Mihriban Karadağoğlu, Histerik Bilinç'i inceledi.
Dün 15:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İlk baskısını 2006'da yapan Histerik Bilinç kitabında Tura, çalışmasının amacını şöyle açıklıyor: "Bu kitapta bilincin doğa bilimi tarafından ele alınabilir bir olgu, bir doğa olayı olarak düşünülebilmesini sağlamayı hedefleyen öncü çabalara katkıda bulunmayı amaçlıyorum." Kitap oldukça bilgi yüklü ve özellikle deneysel felsefe alanında ilerlediğinden sunulan tezler arasında bir yoğunluk yaratıyor bu nedenle incelemenin daha dertli toplu durmasını istediğimden bölüm bölüm ilerleyerek çalışmanın içeriğine dair özet geçmeye çalışacağım.
Birinci kısımda Chalmers'ın yaptığı gibi bilinç problemine minimalist açıdan yaklaşıyor Tura. Bilincin davranışa yansıyan yönleriyle, bilincin 'ne' liğiyle, bilincin doğabilimsel yanına eğiliyor. İkinci kısımda ise Dennet'ın da yaptığı gibi bilince onun 'nasıl'lığıyla devam ediyor ve doğabilimsel bir olgu olarak ele alınabileceğini göstermek adına tezler öne sürüyor Dennet'dan farklı olarak.

2 Beyin-Bilinç Problemi
Öncelikle "Fenomenal Bilinç" nedir buna bakalım. Fenomenal bilinç bireyin öznel iç yaşantıları olarak duyguları, düşünceleri, rüyaları, hatta algılarıdır. Bununla birlikte aslında şunu deriz, dışarıda algıladığımız şu masa göründüğü gibi ahşap, dikdörtgen ve kahverengi bir masa değildir aslında. Benim onu algılama yolum onun bilincimde temsil ettiği görsel algılar aracılığıyla mümkündür bu da ona atfettiğim özelliklerin aslında masaya ait değil de kendi bilincimde oluşturduğum fenomenlere ait olduğunu gösterir. Peki ya fenomenlerimden hareketle kalkıp masaya dokunursam ve onun tam da orada algıladığım şekliyle olduğunu teyit edersem ona nasıl olur da dış gerçeklik diyemem? Bu fenomenal bir gerçekliktir çünkü dış gerçekliği bilincimde temsil eden bütünsel, holografik ve panaromik bir fenomenal uzam, harita mevcuttur. Bu harita her ne kadar 1/1 ölçekli görünüyor olsa da bu bire bir'liğin içinde gedikler mevcuttur. İçi su dolu bir bardağa kaşığı bırakınca kaşığın kırık bir görüntü aldığını yahut bir doğru üzerinde ard arda yanan farklı renklerdeki ışıklandırmaları nasıl da yol aldıkça renk değiştiren bir tek ışık olarak algıladığımızı düşünün. Peki fenomenal bilinç burada ne tür bir problem oluşturuyor ve onu hangi açılardan ele alacağız? İlk soru, tamamen atomlardan oluşan bir varlıkken ben ve şu masa, neden benim içim de o masa gibi karanlık değildir, neden o da benim gibi acı çekmiyor, aşık olmuyor, neşelenmiyor? İkinci soru ise şu, özgür iradeyle bağlantılı olarak fenomenal bilinç beyindeki maddi-nöral süreçleri etkiliyor mu? Eğer etkilemiyorsa özgür irade büyük bir yanılsama mı?

3 Bir Fenomenal Bilinç Hastalığı:"Gizemli" Histeri
Yukarıdaki soruları cevaplamak adına bilinçdışını göreceğiz burada ve hareket noktamız Histeri olacak. Tura histeriyi çıkış noktası olarak seçmesini şöyle belirtiyor:"Histerik beyin sadece normalden farklı bir şekilde çalışmaktadır ve bu farklılık fenomenal bilincin şu ya da bu şekilde bozulmasına yol açmaktadır. Eğer normal beyin ile histerik beyin arasındaki farkı saptayabilirsek fenomenal bilincin beyinle ilişkisini daha iyi tanımlayabiliriz muhtemelen. "(s. 54) Örneğin histerik körlük vakaları. Eğer bu kişiler hiç bir şekilde görmemelerine karşın uygun şekilde motive edilirlerse kendilerine gösterilen insan yüzlerindeki duygu durumlarını doğru şekilde ifade edebilirler. Nasıl? Histerik bilinçte görsel enformasyonların fenomenal bilinç alanına çıkmadan işlenmesi mümkündür. Yani bu hastalarda örtük bir görme olayı yaşanıp yüz ifadelerindeki duygu durumlar doğru tahmin edilebilse de fenomenal bilinçte bir görüntü oluşmuyor. Neden?

4 Bilinçsiz ve Bilinçdışı
Fenomenal bilince çıkmayan görüntüler Freud'un terimiyle bastırmaya modern nörobilimle ise söndürmeye uğramaktadır. Bu da beynin motivasyon-dikkat sistemleri çerçevesinde dikkatin belli bir psikolojik aktiviteden çekilip başka bir zihinsel aktiviteye yöneltilmesi, böylece ilk aktivitenin bilinçdışı düzeyde kalması biçiminde ifade edilebilir. Bu söndürme olayının nedenini ise kısaca otomatik kaygıdan kaçma olarak söyleyebiliriz.

5 Beyin ve Psikoloji
Beynin psikolojik işlevlerini nasıl yerine getirdiğine dair ganel açıklamalarda bulunur.

6 Loş Bilgi
Beynin nöro-psikolijik süreçleri anlatılmaya devam eder. Şu örneğe bakalım. Sağ beyin yarıküresi hasarlı hastaya her bir elinde bir madeni para olan doktor, karşısına geçip iki elini kaldırıyor ve kişi burada yalnızca sağdaki parayı algıladığını söylüyor. Yani sol uzamla ilgili algı sönmüştür fakat doktor bir elinde madeni para diğer elinde anahtar tutunca hasta her ikisini de algıladığını söylemiştir. Demek ki beyin henüz dikkat yöneltmeden her iki uzamsal alandan da enformasyonlar beyne ulaşırken bunlar benzer özellikler taşıyorsa sol tarafı ihmal etmekte fakat farklılık arz ediyorsa da bunların her ikisine dikkat yönelterek fenomenal bilinç alanına taşımaktadır. Peki ya doktor bu kez bir elinde gümüş çatal tutarken diğer elinde plastik çatal tutarsa? Hasta bu kez de iki çatalı da algılayabildiğini ifade etmiştir. Yani beyin bu loş bilgileri modal özelliklerinin yanında bir de semantik düzeyde işlemektedir. Demekki bilinçsiz bir anlam mümkündür. "Öyleyse beyin birbiriyle yarışmacı, hatta çatışmalı tarzda işleyen, her biri kendi içinde entegre iki zihinsel süreçten birini bilinç alanına taşırken diğerini ihmal edebilecek bir sansür(!) işlemi yapmaktadır. (s. 107). Öyleyse şunları çıkarsayabiliriz;
a) beyin bilinç eşiğinin altında da bilgi işleyebilmektedir.
b) bu işlemin dikkatin yönlendirilmesinde dolayısıyla da bilinç alanının belirlenmesinde önemli rolü vardır.
c) bu dikkat ve enformasyon işleme sürecinin enformatik düzeyi semantik bir düzeye ulaşıyor.

7 Duygular
Önceki bölümlerde dikkati çevresel-bilişsel özellikleri bakımından inceleyen Tura bu bölümde daha ziyade dikkatin bedensel-duygusal-motivasyonel yanına eğiliyor. Aynı zamanda klasik dürtü kuramının eksik hatalı yanlarını da modern nörolojik bulgularla eleştiriyor. Duygu-motivasyon sistemlerini de şu başlıklar altında inceliyor;
Temel duygu-motivasyon sistemleri
a) Araştırma duygu-motivasyon sistemi
b) Öfke duygu-motivasyon sistemi
c) Korku duygu-motivasyon sistemi
Sosyal duygu-motivasyon sistemleri
a) Şehvet duygu-motivasyon sistemi
b) Bakım(sevgi) duygu-motivasyon sistemi
c) Panik duygu-motivasyon sistemi
d) Oyun duygu-motivasyon sistemi
e) Kendilik duygusal-motivasyonel düzenleme sistemi

