İlham Arayan Her Bir Kadına…
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 15:06
Kimisi bilinen birinin kızı, kimisi bilinen birinin kardeşi, kimisi de bilinen birinin aşığı… Kim bu kadınlar? Adları perdeler arkasında bırakılmış ve insanların zihninde biri olamamış binlerce kadından sadece birkaçı. Kimisi eğitimden mahrum bırakılmış, kimisi evlendirilmiş, kimisi aşkının peşinde perişan olup yitmiş kadınlar. Yitmiş dediğime bakmayın o sadece hikayesini bilmeyenlerin gözünde. Her biri mükemmel, her biri savaşçı, her biri büyük bir deha… Bir kadın olarak okurken duygulandığım, üzüldüğüm, öfkelendiğim ama her hikayenin sonunda gurur duyduğum bir kitap. Hem bu mükemmel kadınlarla onların hikayeleriyle gurur duydum hem de kadın olmaktan gurur duydum. Duvarlar arasında sıkışmış, perdeler arkasına itilmiş, sürekli birinin bir şeyi olmaktan sıkılmış kendisine bir ilham ve dayanak arayan her kadının okuması gereken bir kitap. Kadınları küçük gören, değersizleştiren, başarılarını görmezden gelen her erkeğe de okumasını tavsiye ederim ama onların ufacık beyinlerinde bir düşünme kıpırtısı yaratır mı bilemiyorum. Saygılarımla… Sadece Bir Kadın… Hem çok güçlü hem çok değerli…
Boyun Eğmeyen KadınlarBahar Eriş · Alfa Yayınları · 2025336 okunma
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 21:09
“Karakter dışında her şey yalnızlıkla kazanılır.” Yakın zaman önce #korkununfelsefesi ‘ni okuduğum Norveçli yazar-düşünür Lars Svendsen ‘in #yalnızlığınfelsefesi ile selamlıyorum sizi. Yalnızlık kavramını farklı yönleriyle tanımlayan, sosyoloji ve psikoloji alanındaki araştırmaların dibini sıyıran yazar edebi ve felsefi referanslarıyla okumalara doyamayacağınız, her sayfasında kendinizi aynaladığınız bir portal açıyor ufkunuza. Gerek öğrenilmiş gerek kabullenilmiş yargılarla çoğumuzun “yalnızlık” ile “tek başınalık” kavramlarını ayrımsayamadığı noktaya dikkat çekerek açıldı kitap. Bana göre toplumdan kopmayacak kadar içinde, kendi başına kalabilecek kadar da dışında olabilmenin farkındalığıdır yalnızlık. Özünde ise hiç kimde yalnız değildir. Ama tek başınadır. Yalnız olmadığınız halde de yalnızlık hissedebilirsiniz. Kalabalıklar arasında, hanenizin içinde. Oradasınızdır ve orada değilsinizdir. Ya da tam tersi… "insan yaşamının ne olduğunu zerre kadar idrak eden herkes bir zaman her ayrık ruhun tuhaf yalnızlığını hissetse gerektir ve sonra başkalarında da aynı yalnızlığın keşfedilmesi yeni, tuhaf bir bağ yaratır ve öyle sıcak bir merhamet büyütür ki bu, adeta yitmiş olan için neredeyse bir telafidir." Tıpkı sevgi yerine konan merhamet, duyumsama, empati, boşluk doldurma, gibi. Yalnızlığı sevmek ile tek başınalığı tercih etmek ise başka bir dönemeç. Hayat, matematiksel bir bütünlük. İki kişinin bir araya gelmesi “ben”den “biz”e geçiş demek değildir. Hele iki yalnız hissedenin bir araya gelmesi. 1+1 ‘den 11 ‘e geçebilmişseniz işte şimdi yalnız değilsiniz. Cümlelerimi Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin çok kıymetli bir sözü ile tamamlamak istiyorum. “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen bir hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı.
Yalnızlığın FelsefesiLars Svendsen · Kairos Kitap · 2025486 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 2. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2026 13:56
Buradan gidilir bitmek bilmeyen acıya, diye düşünüyor Dante’nin o pasajını hatırlayarak. Buradan gidilir yitmiş insanların arasına. İçeri girenler, dışarıda bırakın her umudu.
