》Kuşaktan kuşağa aktarılan destanlaşmış aşk öyküleri hep dokunaklıdır. Abélard ve Héloïse'in 12. yüzyılda, Fransa'da yaşadıkları da işte bu öykülerden biri. Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin ya da Romeo ve Juliet gibi onlar da amansız bir kaderin pençesine düşüp aşkları yüzünden acı çeken iki kişi.
》Düşünür, din bilimci, filozof, eğitimci, besteci, yazar ve şair gibi birçok vasfı olan Abélard, Fransa'da dönemin ünlü düşünürlerinden olan, şaşırtıcı toplumsal fikirlere sahip, kadın haklarını savunan Héloïse ile tanışır. Ve aralarında bir aşk başlar.
》Héloïse hamile kalır ve gizlice evlenirler. Fakat Héloïse'in dayısı Fulbert peşlerini bırakmaz ve Abélard'ı hadım ettirir. Abélard bu utancın üzerine kendini bir manastıra kapatır. Héloïse'i de manastıra kapanmaya zorlar. Bu süreç boyunca mektuplaşırlar. İşte kitap da bu mektuplardan oluşuyor.
》Bu yazışmaları 1132'de Héloïse başlatıyor. Ve günümüze yedi mektup ulaşıyor. Abélard 4, Héloïse 3 mektup yazıyor. Yazar anlamları izleyerek, kimi zaman güçlendirerek mektup sayısını on ikiye çıkarıyor.
》Kitabın önsözünde yazar, eseri oluşturma süreci ve bu zamana kadar yapılan bazı çeviriler hakkında bilgi veriyor. Kitabın en sonunda da Abélard ve Héloïse'in gerçekte ne yaşadıklarını paylaşıyor bizlerle. Bu onları anlama açısından çok iyi olmuş fikrimce.
》Bendeki etkilerine gelecek olursam; mektup tarzındaki kitapları normal şartlarda çok sevmem. Fakat bu kitap bu düşüncemi tamamıyla yıktı. Çok dokunaklı, çok hüzünlü, umutsuz bir aşk hikayesi okudum. Beni derinden etkiledi. Aşkın günümüzdeki halini düşünüp, bu aşkla kıyas yapınca geldiğimiz noktaya üzüldüm.
》Uzakta bile olsalar birbirlerinin olmak, gönderdikleri mektupların ellerine değmesiyle mutlu olmak, yalnızca anıları ve duygularını düşünerek bile birbirlerini sevmeye