Orhan Veli Kanık

Orhan Veli Kanık

YazarÇevirmen
8.7/10
3.330 Kişi
·
13.186
Okunma
·
2.404
Beğeni
·
47287
Gösterim
Adı:
Orhan Veli Kanık
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İstanbul, 13 Nisan 1914
Ölüm:
İstanbul, 14 Kasım 1950
Orhan Veli Kanık (d. 13 Nisan 1914, İstanbul - ö.14 Kasım 1950, İstanbul), daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı. Şair 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı.

Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. "Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak" amacıyla yola çıkan Kanık'ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.
Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi. Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı. Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı. Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli'nin bu yönüne dikkat çekerek onu "üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair" olarak tanımladı.

Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli "tek tür" şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık'ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır. Oktay Rifat bu durumu "Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi." ve "Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı." sözleriyle açıkladı.
Ağlasam sesimi duyarmısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epiyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Orhan Veli Kanık
Sayfa 71 - Bilgi yayınevi
Sizin için, insan kardeşlerim,
Her şey sizin için;
Gecede sizin için, gündüz de;
Gündüz gün ışığı, gece ay ışığı;
Orhan Veli Kanık
Sayfa 114 - YKY - 54. Baskı - 2019
Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
"Kazım'ın" türküsünü söylerler,
Üsküdar'da;
Efkarlanırım.
160 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Kitabı okuduğumda Orhan Veli'yi daha yakından tanıdım.
Çok fakir olan, fakat her şey rağmen edebiyata çok büyük katkıları oldu.
Şimdilerde sizler serbest şiirler okuyorsunuz ya hani, işte bu Orhan Veli'nin sayesindedir.
Şair'in ücret almadan bir çok çeviri yaptığını biliyor musunuz? Sefaletine rağmen bunu yaptı.
Garipçiler akımının kurucusu. Vezin ve kafiyeyi atan ve şiirde 'Mana' yı getiren kişidir.

Beni en çok üzen sefaletinin yanında bir acı trajik ölümü...

"Orhan Veli, bir haftalığına gittiği Ankara'da, 10 Kasım gecesi, belediyenin açtığı çukura düşerek başından yaralandı. İstanbul'a döndükten sonra, 14 Kasım
salı günü bir arkadaşının evindeki öğlen yemeğinde fenalaşınca Cerrahpaşa
Hastanesi'ne kaldırıldı. O gece (23.20'de) hayatını kaybetti. Önce, "alkol zehirlenmesi" nedeniyle öldüğü sanıldı; ancak 15 Kasım'da yapılan bir otopsi raporuyla "beyin kanaması" tesbiti yapıldı. "

Kitapta Nahit Hanım'a yazdığı mektuplar var.

Kesinlikle tavsiye ederim.
Okuyacaklar için keyifli okumalar :))
112 syf.
·10/10
"Bir elimde cımbız bir elimde ayna umurumda mı dünya" diyor şair.

Orhan Veli Sakın Şaşırma dedi ama ben çok şaşırdım. Çok esprili adam ya bayıldım kendisine. Şuan yaşasa idi 103 yaşında olacaktı. Kendisiyle acayip bir dostluk, kankalık bağı kurmuştum ancak 103 yaşı görünce kendimi geri çekip saygı duymaya başladım.

Değisik türde şiirler yazmış. Kendine has bir tarz oluşturmuş. Robinson'a, mahalledeki ağaca hatta baş ağrısına bile şiir yazmış. Öyle tanıdık öyle içten geldi ki şiirleri şimdiye kadar neden tanışmadığımıza pişman oldum. Sadece İstanbul'u dinliyorum ve bedava şiirlerini biliyordum.

