Richard K. Morgan

Richard K. Morgan

Yazar
7.4/10
178 Kişi
·
366
Okunma
·
30
Beğeni
·
1.068
Gösterim
Adı:
Richard K. Morgan
Unvan:
İngiliz yazar ve öğretmen
Doğum:
Londra, İngiltere, 24 Eylül 1965
1965 yılında Londra'da doğan ve Norwich yakınlarındaki Hethersett köyünde büyüyen Morgan, Queens 'College, Cambridge'de tarih okudu. Mezun olduktan sonra dünyayı gezmek için İngilizce öğretmenliği yaparak aralarında Türkiye'nin de olduğu pek çok ülkede çalıştı.
Öldürmek, yakıp yok etmek; inşa edip eğitmekten her zaman daha kolaydır. Gücü biriktirmek yaymaktan daha kolaydır.
Richard K. Morgan
Sayfa 466 - İthaki
“...Bir kapı inşa ederken kapıdan geçtikten sonra karşılaşacaklarına karşı bir koruma kalkanı da inşa etmemiş olmana imkan yok.”
Bir süreliğine aşık olduğumu bile düşündüm ve motivasyonumu hem aşktan hem nefretten alarak saçma sapan şeyler yaptım.
Sabır, suikastçılarda çok önemli bir erdemdir, ne zaman hareket edeceğinizi bilmeli ama beklemeye de hazırlıklı olmalısınızdır.
Richard K. Morgan
Sayfa 492 - İthaki
496 syf.
·17 günde·Beğendi·6/10
Hikaye 26. yüzyılda geçen siberpunk bir polisiye. İnsanlar BM'nin kontrolü altında farklı gezegenlerde yaşam kurmuş, teknoloji inanılmaz gelişmiş; hatta o kadar gelişmiş ki insanlar bir nevi ölümsüzlüğü bulmuş. Bilinçlerini bir bellekte saklayıp o bedene bir şey olduğunda farklı bir bedende -kılıfta- yaşamlarını devam ettiriyorlar. Buna karşı çıkan, insanların kendileri Tanrı yerine koymamaları gerektiğini söyleyen Katolikler de var.
Kılıfların kendine özgü özellikleri oluyor. Örneğin kas hafızası ya da nikotin bağımlılığı gibi. Siz sigara içmeseniz de içinde bulunduğunuz kılıf bir sigara bağımlısına aitse siz de sigara içme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bir suç işlediğinizde belleğiniz depoda saklanıyor; suçun türüne göre bu hapis 200 yılı bile geçebilir.

Kahramanımız Takeshi Kovacs, Laurens Bancroft adında çok önemli birinin cinayetini çözmek için bizzat Laurens Bancroft tarafından tutulmuştur. Birisi Bancroft'u öldürmüş ve tabiki belleği depolandığı için yeni bir kılıfla hayatına devam etmiş ama yine de kendini kimin öldürdüğünü bilmek ister. Belleği 48 saatte bir depolandığı için de son saatlerini hatırlamaz. Kovacs, Bay City'nin arka sokaklarında bu cinayetin izini sürer.

Açıkçası kitap bende hayalkırıklığı yarattı. Kesinlikle kötü bir kitap değildi ama fazla abartıldığını düşünüyorum. Ya da ben kitabın içine giremediğim için bir okuma zevki alamadım. Bunun sebebi de duygu eksikliğiydi. Ne üzülmem gereken yerde üzüldüm ne de gerilmem gereken yerde gerildim. Hatta belli zaman sonra merak duygumun bile kaybolduğunu söyleyebilirim; bu yüzden kitabı bitirmem bu kadar uzun sürdü. Yazarın kurguladığı dünyayı da tam kavrayamadım. Kitap bittiğinde olayı anlamıştım ama bazı diyaloglarda 'bunlar neden bahsediyor' dedim. Bu hem yazarın yeterli betimleme yapmamasından - aynı şey duygular için de geçerli- hem de kurgunun içine bu yeni dünyanın kurallarını tam yedirememesinden kaynaklı. Sürekli bir olay, oradan oraya yolculuklar, ortalarda dönen twistler bunlara yer bırakmamıştı zaten. Belli bir yerden sonra da bunlar beni kitaptan soğuttu.
496 syf.
·4 günde
Öncelikle bu kitap distopya değil. 26. yüzyılda geçmesi onu distopya yapmıyor. Türü bilim-kurgu.
Dizisi yanlış hatırlamıyorsam geçen ay çıktı ve diziye başlamadan kitabını okumak istedim.

