com/DgjMRp
https://hizliresim.com/WcXbcf
https://hizliresim.com/pjlEVk
https://hizliresim.com/2R5eaG
https://hizliresim.com/SwtVin
https://hizliresim.com/eu4DrW
https://hizliresim.com/qcxbqY
https://hizliresim.com/vBYDSM
170 syf.
·11 günde
Karacoğlan der ki kondum göçülmez
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Üç derdim var birbirinden seçilmez
Bir ayrılık bir yoksulluk biri de ölüm
☀︎︎☀︎︎☀︎︎☀︎︎
Nerden çıktı bu demeyin Kitabın sonunu okuyunca düştü aklıma işte, beynimde dönüyor.Sebepsiz değil yani...Üzüldüm 36 yaşında hayata veda edişine,üzüldüm Nahit hanıma onca mektup yazıp kavuşamayışına,üzüldüm yoksulluğuna,üzüldüm garipliğine.Hele hele ölüm sebebine.
☀︎︎☀︎︎☀︎︎☀︎︎☀︎︎☀︎︎
Kitap hakkında diyeceğim de;
Orhan Velinin yazdığı şiirleri Nahit hanım ile paylaştığı kendi şiirleri hakkında görüşlerini, eski harfler ile kendi el yazısı ile yazdığı şiirleri mektupları Nahit hanımın resimleri ve Orhan Veli'nin para sıkıntılarını. Bir paltoya bile muhtaç kaldığı mektubunu gönderecek pul parası bile bulamadığı zamanlara şahit oldum.İki insanın arasında ki özel yazışmalara puan yada değerlendirme yapmak bize düşmez.Bolca duygu yoğunluğu yaşabileceğiniz bir Kitap.Şiir ve Otobiyografi,mektup severler için mükemmel bir eser.Keyifle okuyun.
☀︎︎☀︎︎☀︎︎☀︎︎
ꨄ︎" Bir de sevgilim vardır pek muteber;
İsmini söyleyemem/Edebiyat tarihçisi bulsun."ꨄ︎
☀︎︎☀︎︎☀︎︎☀︎︎
Orhan Veli, eserlerinde sadece aşk değil sınıfsal çelişkilere de yer verdi.
"Ciğercinin Kedisi ile Sokak Kedisi" adlı şiirinde bu çok açık bir şekilde ortaya çıkar. Sokak kedisi, ciğercinin kedisine şöyle seslenir:

Uyuşamayız yollarımız ayrı;
Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;
Senin yiyeceğin, kalaylı
kapta;
Benimki aslan ağzında;
Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.
Ama seninki de kolay değil, kardeşim;
Kolay değil hani,
Böyle kuyruk sallamak tanrının günü...

Ciğercinin kedisi ise şöyle karşılık verir:

Açlıktan bahsediyorsun;
Demek ki sen komünistsin.
Demek bütün binaları yakan sensin.
İstanbul'dakileri sen,
Ankara'dakileri sen...
Sen ne domuzsun sen!
☀︎︎☀︎︎☀︎︎☀︎︎
Orhan Veli, Ankara'da bir gece sokakta bir belediye çukuruna düştü ve başından yaralandı (10 Kasım 1950). İki gün dinlendikten sonra İstanbul'a gitti. İstanbul'da bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçirdi ve hastaneye kaldırıldı (14 Kasım 1950) . Alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi edildi, ancak beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı gün akşama doğru komaya giren Orhan Veli, geceleyin saat 23.20'de hayata gözlerini yumdu.

Şiirlerinden yapılan seçmeler İngilizce, Fransızca, Rusça, Yunanca gibi çeşitli dillere çevrildi.
247 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ahmet Haşim 1921'de bir şiirinde "Göllerde bu dem bir kamış olsam," dedi diye "Şiirde nasıl 'kamış' lafını kullanırsın be adam?" denerek arkasından edilmeyen laf, hakaret, eleştiri kalmamıştır. Yıllar sonra Orhan Veli şiiri öyle bir yere getirir ki bir şiirinin sonunu Ahmet Haşim'in bu dizesine gönderme yaparak "Bir de rakı şişesinde balık olsam," diye bitirdiğinde kimse bu durumu yadırgamaz.