Aslında Orhan Veli okumadığımı zannediyordum ama şiirlerin bazıları ezberimdeydi. İlk okul Türkçe kitaplarında hep ünite başı şiirler olurdu Orhan Veli şiirleri. Ödevlerimizdi onlar. Önce şiiri ezberler sonra okuduğumuzu anlatın tarzı sorulara yarım yamalak cümlelerle cevap verirdim. Yine cümlelerim yarım yamalak olsa da seninle tanıştığıma çok sevindim.
80 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
•Nikolay Vasilyeviç Gogol Rus Edebiyatının inşaatını oluşturan büyük yazarların doğmasını sağlamıştır.
•Daha önce iki kardeşini kaybeden ailesi Gogol’un üzerine titremiş ve kendisini şımarık büyüttüğünden çocukluğunda kimseyle yakınlık kuramayan Gogol kendisini edebiyatın derin sularına bırakmış ve lise dönemini şiir ve öykü yazarak geçirmiştir.
•İş hayatı vasat bir memurluk, başarısızlık ve parasızlıkla ilerlerken Şube Müdürlerinin kendisine göre aptalca olan yazılarını temize çekmekten bıkmış ve tekrar yazmaya sığınmıştır.
•1831 yılında basılan “Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları” kitabında yazmış olduğu öyküler kısa zamanda beğenilmiş ve yüzünü güldürmüştür.
Kısa zamanda dostluk kuracağı Puşkin: “Şimdi Dikanka Akşamlar’ını bitirdim. Bu öyküler beni şaşırttı. İşte gerçek, içten bir neşe. Kimi yerleri de ne kadar şiirli, duygulu. Bu çeşit yapıtlar bizim edebiyatımızda o kadar yeni ki, üzerimde bıraktığı şaşkınlık etkisi hala geçmedi. Söylediklerine göre, dizgiciler, kitabı dizerken gülmekten katılıyorlarmış.” diyerek yorumlamıştı kitabı.
•Herkesi acımadan eleştiren Belinski ise: “Gogol güçlü, olağanüstü bir yeteneğe sahip... O, edebiyatın, yazarların başıdır.” demiştir Gogol için, üstelik Gogol daha henüz büyük eserlerini yayınlamamışken.
•Yeni eserler yazmış ve Puşkin’den çok büyük övgüler almıştır. ‘Fayton’ ve ‘Burun’ adlı iki öyküyü de kendi çıkardığı dergide yayınladı.
•BURUN ve FAYTON adlı iki hikayede hayatın içinden, neşeli ama bir o kadar da iğneleyici ince mizahı ile sıradan karakterlerle yeni ama çok etkileyici bir edebiyat ortaya çıkardı.
Mizahı güçlü ve bir o kadar da öfkeliydi. Edebiyatında kullandığı güçlü mizah, dostu Puşkin’in ölümünden sonra sona ermiş, Gogol acılara boğulmuş, tekrar eski yalnızlığına ve ağlamaklı günlerine geri dönmüştür.
•PALTO adlı öyküyü bir toplantı sırasında duyduğu hikayeden esinlenerek yazmış. Sıradan bir adam olan Akakiy Akakiyeviç’i bütün Rusya konuşmuştur.
Rus insanını aşağıladığı gerekçesiyle Çarlık Rusya’sının tepkisini çekmiş ama aynı zamanda Ruslardan çok büyük övgüler almıştır.
•Dostoyevski: “Hepimiz onun Palto’sundan çıktık.” demiş ve Gogol’un büyüklüğünü en net şekilde ifade etmiştir.
•İnsanı tanıyan, insanı okuyan, insanı yazan bir Gogol tanıdım.
•İşte beni içine çeken otuz sayfalık bu öyküde uzun bir roman tadı aldım. Dostoyevski gibi insan ruhunun haritasını çizen büyük yazarların doğmasına ilham olmuş; işte bu sıradan, basit bir insanın, yani Akakiy Akakiyeviç’in kahraman olarak gündelik hayatının belli başlı, bazı kısımlarının doğal ve gerçekçi yazılması Rus Edebiyatında bir milat olmuştur.
•Ben bir Dostoyevski hayranıydım, şimdi aynı zamanda bir Gogol hayranıyım...
112 syf.
·8 günde·9/10
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Orhan Veli Kanık.. Birçoğumuzun hayatına tesadüfen girmiş, tam da yaşamak istediği gibi güzel karşılaşmalarla ve içten, tanıdık bir duyguyla bir parçamız olmuş, şiirin tanımını bile değiştirmiş bir şair. Birçoğumuzun sohbet etme şansının olmasını düşlediği bir adam. Güzel bir aşık, keyifli bir işsiz, hep çocuk, daimi muzip..
Sait Faik'in tanımıyla “İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğüse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli…”
Şairimiz Şiirlerinde yaşadıklarını yazıyordu.Şiirlerini oturup yazmaz, kafasında tasarlar, sonra yazdığı söylenir.Dürüst ve medeni biriydi, şakacı ve neşeli bir karakteri vardı, kız kardeşine “fırfırım” derdi.Arkadaşlarının Orhan Veli’yi “Ofran” diye çağırdığı söylenir. Balık tutma ve Uçurtma yapma meraklısıydı. Futbolu çok severdi, Koyu Galatasaraylı'ydı, sarı-kırmızı çorapları vardı. :) :) :)
Orhan Veli ise takma isim olarak “Mehmet Ali Sel”‘i kullanır. Oktay Rıfat bu konuda şöyle der; “Orhan Veli atmaya kıyamadığı şiirlerini bu isimle yayınlardı.” Tiyatroya da merakı olan Orhan Veli çocukken, Beykoz’daki evinin bahçesine sahne kurar komşularla “Molier”‘in oyunlarını oynarlardı. Kız kardeşinin arkadaşları geldiğinde Karagöz-Hacivat oynatırdı.
1946 yılına kadar çalıştığı tercüme bürosundaki işinden, bakanlıktaki baskıcı havadan rahatsız olarak istifa etti. Bu istifanın sebebini Orhan Veli’nin memuriyete uyum sağlayamaması olarak yorumlayanlar da oldu. Ömrünün son yıllarını Rusya’da geçiren şairimiz, çocukluğunda patatese benzetilmekten mi esinlenmiştir, yoksa Ayşe Kulin’in benzetmesini onaylamak için mi kendisini çevresindekilere benzetmiştir bilinmez ama, 1956 yılının haziran ayında, Peredelkino’da Yazar Evleri Sitesi’nde bulunan evinde; Bulgaristan’dan gelen dostu Fahri Erdinç’e şunları söylemiştir: “Size bir şey söyleyeyim mi, artık beni karikatürize etmek çok kolay: Bir patates al eline; yukarıdan iki kürdan batır, iki de aşşağıdan, tamam!” Nazım Hikmet ilk başlarda sevmese de sonradan sever Orhan Veli'yi. Nitekim 1955 yılında Budapeşte’deki Kent Radyo’sunda bir konuşma yapan Nazım Hikmet, çok seyahat ettiğini söyler. Bunun üzerine şaire sorarlar: “Acaba bu sık seyahatleriniz sırasında yanınızda bulundurduğunuz kitaplar nelerdir?” Nazım’ın yanıtı çok açıktır: “Şimdi size söyleyeyim. Mesela benim bavulumda neler var. Bir defa tabii Orhan Veli var. Öyle sanıyorum ki Orhan Veli bizim en güzel şairlerimizden biri. Çok genç öldü, yazık oldu ama, ölümsüz.” Konuşma ilerleyince Nazım’dan birkaç Orhan Veli şiiri okumasını isterler. İlk olarak ‘çok sevdiğini’ vurguladığı Sere Serpe’yi okur. Şiiri bitince şu yorumu yapar: “Ne güzel Türkçe, sonra nasıl İstanbul, nasıl İstanbul kızı…”Gittiği yerlerde Orhan Veli’yi tanıtmaya çalışan Nazım Hikmet, 16 Ağustos 1959 tarihli Dörtlük şiirinde de üç kişiden bahseder Nazım.
Yeryüzüne tohum gibi saçmışım ölülerimi,
kimi Odesa’da yatar,
kimi İstanbul’da,
Pırağ’da kimi.
En sevdiğim memleket yeryüzüdür.
Sıram gelince yeryüzüyle örtün üzerimi.

Odesa’da yatan kişi, ikinci eşi Lena Yurçenko’dur. Diğer iki kişinin kim olduklarını bir önceki şiire bakarak söyleyebiliriz ki; Nezval ve Orhan Veli…
Orhan Veli’nin edebiyata olan merakı ilkokul sıralarında başladı. Bu dönemde Çocuk Dünyası isimli dergide bir hikâyesi basıldı. Ortaokulun yedinci sınıfındayken Oktay Rifat Horozcu ile tanıştı. Birkaç yıl sonra ise bir müsamere sırasında halk evinde Melih Cevdet Anday ile arkadaş oldu. Lisenin ilk yılında muhtemelen çok güzel bir tesadüf eseri edebiyat öğretmeni Ahmet Hamdi Tanpınar idi. Tanpınar, öğretmeni olduğu sürece Orhan Veli’ye destek oldu, öğütler verdi ve onu edebiyat konusunda yönlendirdi ve yüreklendirdi. Hayatı boyunca bir çeşit aşkla bağlı olduğu İstanbul Boğazından kopup Lise için, babasının isteğiyle Ankara’ya taşınan Orhan Veli, edebiyatla olan ebedi dostluğunu hiçbir zaman yarı yolda bırakmadı. Lise döneminde arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte Sesimiz isimli bir dergi çıkardı. Sanatçının yaşamının bu kısmı aruz vezni kurallarını ve ahengini kavradığı ve ilk şiirlerini yazdığı dönem oldu. Kendisine, “Aruzdan heceden anlamaz, bu yüzden hoppa şiirler yazar.” diyenlerin bilmediği bir ayrıntı da bu olsa gerek.

