• Watching the kiss, Laila felt strangely conspicuous all at once. She became intensely aware of her heart thumping, of the blood thudding in her ears tightening up, becoming still.

    Öpüşen çifti seyrederken, Leyla birden, duyularının garip bir biçimde keskinleştiğini duyumsadı. Yüreğinin güm güm attığını, kanın kulaklarında zonkladığını, yanındaki bedenin gerildiğini, sonra kıpırtısız kaldığını inanılmaz bir yoğunluk, keskinlikle hissediyordu.
  • Sadece DAHA FAZLA OKUMUŞ OLMAK istemiştim bu saçma yoğunluk akışında boğuluyorum eğitim sisteminin öğüttüğü bir tanecik olmak yerine demir leblebi olmak istedim.
  • #Okuyorum
    #Kitapyorum
    #JoseSaramago
    #Körlük

    Arabasıyla seyehat ederken birden bire hiçbir sebep yokken bir adam kör olur.Ve ona yardım etme bahanesiyle gelen bir hırsız da daha sonra kör olur.Bu beklenmedik körlük olayı çok geçmeden salgın gibi yayılır ve bütün insanlar kör olmaya başlar. Bütün ülkede olağanüstü hal ilan edilir ve körler karantinaya alınır. Diğer taraftan karantina bölgesinde yoğunluk arttıkça içten içe çeteleşmeler, güç gösterileri, zulüm ve tecavüzler baş gösterir. Artık insanlar birbirleriyle savaş ve mücadele içindedirler.
    Kitabın konusu kısaca bu...
    Yorumuma geçmeden önce kitabın iki özelliğinden bahsetmek istiyorum.
    Ilki kitapta hiçbir karakterin ismi cismi yok.Yani kör doktor,kör taksici,kör hırsız, kör sekreter felan gibi...
    Diğeri ise yazar nokta ve virgülden başka hiçbir işaret kullanmamış. Kimin nerede ve ne zaman konuştuğunu anlamanız için biraz konsantre'den sonra sağlayabiliyorsunuz.Ilk önce bu ne felan diyorsunuz ama daha sonra zorluk çekmiyorsunuz.
    Kitap,zorluk anlarımızda insanoğlu'nun ne gibi bir psikolojiye düşebileceği hesaplaşmalarıyla dolu.Akıl, vicdan,iyilik,kötülük, güç, zayıflık bunların hepsini gözler önüne seriyor.
    Keza kitaptaki olaylar çokta hazmedilecek şeyler değil .Inanılmaz üzücü ve sarsıcı davranışlara maruz kalıyor karakterler.
    Yazar,gerçekten güzel bir kurgu yakalamış .
    Insan denen varlığın yaşam savaşı sırasında gösterdiği tepkileri okuyucuya yansıtırken çok şaşırtıcı gözlemler ortaya koyuyor.
    Ilk defa okudum...Etkileyici bir hikayeydi...
    Filmi de varmış onu da izlemek ve karşılaştırmak istiyorum.
    NOT:Sadece doktorun karısı kör olmaz
    Bu da size biraz heyecan katsın
    Kesinlikle tavsiyemdir
    Teşekkürler.
  • Sosyoloji ve etnoloji alanındaki araştırmaların, özellikle 20. yüzyılda kazandığı büyük yoğunluk ve derinlik, “uygarlıkların çokluğu” gerçeğini daha da doğrular.
    Öyle ama, Batı’nın yüceliğine, onun uygarlığının örnek uygarlık olduğuna bugün de inananlar yok mu?
    Var.
    Ancak, Batılılaşmanın, giderek Batıcılığın bir tek anlamı kalmıştır bugün: Batıcılık, geri kalmış toplumlardaki aydınların, kendi toplumlarının geriliği gerçeği karşısında, ilerlemiş toplumlara bakarak aşağılık duygularını hafifletmek için yapıştıkları bir hayal, bir toplumsal sakatlığın aydınlar arasında nükseden bir belirtisidir. Hele sosyalist açıdan bakınca, Batıcılık, başı sonu belli olmayan anlamsız bir kelimedir.
  • Bazen diyemiyordu insanlar, insanlara.
    Çünkü bazı insanlar da böyleydi işte. Benim özüm dediğim şey onların cismiydi.
    Aşkı insan için değildi özümün, aşk içindi.
    Çok yoğundu ama gizliydi.
    Yoğunluğu artıyordu aşkın, hacmi ise bir yumruk büyüklüğünde idi "yüreğin".
    Yoğunluk formülünden kütle artar
    Ve ağır gelir insana aşk.
    Ağır geldikçe dibe batar,
    Derine iner.
    Mercan resiflerinden geçer aşk
    Renkleri görür ve anlamlandırır.
    Kah bir yosun dalgalanıșı onun saçlarının dalgalanıșı olur
    Kah bir balığın pullu elbisesi onun elbisesi olur.
    Aşkın kütlesi artıyor, hacim sabit
    Yoğunluk artıyor.
    Deliyor aşk yerküreyi magmaya ulaşıyor.
    Ve aşk yanıyor.

