• - Osmanlı için söylüyorum, sen bu insanlara kültür verememişsin, dilini verememişsin, âdetini verememişsin, teşkilatını verememişsin, hiçbir şey verememişsin. Adam seni istemiyor. Şimdi bugün, sıkça Araplarla ilgili şunu işitiyoruz: “Bizi istemeyen Suud Ailesi’dir...” Hayır, böyle bir şey yok. Ben Suudi Arabistan’da da bulundum, petrol şirketlerine danışmanlık yaptım, Libya’da arazide çalıştım. Halk da katiyen sevmiyor Osmanlı’yı. Türk dediğiniz vakit, “Siz bize neler çektirdiniz” diyor. Hiç unutmuyorum bir gün Londra’da sevgili dostum Graham Evans’ın evinde kalıyorum. Graham Evans, hanımıyla bir davete gidecek, beni de, evde yalnız bırakmamak için, davet sahibinden izin alarak davet etti. Evine gittiğimiz kişi Billy isminde, hiç evlenmemiş, yaşlı bir adam. Belli ki entelektüel bir adam, zengin bir adam. Gittiğimizde gördüm ki, bizim dışımızda davetliler de var. Bunlardan birisi İskoçyalı bir bankacı, New York’ta yaşıyor, yanında da hanımı Fatma, Suriyeli. Masanın etrafında oturduk, Graham beni takdim etti. Fatma, benim Türk olduğumu duyar duymaz, “Siz Türkler bize onu ettiniz, siz Türkler bize bunu ettiniz, sizin yüzünüzden biz bu halde kaldık vs” diye başladı verip veriştirmeye. Misafir olduğum bir yerde tatsızlık çıkarmanın manası yoktu, bir şey demedim. Sonunda ev sahibi dayanamadı, “Bak Fatma” dedi “Deminden beri Türklere sövüp duruyorsun. Şimdi unutma, senin yaşadığın yerdeki ilk tren yolunu onlar yaptı. Bugünlerde eski müstemleke imparatorluklarını kötülemek âdet oldu. Ben 23 yaşında Oxford’dan mezun oldum. İlk gittiğim yer Sudan’dı. Gittiğim dönemde Sudan, İngiliz İmparatorluğu’nun bir parçasıydı. Sudan’da trenler hareket ediyordu, çocuklar okula gidebiliyordu, millet yemek bulabiliyordu. Bugün bağımsız olmuş olan Sudan’a gidersen görürsün. Trenler bitmiş, okullar kalmamış, herkes birbirini yiyor. Türkler de bizim gibi böyle şeylere mani olmaya çalıştılar. Çok başarılı oldular diyemem, ama siz de onlara ihanet ettiniz” dedi. Bu konuşma üzerine kadıncağızın şikayetleri bitti. Şunun için anlatıyorum bütün bunları: Bir Suriyeli kadından bunları dinledim; Suudi Arabistan’da bizzat bulundum, orada halktan dinledim; Libya’daki köylüden dahi aynı şeyi dinledim. Hiç kimse birbirini aldatmasın, buradaki insanlar bizim Müslüman kardeşlerimizdir diye. Ne yapmış Türkler onlara? Fakir ve cahil bırakmışlar. Bu kadar. Bu yetiyor. Bingazi’ye gidiyorum, İtalyanca bilen var, Türkçe bilen yok. Cezayir’e bakalım, herkes Fransızca biliyor, Fransız mektebine gitmiş, gidiyor, öğreniyor, dünyaya entegre olabiliyor. Belki biraz iddialı bir tez olacak ama sömürge imparatorluklarının yüz sene gibi bir zaman erken çöktüğü kanaatindeyim. Yüz sene daha yaşasalardı dünyadaki bu sorunlar olmayacaktı. Bu felaketin da sorumlusu Amerika’dır. Bugün emin olunuz ki Hindistan dünyaya daha entegre bir toplum, hatta Pakistan dahi öyle. Nobel ödülü alan bir bilim adamı var Pakistan’ın. Hem de fizikte; barışta, edebiyatta değil. Fizikte Abdülsselam çıktı.
  • - 18. Yüzyıl’da, 1744 senesinde, bugün hâlâ taksonominin temeli olan çift isimli sınıflamanın kurucusu Carl von Linne şöyle bir tez atıyor ortaya: Nuh Tufanı sırasındaki gemi bir metafordu. Söz konusu olan bir gemi değil, bir dağdı ve adı da Cennet Dağı’ydı. Bütün hayvanlar ve insanlar bu dağda yaratıldılar. Bu dağ en soğuk iklimden, en sıcak iklime kadar, üzerinde her şeyi bulunduruyordu, herkes de burada yaşıyordu. Tufan olduğu zaman bu dağın önemli bir kısmı su altında kaldı ama hepsi değil. Dolayısıyla buradaki hayvanlar ve bitkiler yukarıya toplandılar, kurtuldular. Sular çekildikten sonra bunlar dünyaya dağıldılar. Bu, tarihteki ilk biyolojik dağılım teorisidir. Linne’nin hemen ardından de Guignes meşhur eserini 1857’de yayınlar ve burada şu tezi ortaya atar: Yunanlıların bahsettiği bir dağ sistemi vardır. Anadolu’da başlar, Himalayalar’a kadar uzanır, adı da “Taurus”dur. 34. paralel üzerinde uzayan bir dağ sistemidir. Nuh Tufanı’nın ardından bu dağ sistemindeki insanlar ve diğer canlılar hayatta kalmayı başardılar ve iki gruba ayrıldılar. Bir kısmı güneye gitti; bunlar Hint, Çin, Hami ve Sami ırklarını oluşturdular. Bir kısmı da kuzeye gittiler; Türkler, Moğollar ve diğerleri. Bunlar buradan dağılmak suretiyle medeniyeti yaymışlardır. Çünkü göç edenler bir tek onlardır. Ötekiler gittikleri yerde kalmışlardır. Hintli, Hindistan’da kalmış; Çinli, Çin’de kalmış; Arap, Arabistan’da kalmış; Hami, Afrika’da kalmış. Ötekiler dağılmışlar. Bu iddia Atatürk’ün hoşuna gidiyor. Sonra Atatürk’ün okuduğu kitaplar arasında Sven Hedin’in kitapları da var. Hedin, bir Orta Asya kâşifi. Orta Asya’da bulduğu şeylerden biri de bugün kurumuş olan büyük göller. Sonra Atatürk, bütün bu okudukları üzerine bir teori kuruyor. Tarih çağlarının başında Orta Asya’da bir iç deniz var ve iklimin kötüleşmesiyle bu deniz kurudu, insanlar buradan göç etmek zorunda kaldı. İşte dünyaya medeniyeti dağıtan insanlar burada giden insanlardır, bunlar da Türklerdir. Bunun üzerine Atatürk’ün emriyle Türk Tarihinin Ana Hatları adlı bir kitap yazılıyor ve kitaptan sadece yüz adet basılıyor. Bir de atlas yaptırıyor Atatürk, bundan da ne hikmetse yüz elli adet bastırıyor. Bir de bu kitabın ilk bölümüyle meşhur Türkiyatçı Cahun’un yazmış olduğu bir makale var, onu da Türkçeye tercüme ettiriyor, bu ilk bölümün arkasına koyduruyor, küçük bir kitap yaptırıyor, bundan da otuz bin adet bastırıyor. Bu, halk için. Fakat o yüz tanelik kalın, koca kitabı uzmanlara dağıttırıyor. Uzmanlardan şunu istiyor; okuyun ve tenkit edin. Sonra güya bir seri etüt geliyor. Bu serinin adı da Umumi Türk Tarihi Müsveddeleri’dir. Atatürk bunları okuyor, maşallah hepsi, “Paşam ne iyi düşünmüşsünüz”, “Ne kadar doğru demişsiniz” vs. Atatürk “Olmadı. Tenkit istiyorum. Medhiye istemiyorum” diyor. İkinci bir dağıtım yapılıyor, tekrar görev veriliyor. Bu sefer Umumi Türk Tarihi Müsveddeleri Seri 2 toplu başlığı altında daha kalabalık bir seri geliyor. Atatürk okuyor, yine “Olmadı” diyor. Çok daha dar bir gruba üçüncü defa dağıtıyor ve nihayetinde tatmin olmuyor. Geoffrey Lewis’in bir lafı var: “Atatürk sıkı bir tartışmaya bayılıyordu ama bunu yapacak insan yoktu etrafında.” Atatürk kendine kafa tutulmasını isteyen bir insandı, bunu anlıyoruz. Bu, aynı zamanda dehanın da bir işaretidir; her türlü fikirden istifade etmek. Birkaç çok yakın arkadaşı dışında etrafında bunu yapacak insan yok ve Atatürk bunun çok açık bir şekilde farkında. Ardından Türk Tarih Kurumu kuruluyor ve Atatürk bu kuruma bir görev veriyor: “Tarihin görevi, hadiseleri olduğu gibi aksettirmektir. Eğer tarihçi doğruyu söylemezse hadiseler insanı şaşırtacak bir mahiyet alır.” Özetle, doğru dürüst bilim yapın diyor. Tarih ne diyorsa onu öğrenelim diyor. Kendi tarih tezi unutulup gidiyor mu? Atatürk unutulmasını istediği halde hayır! Dalkavuklar Atatürk öldükten sonra devam ediyorlar. Sonraları, hattâ maalesef başbakan bile olmuş bir profesör vardır, Şemsettin Günaltay; “Türk Tarih Tezi Hakkındaki İntikatların Mahiyeti ve Tezin Kat’i Zaferi” diye bir makale bile yazıyor Atatürk’ün öldüğü sene. Öyle bir zafer falan yok ortada, Atatürk dahi iddia etmiyor bunu. Ama bu dalkavuk sürüsü bu iddiayı bilimsellikten çıkartıyorlar, propaganda haline getiriyorlar. Buna Kemalizm demek mümkün değil, zira Kemalizm; tenkittir, doğruyu aramaktır, bilimsel düşüncedir. Bunlarınkine dalkavukluk denir. Kemalizm’in adı böyle dalkavuklar yüzünden kötüye çıkmıştır.
  • - Millî ülkülerde azdan çoğa doğru üç dönem vardır: İstiklâl, birlik, fütuhat. Millî ülkünün ilk dönemi istiklâl kazanmaktır. Müstakil olmayanlar istiklâllerini kazanmak, kazanmış olanlar da bunu muhafaza edip sağlamlaştırmak düşüncesi ardında koşarlar. İrlandalılar sekiz yüzyıldan beri istiklâl için uğraşıyorlardı. Küçük bir millet oldukları halde fedakârlıkları sayesinde koca İngiltere'nin elinden istiklâllerini zorla söküp attılar. Estonlar, Letonlar, Litvanlar asırlardan beri istiklâl rüyası görüyorlardı. İlk cihan savaşından sonra ülkelerine kavuşmuşlardı. 1940'ta kaybettikleri istiklâli yeniden elde etmek için şimdi içerde ve dışarda azimle çalışıyorlar. Eskiden müstakil olup 150 yıl önce istiklâllerini kaybetmiş olan Lehliler büyük fedakârlıklardan, kanlı ihtilâllerden sonra ilk cihan savaşı sonunda istiklâllerini kazanmışlardı. 1939'da istiklâli yeniden kaybettiler. Fakat sanki hiçbir şey olmamış, o kadar felâketi onlar yaşamamış gibi yeniden istiklâl davası arkasındadırlar. Bir yandan çete savaşlarıyla millî ruhu ayakta tutmaya çalışırken bir yandan da dışardaki teşkilatları vasıtasıyla her fırsattan faydalanarak istiklâllerini kurtarmaya çabalıyorlar. Hindistan, Pakistan, Birmanya, İndonezya da aynı yolun yolcusu olarak, aynı gayeler için kan dökerek nihayet emellerine kavuştular. İstiklâl uğrundaki savaşın en tipik örneğini Yahudiler vermiştir: Esâretleri yirmi asrı geçen, dünyanın her tarafına dağılarak bir anayurtları kalmayan ve dillerini de kaybeden Yahudiler, istiklâl sevkitabiisinin tesirinde olarak yaptıkları uzun ve yıpratıcı mücadeleden sonra millî ülkünün ilk merhalesine erdiler. Bugün, milletlerin çoğu müstakil olduğu için millî ülkünün bu ilk merhalesi ardında koşan milletler azdır. Millî ülkünün ikinci merhalesi birliktir. Yani bir milletin bütün fertlerinin tek bayrak altında tek devlet hâline gelmesidir. İstiklâlini kazanmış olan her milletin ilk işi yabancı hâkimiyet altında kalmış olan uruktaşlarını kurtarma yollarını aramaktır. Yahut bir millet birkaç ayrı devlet hâlinde siyaseten müstakilse bunların birleşmesi için siyâsî ve askerî faaliyette bulunmaktır. On dördüncü asırda Türkiye Türkleri yirmi, otuz ayrı hükûmetle idare olunuyordu. Birleşme kanunu dolayısıyla bunlar bir buçuk asır birbirleriyle çarpıştılar. 151'te birliği tamamladılar. İtalya da aynı şekilde hareket ettikten sonra gözünü yabancı hakimiyeti altında kalmış olan İtalyanlara çevirdi. İlk cihan savaşında İtalya'nın müttefiklerine ihaneti, Avusturya idaresinde yaşayan birkaç yüz bir İtalyan'ı kurtarmak içindi. İkinci cihan savaşında Fransa ve Yugoslavya ile yaptığı savaşlarda o iki ülkedeki birkaç yüz bin İtalyan için yapıldı. Ayrı müstakil devletler hâlinde yaşayan Almanlar 1870'te yaptıkları büyük bir atışla siyasî birliklerini anaçizgileriyle kurduktan sonra bunu tamamlamak için 1938'de başlayan bir seri hamleler daha yaptılar. Gerçi bu büyük işi başaramadılar. Fakat başarmalarına ramak kalmıştı. Bugün Avusturya ayrılmış ve Almanya da iki ayrı parçaya bölünmüş olduğu halde Alman önderlerinin bir birlik ardında koştukları görülmektedir. Hatta, Batı Almanya Meclisinde Doğu ile birleşmek konusu üzerine sözler söylenirken bazı milletvekilleri Avusturya ile de birleşmek istediklerini haykırarak açığa vurmuşlardır. Romen Birliği, Eflak ve Boğdan Beyliklerinin birleşmesiyle başlamış ve Romanya bundan uruktaşlarını kurtarmak için 1913, 1914-1918 ve 1941 savaşlarına girmiştir. Finler, Rusya idaresinde bulunan Karalya Finlerini kurtarmak için Almanya'nın yanında savaşa girmişlerse de kaybetmişlerdir. Fakat ilerde mutlaka kazanacaklar ve büyük Finlandiyayı kuracaklardır. Macarların, Bulgarların, Sırpların, Yunanlıların da son asırdaki tarihlerinde aynı kanunla hareket ettiklerini vukuat pek açık olarak göstermiştir. Bazı çok yeni ve zayıf, askerî kudreti sıfır derecesinde veya kültür seviyesi çok aşağı olan milletlerde de aynı kanunla hareket edildiğini görüyoruz. Meselâ Efganistan aşağı yukarı 10- 12 milyonluk geri bir memleket olduğu halde 100 milyonluk Pakistan'la davâlıdır. Pakistan sınırları içinde yaşayan ve Peşto yani Efgan dili konuşan uruktaşlarını istiyor. Yanında müttefikleri olduğu hâlde Yahudilere yenilen Mısır ise İngiltere'den Sudan'ı ve Trablus'la Bingazi'yi istiyor. Bütün nüfusu 400 bin kişi bile olmayan Ürdün Beyliği, Suriye ve Filistin'in hepsini istiyordu. Bu kadarını elde edemedi ama Yahudilerden arta kalan Filistin parçasını eklemesini becerebildi. Habeşistan, Eritreyi istemektedir. Yahudiler ise millî birlik için Irak ve Yemen'deki yüz bine yakın Yahudiyi uçaklarla İsrail'e taşıdılar. Millî ülkünün üçüncü merhalesi ise fütuhattır. Çünkü millî birliğini tamamlamış olan milletler kendi soylarını yeryüzüne yayıp hâkim kılmak için istilâ ve fütuhat yapmak mecburiyetindedirler. Hattâ bir millet bazen kendi millî birliğini tamamlamadan önce de fütuhata başlayabilir. Meselâ Osmanlılar Türkiye'deki Türk birliğini tamamlamadan önce Avrupa'da geniş fütuhat yapmışlardı. İtalyanlar ve almanlar da millî birlik işi bitmeden önce sömürge fetihlerine kalkışmışlardır. Fakat böyle tek istisnâlar umumî kaideyi bozmaz. Üçüncü Cihan Savaşı, millî birliklerini tamamlamış olan Alman, İtalyan, Japon ve Rusların üçüncü merhaleye varmak gayretlerinden başka bir şey değildir. Şimdi yalnız Rusya bu yolda yürümek istiyor ve tabiî bir sonuç olarak başkalarının mukavemeti ile karşılaşıyor. Başka millî ülkülerin muzaffer oluşu da yakında Rusya'yı çökertecektir...
  • Kalbimde sen varken başka bir erkekle aşk üzerine oyunlar oynamak, benim için açıklanamayan, hayal edilemez derecede tuhaf bir düşünceydi; bu şımarıkca kışkırtılan duyguları hissetmek benim için yüz kızartıcı, adi bir suçtan farksızdı.
  • KÖY OKULUNA YARDIM KAMPANYASI