Radley AilesiMatt Haig · Domingo Yayınları · 20252,089 okunma
Puan vermedi·260 syf.··
Beğendi
·
2025 41. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 24 Ağustos 2025 00:54
Kitap birçoğumuzun izlemiş olduğu “Piyanist”filminin kitabı.Kitap aslında ilk olarak 1946’da yayımlanmasına rağmen, Stalin’in Polonyalı yardakçıları tarafından piyasadan çekilmiş.Daha sonra 1998’de tekrar yayımlanıp çok satanlar arasına girmiş ve 2003 yılında da Türkiye’de yayımlanmış. Polonyalı Yahudi bir piyanist ve besteci olan Wladyslaw Szpilman savaştan hemen sonra,her şey daha sıcağı sıcağınayken tanık olduğu olayları ve yaşadıklarını,Hitler iktidarı ve SS’lerin acımasız yüzünü,İkinci Dünya Savaşı’nın soğuk yüzünü okuyucuyla buluşturuyor. Szpilman’ın hayatta kalmasına sebep olan Wehrmacht subayı Wilm Hosenfeld’in de kitabın son bölümlerinde günlüğüne yer verilmiş. Hosenfeld,Yahudi ve Yahudi çocuklarının da bir kısmını kurtarmış,gizliden giyecek ve yiyecek yardımı yaparak yahudilerin hayatta kalmasına yardımcı olmuştur.Sonunda Stalingrad’da savaş esirleri kampında dövülmekten ve işkence görmekten yediği dayakları bile fark etmeyen aklı yitmiş bir şekilde ölmüştür. Acımasızca yapılan insan avı,akıl almaz işkenceler ve hepimizin bildiği gaz odaları ile bir katliamın tanığı oluyoruz bu kitapta.Wilm Hosenfeld’in günlüğüne yazdığı gibi “Bu canavarlar böyle yaparak savaşı kazanacağımızı sanıyorlar.Ama biz Yahudileri kitle halinde bu kadar hunharca öldürerek savaşı kaybettik.Adımızı öylesine lekeledik ki bu lekeden kurtulmamıza olanak yok;bu lanetten asla kurtulamayacağız.Kimsenin merhametine ihtiyacımız yok;hepimiz suçluyuz.” Ve insanoğlu hiç dersini almamış gibi yıkmaya,öldürmeye,acımasızca devam ediyor.Ve dün ezilen bir toplum bugün başka bir toplumu ezerek acımasızca yok ediyor.Ve tüm dünya bunu izliyor.Tıpkı Hosenfeld’in günlüğünde bize aktardığı gibi “Hepimiz suçluyuz.” Kitap elbette tavsiyemdir.Ve mutlaka filmi de ikinci bir kez tekrar izleyeceğim.Keyifli
PiyanistWladyslaw Szpilman · Koridor Yayıncılık · 20211,327 okunma
Ekmek Arası Keder - Muhammet Çavdar
Puan vermedi·88 syf.··
2025 4. kitabı
Bir adam… Soğuk bir akşamda, ay ışığının parlak gri tonlarına bürünmüş kayaların üstünde oturuyordu. Omuzları çökmüştü. Suların kıpırtısını yakamoza dönüştüren ay ışığının karanlığa yenildiği boş ufka bakan gözleri, geçmişin gölgeleriyle doluydu. İyi görmek istercesine hafiften kıstığı gözlerinin ucundaki alın çizgileri, yılların bıraktığı izler olarak belirginleşmişti. Sanki içindeki sessiz çığlıkları bastırmak ister gibi derin derin nefes alıp veriyordu. Giydiği eski montu, yoksulluğunun ve o anın ifşası olan bir etiket gibi üzerindeydi. Kaybedilen bir aşk mı, yitirilen bir dost mu ya da hafızasından silinmeyen pişmanlıklar mıydı onun üzerine böylesine çöken? Kimse bilmiyordu. Hatta yanından geçenler bile onun farkında değildi. O da zaten fark edilmek istemiyordu. Orada; hatıralarının gölgesinde, kaybettikleriyle birlikte anın içinde ağır ağır kayboluyordu. … “Bir erkek işine odaklandığında 'hırslı' olur, bir kadın bunu yaparsa ‘mesafeli ve soğuk’. Erkekler net ve kararlı konuştuklarında ‘lider ruhlu’, kadınlar aynı şeyi yapınca ‘sert’. Gülümseyince hafife alınıyor, sert durunca ‘uyumsuz’ ya da ‘huysuz’ damgası yiyoruz. Bir denge kurmaya çalışıyorum ama bir yanım hep eksik kalıyor. Ben ne zaman, sadece işimi iyi yapan biri olacağım? Kadınlığımla değil, emeğimle görüleceğim?” diyen bir kadın… … Yani iki kederli insan… Keder… Sahip olunan şeylerin yitip gitmesi veya yaşamın türlü zorluklarının yarattığı ölüm, yalnızlık ve anlam arayışı gibi temel sorunlarla insanın yüzleşmesi sonucunda ortaya çıkan bir duygu… … En yakın arkadaşıyla telefonla konuşuyordu ama tek bir noktaya odaklanmış ve âdeta orada kaybolmuş gözlerinde huzursuzluk vardı. Bir anlık dikkat kayması oldu, gözleri sanki bir tehdit karşısında tetikteymiş gibi. Birden karnında hafif bir ağrı
Ekmek Arası KederMuhammet Çavdar · Truva Yayınları · 20231 okunma
Bozkırda Rahvan İzler
Puan vermedi·260 syf.·
2025 112. kitabı
Demek, yaşanan şeyler hiçbir iz bırakmadan unutulmazmış.Cengiz Aytmatov Bozkırın toprağın sevgiyle, sadakatle dolup taştığı o uçsuz bucaksız ovalarda, atların nal sesleri sadece toprağı değil, zamanın ötesine geçen dostlukları da fısıldıyor. Tanabay’la Gülsarı gibi... O kadim topraklardan yükselen, Gülsarı’nın dörtnala koşarken ardında bıraktığı toz bulutu, "Atın ayaklarının kaldırdığı toz, bir çizgi gibi bozkırı, bir baştan bir başa hızla geçerken, durgun havalarda tepkili uçakların gökyüzünde bıraktığı iz benzeri beyaz bir şerit yolun üstünde asılır kalırdı.(s.43) İşte tam da bu görüntü, Cengiz Aytmatov ‘un ustalığıyla Tanabay ile Gülsarı arasındaki o eşsiz bağı, sadece bir insanla hayvan arasındaki bir dostluktan çok daha fazlasını, hem bireysel acıların hem de toplumun ruhunda açılan derin yaraların sessiz bir tanığı olduğunu gözler önüne seriyor. Bu bağ, bozkırın kalbinde, tüm çıplaklığıyla atın rahvan yürüyüşündeki asaleti gibi ayakta duran bir hikayeyi anlatıyor... İdealist bir Sovyet köylüsü olan Tanabay, gençlik yıllarından itibaren Sovyet devrimine ve kolektif yapıya yürekten inanmış, bu uğurda cephelerde savaşmış, inandığı sistemin köy halkı için refah, eşitlik ve adalet getireceğine gönülden bağlı birisi. Tanabay’ın sadakat, pişmanlık ve içsel muhasebe arasında gidip geldiği yaşantısında Gülsarı ile birlikte çobanlık yapıp, dağları aşıyorlar, yarışlara katılarak, galibiyetlerle birlikte Tanabay içindeki adanmışlığın ödülünü alıyor. Gülsarı, Tanabay için sadece bir at olmaktan çok ötede, özgürlüğün, asaletin, sadakatin sembolü oluyor. Çocukluk düşlerinin, köylü sabrının, savaşın ve barışın iç içe geçtiği kocaman bozkırda Gülsarı’nın rahvan yürüyüşündeki yeleleri rüzgârda savruldukça, Tanabay’ın yüreği de
Düşünce
Elveda GülsarıCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 202121,2bin okunma