Daha önce hiç bu tarz bir kitap okumamıştım o yüzden nasıl bir inceleme yapacağımı kafamda oturtamadım. Kitap kurgu yönünden beni tatmin etti. Fazla detaycı değilseniz 26. yy. teknolojisi hakkında verdiği bilgileri yeterli buluyorsunuz. Zaten bence amaç o dönemin teknolojisi üzerine konuşmak değil, o zeminin hazırlanıp kahramanın maceralarını soluksuz okumak. Sanırım bu tarz romanların genel bir durumu soluksuz okumak. Ne olacak güdüsüyle sayfaları çevirmek.

Bir şeyden bahsetmek istiyorum. Yazım yanlışlarını ve cümle düşüklüklerini çok fazla buldum. Sanırım yetiştirmek için, fakat azımsanmayacak bir düzeyde bu hatalar.

-Aşağıdaki yazı kitabın içeriği hakkında bilgi barındırmaktadır.-

Biraz da konusundan bahsedeyim; ilk olarak bilinç aktarımı var. İkinci olarak kılıf mevzusu var. Bu kılıf benim anladığım/hayal ettiğim kadarıyla insansı bedenler. Herhangi bir şekilde ölürseniz bilinciniz yeni kılıfa aktarılıyor. Bunun bazı koşulları var mesela yeni kılıfta bilinç, ölümden 48 saat öncesini hatırlıyor. Yeni bir bedene aktarılmak ise paranız yoksa size o an uygun olan ve sigortanız(?) hangi kılıfı karşılıyorsa, yeni kılıf olarak ona aktarılıyorsunuz. Tabii ki burada da ekonomik eşitsizlik ve sınıf ayrımı var. Zenginseniz istediğiniz kılıfı seçip, satın alabilirsiniz. Hatta kendinizin klonunu yaptırabilir ve öldüğünüzde bilinciniz tekrar kendi kılıfına aktarılabilir. Ölümsüzlüğün değişik bir biçimini görüyoruz. Kitap çok zengin olan Bancroft'un ölümüyle başlıyor. Polise göre Bancroft intihar etmiştir fakat Bancroft kendini öldürdüğüne inanmıyor ve anlamsız buluyor. Çünkü kendisinin klonları var ve intihar etse bile aynı kılıfla geri döndüğünden polisin bu açıklamasını onu tatmin etmiyor ve öldürüldüğünü düşünüyor. Bu yüzden başka bir medeniyette yani Harlan'da yaşayan kahramanımız Kovacs'ı cinayetini çözmesi için Dünya'ya getiriyor. Nasıl getiriyor? Kovacs deneyimli bir kordiplomat askeri. Ve Harlan'da hapis cezasında. Bu hapis cezası bizim düşündüğümüz gibi değil. Bilinci veri bankasında saklanıyor ve 100 yıl ve daha fazlası gibi bir hapis cezasından bahsediyoruz. İşte bu çok zengin sayın Bancroft, Kovacs'ın verilerini alıyor ve ona yeni bir kılıf satın alarak bilincini bu kılıfa aktarıyor ve bir anlaşma yapıyor cinayetini çözme şartıyla.
Kitap bu olaylar eşiğinde şekilleniyor, daha fazla anlatmamalıyım. Dizisinin de kitap gibi etkileyici olacağını düşünüyorum, hatta bazı hayal edemediğim durumları somut olarak izleyeceğime seviniyorum. Ayrıca kitaba ne kadar bağlı kalmışlar çok merak ediyorum. Bir de Blade Runner severlerin hoşlanacağını düşünüyorum.