8 Deney ve Sezgi
Daha önceki bölümlerdeki tezlerin bir aradalığını görebiliriz bu bölümde. "Fenomenal bağlanma"ya dair deneysel sezgiler ortaya konur

10 Madde ve Bilinç

Bundan sonraki bölümlerde psikodinamiklerden ve nörolojik aktivitelerden maddi varlığın fiziksel boyutuyla ilgilenir. Fenomenal bilinç özelliği taşıyabilen maddi varlık bir doğa bilim olgusu halinde düşünülmeye çalışılır. Occam'lı William'ın usturasına göre de yok yere evrendeki varlık sayısını arttırmak gerekir.

11 Birinci Varsayım:Bir Doğa Olayı Olarak Fenomenal Bilinç Nasıl Mümkündür?
Eğer fenomenal bilinç beyin kendisinde geçen nöral süreçleri algılamasıyla oluşuyorsa bütünlüklü fenomenal dünyamız(bilincimiz) beynimizin kendindeki bir yanılsamasından ibaret. (s. 187) Peki ya bilinç zihinsel süreçlerimize etkide bulunuyor mu yoksa yalnızca buna paralel olarak yer alan bir epifenomen mi?

12 İkinci Varsayım:Özgür İrade
Özgür iradeye fizik yasaları müsade ediyor mu acaba? Çift yarık deneyinde ışık nasıl hem dalga hem de foton gibi davranabiliyor? Dalga halinde ilerleyen ışık ekrana foton halinde düşebiliyorsa özgür irade dediğimiz şey kuantum düzeyinde fiziksel belirlenimciliğin ortadan kalktığı bu aşamada mı ortaya çıkıyor. Sonuç olarak Tura şöyle kapatıyor bölümü:"Sonuç itibariyle Pratik Maksatlarımız Gereği ve şimdilik kaydıyla özgür iradenin olmadığı varsayımını güçlü bir şekilde, epifenomenalist varsayımı da zayıf bir şekilde tercih etmeyi öneriyorum." (s. 220)

13 Üçüncü Varsayım:Bilinç ve Zaman
Bilinç fenomenlerinin uzay-zaman fiziği tarafından incelenemeyecek yer kaplamayan sadece zamanda geçen doğal olaylar oluşumlar olduğunu fikrini savunur Tura.

İçindekiler

Birinci Kısım:Uzlaşımsal Yol
1 Giriş
2 Beyin-Bilinç Problemi
3 Bir Fenomenal Bilinç Hastalığı:"Gizemli" Histeri
4 Bilinçsiz ve Bilinçdışı
5 Beyin ve Psikoloji
6 Loş Bilgi
7 Duygular
8 Deney ve Sezgi
9 Birinci Kısmın Değerlendirilmesi

İkinci Kısım:Teorik Yol
10 Madde ve Bilinç
11 Birinci Varsayım:Bir Doğa Olayı Olarak Fenomenal Bilinç Nasıl Mümkündür?
12 İkinci Varsayım:Özgür İrade
13 Üçüncü Varsayım:Bilinç ve Zaman
14 Ne Yaptık:Genel Bir Değerlendirme

Sonsöz
Kaynakça

meltem şen, Büyük Dedem Karl Marx'ı inceledi.
 24 May 17:56 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Bugün bizler, Marx'ın bilimsel sosyalizmin kurucusu olduğunu, onun toplumsal, siyasi görüşlerini biliyoruz. Fakat Marx'ın kendisi hakkında pek şey bilmiyoruz. Bu bağlamda denebilir ki, Marx'ın açtığı ufuk sayfaları "kendi"sini bastırdı, geri plana itti. Bu noktada kitabı yardımcı olarak gördüm.

Kitap, Marx'ın en büyük kızı Jenny'in iki nesil sonraki soyundan gelen Robert-Jean Longuet tarafından kaleme alınmış. Adından da anlaşılacağı gibi, kitap Marx'ın hayatını anlatıyor, belli bir yönüyle.
Belli bir yönüyle vurgusu tamamen bana ait. Çünkü kitapta yoğun nokta Marx'ın çalışma tutkusu, belli etmediği duyguları ve insani ilişkileri üzerineydi.
Bu açıdan beni en çok etkileyen şeylerden biri Marx'ın düşüncelerine ev sahipliği yapan, onu düşünsel olarak ilerleten yollar oldu.

Marx önce hukuk eğitimine başlamış, daha sonra aklındaki bitmek bilmeyen sorular ve Hegel'den etkilenmiş olması nedeniyle hukuğu bırakıp felsefe öğrenimine başlamıştır. Bu sıralarda Marx'ın düşünsel dönüşümünde sanatın rolü yoğunluk kazanmıştır. Çünkü Marx derslerinden kalan boş vaktinin neredeyse bütününü okuyarak, tiyatroya giderek, çeşitli faaliyetlerdeki kulüplere katılarak geçirmektedir. Katıldığı bu kulüplerde pek çok siyasi, sosyal, felsefik konuşmalar yapmıştır. Burada tanıştığı farklı görüşlerdeki entelektüel insanlardan etkilenmiş ve bu onu tekrar çeşitli okumalar yapmaya itmiştir. İlgilendiği okumaların çeşitliliği, onu yoğun araştırmalara, karşılaştırmalara ve eleştirilere yöneltmiştir. Aşk hayatıysa onun aslında her zaman içinde var olagelen başka bi' yönünü öne çıkarmıştır, şiir yazma yetisini.

Marx'ın aşık hali de onun karakterini ve yaşamını şekillendiren önemli etkenlerden biridir. Marx'ın hayat arkadaşı Jenny'e ömrü boyunca duyduğu aşk, onun aslında yaşama tutkusunu beslediği, çalışma itkisini oluşturan temel şeylerden biridir.
Marx'ın gazetecelik mesleğine başlamasıyla siyasilerin dikkatini çekmesi neredeyse bir olmuştur. Savunduğu her fikri en ince ayrıntısına kadar, net bir şekilde açıklaması nedeniyle emekçi dünyasında inanılmaz takip edilir hale gelmiştir. Tüm bu hak savunan fakat "aykırı görünen" söylemler nedeniyle Marx uzun süreler ülkeden ülkeye sürülmüştür. Fakat bunların hiçbiri onu sindirmemiş, aksine ters etki yaratmıştır.

Marx geçici sürelerde çalıştığı çeşitli gazete ve dergilerden elde ettiği gelirini insanları bilinçlendirmek, kendi fikirleriyle tanıştırmak ve onlara düşüncelerinin nedenini anlatmak uğruna harcamıştır. O yüzden hayatında sık sık ekonomik sıkıntılar çekmiştir. Bu durumda bazı ufak miraslar ve bazı arkadaşların verdiği borçlar Marx ailesine her ne kadar yardımcı olsa da geçim sıkıntısı yaşamışlardır ve bunun zorluğunu özellikle evliliğin ilk on beş senesinde yoğun olarak hissetmişlerdir. Kendisi gibi amaç yolunda dirayet gösteren eşi Jenny ile tüm zorluklara karşı göğüs germişlerdir, bu, Marx'lar için mutluluk kaynağıdır da.

Marx'ın Fransa, Almanya, ve İngiltere'de yaptığı ayrıntılı çalışmaları ve uzun gözlemleri Marx'ı ayıran, eleştiriye iten pek çok fikre ulaştırmıştır. Friedrich Engels'le tanışması, birlikte Komünist Manifesto'yu yazmalarıyla tarihin en direnişçi metinlerinden biri oluşmuştur. Marx çalışma hayatının daha sonraki zamanlarında ise Kapital'in birinci cildini yazmıştır fakat ne yazık ki ömrü ikinci ve üçüncü ciltleri yazmaya yetmemiştir. Kapital'in devamını arkadaşı Engels tamamlamıştır.