Orhan Veli, Yaprak dergisinin kapanmasının ardından İstanbul’a geri döndü. Aynı yıl 10 Kasım’da bir haftalığına gittiği Ankara’da belediyenin kazdığı bir çukura düştü ve başından hafifçe yaralandı. İki gün sonra İstanbul’a döndü. 14 Kasım günü bir arkadaşının evinde öğle yemeği yerken fenalık geçiren şair hastaneye kaldırıldı. Beyinde damar çatlaması yüzünden başlayan rahatsızlığın sebebi doktor tarafından anlaşılamadı ve Kanık’a alkol zehirlenmesi teşhisiyle tedavi uygulandı; beyin kanaması geçirdiği sonradan anlaşıldı. Aynı akşam sekizde komaya giren şair komadan çıkamayarak gece 23.20’de Cerrahpaşa Hastanesi’nde hayata veda etti.
Bir şiiri vasiyeti kabul edilerek Aşiyan mezarlığına defnedilen şair için, Boğaz’a karşı bir de ufak heykel yaptırıldı. Bu heykelde Boğaz’ı seyreden şairin yanına bir de küçük martı kondu, ağaçların içerisinde sonsuza dek huzurlu hülyalarına dalması tasavvur edildi. Ancak son günlerde, heykelin etrafı sac levhalarla kapatılmış durumda, çevresindeki yıllardır oranın yerlisi olan ağaçlar ise tek tek kırmızı boyayla belediye tarafından kesilmek üzere işaretlenmiş. Füniküler İstasyonu yapımı için orada gerçekleşecek ağaç ve çevre kıyımına, hiç değilse Orhan Veli’nin hatrına biraz karşı çıkabilmek ne güzel olurdu!
Bu arada aşağı Orhan Veli ile ilgili resimler bırakacağım. Dilerseniz bakabilirsiniz.

İyi ki geçmişsin hayatımızdan, iyi ki eğlendin dünyadaki vaktinde. Sana senin şiirinle veda edeyim istedim;
Kimse duymadan ölmeliyim
Ağzımın kenarında bir parça kan bulunmalı
Beni tanımayanlar
Mutlak birini seviyordu demeliler.
Tanıyanlarsa, zavallı, demeli
Çok sefalet çekti..
Fakat hakiki sebep bunlardan hiçbirisi olmamalı.


https://hizliresim.com/R3U7ZD
https://hizliresim.com/DgjMRp
https://hizliresim.com/WcXbcf
https://hizliresim.com/pjlEVk
https://hizliresim.com/2R5eaG
https://hizliresim.com/SwtVin
https://hizliresim.com/eu4DrW
https://hizliresim.com/qcxbqY
https://hizliresim.com/vBYDSM
247 syf.
Orhan Veli’nin şiirleriyle de sonunda tanışabildim. Şiirlere olan ilgim her geçen gün artıyor. Bazen kapalı şiirlerde anlamlar çıkarmaya çalışırken, bazen anlamı oldukça açık şiirler okuyorum. Oysa eskiden, şiirdeki güzelliği bilmediğim zamanlarda çok saçma bulurdum. Zaman insanın, duygu ve düşüncelerini değiştiriyor. Bir kelimeden dahi etkilenen, düşüncelere dalan biri haline getirebiliyor.
Son zamanlarda bir çıra gibi yanmaya hazır bekliyorum. Sonra Orhan Veli'nin dizeleri sağ olsun. Bir kıvılcım ile beraber tutuşturdu. İyice alev aldım. Bu gidişle geriye küllerimden başka da bir şey kalmayacak.