Benim için değişik bir inceleme oldu. :)
496 syf.
·12 günde·7/10
https://www.youtube.com/watch?v=Xk1dd_uReiQ

Bu incelemeye giriş cümlemi çok düşündüm. Ve en sonunda şuna karar verdim;
Çok büyük heves ve heyecanla aldığım bu roman, maalesef birçok açıdan beni tatmin etmedi.
Bilim kurgunun her türüne hakim ve hayran bir okur olarak, 26. yüzyılda geçen bu kurgunun, bir cyberpunkta arayacağınız her şeyi kapsadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Teknolojinin aşırı ilerlediği, farklı gezegenlerde yaşam olanaklarının sağlandığı, sınıflar arası uçurumların arttığı bir dünya. Karanlık, kasvetli ve suçla dolu bir şehir.
Kitabın kurgusu, bilinç aktarımı üzerine inşa edilmiş durumda. Bu kavramı hemen kısaca açıklayalım; teknolojik gelişmeler doğrultusunda insanların bilinçleri (anıları, düşünceleri vb.) beyin sapının yakınına yerleştirilen bir cihaza kaydediliyor. Ve herhangi bir sebepten ötürü bedeniniz ölse bile, bu cihazın başka bir bedene (gerçek bir insan bedeni olabilir ya da eğer zenginseniz kendi bedeninizin bir sentetik bir klonunu oluşturabilirsiniz) aktararak hayatınıza devam edebiliyorsunuz; elbetteki bir bedel kaşılığında.
Böylelikle insanlık, yüzyıllardır aradığı ölümsüzlüğe kavuşmuş oluyor.
Ana karakterimiz Takashi Kovacs; geçmişi sebebiyle uyutma cezası almış mahkum. Elçiler denen bir grubun üyesi olduğu için savaş eğitimi almış ve oldukça yetenekli.
Şehrin çok zengin bir üyesinin (bu kişiler kendilerine Meth demekte) gizemli beden ölümü sebebiyle cezasından uyandırılıyor ve bilinci kendisine ait olmayan bir bedene aktarılıyor. Bu Meth bilincini klon bedenlerinden birine aktarıyor, ancak son 48 saati yedeklenmediği için kim tarafından öldürüldüğünü bilmiyor. Takashi'nin tek yapması gereken bu cinayeti çözmek çünkü eğer başarabilirse sonunda özgürlük ile ödüllendirilecek.
Kurgu, bu andan itibaren neredeyse tamamen bilim kurgu olamaktan çıkıp, polisiye ve gizem/gerilim romanına dönüyor.
Kısaca cyberpunk bir dünyada geçen polisiye roman diyebiliriz.
İşte bu noktada kurgu, beni hayal kırıklığına uğratıyor.
Öncelikle, bir hazine avı şeklinde dizayn edilmiş olay ağı, maalesef klasik bir polisiyeden daha fazla bir tatmin sağlamadı bende.
İkinci olarak hikayenin geçtiği dünya ile ilgili çok fazla ayrıntı yok. Teknolojik gelişmeler, olay ağının arasında kaybolacak şekilde yüzeysel geçilmiş. Ana karakterin başka bir dünyadan geldiğini biliyoruz ama bu başka dünyalar hakkında minicik bir bilgi kırıntısı dahi bulamıyoruz.
Kitabın en güzel yanı; bilinç aktarımı ile ilgili felsefi bölümlerin olduğu kısımdı.
Abartıldığı kadar hoşuma giden bir kitap olmadı maalesef, halbuki okumaya başladığım ne kadar da umutluydum...
Bu arada, ilgilenenler için söyleyeyim; dizisi de öyle muhteşem bir yapım değil. Neredeyse Blade Runner'dan özenilerek yapılmış bir yapım diyebilirim. Çok bir özgünlüğü yok.
Bu uzun incelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim. Görüşmek dileğiyle. :)
496 syf.
·17 günde·9/10
Güzel Kitap, Kötü Çeviri

Maalesef ülkemizde bazı kitapların çevrilmesi için ya dizilerinin çekilmesi ya da farklı bir platformda ünlenip popüler olması gerekiyor. Özellikle fantastik ve bilim kurgu türündeki kitaplarda bu durum göze çarpıyor. Yıllar önce çıkmış, dünya edebiyatında yer edinmiş bu kitaplar ülkemizde bir şekilde ünlenince apar topar yayınevlerimiz tarafından özensiz ve baştan savma şekilde çevirisi yapılıp piyasa sürülüyor. Değiştirilmiş Karbon bu bahsettiğim olayın mağdurlarından yalnızca birisi. Yazım yanlışları, anlam bozuklukları, doğru çevrilmediğini düşündürten ifadeler vs ne ararsanız var kitapta. İthaki Yayınları'nın bu konuda maalesef bir standardı yok. Bir kitabı özenle yayımlanmışsa bir diğeri baştan savma oluyor.

Kitabın kendisine gelirsek bilim kurgu sevenler için kaçırılmaması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Romanda insan bilincinin -artık kılıf haline gelmiş- bedenden bedene aktarılabildiği bir yaşam düzeni söz konusu. Tabi ki bu durum yine paraya dayalı olduğundan kimisi öldükten sonra yıllarca yeniden bedene aktarılmayı bekliyor kimisi istediği bedene geçebiliyor kimisi ise kendisinden klonlayıp adeta ölümsüz hale geliyor. İşte bu düzende ekonomik olarak insanlığın büyük bir kesiminden kopan ve ölümsüz bir hayat sürdürerek adeta tanrı rolünü üstlenen bir kesim var. Met olarak adlandırılan bu kişilerden biri bir gün öldürülüyor ve kahramanımızı -tabi ki yeni bedenine aktarıldıktan sonra- kendi cinayetini çözmesi için görevlendiriyor. Sonra olaylar olaylar...

Kendi adıma kitabın çıkış noktasını ve yaratılan evreni çok beğendim. Bu evrenin distopya olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tamamen okuyucuya kalmış. Kendisini farklı bir bedende bulan veya sevdikleri farklı bir bedende karşısına çıkan insanların psikolojisi, neredeyse ölümsüz hale gelmiş insanın ruh hali, eğilimleri, yönelimleri kitapta değinilen güzel konular. Romandaki bilincin aktarılma prensibi biraz uçuk olsa da insanlığın bir gün geleceği noktayı yansıtması bakımından kitabın başarılı olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak yayımlanmasındaki özensizliklere rağmen okunmasını tavsiye ederim.
496 syf.
·11 günde
Henüz daha yarısındayım ama kitap beni içeri çekmiş durumda. Kitap 26. Yüzyılda geçiyor ve geleceğe dair olmasını dilediğimiz bütün teknolojik gelişmeler bu kitapta mevcut. Uçan arabalar, istediğin gibi vücudunu (kitaba göre kılıfını) değiştirebilme, ölümsüzlük(zenginsen tabii) vs. Tabi bunlar kitapta geçen asıl olaylar dışında sizi okumaya iten etkenler. Birde asıl olaylar var, anlatılmaz okunur diyelim.
Tabii kitap bittiğinde asıl incelememi yapmak isterim.

Carmen - Habanera şarkısını döngüye alıp okumalık kitap daha ne diyebilirim ki...


~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~


Kitap bitti. Ben de bittim sanırım. Çünkü aşırı derecede yanılgıya düştüm.
Çok güzel başlayıp konusunun aşırı ilgimi çekmesinin ardından, asıl konudan sapması, karmaşa içerisinde sanki yazıyor olmak için yazılmış , yalnızca devam etme gayesiyle doldurulmuş gibi, bittiğinde beni bu kadar hayal kırıklığına uğratan bi kitap olmadı. Yukarıdaki düşüncelerimle şuanki düşüncelerim arasındaki tezatlıktan ne kadar hayal kırıklığı yaşadığımı anlamışsınızdır.
Bilmiyorum. Henüz okumamış insanların aklına girip önyargı oluşturmak istemiyorum. Belki de ben kitabı anlamamışımdır...
Bitiş (30.05.2018)
496 syf.
·5/10
İnceleme yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım, kimsenin hevesini kırmak istemediğimden ama yapılan diğer incelemelere göz gezdirince onların da benden daha fazla ılımlı olmadığını gördüm o yüzden yazıyorum.

Konusundan bahsetmeyi çok düşünmüyorum kendim de pek anlamadım çünkü. Özetini internetten bulabilirsiniz zaten. Sitedeki diğer incelemelerde genel görüş edinmenize yardımcı olur ama ben her kitap için, kitabı okumadan inceleme okumama taraftarıyım önyargılı olmamak açısından. Kitabı alış sebebinden bahsedeyim. Kitabın Netfilx’te dizi uyarlaması var ve sosyal medyada çok denk geliyordum. D&R’da da kitabını görünce, popüler kültürün hafiften kölesi olduğumdan ve kapağı ve konusu beni cezbettiğinden bir heves aldım. Uzunca bi süre kitaplığımda tuttum. Stephen Hawking Gibi Düşünmek kitabını okuduktan sonra bilim kurguya ilgim biraz daha arttı, hazır elimde böyle bir bilim kurgu romanı varken hemen ardına bu kitabı eklemek istedim ama maalesef hayal kırıklığına uğradım

Bi kere yüzyıllar sonrası bir evreni, henüz varolmayqn teknolojilerden falan bahsedeceğini bildiğimden zorlanacağımı tahmin etmiştim ama başından itibaren kitaba hakim olamadım. Bizi biz yapan element bilirsiniz karbon ve kitapta gelecekte insanoğlunun kimyasıyla oynandığını görüyoruz. Teknik kısımları çok anlamadım zaten yazar da detaylı işlememiş çünkü günümüzde varolmayan , kurgu bir yöntemden bahsediyoruz. Ölümsüzlüğün yolu bulunmuş diyebiliriz. Bedeniniz kopyalanabiliyor ve omurilik soğanınızın civarında bir bellek taşıyorsunuz. O bellek, içinde bulunduğunuz beden ölse bile yedeklenmiş bedeninize aktarılınca tekrar hayata dönmüş oluyorsunuz. Bu masraflı ve herkesin yararlanamadığı bir işlem. En azından bu bellek ve transfer işlemini anladığım için yazmak istedim. Kitabı okurken bana zorluk çıkaran ve hevesimi kaçıran en büyük şikayetim çevirinin özensizliğiydi ama tüm suçu da buna atamam. Kendimi kitaba tam veremedim, bir türlü odaklanamadım. Olayları takip edemediğim, ipin ucunu kaçırdığım, karakterleri birbirine karıştırdığım, neyin ne olduğunu şaşırdığım çok oldu. Bu kitabın bana getirisinden çok götürüsü oldu kısaca. Kendimi zorlaya zorlaya okuyup bitirdim ve akıcı olmadığı için bu okuma dönemim baya uzun sürdü. İsteksiz okuyordum ve bana çok vakit kaybettirdi. O zaman zarfında başka birçok kitabı bitirebilirdim falan fistan.

Kitaba yapılan incelemelerden beğendiğim bir tanesi var. Derdimi güzel anlatmış: #29895675

Sonlara doğru düşüncelerim ılımlaştı. Hikâye sarmaya başladı ama hâlâ büyük ölçüde olaya hakim olamamış ve vakit kaybetmiş gibi hissediyorum. Biri sorsa kitapta ne anlatıldığını doğru düzgün özetleyemem bile. Umarım dizisini izlediğimde taşlar yerine oturur.
496 syf.
Orjinal adıyla Altered Carbon. Kitabı ve dizisi Black Mirror'u anımsattı, izleyenler bilir. Teknolojinin gelişmesini istediğim bir o kadar da istemiyorum. Zira bu kitabın gidişatında teknoloji iyi bir rol oynamıyor.

Gelelim kitabın konusuna. İnsanlar ölümsüzlük gibi aşırı üst düzey bir teknolojiye sahipler. Birinin bedeni öldürülürse bellek teknolojisi ile başka bir ölü bedenin içerisine aktarılıp hayatına devam edebiliyor. Diğer ölü bedenler ne oluyor diye soracak olursanız, teknolojinin üst düzey olduğu yerde dahi parayı veren düdüğü çalıyor. Servet sahibi bir sefih, kendi cinayetini araştırması için bir elçi tutuyor (Önceki bedeni öldürüldü mü, yoksa intihar mı etti?) gibi. Bu elçinin bedeni öldürülmüş belleği başka bir bedene aktarılmıştır. Okurken bazı kısımlarda beyniniz error verebilir lakin gülü seven dikenine de katlanır. İyi okumalar.
496 syf.
·11 günde·Beğendi·7/10
Kitaba ilk başladığımda yazarı bilmeden okusam hemen “Bu kitap Philip K. Dick’in kitabı” derdim. Konu bakımından olmasa da yazarın dili K. Dick’in diline çok benziyor. Bundan dolayı Philip K. Dick ödülüne layık görülmesine de şaşırmadım. Kitap konu itibariyle çok güzel. Öncelikle fikir etkileyici. Ama bilimkurgu kitaplarına ayrı bir hayranlığım olduğundan dolayı gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki çok çok güzel bir bilimkurgu kitabı değil. Bende bilimkurgudan çok polisiye roman roman hissi uyandırdı. Yine de okunası bir kitap. Herkese tavsiye ederim.
496 syf.
·2 günde·7/10
Bildiğim kadarıyla bir üçlemenin ilk kitabı olan ve orijinal adıyla (Altered Carbon) Netflix tarafından dizisi çekilen Değiştirilmiş Karbon, bilimkurgu-distopya diye adlandırılan bir türde. Bu ilk kitapta yetenekli bir elçi olan (bildiğimiz elçilerden değil, daha çok askeri eğitim almış ve nörokimyası güçlendirilmiş dedektif) Takeshi Kovacs, yeni bir kılıfa (vücuda) konularak Dünya gezegenine getirilir ve bir intihar/cinayet olayının perde arkasını araştırması istenir. Dizilere yaraşacak detaylı anlatımı zaman zaman bunaltsa da, bittiğinde devam kitaplarını merakla bekletecek türden aksiyonlarla örülmüş. Kişisel tavsiyem, toplam beş bölümden oluşan kitabın her gün bir bölüm okunarak bitirilmesi şeklinde. Keyifli okumalar.. =)
480 syf.
Ölüm makinesi Takeshi Kovacs’ın maceraları devam ediyor. (Yalnız o soyadının sonu Sırpçadaki gibi –ç diye okunacak) Bu sefer kendileri bir isyan sonucu uzak bir gezegen sisteminde başlayan savaşta kiralık asker olarak boy gösteriyor. Tabii rahat durmuyor ve savaş bitmeden, savaşa etki edeceğini düşündüğü arkeolojik bir maceraya atılıyor. Türlü türlü belalara bulaşıyor, ağır badireler atlatıyor ama anası Kadir Gecesinde doğurmuş olacak ki kurtulmasını da biliyor. (Bu spoiler sayılmaz umarım çünkü serinin 3 kitap olduğunu biliyoruz)
Bir de karı kız peşinde bu kadar koşmasa… Taktı kitaptaki gacıya, sinir oldum. Kitabın içine girip “Sen Takeshi Kovacs’sın kendine gel, yakışıyor mu senin gibi eski bir Kordiplamata bu hal ve tavırlar?” diye sarsasım geldi. Neyse ki toparladı sonradan. Kitap onun ağzından olmasına rağmen ne zaman ne yapacağını, hangi tarafta yer aldığını kestiremiyor insan.
Düşmüş Melekler, ilk kitap gibi alıştıra alıştıra değil bodoslama olayların içine daldırıyor insanı. Değiştirilmiş Karbon dijital transfer, yapay zeka, sanallık, gelişmiş teknoloji, dünya dışı yaşamlarla ilgili bir kitaptı. Düşmüş melekler ise bizi bir savaş ortamına götürüyor ama amacı savaşı anlatmak değil. Savaşlardan kimlerin karlı çıktığını, kapalı kapılar ardında dönen oyunları, güç savaşlarını, ikili oynayan insanları anlatıyor. Savaştan kasıt öyle çiyu çiyu sesler çıkaran silahlarla gerçekleşen uzay savaşları değil. Çok da yabancısı olmadığımız kişiler ve olaylar var: Her iki taraf da eşit derecede haksız ve cani ruhlu, 3-5 kişinin keyfi için sayısız asker ve sivil ölüyor (pardon askerler tekrar tekrar ölüyor çünkü kılıf teknolojisi sağolsun delirene kadar askerleri savaşa sürüyorlar), savaş tacirleri savaş sırasında ve sonrasında her durumda zarar etmeyecek şekilde akbaba gibi bekleşiyorlar, zenginlerin çıkarları için masum siviller,hayvanlar ve doğa katlediliyor. İnsanlık olarak medeniyetimizi bu kadar uzak mesafeye ve zamana ne kadan da güzel yaymışız öyle!
Gelelim en sevmediğim kısma: Kitabın adını beğenmedim. Değiştirilmiş Karbon daha özel bir isimdi kitapta nelerle karşılaşacağınıza dair ipucu veren türden. Ama düşmüş melekler deyince fantastik kurgu türü kitaplar ne bileyim lucifer mucifer akla geliyor. Belki de ben fazla takıntılıyım kitabın ismi o kadar önemli mi içeriğinin yanında? Evet hem de çok önemli okuyacağımız kitapları isme, konuya, yazara, türüne bakarak seçiyoruz sonuçta. Yine de ismi kitabın içeriği ile tamamen alakasız da diyemem, kitabı okuyunca bu ismin nereden geldiği, kim veya kimler için kullanıldığı anlaşılıyor.
Sonuç olarak ilk kitabın gerisinde bulsam da bu kitap da önceki gibi son 100 sayfada hızlı ve akıcı geçti. Seri kitapların genel sorunu, aralarında birinin en zayıf halka olması. Umarım zayıf halka bu kitaptır zira 3. kitapla ilgili beklentilerim büyük.

Yazarın biyografisi

Adı:
Richard K. Morgan
Unvan:
İngiliz yazar ve öğretmen
Doğum:
Londra, İngiltere, 24 Eylül 1965
1965 yılında Londra'da doğan ve Norwich yakınlarındaki Hethersett köyünde büyüyen Morgan, Queens 'College, Cambridge'de tarih okudu. Mezun olduktan sonra dünyayı gezmek için İngilizce öğretmenliği yaparak aralarında Türkiye'nin de olduğu pek çok ülkede çalıştı.

Yazar istatistikleri

  • 30 okur beğendi.
  • 366 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 617 okur okuyacak.
  • 56 okur yarım bıraktı.