    Hikayemizin tam bu noktasında 3 şairimiz devreye giriyor.
    -Sadi Şirazi¬ Aşka uçarsan kanatların yanar?
    -Mevlana ¬ Aşka uçmazsan kanat neye yarar?
    -Yunus Emre ¬ Aşka varınca kanadı kim arar?

    Sorulardaki yoğunluğa ve çelişkiye bakar mısınız!
    Tehlikeli, çok Tehlikeli Oyunlar bunlar.

    Aşk magmaya düşer.

    Cem Karaca abimiz olayı söyle değerlendirmiş ;
    ¬ Gönlüme bir ateş düştü,
    Yanar ha yanar yanar.

    Lakin;
    Aşk aslında düşen değil, düşülen.
  • Özlenen bir-iki kilometre ötede de olsa, binlerce mil öteye gidecek de olsa -- özleyen de, onu bir daha ne zaman görebileceğini kestiremez bir durumda da olsa-- , aynı yoğunluk ve yakıcılıkla canlıdır özlem: aynı acı yoğunluğuyla, aynı ateşle...
    Özlem, zaman ile uzamı tanımaz
    Oruç Aruoba
    Sayfa 61 - Metis Yayınları/1995
  • https://www.instagram.com/kitapdolusu/
    ⭐ Uzun süredir modern klasiklerden bir kitap okumuyordum ve bu kitabı okuyunca serinin kendine has tadını fazlasıyla hissettim. İncecik kitaplar boylarından büyük anlamlar taşıyor resmen, tıpkı bu kitap gibi.
    ⭐ 1886'da yayınlanan kitap o dönem esip gürleyen Rus Edebiyatı karşısında belki de biraz sönük kalıp, ünü yeterince günümüze ulaşamamış desem yanılmış olmam sanırım.
    ⭐ Hikayenin sonunu açıklamadan bu kitabı anlatmak çok zor olacak ama deneyelim.
    ⭐ Doğru yanlış, iyi kötü vb. zıtlıkların aslında bir bütünün iki yarısı olabileceğini görüyoruz bu kitapta. Bir insanı düşünülecek olursak, salt iyi veya salt kötü diye bir etiket yapıştırmamak gerektiğini bir kez daha anlıyoruz.
    ⭐ Kitapta karakterler çok sağlam bir şekilde kurgulandığı için verilmek istenen psikolojik hisleri ve gerilimi kolayca hissedebiliyoruz. Bu hisler o kadar yoğun boyutlara ulaşabiliyor ki kitabı okurken bazen tatlı bir yorgunluk hissettim.
    ⭐ İskoç yazar sayesinde 1800'lerin havasını buram buram içimize çekiyoruz. Kitabı okurken polisiye ve psikoloji arasında gidip geliyoruz. Ama psikolojik yoğunluk ağır basıyor demek yanlış olmaz.
    ⭐ Kitaptan hemen sonra okuduğum çizgi roman, kitaba göre zayıf kalıyor haliyle. Bu sebeple önce kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çizgi romanın özellikle çizimleri çok hoşuma gitti. Karakterler ve mekanlar, kitapla güzel bir uyum içinde resmedilmiş.
    ⭐ Bir yandan kitabın sonunu belli etmemeye çalışıp diğer yandan kitabı hakkıyla yorumlamak çok zormuş. En çok zorlandığım yazım oldu diyebilirim. Umarım beğenirsiniz.