Yine bir şiir kitabının kapağını açıyorum. Ama şiirden önce dikkatimi çeken beni etkileyen o sıcacık gelen, daha çok yalnızlara, yalnız hissedenlere hitap eden kısacık ‘Garip’ için yazdığı önsöz oldu. Yalnızlığı o kadar sevmiş ki zaman zaman arar hale gelmiş. Sonra 1941 yılında yazdığı önsöz var. Bu biraz uzun... Sanat ve Şiir üzerine olan düşüncelerini aktarıyor. Ve sonra 'Netice' deyip şiirlere geçiyor. Ama ne geçiş. Mısralar da sürükleniyorum. Bazen bir garip hissediyorum. Rüyalar da dolaşıyorum. İnsanlar hakkındaki iyi ve kötü düşüncelere, mısralara rastlıyorum. Sonra bir bakıyorum elleri nasırlı işçi olmuşum. Bazen de bir yalnızım, intiharın ucundayım. Tüm bu hislerin yanında içimde dolup taşan bir sevgi var. Bir aşk taşıyorum. Daha neler neler… İşte Orhan Veli’nin dizelerinde ben bu duygularla birlikteyim. Bazen bazı satırları tekrar tekrar okudum. Çünkü okutturuyor kendini… Dedim ya şiir bu. Bin bir türlü duyguya atlıyor insan bu satırlarda… Şiir okurken arka fonda çalan enstrümantal müziklerin bu duygu yoğunluğunu oldukça çok arttırdığını düşünüyorum.

Tüm şiirlerini anladım, sevdim demeyeceğim. Anlam veremediğim şiirlerde vardı. Bu şiirleri yazarken amacı neydi? Ne düşünüyordu? Nasıl bir kafayla yazdı merak ediyorum. Genel olarak şiirleri açık bir anlatıma sahip. Her insanın anlayabileceği, duygusal yöne ağırlık veren insanların daha da çok anlayabileceği bir yazım tarzı var. Ama en iyi anlayan da elbette yalnızlar olacaktır.
Keyifli Okumalar dilerim…
247 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Diyor Orhan Veli..
Bu kelime aslında bütün hayatımı özetliyor..
Anlatamıyorum ya da anlayacakları dilden tercüme edemiyorum.
..
"Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum."
..
Orhan Veli'ye lise yıllarımda rastlamıştım, ilk bu şiiri yüreğime dokunmuştu, şiir kimine göre acı, kimine göre  hüzün, kimine göre hasret kimine göre huzur bulmak istediğin satırlardır.. Herkes şiir okur ama herkes anlayamaz.. Şiir ruhunda hissedebildiğin mısralardır.. Kiminin yüreğini teğet geçer kimin içinde bir uhde kalır.. Herkes şiiri kaldıramaz.. Şiir dizelerini anlamak için ilk başta yaşamak gerek.. Unutmamak lazım ki herkes şiir yazar ama herkes okuduğu vakit ruhuna dokunmaz..
Şiirlerin içinde kaybolmaya yardımcı olan yazarlardan (şairlerden) biri de Orhan Veli'dir.
.
Bir gün ağlamaya yüz tutmuş o mısralarda buluşmak dileğiyle..
112 syf.
Öncelikle bir şiir özürlüsü olduğumu belirtmek isterim. Teknik meknik bir inceleme yazısı da olmayacak bu. Nitekim bir şiir kitabına profesyonel bir inceleme yazmak herkesin harcı değil diye düşünüyorum. Keza roman ve hikayelere de profesyonel inceleme yazmak da oldukça zor iş ancak şiir başka... Bu açıdan bu yazı Orhan Veli'nin satırlarını okurken hissettiklerimden ibarettir.

Felsefeye karşı soğukluğumu Nietzsche ile kırdım, şiire karşı ise Orhan Veli ile... Bunu hissediyorum. Bazen bir şeyler olur veya bir şeyle karşılarsınız ve bunun sayesinde kapıların açıldığını anlarsınız.

*

"Pencere, en iyisi pencere;
Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;
Dört duvarı göreceğine."