1942 yılında "Garip" kitabı basılır. Büyük tepki çeker kitap. O zamana kadar Türk şiiri kahramanlık hikâyelerini, destanları, aşkı, sevgiyi, güzellemeleri anlatır. Ama Orhan Veli Kitabe-i Seng-i Mezar (Mezar Taşındaki Yazıt) şiirinde tüm bu genellemelerin dışına çıkarak tek derdi ayağındaki nasır olan sıradan bir insanı, Süleyman Efendi'yi, sokar hayatlarımıza. İlk bölümü Garip kitabında yayınlanan üç bölümlük bu şiirden sonra Orhan Veli "şiire nasırı sokan adam" diye anılmaya başlar. Şiir o kadar çok beğenilir ve dilden dile dolaşır ki Orhan Veli'nin ününe ün katar. Öyle ki, yıllar sonra yazdığı otobiyografik şiirinin girişinde kendisini şöyle tarif eder şair:

Ben Orhan Veli
"Yazık oldu Süleyman Efendiye"
Mısra-i meşhurunun mübdii

Hayatı boyunca uyağa karşı savaşır, şiirin serbest ölçüde yazılması ve kalıplardan kurtulması için mücadele verir. Ne yazık ki genç sayılabilecek bir yaşta, 36 yaşında, belediyenin açtığı bir çukura düştükten sonra beyin kanaması geçirerek ölür. Hep alt etmeye çalıştığı uyak onu mezar taşında yakalar. Orhan Veli'nin Aşiyan Mezarlığı'ndaki mezar taşında sadece şu iki satır yazmaktadır:

Orhan Veli
1914-1950

Şiiri niçin mi okumalıyız? Bazen sadece şairinden dolayı...
98 syf.
25. kare sadece reklam ve sinema sektörüne mi özgüdür? Sanki zeki ve yazı cambazı yazarlar kitaplarında bu yöntemi ekransız becerebiliyorlar. Moliere gibi.

İşte bu yüzden dünya klasiklerinde başı çeken yazarlar hayrandır ona. Stendhal , Mihail Bulgakov gibi. Düşününce tarzları çok farklı diyeceksiniz. Neden bir roman yazarı değil de, komedi türündeki tiyatro yazarını edebiyat hayatlarına önder almışlar?

'Tartuffe, seyrettiğinizde veya okuduğunuzda sizi güldürüp, eğlendirebilecek bir komedi' deyiverecekken kıt'a dur! :) Tartuffe öyle basit keh kehlik bir eser değil, Fransa'da insanları eyleme dökecek kadar, halkın kızgın tepkisini alacak kadar ve Çarlık Rusya'sında yasaklanacak kadar alengirli bir eserdir.
Bizim için değil tabi, hıristiyan tebası için öyle.

Bunlarla birlikte eseri yorumlamak gerekirse;
Orgon ve Tartuffe ana karakterler.
Orgon: Gücün sahibi, ailedeki tek yetkili, her dediği kanun niyetine geçen ailenin reisi.
Tartuffe: Dini işine göre kullanan, yine dini kullanarak Orgon'un yanına sızıp gücün sahibi haline gelen karakter. Yani Orgon: Kral, Tartuffe: Papa ve ev ahalisi de halk.

Fransa'da ve Çarlık Rusya'sında kimlerin bu kitabı yasakladığını, neden yasakladığını bu bilgileri kulak arkanıza alıp okursanız anlarsınız. Neden büyük yazarların ona hayran olduğunu da anladığınızı umuyorum. Çünkü komedi yaparken dini, siyaseti, yönetimi eleştirmek fark ettirmeden... Bu bir ustalık!
Zamanın Fransa'sında Tartuffe'ü üç beş uyanık fark edip milleti uyandırana kadar pek çok insan sadece gülerek seyretmiştir. Tabi bu süreçte Moliere de oyunu yasaklanana kadar eleştirdiği adamlarla güzel dalga geçmemiş midir?

Moliere, ince ama sesi gür ve dev eserlerin sahibidir. Mutlaka bir iki eserini okumak lâzım. Klasikleri seviyorsanız, bu incecik kitaba zaman ayırmalısınız. Hatta tiyatrosunu netten bulup seyretmenizi tavsiye ederim. Açıklamalarımı düşünüp bir ciddiyete kapılmayın, Moliere gülücükler konduracak yanacıklarınıza :)

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan Veli Kanık
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İstanbul, 13 Nisan 1914
Ölüm:
İstanbul, 14 Kasım 1950
Orhan Veli Kanık (d. 13 Nisan 1914, İstanbul - ö.14 Kasım 1950, İstanbul), daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı. Şair 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı.

Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. "Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak" amacıyla yola çıkan Kanık'ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.
Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi. Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı. Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı. Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli'nin bu yönüne dikkat çekerek onu "üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair" olarak tanımladı.

Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli "tek tür" şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık'ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır. Oktay Rifat bu durumu "Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi." ve "Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı." sözleriyle açıkladı.

Yazar istatistikleri

  • 3.169 okur beğendi.
  • 20,1bin okur okudu.
  • 372 okur okuyor.
  • 4.515 okur okuyacak.
  • 95 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları