1922-23 M. Kemâl, İslâm dünyasının "en popüler kişisi"
GENÇ TÜRKLER, MİLLİ MÜCADELE, KEMALİZM, TÜRK DEVRİMİ ve İSLÂM DÜNYASI Pek çok kitabın kaderi, yayınlandıktan çok kısa bir süre sonra ki-tapçıların arka raflarına kalkmak oluyor. Kimileri de hızla depolarda birikiyor. Maalesef bâzen önemli kitaplar da bu kaderi paylaşıyorlar. Yukarıda işaret ettiğim kitap² da bu kadere râzı olanlardan... Belki de sorunlu ve özensiz çevirisi, berbat sayfa düzeni, bir o kadar da kötü dizgisi, onun bu kaderine katkıda bulunmuş olabilir. Ama kitap, içerdiği bilgiler bakımından, üzerinde durulmayı gerektirirdi. Kitap, esas itibarıyla, Genç Türkler'in, Millî Mücadele'nin, Kemâlizm'in ve Türk Devrimi'nin İslâm dünyası üzerindeki etki ve yankılarını inceleyen sekiz ayrı tebliğden oluşuyor. Editörlerin kaleme aldıkları şekliyle ifâde edilirse; "Bu dosyanın amacı, somut bir vak'anın incelenmesi yoluyla, bir ideoloji ve siyâsal uygulama olarak Kemâlizm'in kendi milli sınırları dışındaki yayılışını ve algılanışını elden geldiğince anlamaya çalışmaktadır. (...) Bu metinler, esas olarak, Kemâlizm'in İslâm dünyasının siyasal ve düşünsel seçkinlerinin üzerindeki etkilerini vurgulamaktadır." İlk tebliğ Georgeon'a âid... Bu metinde yazar, Genç Türk/İttihat ve Terakki hareketinin İslâmî dünyâ ve İslâm ülkeleri üzerindeki etkilerini kuşbakışı toparlamaya çalışıyor. Daha sonra da kendi sinden sonra gelecek tüm metinlerin esas temalarına değiniyor ve ana soruları ile yanıtları saptamaya çalışıyor. Yazara göre, Osmanlı Devleti'nde İttihat ve Terakki iktidarının modernleşme hareketi, İslâm dünyasında olumlu yankı bulmuş ve desteklenmişti. Çünkü, "İslâm dünyasının büyük bölümü, Türk Devrimi'nde, İslâm dünyasının kendi başına, büyük güçlerin vesâyeti olmadan, kendisini modernize edebileceğinin kanıtını buldu." Ama yazar, Osmanlı Devleti'nin Arap dünyasını
Atatürk
1623'ten beri devletin en büyük sorunu, Şah Abbas'ın Revan (Erivan) ve Bagdad işgalleriydi. Revan, İran ipek kervanlarının Bagdad-Hind ticâret yolu üzerinde, Osmanlı ekonomisinin can damarları idi. Pâdişah seferine tüm yeniçeri ordusunun katılması kanûndu, fakat birçok yeniçeri oturak ve korucu adıyla İstanbul'da kalırdı. Sultan Murad, buna izin vermedi, bir ihtiyar yeniçeri oturak kalmak istedi, sultan boynunu vurdurdu. Sefer yolunda zorba olarak bilinen kimseleri bulup acımaksızın katlediyordu. Konya'ya uğrayıp Mevlânâ türbesini ziyaret etti, kurbanlar kestirdi; bölgede Hıristiyan zimmîlerin cizyesini türbeye vakfetti. IV. Murad, özellikle, Celâlîler döneminde (1596-1607) “hâlî ve harâbe" (ahâliden yoksun, harâbe) haline gelen Anadolu'yu kalkındırmak için önlemler aldı: Çoğu İstanbul'a kaçıp sığınmış olanların eski vatanlarına sürülmesini emretti. Revan seferinde Sultan Murad çok sert davrandı. Herkes Sultan Murad'ın acımasız idamlarından dehşet içindeydi. Kimseye güler yüz göstermez, armağan vermezdi. Sefere katılanlardan Sivas beylerbeyi Ali Paşa ve başka paşaların başları kesilerek idam olundu. Vakanüvis'e göre bu seferde birçok beyin başı gitmiş, eşyaları hazinece zabt olunmuştur. Sultan Murad sipahi zorbalarından da kimi bulduysa idam etti. Kaleleri almak için 25 büyük top denizden Trabzon'a getirilmişti. Revan Kalesi önüne varış dört ay sürdü. Gürcüler pâdişahın ordusuna harac ve zahire yardımı gönderdiler. Revan kuşatması kalenin teslim alınmasıyla noktalandı (8 Ağustos 1635). Kaleyi, 12.000 İranlı tüfekli asker savunuyormuş (İranlılar yivli tüfek kullanan Kazaklardan yardımcı ücretli asker kullanıyorlardı); kaleye 12.000 asker konularak dönüşe geçildi. Revan fethinden sonra Sultan Murad, Tebriz'e kadar bölgeyi yağma ve tâlan ettirdi. Padişahın alayla girdiği
Sayfa 222 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Merkezî otoritenin sarsıldığı dönemde, Osmanlı idaresindeki bozuklukları bize en yetkili bir biçimde yansıtan kaynak, hiç süphesiz, adâletnâme'lerdir. Adâletnâme, devlet otoritesini temsil edenlerin, reâyaya karşı bu otoriteyi kötüye kullanmalarını, kanûn, hak ve adâlete aykırı tutumlarını; olağanüstü önlemlerle yasaklayan beyannâme şeklinde pâdişah hükümleridir. Anadolu Beylerbeyine, sancak beylerine ve kadılara 1595'te III. Mehmed'in cülûsunda gönderilmiş olan adâletnâme, ilk defa imparatorluğun içine düşmüş olduğu kargaşayı ve yaygın hale gelmiş yolsuzlukları, alışılmamış bir dille ifade eden ve aykırı hareket eden görevlileri şiddetli cezalarla tehdit eden bir adâletnâmedir. Bu adâletnâmede, I. Süleyman dönemi kanûnlarının çiğnendiği, kanûna aykırı birtakım "bid'at"lerle reâyadan alınan resim ve vergilerin ziyadesiyle artırıldığı, genel bir şekilde belirtildikten sonra başlıca yolsuzluklar şöyle sıralanmaktadır: 1. Vezirler, beylerbeyiler, onların vilâyetlerdeki ajanları olan voyvodalar, sancak beyleri, subaşılar, evkaf ve emlâki idare edenler, saray gözdelerine verilmiş köylerdeki kâhyalar, vergi toplayan emînler ve mültezimler, kadı nâipleri sık sık, 10 veya 15 atlı ile vilâyete devre çıkmakta, her indikleri köyde reâyaya kendilerini ve hayvanlarını bedava besletmekte, yetkilerini aşarak fazladan para toplamaktadırlar. 2. Vilâyetin güvenliğinden en çok sorumlu olan sancak beyleri ve subaşılar, eşkiyayı yakalayacakları yerde onlarla ortak olmaktadırlar. 3. Vilâyetlerdeki pâdişah kapıkulları veya bu adı takınmış olan bazı kimseler, gruplar halinde köy ve kasabalar üzerine gidip reâyayı soymakta, onların kaçıp dağılmalarına sebep olmaktadırlar. Adâletnâme, reâyanın bu zulümler yüzünden köylerini bırakıp dağılmış bulundukları noktasını vurgulamaktadır. Bu adâletnâme,
Sayfa 324 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Bir dönem gazoz kapakları biriktirirdim. Renkli, farklı markalardan bir sürü gazoz kapağım vardı. Mahallenin köşesinde kahvede ağabeyler içip içip sokağa atar ben de akşam okuldan dönerken gazozların kapaklarını cebime doldururdum.
1000Kitap
Akademi Kuralları
1- Gece saat on olduktan sonra dışarda olmamalıyız. 2- Eğer siren değilsek yüzmeye gidemeyiz. 3- Dans dersleri dışında birbirimize zarar vermeneliyiz. (Bu ne demekse?) 4- Dönem bitene kadar Nyxhaven Akademisi'nden, bir aile üyesinin eşliğinde dışında ayrılmamız yasak. 5- Yıl sonunda sınavlarımız olacak. Geçmezsek atacakmışsınız.
Sayfa 80 - El·Kitabı okudu
Alıntı
1300-1600 arası dönemde Anadolu, ürünlerini yalnızca Balkanlar'a ve Karadeniz'in kuzeyine değil, Batı ülkelerine de ihraç eden yaygın bir tekstil üretim bölgesiydi. Türkiye'de üretilen pahalı kemhalar ve sof kumaşı, Rus çarlarının ve boyarlarının, İtalyan ve Fransız prens ve prenseslerinin ve İsveç piskoposlarının da aralarında bulunduğu Avrupalı seçkinlerden büyük ilgi gören lüks tekstil ürünleriydi. Bugün en büyük Bursa kemha koleksiyonlarından biri Moskova'dadır. 1400-1600 arası dönemde ise, yalnızca lüks ipekliler değil, Fransa ve İtalya'da boucassin ya da bocassino diye bilinen ince pamuklular da Türkiye'den yapılan ithalat listesinde yer alıyordu. Türkiye'den Kefe, Akkerman ve Buda'ya ihraç edilen ürünler arasında, ucuz bir pamuklu türü olan kirbas gibi daha sıradan dokumalar da vardı. Çeşitli renklerde Ankara sofları Avrupa'da en çok aranan lüks kumaştı. Saraya ve Avrupa'ya geniş ihracat yapan Bursa ipekli sanayiinde 16. yüzyıl başlarında 1.000 kadar tezgâh faaliyette idi. Bundan başka, Aksaray, Gördes, Kula, Uşak halıları da Avrupa, Mısır ve Asya'da aranan lüks mallardı. Denizli, Borlu, Isparta, Karaman, Tire, Menemen, Çorum, Tokat ve Kastamonu'da üretilen çok çeşitli pamuklu kumaşlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun her yerine gönderilmekteydi. Kısacası, Avrupa'nın makine ürünü dokumalarının Türk ürünlerini pa-zarlardan sürüp çıkardığı 19. yüzyıla kadar, Anadolu, dünyanın önemli tekstil üretim merkezlerinden biriydi.
Sayfa 303 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih