• ''Hayatı ve ölümü yaratan'' Allah'ın adıyla...

    Ne kadar insanın neşesini kaçıran, içini karartan bir gerçeklik değil mi ''ölüm'' ?

    Akşam ölsem, ertesi gün öğleye bir çukurda tek başımayım!..

    ''Bir beyin cerrahının ölümle yaşam arasındaki keskin sınırlarını, kabullenişlerini ve uç noktalarını en sinsi hastalık olan kanserle mücadelesine şahit oluyorsunuz...

    Bu kitap aslında bir vasiyet... Bir babanın ölüme giderken bebeğine, biricik kızına bırakabileceği onun nasıl birisi olduğunu bilmesi için varolmuş bir “gerçeklik” bu iki paragrafı arkadaşım Pınar'ın incelemsinde görünce kitabı okumak istedim.

    ''Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
    Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?'' NFK

    Hayatımız hep bir şeyleri merak etmekle geçiyor. Çocukken büyümeyi, okulu, ''karne notlarını'',ehliyet sınavını, üniversite, KPSS sonuçlarını, askerlik, evlilik, doğum sancısı ve doğum..derken hepsi tecrübe edildikten sonra, asıl ve biricik merak kalıyor, hep ötelediğimiz : ölüm ve ötesi !

    Hamile kadının karnını elips şeklindeki dünyaya benzetmişimdir. O dünyada bir canlı, dışarıdan hiç bir gücün dahli olmaksızın şekil alıyor, gözler, kulaklar, ağız, beyin...iskelete damarlar, et, deri giydiriliyor.

    ''Vakti gelince de'' o dünyadan bu dünyaya doğuyor. Orada zi-şuur olsa ona dense ki, senin bu yaşadığın dünya ile kıyas edilemeyecek kadar farklı ve çok güzel bir yaşam biçimi daha var; hayal bile edemez.

    Ve an geliyor bu dünyadan bir başka dünyaya doğmaya sıra geliyor ve adı : ölüm. İnsan tohumu toprağa ekiliyor, yeniden biteceği günü bekliyor.

    Ateist doktor, kadavrada ruhu arıyor ve Tanrı yok işte diye inkâr ederken, iman etmiş doktor, işte diyor, ruh gerçekliği olmayınca insan böyle et kemik yığını...Ruhu yaratan ve bu bedende enerji gibi tutan Allah, şimdi onu çıkardı...

    Biliyorum uzun incelemelerin talibi pek yok ve yine biliyorum, kendimi durdurmasam, bu inceleme kısa bir kitapçık olur. Zamanım sınırlı olduğu için redakte etmeksizin yayınlayıp, meşguliyetime dönmem gerekiyor.

    Yine arkadaşımın incelemesindeki ''yazarın eşinden TED konuşması'' ile noktalarken, derim ki; herkesin okuması gereken eserlerden...

    https://www.ted.com/..._reality?language=tr
  • Daha önce alıntısını paylaştığım şu çıkarım bile okumak için kâfi sebep bana göre " Bizans'ın klasik antikçağ koruyuculuğu Batı'ya geçti; Osmanlılar emperyal kaderini devraldı; siyasal ideolojisini yeniden biçimlendirmek de Ruslara kaldı. Dolayısıyla Konstantinapolis'in nihai düşüşü, yeni gerçeklere uygun kimliklerin ve ideolojilerin yaratılması gibi karmaşık bir sürecin ana referans noktası oldu. " İstanbul' un fethi yada başka herhangi bir tarihi olayı yabancı kaynaklardan da okumak benim için ayrı keyif, lezzet olmuştur her zaman. Biz genelde doğrudan tarihi olayları anlatır üstüne genelde yanlı yorum ve çıkarımlarda bulunuruz, bana göre türk tarih yazımında en eksik noktamız burası, biz olayları anlatıp sonra da küresel bir yorum getiremiyoruz meselelere. Ya ideolojik taraflı ve sadece ulusal yorum yapıyoruz yada tamamen milli ruha ve duygulara uygun bunları kabartıcı ama yine ulusal yorumlarda bulunuyoruz. Yazar kitabında İstanbulun fethinin küresel yankıları ve ekileri üzerinde durmuş kitapta fetihten ilk giriş bölümünde çok kısa değinmiş ardından birbirinden ayrı olarak Batı' daki etkilerini, bizanstaki, ruslardaki, osmanlılardaki etkilerini ayrı ayrı ele alarak yazmış istenilirse sadece tek bir bölümünü bağımsız olarak dahi okuyabilirsiniz bu bakımdan büyük kolaylık ve avantaj ama en önemlisi küresel çapta uluslararası bir bakış açısı ile dünyadaki etkilerine değinmiş bunuda çok güzel yapmış. Mutlaka çok iyi bir tarih atlasıdır diyemem ama bugüne kadar okuduğumuz tüm tarih anlatılarından farklı yeni bir bakış açısı kazandırdığı muhakkak. Ben rahatlıkla tavsiye ederim herkese.
  • O geceleri nasıl da iple çekmiştim. Sevişeceğimizi, uykuya dalacağımızı, yeniden uyanıp, yeniden sevişeceğimizi, yine uyuyacağımızı, yeniden uyanacağımızı, vs. kurmuştum; hem de her gece... Ama yalnızca ilk gece uyandım. Sırtı bana dönük yatıyordu; üzerine eğildim ve öptüm onu; dönüp sırtının üzerine yattı, beni içine aldı ve kollarıyla sardı. "Oğlancığım, oğlancığım." Onun üzerinde uyuyup kaldım. Diğer geceler pedal çevirmekten, güneş ve rüzgârdan yorgun düşüp deliksiz uyuduk. Sabahları sevişiyorduk.
  • Meğer ne kadar erken okutmuş bize ortaokul öğretmenimiz bu kitabı. Hiçbir şey hatırlamamışım, nasıl hatırlayayım daha çocuktum ama bir yandan da okuttuğu bütün kitaplar için minnet duymuşum. Hepsi nasıl da bir bir karşıma çıkıyor bu yaşımda. Şeker Portakalı, Küçük Prens... Tek hatırladığım kitabın sonunda bayağı üzüldüğümdü. Belki de uzun zaman geçtiği için sadece bu aklımda kalmış. Yeniden okudum. Enfes.. Lezzetli bir yemek yemişsiniz gibi. Ruhum doydu. Yine hüzünlendim. Duygular her yaşta aynı mı oluyor acaba? Bazı kitapların hayatınızda ayrı yeri var. Çoluğunuza çocuğunuza yedi ceddinize okutmak istersiniz. Ha bu kitap da onlardan işte. Tadı damağımda kaldı. Velhasıl kelam okuyun, okutun aziz dostlarım.
  • Usta Ressam ve Öğrencisi

    Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlamış. Büyük usta, öğrencisini uğurlamış. Çırağına ” Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” demiş.

    “Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye ilave etmiş.

    Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gitmiş. Resmin çarpılar içinde olduğunu görmüş. Üzüntüyle ustasının yanına dönmüş. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye etmiş.

    Öğrenci resmi yeniden yapmış.Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını istemiş.

    Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söylemiş.

    Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önermiş. Öğrenci denileni yapmış. Birkaç gün sonra bakmış ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşmuş.

    Usta ressam şöyle demiş:

    “İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.

    İkincisinde, onlardan müspet,yapıcı,olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”

    – Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.
    – Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.
    – Asla bilmeyenle tartışma.
  • Yine, yeniden. Birkaç Orhan Pamuk, Hasan Ali Toptaş vs. kitabı okuyacağıma, tek bir Dostoyevski, bir Yaşar Kemal kitabını tekrar okumayı tercih ederim.
  • Defalarca yıldırılmış olmana rağmen yine yeniden aynı değeri veriyorsun, o kapının kaç kez yüzüne kapandığını unutmuşsun ama yine ayakların seni oraya götürüyor. Alışkanlıklar var, seni tüketmeye yeminli. Bir tür uyurgezerlik gibi ama uyanıksın da.