Marx'ın hayatı boyunca ne kadar eylem halinde olan, sosyalist düşüncenin egemenlik kazanması, insanların bilinçlenmesi uğruna çalışan fakat tüm bu yoğunluk esnasında kendini sürekli geliştirmeyi bir an bile ihmal etmeyen biri olduğunu onun şu sözlerinden anlıyoruz:
"Ruhuma gerekli olanı dinginlik içinde gerçekleştiremiyorum. Rahattan ve dinlenmekten kaçarak hep mücadeleye doğru koşuyorum. Tanrıların bahşettiği her şeyi fethetmeye, bilim dünyasını cesaretle keşfetmeye, şiirde ve sanatta ustalığımı ortaya koymak isterdim. Durup dinlenmeden her şeyi öğrenme, istek ve eylemi bizden uzaklaştıran uyuşukluktan kaçınma, kısır düşünceler içinde kokuşup gitmeme ve aşağılık boyunduruğa boyun eğmeme yürekliliğini göstermek gerekiyor. Zira bizi eyleme geçiren her zaman arzu ve umuttur"

CEM AKDAG, bir alıntı ekledi.
24 May 15:14 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

ORTA SINIF İNSAN

İnsan ,kendini tümüyle manevi değerlere, Tanrıya yaklaşma çabasına, ermişlik idealine adama olanağına sahiptir. Bunun tersine , kendini tümüyle içgüdüsel yaşama, duygularının isteklerine teslim edip çabasını anlık hazların kazanımına yöneltme olanağıyla da donatılmıştır.

Birinci yol ermişliğe ,manevi şahitliğe, Tanrı uğruna kendini feda etmeye; ikinci yol ise zevkperestliğe ,iç güdüler uğruna canını vermeğe ,çürüyüp kokuşmalar uğruna kendisini gözden çıkarmaya götürü kişiyi.

İşte orta sınıf insanı bu ikisi arasındaki iklimde yaşamaya çalışılır. Asla kendisini gözden çıkarmaz , ne çilekeşliğe ne de zevkperstliğe adar kendini ,asla canını vermeye kalkmaz asla yok olmayı istemez.

Tersine onun ideali nefisten el çekmek değil, ben’ ini ayakta tutmaktır, ne ermişlik ne de onun karşıtı uğruna çaba harcar. Kayıtsız şartsız taraf tutmak onun katlanamayacağı bir şeydir. Tanrıya olduğu gibi zevkperestliğe de kulluk etmek ister ,erdemli olmaya çalışır, öte yandan bu yer yüzünde biraz da adam gibi yaşamaya bakar.

Kısacası ,aşırı uçlar ortasında , şiddetli rüzgarlardan, fırtınalardan korunmuş, sağlığına yararlı ılıman bir bölgede yerleşmeye uğraşır.

Bunun üstesinden gelirse de, kayıtsız şartsızlığa ve aşırılığa yönelik bir hayatın sağlayacağı yaşam ve duygu yoğunluğundan da el çekmek zorunda kalır.

Hayatı yoğun olarak yaşayabilmenin tek yolu, faturayı ben’ e ödetmektir.

Orta sınıftan biri için kendi ben’ inden , kuşkusuz yetirince gelişmeyip güdük kalmış bu ben’ den daha değerli bir şey yoktur.
Dolayısıyla, yoğunluk pahasına kendini ayakta tutar, güven içinde yaşar, Tanrıya sevdalanmışlığını verip vicdan rahatlığını alır karşılığında, hazzı verip hoşnutluğu , özgürlüğünü verip rahatlığı ölümcül ateşi verip tatlı sıcaklığı alır.

Bu yüzdendir ki yaradılış bakımından orta sınıfa mensup biri güçsüz bir yaşam dürtüsüyle donatılmıştır, korkaktır, kendisini elden çıkarmaktan çekinir, kolay yönetilecek biridir. Dolayısıyla ,gücün yerine çoğunluğu ,şiddetin yerine yasayı, sorumluluğun yerine oylamayı seçmiştir.

Bozkırkurdu, Hermann HesseBozkırkurdu, Hermann Hesse

“…Bu yüzden en iyisi gibi gözüken şeyi yapıyorum. Bana mümkün olan en büyük mutluluğu yaşattın. Benim için olunabilecek her şeyi oldun. Bu korkunç hastalık çıkıp gelene kadar iki insanın daha mutlu olabileceğini düşünmezdim. Artık daha fazla mücadele edemeyeceğim. Hayatını mahvettiğimi biliyorum, ben olmazsam çalışabilirsin. Çalışacağını biliyorum. Görüyorsun ya, bunu bile düzgün yazamıyorum. Okuyamıyorum. Demek istediğim o ki, hayatımdaki bütün mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı son derece sabırlı ve inanılmaz biçimde iyi oldun. Herkesin bunu bilmesini istediğim için söylüyorum. Eğer biri beni kurtarabilecek olsaydı, bu sen olurdun. Senin iyiliğinin kesinliği dışında her şey uçup gitti. Hayatını mahvetmeye daha fazla devam edemem. İki insanın bizim olduğumuzdan daha mutlu olabileceğini düşünmüyorum. V.”

Virginia Woolf, döneminin en önemli yazarlarından biriydi. İntiharından önce yazdığı son satırları da kocasına bırakmıştı. Yaratıcılığı, eserlerindeki yoğunluk ve insanlara aktardığı duygular benzersiz izler taşıyordu. Ancak iç dünyasında yaşadığı sarsıntılara ve II. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımlarla daha fazla mücadele edemeyip 1941 yılının mart ayında evlerinin yakınında bulunan Ouse Nehri’ne atlayarak intihar etti.

Esma Gun, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'yu inceledi.
19 May 12:31 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Peyami Safa'nın kelaminden çıkan bu güzel eser neden bu kadar beğeniliyor okuduktan sonra idrak ettim. Kendi hayatından da kesitlerin olduğu bu eser diliyle, kemiğiyle, tekniğiyle bir baş yapıt. Tasvirleri oldukça başarılı yapan yazar, daha ilk sayfadan yoğun-kıvamında bir yoğunluk- bir şekilde tasvirleri başarı ile kaleme almış. "Karanlık dehliz. Kapalı kapıların mustakil buzlu camlarından gelen soğuk ışıkların buğusu, yüksek ve çıplak duvarlara vurarak donuyor."(sayfa:7)
Bacağında 7 yıldır bir hastalık taşıyan 15 yaşında bir çocuk anlatılıyor. Olaydan çok betimlemelerin kullanıldığı eserde çocuğun yaşadığı acı, duygular, ıstırap okuyucuya hissettiriliyor. Okuyucuyu kalbinden etkileme yeteneğine sahip bu eserin kalplerinize dokunması dilekleriyle.

Sylphrena, bir alıntı ekledi.
18 May 22:43 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Asıl önemli olan şu: Kanlarımız renk, yoğunluk ve ısı açısından
Birbirinin aynıdır; bunlar karıştırılınca ne soy kalır, ne unvan.

Yeter ki Sonu İyi Bitsin, William Shakespeare (Sayfa 44 - İş Bankası Kültür Yayınları)Yeter ki Sonu İyi Bitsin, William Shakespeare (Sayfa 44 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Muhammed Karakaya, Sünnetin Değeri ve Bağlayıcılığı'ı inceledi.
17 May 11:03 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İslâm'ın Kur'an'dan sonraki ikinci temel kaynağının sünnet olduğu konusunda şüphe yoktur. Ancak geçmişten günümüze sünnetin dindeki yeri konusunda çeşitli itirazlar gündeme gelmiştir. Özellikle XIX. yüzyılda Mısır ve Hind Altkıtası'nda sünnet aleyhtarlığının yoğunluk kazandığı görülür. Sünnet karşıtlığının bu bölgelerde yoğunlaşmasında, modernizm cereyanları yanında müsteşriklerin de rolü bulunduğu anlaşılmaktadır.

Bölgedeki İslâm âlimleri sünnet çevresinde oluşan bu iddia ve itirazlara çeşitli cevaplar vermişlerdir. Elinizdeki kitap bu konudaki son eserlerden olup yazar, sünnetin mahiyeti, önemi, bağlayıcılığı ve sahih bir şekilde nakli konusunda söz konusu iddiaları özet bir şekilde cevaplamaya çalışmaktadır. Önemli tespitler içeren kitabın sünnetin dindeki yeri konusundaki çalışmalara mütevazı bir katkı sunacağını düşünüyoruz

Meltem Parlak, Bir Cesur Kadın Halide'yi inceledi.
15 May 12:42 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

.
Bu aralar epey bir yoğunluk ve telaş içinde olduğum için kitabı bitirmek biraz zaman aldı. Rahat bir zamanda okusaydım bu kadar uzun sürmezdi. Öncelikle kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum! Harika bir kitap.
.
.
Kurtuluş Savaşı ve Millî Mücadelenin yaşandığı dönemleri okurken kaybolup gittim. 1924 yılında rahatsızlığı nedeni ile vatanından ayrılmak zorunda kalıyor Halide. 1939 yılında ise vatan hasreti ile Şark Ekspresiyle Istanbul'a dönüyor.
.
.
Halide'nin kişiliğine hayran kaldım. 2 çocuk annesi ve vatan aşkı onlardan da öte geliyor. Çocuklarını bırakıp vatanı için mücadele ediyor. Öyle cesur, öyle dik başlı ve asil bir duruşu var ki. Onunla tanışmayı çok isterdim. Içten içe hep bir merakım ve hayranlığım vardı kendisine karşı. Bu kitap sayesinde az çok da olsa o merak ettiğim şeylere cevap buldum.
.
.
Onca acı, onca işkence ve ülkemizde yakıp yıkılan yerler, kadınlara olan zulümler ve daha niceleri. Gerek Fatma'nın hikâyesi gerek Halide'nin "hatırlar mısınız Paşam?" bölümleri yüreğimi dağladı. Halide'nin Mustafa Kemal'in anıtı başında her "hatırlar mısınız Paşam?" deyişi beni benden aldı götürdü, ciğerimi delip geçti resmen.
.
.
Muhakkak okuyun arkadaşlar.
#destekyayınları

Aleyna RLambert, Ay'ın Gözü'ü inceledi.
13 May 00:09 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Adı Olmayan Kitap'ın devamı. Şiddet ve umarsızlıkta ilk kitaptan eksik bir yanı yok. 36. Sayfada ölü sayısı 12'ye çoktan ulaşmıştı. Akıcılık ve keyif konusunda da önceki kitabın doğurduğu beklentiyi fazlasıyla karşıladı. En çok göze batan konu; ünlü Bourbon Kid'in nasıl bu hale geldiği ve aile bağları üzerineydi. İlk cinayetinin kendi annesi olması, sebebi ve bunun onu nasıl değiştirdiği üzerindeki yoğunluk esgeçilemez. Gerçek adının Jack Daniel olması alıntı mı gönderme mi hala emin değilim ama hoş durmuyor da değil kişiliğinde bu isim. Önceki kitap, şimdiye dek okuduğum en soğukkanlı kitaptı; bu kitapta işin içine çok ama çok az da olsa biraz duygu serpilmişti. İşin içine sık sık karışan 'berbat geçmiş' hikayelerinden olsa gerek diye düşünüyorum.
Kitabın finali mükemmeldi. Sonuna yaklaşırken biraz tedirgin olmuştum açıkçası, "Hala aksiyonun ortasındayız ve çok az sayfa kaldı, acaba finali geçiştirerek mi yazdı?" Şeklinde. Ama o birkaç sayfada finali öyle güzel topladı ve birbirine bağladı ki kitabın ne kadar hızlı ilerlediğini tekrar belirtmek zorunda kalıyorum burada...
Bir cümleyi bile esgeçtiğinizde olaydan kopabiliyorsunuz, kitabın genel gidişatı bu şekilde. Sadece 'akıcı' demek hakaret olur diye düşünüyorum. Youtube'da en hızlıya alınarak dinlenilen bir rap parçası gibi bir şey bu kitap.
Hız tutkunlarının da okuması lazım bence. Tabii önce ilk kitabı okuyun...