    Herkese merhaba :) Ben küçük bir köy okulunda matematik öğretmeniyim. Birçok okulda olduğu gibi bizim okulda da umut ve heyecan dolu bir dönemi başarı ve mutlulukla yaşamanın sevinci, gerek öğretmen olarak bizlerin gerek mutluluğu en çok hak eden olan öğrencilerimizin yüreklerimizi sardığı o gün yaşadığım bir hâlet-i ruhiyemi sizlerle de paylaşmak istedim:
    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Buhârî)
    Karne günü, sınıf düzeni ve disiplini açısından ve kuzularımın gelişiminin de gereğiyle sınıfın süslenmesi ve düzeni için sınıfın hazırlanmasını onlara bıraktım. Önceki günlerde konuştuğum bir öğrencimin, gerek maddi gerek manevi eksikliğinden oluşan, sıkıntıları yüreğimde iken başka bir öğrencim ile konuşmak için uğraştım. Kuzum, o gün, yani bir öğrencinin en mutlu olması gerektiği gün, hüznü yüreğinden dökülürcesine mutsuzdu. Nedenini merak etmiştim:
    -Anlat bakalım, kızım.
    -Öğretmenim, ben okumak istiyorum.
    Kelimeler boğazıma düğümlendi o an... Ne diyeceğimi, nasıl bir cevap vereceğimi düşünürken ruhumda oluşan bir hâlet beni bu yazıyı yazmaya sevk etti: Okulumuzda gerek kıyafet gerek ayakkabı gerek kırtasiye malzemesi gerekse test kitabı eksiği olan birçok öğrencimiz var. Biz öğretmenler olarak ilk dönem bu masumlar için bir yardım kampanyası başlattık ve Allah'ın nasip etmesiyle kış mevsiminin zor günlerindeki eksiklikleri bir nebze, vesile cihetiyle, tamamladık. Bu dönemki eksikliklerimiz ayakkabı, kıyafet, kırtasiye malzemesi ve test kitabı.
    "Ben ne yapabilirim?" düşüncesi yüreğini kaplayan arkadaşım! Eski ayakkabı ve kıyafetlerini gönderebilirsin..çevrene bu durumu anlatıp hayırsever insanları bu güzelliğe sevk edebilirsin..dua edebilirsin..en azından bu gönderiyi paylaşabilirsin.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    21 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA

    İHTİYAÇ LİSTESİ
    AMBARTEPE İLKOKULU VE ORTAOKULU

    "Peygamberimiz(a.s.m) işaret parmağı ve orta parmağıyla işaret ederek; 'Gerek kendisine ve gerekse başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile ben, cennette işte böyle yan yanayız.' buyurmuştur."
    (Hadis-i şerif/Buhârî)

    MONT İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    10 kişi(yaş aralığı 3-5)
    3 erkek 7 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 6 kız

    3. SINIF
    17 kişi(yaş aralığı 7-9)
    8 erkek 9 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    8 kişi(yaş 10-11)
    3kız 5 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    8 kişi(yaş 13-14)
    4 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    6 kişi(yaş 14-15)
    3 erkek 3 kız

    EŞOFMAN İHTİYACI LİSTESİ
    Anasınıfı
    5 kişi(yaş aralığı 3-5)
    2 erkek 3 kız

    1. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 5-7)
    6 erkek 4 kız

    2. SINIF
    10 kişi(yaş aralığı 6-8)
    6 erkek 4 kız

    3. SINIF
    12 kişi(yaş aralığı 7-9)
    7 erkek 5 kız

    4. SINIF
    11 kişi(yaş aralığı 8-10)
    5 erkek 6 kız

    5. SINIF
    5 kişi(yaş 10-11)
    3 kız 2 erkek

    6. SINIF
    9 kişi(yaş 12-13)
    3 kız 6 erkek

    7. SINIF
    6 kişi(yaş 13-14)
    2 Erkek 4 kız

    8. SINIF
    4 kişi(yaş 14-15)
    2 erkek 2 kız


    AYAKKABI İHTİYACI LİSTESİ

    Anasınıfı(9)
    Erkek=>32=>4
    Kız=>25=>1
    Kız=>31=>1
    Kız=>30=>1
    Erkek=>27=>2

    1. Sınıf(5)
    Kız=>30=>1
    Erkek=>29=>1
    Kız=>33=>1
    Erkek=>32=>3

    2. Sınıf(9)
    Erkek=>32=>1
    Kız=>31=>1
    Erkek=>35=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>34=>1
    Erkek=>31=>1
    Erkek=>33=>1
    Kız=>33=>1
    Kız=>32=>1

    3. Sınıf(11)
    Erkek=>35=>4
    Erkek=>33=>1
    Kız=>34=>1
    Kız=>35=>1
    Kız=>34=>2
    Erkek=>34=>2

    4. Sınıf(9)
    Erkek=>37=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>32=>1
    Erkek=>35=>3
    Kız=>33=>2


    5. Sınıf(12)
    Kız=>35=>2
    Erkek=>37=>1
    Kız=>38=>1
    Kız=>35=>2
    Erkek=>36=>3
    Erkek=>36=>3

    6. Sınıf(14)
    Erkek=>33=>1
    Kız=>37=>7
    Erkek=>38=>3
    Erkek=>36=>1
    Erkek=>37=>1


    7. Sınıf(8)
    Erkek=>37=>2
    Kız=>39=>2
    Kız=>38=>1
    Kız=>37=>1
    Erkek=>42=>1
    Erkek=>39=>1


    8. Sınıf(6)
    Erkek=>41=>1
    Erkek=>40=>1
    Kız=>40=>1
    Kız=>39=>1
    Kız=>37=>1
    Kız=>38=>1


    KAYNAK KİTAP İHTİYACI LİSTESİ

    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet
    Not: Bütün sınıf düzeylerinde hem soru bankası hem konu anlatımlı ihtiyacımız olduğu gibi eski, yeni, yırtılmış ve çizilmiş, hiç fark etmez, her kaynak kitap kabulümüz..yeter ki kuzularım üzülmesin.
    (Özelikle 8. sınıflar için elinizde LGS, SBS, TEOG ve OKS ile ilgili eski, yeni, yırtılmış, çizilmiş fark etmez, kuzularımın sınava hazırlanması için, okula göndermenizi naçizane rica ediyorum.)

    KIRTASİYE İHTİYACI LİSTESİ

    Çanta İhtiyacı
    1. SINIF
    13 adet

    2. SINIF
    13 adet

    3. SINIF
    16 adet

    4. SINIF
    12 adet

    5. SINIF
    11 adet

    6. SINIF
    11 adet

    7. SINIF
    13 adet

    8. SINIF
    13 adet

    Not: Kırtasiye ihtiyacımız, toplamda 102 adet olan çanta ihtiyacımızla orantılı olduğu için yazmadık. Fıkır vermesi amacıyla en çok ihtiyaç duyulan gereçleri yazıyoruz: Ana sınıfı ve birinci sınıf okuma kitapları, uçlu kalem, kalem ucu, tekli defter, boya takımı, kalem, kalemtraş, silgi, su matarası, kırmızı kalem, yapıştırıcı, bant, cetvel, beslenme çantası, resim ve türkçe defteri, matematik defteri, boyama kitapları, diş macunu ve diş fırçası.

    Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir."
    (Hadis-i şerif/Tirmizî)
    İletişime geçmek isteyenler için e-posta adresi: bekleyen2018@yandex.ru (Mahmut KARAKAŞ)
    Okulun internet adresi:
    http://ambartepeilkokulu.meb.k12.tr

    Mahmut KARAKAŞ
    23 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • (Ahi Ente Hurrun)
    Kardeşim sen parmaklıklar ardında da olsan özgürsün
    Kardeşim sen pırangalara vurulsan da özgürsün
    Sen Allah’a bağlandığın zaman
    Sana Kölelerin tuzağı ne zarar verebilir ki

    Kardeşim karanlığın ordularını kökten sileceksin
    Ve bununla yerüzünde yeni bir fecr doğacak
    Sen ruhunu bu fecrin doğuşuna teslim et
    O zaman fecrin bizi uzaktan karşıladığını göreceksin


    Kardeşim Muhakkak ki ellerinden kanlar akmıştır
    Ve zillete mahkum olmaktan yüz çevirmiştir
    Muhakkak ki bir gün o şehadet aşıkları
    Ebediyet kanı ile Cennete yükselecektir

    Kardeşim sana ne oluyorki savaştan bıkmışsın
    Omuzundan silahını atmışsın 
    Söyle bana kim fedakârlık edecek ve yaraları kim saracak
    Ve yeniden sancağımızı kim dalgalandıracak

    Kardeşim Muhakkak ki ben bugün sarsılmaz dayanağa sahibim
    Ve yerlerine dayanmış dağları,kayaları parça parça ederim
    Ve yarın bu silahımla bozgunculara karşı savaşacağım
    Ta ki yeryüzünden yok edinceye kadar

    Ben Rabb ve din için intikam alacağım
    Yılmadan Resul ve sunnet üzerine devam edeceğim 
    Ya dünyayı kuşatacak zafer
    Yada Allah’a sunulacak şehadet
    Kesinlikle Kardeşim ben savaştan yılacak değilim
    Silahıda atacak da değilim
    Şayet kardeşim ben ölürsem şehidim
    Sende övülmüş bir zaferle devam edersin 
    Muhakkak ki ben emin bir şekilde
    Yıldızların Rabbı olan Allah a giden yol üzerindeyim
    İster beni affedin ister beni cezalandırın
    Muhakkak ki ben verilen ahde eminim

    Kardeşim yürü tereddüt etmeden arkana bakma
    Senin yolun kanla boyanmıştır
    Oraya buraya aldırış etme
    Allah’dan başkasına boyun eğme
    Kanadı kırık bir kuş değiliz ki
    Bundan dolayı zelil görünüp öldürülelim 
    Adım adım çarpışmaya çağıran
    Kanların sesini işitiyorum

    Kardeşim benim üzerime ağlarsan
    Benim kabrimi o içten damlalarla ıslatırsan
    Ufalanmış kemıklerden kendıne meşale oluştur,
    Ve ışığıyla yaklaşan zafere doğru ilerle

    Kardeşim biz ölürsek sevdiklerimize kavuşacağız
    Rabbımızın bahçeleri bizim için hazırlanmıştır
    Muhakkak ki o Cennetin kuşları etrafımızda kanat çırpacaktır
    Ebedi diyar bizim için ne kadar hoştur