Üç satır ile yalnızlık ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bu satırları tekrar tekrar okudum. İnsan her zaman yalnızdır aslında, ne anne-baba, ne sevgili ne arkadaş.. İnsan yalnız gelir bu dünyaya ve yalnız gider. Aslına bakarsan yalnız yaşar. Bu yalnızlığını tamamen başından savamaz, bundan kurtulamaz. En sevdikleri arasında dahi yalnız olduğunu içten içe hisseder. Hani insan bazen yanından bir şey geçtiğini sanır, irkilir ve yanına bakar, sonra arkasına ancak hiçbir şey göremez. Boğazına buruk bir tat vurur. İşte o yanından geçen içten içe hissettiği yalnızlığıdır. Göremez insanı onu ama o buruk tat birike birike boğazında, sonunda kendini belli eder, anlar insan... Ve insanın yüzüne acı bir tebessüm hakim olur.

https://eksiup.com/p/ha144474tesf


*

#52156567

Bir şiir, İstanbul'a hiç gitmemiş bir insana İstanbul'daymış hissi veriyorsa o şairin eli öpülesidir.

https://youtu.be/agDPesqj32E

*

#52153758

Okurken hem güldürdü ve hem hüzünlendirdi. Bu satırları okurken, gecenin bir yarısı şehrin sokaklarında kendi kendime konuşup gülerek dolaşırken buldum kendimi diyebilirim. Özellikle üniversitede ilk iki, iki buçuk sene laylaylom ile geçtikten sonra beni bekleyen gerçek(ama sahiden gerçek, amasız, lakinsiz..) hayatın bana pis pis sırıtması karşısında bunalıp zaman zaman arkadaşımla zaman zaman kendi başıma geceleyin sokaklarda dolaşarak veya evde tavana bakarak daldığım düşünceler içinde ve tabiki sigara dumanı, zaman zaman da rakı kokusu içinde boğulmalarım aklıma geliverdi.

https://youtu.be/74nfpfQbJFI


*

#52152899

Hürriyet? Evet, açık hava hapishanesinde yaşadığımızdan dolayi insana garip, yabancı geliyor bu kelime. İnsanın bu kelimeyi duyunca ya kulağı çınlıyor, "Biri mi anıyor beni?" diye soruyor ya da küfredesi geliyor. Bununla birlikte, aslında ne kadar zor olsa da hayatları ve birçok zaman biz insanlar tarafından esir edilse de, hürriyet hayvanlara ait bir kavramdır. Onlar en saf haliyle yaşar hayatı, biz insanları ise doğa, düşünerek hayatta kalan, hayaller kuran, kültür inşa eden hale getirmiş ama saflığı almış elimizden.


https://eksiup.com/p/g8144771nbys


*

Ve son olarak:

"Biliyorum, kolay değil yaşamak;
Ama işte
Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Yaşamak kolay değil ya kardeşler,
Ölmek de değil;

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak."

(Alıntı: #52166563)

İki kapılı bir handa, hana girmek elimizde değil ama handan çıkmak elimizde.. Şundan nedense eminim, her insanın hayatının 'kısacık' bir anında dahi bu handan çıkmanın tek yolunun hastalık, savaş gibi dış etkenler olmadığı geçer. Bu sarsar insanı, bu nedenle çoğu insan için 'kısacık'tır. Ve bu nedenle ki intihar ile handan çıkan insan, dış etkenlerle çıkana göre çok daha etkiler insanı. Ve kızar insan o kisiye; hiç tanımasa da onu üzülür ve adeta sudan çıkmış balığa döner. Bunun altında yatan aslında, bunu yapmayı o 'kisacik' anda kendisi de yapmak istemiştir ama hemen defetmistir bunu, hatta o kadar uzağa defetmistir ki kendine hayal dünyası kurmuştur. Kurgular içinde dolanir duruyordur. En çok da yalanlar içinde. Yalan olduğunu bile bile bunlara inanır, kandirir kendini ve o gerzek kimse adı, kendi çıkmış handan; neden hatirlatiyorsun bana o 'kisacik' anı ve tüm bu özenle el ele inşa ettiğimiz hayal dünyasını, kurgulari ve yalanları sarsıyorsun der insan.
...
...

Haftaya Galatasaray - Fenerbahçe derbisi var. Kaç kaç biter?
...
...

*

Ve bu demek değil ki handan kendimiz çıkacağiz. Öyle dünya yok ;)

"BAHARIN İLK SABAHLARI
Tüyden hafif olurum böyle sabahlar;
Karşı damda bir güneş parçası,
İçimde kuş cıvıltıları, şarkılar;
Bağıra çağıra düşerim yollara;
Döner döner durur başım havalarda.

Sanırım ki günler hep güzel gidecek;
Her sabah böyle bahar;
Ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum.
Derim ki: “Sıkıntılar duradursun!”
Şairliğimle yetinir,
Avunurum.
(Yaprak, 15.5.1949)"


Her doğan gün 'Baharın İlk Sabahları' gibidir.

Cevapları hazır bulmaya alıştırıldi insan, bunu da kendi kendine yaptı aslında. Hazır cevaplar boş çıkınca da kaos içinde buldu kendini. Ancak boş hazır cevaplarla kendini kandirmaktansa, insan, hep korktuğu o kaosa doğru yürümeli.. Kaos korkaklar için sondur; cesurlar için başlangıç.

https://eksiup.com/p/8a144927jnsz


Keyifli okumalar...
80 syf.
·Beğendi·8/10
Orhan Veli'nin kendi sesinden şiirlerini ve Karagöz oyununun bir bölümünü içeren bu kayıt, kız kardeşi Füruzan Yolyapan'ın izniyle yayımlanmış..
Kayıtta yer alan şiirleri ve Karagöz oyunu, herhangi bir oynama yapılmadan, olduğu gibi, yazılı olarak kitaba aktarılmış..
Orhan Veli'nin açık bir anlatımı benimsemesi, şiirlerini tamamen anlaşılır bir biçimde yazması ve dar kelime haznesine rağmen; mahzunluğunu, garipliğini, fakirliğini şiirlerinde çok ustaca işlemiş ve biz okuyuculara çok iyi yansıtmış..
Şiirleriyle hüzünlendiren, Karagöz oynatmasıyla güldüren Bir Garip Orhan Veli..
Beğendiğim bir kitap oldu, okumanızı tavsiye ederim..
Son olarak; Şairin ''ILLUSION'' adlı şiirinden çok sevdiğim bir alıntıyla bitirmek istiyorum..

''Eski Bir sevdadan kurtulmuşum;
Artık bütün kadınlar güzel.."
80 syf.
·Puan vermedi
Oyun başlasın...

Hacivat - Hoş geldin sevgili Karagözüm !
Karagöz - Hoş bulduk kel kafalı kara üzüm !

Hacivat - Nereden gelip, nereye gidiyorsun bakalım?
Karagöz - Bir yere gittiğim yok da, oğlumla kaç saattir okuma-yazma çalıştık, biraz gezeyim dedim.

Hacivat - Tabii iyi yaptın efendim, kafan balon olmuştur
Karagöz - Hay hay, kafam balon oldu da uçmasın diye boynuma yapıştırdım.

Hacivat - Allah iyiliğini versin !



Allah iyiliğimizi versin...

Argolu film gişe rekoru kırar.
Küfürbaz komedyen şak şak manyağı olur...

Bir toplumu, toplum yapan değerleridir,
Değerlerimize sahip çıkmamız gerekiyor,
Yoksa güldürü tarihi yerine argo tarihi öğreniriz.

____________________ɢÇʙ____________________


Orhan Veli'nin kendi sesinden şiirlerini ve  Karagöz oyununun bir bölümünü seslendirmesi içeren bir  kayıttan hareketle derlenen bir eser.

Kısa ve akıcı bir eser..
Tavsiye ederim.


____________________ɢÇʙ____________________

Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim..

Orhan Veli

Güzel havaların kıymetini bilelim,
Güzelce kirletmeyelim...

Keyifli Okumalar Dilerim

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan Veli Kanık
Unvan:
Türk Şair
Doğum:
İstanbul, 13 Nisan 1914
Ölüm:
İstanbul, 14 Kasım 1950
Orhan Veli Kanık (d. 13 Nisan 1914, İstanbul - ö.14 Kasım 1950, İstanbul), daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı. Şair 36 yıllık yaşamına şiirlerinin yanı sıra hikâye, deneme, makale ve çeviri alanında birçok eser sığdırdı.

Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. "Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak" amacıyla yola çıkan Kanık'ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı. 1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.
Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi. Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı. Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı. Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli'nin bu yönüne dikkat çekerek onu "üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair" olarak tanımladı.

Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli "tek tür" şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık'ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır. Oktay Rifat bu durumu "Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi." ve "Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı." sözleriyle açıkladı.

Yazar istatistikleri

  • 2.404 okur beğendi.
  • 13.186 okur okudu.
  • 212 okur okuyor.
  • 3.278 okur okuyacak.
  • 68 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları