Öfkeliydim, içimde her şeyi yakıp yıkacak bir öfke vardı. Her insanın içinde öfke vardır, bazılarında bastırılmış bazılarında dışa vurulmuş. Tıpkı hepimizin beyninin sorunlu olması gibi, hiçbir insan normal değildi, her büyüyen insanın zihni deliriyordu. Bazıları bastırılmış, bazıları dışa vurulmuş. Dünya tozpembe değildi ve hepimiz bunu biliyorduk, sadece bazıları buna kanmayı seçiyordu. Vahşet hakimdi dünyaya, el kadar bebeklerin öldüğü, güçlünün ve kötünün her zaman kazandığı, barbarca bir savaşın içindeydik belki en masumumuz bile. Bunu yapan dünyaydı, bu pis dünya. Her saniye görüp, artık normal karşıladığımız vahşet dolu ölüm haberleri, büyük savaşlar, açlık, hastalıklar ve daha nicesi. İşte bu yüzünden hepimiz deliydik, normal bir insanın kaldırabileceği bir gezegen değildi dünya. Çok saf, temiz ve masum insanlar tanımıştım mesleğim boyunca. Ve onlar da bu pis dünyanın zulmüne dayanamamış güzel insanlardı. Deli diye geçtiklerimiz aslında deli değildi, daha az delilerin delirttiği masum insanlardı. Dünya keder ve acı dolu bir gezegendi. Bazılarımız bunu kaldırabilecek kadar kötülük barındırıyordu sadece içinde, bazılarımız da dayanamıyordu.
Sayfa 93
Günde 1 doz 101 katlamalı :)
Çoğu için bir zorunluluktu kumar; benim için bir ilaçtı.
Sayfa 138·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Daha 16. yüzyıl ortalarında, özellikle Şehzâde Mustafa ve Şehzâde Bayezid olayları sırasında, Anadolu'da şiddetli bir kaynaşma başlamıştı. Bir yandan askerî sınıfa geçme amacı ile rakip şehzâdeler hizmetine giren binlerce başıboş Anadolu köylü genci, yevmlüler, levendler adı ile bu kargaşayı desteklerken, öbür yandan timarı az veya timarsız eli-emirlü ve maʻzul sipahiler, bu kaynaşmanın ön safında ortaya çıkmışlardır. Öbür yandan, ilmiyye mesleğinin vergi bağışıklığı gibi ayrıcalıklarından yararlanmak isteyen, fakat soygunculuk ve hatta eşkiyalığa sürüklenen binlerce Anadolu delikanlısı, sûhte/softa adı altında medreselerin çatısı altında toplanıyor, yahut dağ başlarında kendi medreselerini veya çetelerini kuruyorlardı. Eskiden Anadolu'nun fazla nüfusu için Balkanlar, bir taşma ve göç bölgesi idi, uclar ise askerî hizmete girmek isteyenlerin gönüllü, garip-yiğit adı ile koşuştukları bir er meydanı idi. 16. yüzyılın ikinci yarısında, bir yandan Avrupa'da yayılma durakladı; yeni timar olanakları kalmadı ve uc akıncı kurumu çöktü; öbür yandan, yukarıda söylediğimiz gibi, büyük nüfus artışı nedeni ile çorak Orta-Anadolu yaylasında nüfus baskısı güçlendi. Bu nüfus taşmasının gerçek ölçüsü iyi bilinmiyor. Fakat birçok belirtiler, bu varsayımı doğrulamaktadır. Kıbrıs'ın fethinden sonra, 2 Eylül 1572 tarihli bir fermanlas Anadolu, Karaman, Rûm, Zulkadı-riyye (Dulgadır) vilâyetlerinde, toprak sıkıntısı çeken, vergi tahrir defterlerine yazılmamış olan, bulunduğu yerden kaçarak başka taraflarda yerleşen veya ırgatlık yapan, toprak davaları bir sonuca vardırılmamış olanlar, şehirlerde ve köylerde işsiz güçsüz dolaşanların Kıbrıs'a sürgün gönderilmeleri emredilmiştir. Böylece, yalnız dağlık Teke bölgesinden gidecekler, 5.720 hâne olarak saptanmıştır. Bunun yanında, kendi isteği ile
Sayfa 191 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
"Felsefe,toplumdan tevarüs edilen genel kolektif görüşe,dünya görüşüne itiraz etmek,onu eleştirmek ve onun yerine bilinçli olarak geliştirilen özel,kişisel bir dünya görüşünü geçirmek isteği ve çabası olarak başlamıştır."
Sayfa 58
Bir güneş saatiyim ben kendi halimce Bir günebakanım belki de, doğudan batıya dönerim Alnı gökyüzüne dönük bir güneş çocuğu... Bu karanlık, bu ıssız gecelerde Yıldızları bir küpün içinde toplayasım gelir Benim güneşim bir birikimdir belki de Yıllarla, aylarla, günlerle açıklanabilir Mutluluk, onun gözünün içine bakmaktır sevdiğim Onu bir simge kılmaktır, bir ad vermektir Ben güneş dedim ona, sen su de, çiçek de Aksın ömrün yeter ki doğayla birlikte...
Sayfa 275
Şiir
Dostoyevski ve Türkler - 1
-Aklıma ne geldi, geçenlerde Moskova'da karşılaştığım bir Bulgar, Slavların toplu olarak ayaklanmasından ürken Türklerle Çerkezlerin, Bulgaristan'ın her köşesinde yaptıkları caniliklerden söz etmişti bana; yani yakıp kestiklerinden, kadın ve çocuklara nasıl tecavüz ettiklerinden, mahpusları kulaklarından duvara çivileyip onları nasıl o halde sabaha kadar beklettiklerinden, güneş doğunca da onları astıklarından ve akıl almayacak bir sürü şeyden... Kimi zaman insanda "hayvanca" bir zalimlik olduğundan dem vurulur, ama hayvanlara yapılan korkunç bir haksızlık, bir hakarettir bu.
Sayfa 316 - İş Bankası·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam