• Mez.31: 23 RAB'bi sevin, ey O'nun sadık kulları! RAB kendisine bağlı olanları korur, Büyüklenenleri ise tümüyle hakkından gelir.
  • 2. Bölüm 23. Kısım benim için bu kitabı okumamım mesajıdır. Yoksa aylardır bu kadar zor okunurken nasıl inatla okumaya çalışırdım ki !

    Evren seni ve bana verdiğin mesajları seviyorum. En az senin beni sevdiğin kadar
  • Kitap 9 bölüm, önsöz, dizin kısımlarıyla birlikte 118 sayfadan oluşuyor.

    Kitap iç sayfada yer alan, "Misafirperverlik ve nezaketleriyle
    yolculuğumu mümkün kılan Türk Sultanının sivil ve askerî memurlarına ithaf olunmuştur" diyerek başlıyor.

    1899 yılında seyahate başlar ve Suriye içinde gerekli izinler alınamadığı için, daha önce görmediği yerleri dolaşmaya karar vererek Halep, Musul ve Van'ı ziyaret eder ve Ağrı dağı, Erivan ve Batum yolunu kullanarak İsanbul'a döner. En önemli durumda burada yazılan düşüncelerin tamamen kendisine ait olduğunu, hata olabileceğini, kitabın boyutunun küçük olduğunu ve bunun sebebinin de, başkaları gibi gerekli gereksiz şeyleri yazarak sırf kitap sayfaları kalınlaşsın diye yazmadığını ve tarihi hikayeleri bu kitabın içine almayıp, daha anlaşılır olmasını sağladığını ifade ediyor. Kısacası, öznel yapı içerdiğini, kesinlikle nesnel yapı içermediğinin bilinmesini başta okuyucuya açıklıyor. Bu da kitabı okuyan okuyucu için bir açıklayıcı not oluyor. Okurun da buna göre okuyup, kendi yargısına, düşüncesine ulaşmasına yardımcı oluyor.

    Kitabın giriş kısmında seyahate başlama tarihi, seyahatte kullanılan araç gereçler, yanında bulunan tercüman ve hizmetliler; bunların mensup oldukları din ve bölgeler anlatıldıktan sonra bir yerden bir yere giderken 'buruldi' belgesinin gerekliliği, ayrıca eğer tehlikeli bir bölgeden geçilecekse buna uygun destek zaptiyelerin de alındığını belirtiyor.

    Tercümanın ismi İsa ve yol boyunca sohbet ederlerken, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Türkler hakkında fikir alışverişinde de bulunurlar.

    Dolaştığı yerleri sadece üstün körü gezmemiş; her yönüyle gözlemleyip ona göre notlar alıp, günlük tutmuş.
    Bölgede yaşayan insanların, gelen yabancılara karşı takındıkları tavır, geçtikleri yerde bulunan tarihi yapıların durumu,
    insanların zaman kavramını (nereye giderse bir saat ilerde denmesine karşılık söylenmiş cümle, çünkü bir saat bazen beş dakika bazen yedi saat olabiliyormuş) nasıl ifade ettikleri okuyabilir ve giyim-kuşam farklılıkları ya da alet edevatın kullanımında yaşanan 'doğu' mantığıyla olaya yaklaşımı sayfalar içinde görülebiliyor.

    Gezdiği ya da yolculuk sırasında uğradığı köy, şehir ya da geçtiği dağ, patika, nehir gibi yerlerle yaşadığı zorlukları, soyguncuları, aşiret çatışmalarını, yabancılardan hoşlanmayan ahaliyi, şehrin ileri gelenleri yani kaymakam, şeyh gibi mevki sahipleri ile yaşadığı olumlu veya olumsuz olayları da anlatır.

    Mark Sykes, Rusya Batum'a kadar gider ve oradan tek başına İstanbul'a dönerek seyahatini tamamlar.

    Ve son sayfalarında 'ek' olarak sunulan kısımlarda hikaye ve röportaj da mevcut.


    Notlar:

    + Kitabın arka kapak yazısı yeterli ama ön kapakta kullanılan fotoğraf, kitabın orijinalinde de var mı? Yoksa - yok diye biliyorum- o zaman Türk yayımcı kapak iç kısmına o fotoğraf hakkında okuyucuya bilgi verseydi daha yerinde olurdu. O fotoğraf nerede çekilmiş gibi. Bu fotoğraf ve çerçevede bulunan kişiler diğer kitapta Darül İslam'da belirtiliyor.

    + Kitap; yazar, diplomat, gezgin olan Mark Sykes'in 1899 yılında Arap yarımadasının kuzeyinden Türkiye'nin doğusuna kadar yaptığı geziler dolaysıyla bu coğrafyada bulunan ya da geçtiği bölgelerde duyduğu, gözlemlediği dini, siyasi, etnik, askeri, kültürel olayları kendine özgü diliyle ve tamamen öznel bir tutumla yansıttığı bir çalışmadır.

    + Nesnellikten uzak - zaten kendisi de bunu baştan belirtiyor-. Şam'dan başlayıp, Halep, Deyr, Bağdat, Musul, Bitlis, Van, Şengül ve oradan Rusya toprakları içindne Batum'a ve oradan da İstanbul'a dönüşü anlatılıyor.

    + Seyahat için gerekli izinlerin alınma süresinden başlayarak, coğrafya da yaşadıkları ve duyduklarını yansıtır. Bazı kesimler tarafından hoş karşılanmayacak cümleler de sarfeder.

    + Arap, Türk, Kürt, Ermeni, Müslüman, Hristiyan, Musevi ve mezhep inanışına sahip insanlarla yaşadıklarını seyahat boyunca tuttuğu notlardan okuyoruz.

    + Kitabın 1900'lü yıllların hemen başında geçtiğini de unutmamamk gerekir. Dünden bugüne bir zaman tünelinde dolaşırız.

    + Hırsız, pis, kötü, çirkin vb. çeşitli sıfatların geçtiği kitapta, yaşanılanı veya görüneni anlatarak durumu yazmış.

    + Beş Türk Eyaletine Doğru kitabı bize bu coğrafyaynın bugün değil, dün de çok değerli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

    + İnsanların yemesinden içmesine, kültüründen, yaşayışına ve ısınmak için yaktığı tezeğe kadar çok şeyi bulabilrsiniz.

    + Kitabın içinde çok fazla resim yok. Kroki, harita hiç yok. Bunun sebebini kitabın başında açıklıyor.

    + Kitap 1900 yılında İngiltere'de basılmıştır ve telif hakkı olmadığı için eğer İngilizce biliyorsanız İngilizcesini bulup, okuyabilirsiniz.

    + Orijinal baskı da yer alan Fotoğraf ve resimlerin listesi bu Türkçe baskıya konulmamış. 1900 baskısından çeviri yapılmışsa niçin bunlar eklenmemiş bilmiyoruz.

    + Dizin kısmı olması - orijinalinde de var- iyi.

    + Sykes - Picot gizli anlaşmasının mimarlarından biri olan Mark Sykes'in hem bu hem de Darül İslam kitabının (hem de daha Türkçe yayımlanmayan kitapları), gizli anlaşmada etkili olduğuna inanıyorum. Gerektiğinde köy köy dolaşarak, o bölgede yaşayanlar hakkında bilgileri toplayıp bir kısmını kitaplara diğer kısmını da İngiliz Dış İşleri Bakanlığına göndermiş diye düşünüyorum ve arşivde mutlaka birşeyler çıkar. Genelde Lawrence'yi duyduk ama çok sayıda
    'görevli' bu coğrafyada dolaşmış ve hala dolaşmaya devam ediyor. Lawrence kadar tanınmasa da Getrude Bell 'sınırlar çizen' bir kadın olarak şu an ki, bu coğrafyadaki yapay devletlerin 'kurucu' ismidir. Mark Sykes'de erken yaşta ölmeseydi belki daha neler neler yapardı. İsrail devletinin kurulması için yaptığı uğraşları okuyunca bazı şeyler daha kolay anlaşılır.

    + Çeviri de göze çarpan hata ise "Bir zamanlar Nazi Ülkesinden..." diye geçen bölüm. Okurken bir an da durup, şunu sormuştum: Hangi Nazi ülkesi?
    Eğer tekrar basılacaksa o kısmı düzeltmelerinde fayda var. Çünkü Nazi değil, başka şey olacak ve İngilizcesinde zaten ne olduğu yazıyor. (Ya da ben öyle anladım ve ayrıca o sayfaların çevirisinde bir sıkıntı var gibi gözüküyor...)

    + Kitap 7-9 Nisan 2018 tarihinde okunup, notlar çıkarılmış ve 23 Ekim 2018 tarihinde yazıya dökülüp, siteye eklenmiştir.

    + Tavsiye ederim.
  • ÖĞRETMENLER VE ÖĞRETMEN ADAYLARI
    Lafa nereden başlasam bilemiyorum. Öğretmenlik mesleği hakkında her gün çok fazla şey duyuyorum. Şimdi bir öğretmen çıkarsak şuraya “yahu artık mesleğimizin eski saygınlığı kalmadı” diyecektir, eminim.(klişelerle dolu bir hayat aman aman nereye geldik..)
    Ha sen neyin nesisin bu yazıyı yazıyorsun diye sorarsanız eğer ben de öğretmenim(diplomada öyle yazıyor.)
    Öncelikle diyeceğim şudur: “herkes öğretmen olamaz.”
    Kazanır, okur, bitirir diplomasında “öğretmen” yazar ama yine de olamaz.
    Neden diye soruyorsunuz biliyorum.
    O halde anlatıyorum, dinle!
    Bu mesleği okuyan şu an için 100 kişi olduğunu düşünelim. 70si puanı yettiği için okuyor, 20si kadın olduğu için(şu meşhur büyük sözlerinden yola çıkıyorum) geri kalan 10 kişi ise gerçekten öğretmen olmak istediği için okuyor...

    Ben de ailem istediği için okuyanlardanım. Yani öğretmenlik kazandığım zaman “yehuuu öğretmen olacağım” diyerek okuluma gitmedim.

    Fakat üniversite birinci sınıftan beri özel dersler verdim. 18 yaşında daha doğru dürüst bölüm derslerimi bile almamışken böyle bir yola çıktım. Okulu bitirene kadar da devam ettim. Okul bitti yine devam ettim. 5.sınıfta elime aldığım çocuklar liseye başladılar. Henüz 23 yaşında olmama ve mesleğe yeni atanmama rağmen geriye dönüp baktığımda o kadar fazla öğrenci biriktirdiğimi görüyorum ki.. o kadar fazla hayat, umut, gelecek..

    Kendim için söylemiyorum. Bu meslek gerçekten gönül işi. Ben gönülsüz başladım. Ama şu an kendim için çok doğru bir meslek bulduğuma inanıyorum.

    Bizler birer gelecek yetiştiriyoruz. Bu meslek para için yapılmaz. Kendimi devlete atacağım, garanti meslek diye düşünüp hiç yapılmaz. Elimizin altında yatan gerçeğin farkında mısınız? Her bir nesil ve gelecekten bahsediyorum. Öğretmenlerin de bu gelecekte çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum ve hatta düşündüğümden de fazlasını düşünüyorum.

    4 yıl boyunca sadece okula gidip geliyorsunuz. En azından birçok öğrenci öyle yapıyor. Arkadaşlar bu meslek gerçekten okulda öğrenilmiyor. Hatta okulun bana göre katkısı bile düşük. Çok cüzi miktarlarda özel ders verebilirsiniz. Para için değil de öğrenci kazanmak olarak bakın buna. Ne kadar fazla öğrenciniz olursa mesleği ve altında yatan gerçekleri daha iyi anlıyorsunuz. Mesleğin önemini kavrıyorsunuz. Yahu bakış açınız bile değişiyor.

    Bu meslek içinde olan çok boş insan var kimse kusura bakmasın. Hayatında tek kitap okumamış insan edebiyat okuyor, Türkçe öğretmenliği okuyor. Adamın matematik neti 1 ama kalkıp matematik bölümüne gidiyor.
    Bu neden? Kendi hayatım için meslek kazanacağım diye düşünürken neden bir gelecek yakıyorsunuz?

    Ha kimisi böyle geliyor ve gerçekten işinde çok iyi oluyor, çabalıyor. Peki ya çabalamayanlar?

    Düşüncelerime katılmak zorunda değilsiniz. Ama ben anladım ki bu meslek her konuda bilgi istiyor. Sadece kendi bölümün için değil, okuyacaksın, öğreneceksin, kültürleneceksin. Çocukların soruları asla bitmez. Küçük çocuklar annesini ya da babasını değil de öğretmenini daha fazla rol model alırlar. Onun bilgisini kıskanırlar, onun gibi olmak isterler.

    Bazı meslekler ruh ister. Gerçekten öyle..
    Artık öğretmenler olarak sistem o bu şu diye yakınmayı bırakalım da ne kadar öğrencinin geleceğine dokunabilirim diye düşünelim. Aman bir öğrenci diyip geçmeyelim. 15’inden 15’ine ne de olsa maaşım yatıyor demeyelim.
    Yeri geldiğinde tabi eleştireceğiz tabi sesimizi çıkaracağız. Ama son zamanlarda kendini çok fazla salan öğretmen görüyorum. Ya siyasi görüşü sebebiyle ya da sistem değişmeleri vs..

    Ben her zaman diyorum. Ölümsüz olmak istiyorum! Öldükten sonra bile arkamda bıraktığım o güzel mirasım beni yaşatsın istiyorum!
    Bana ne kadar iyi öğretmensin filan falan cümleleri kurmayın. (İçeriğinde olan anlama bakın.)

    Sadece burada çok fazla bu meslek adaylarından olduğu için azıcık bile olsa farkındalık yaratmak için yazıyorum. Belki birinin ruhuna işler diyorum.
    Bir kişi bir kişidir! Asla yabana atamam. :)
  • Yüzüne ölü yılanla vurulduğu gün, "Niklas bana neden bu kadar kötü davranıyor?" diye sormuştu, ben "Seni seviyor da ondan. Ama nasıl göstereceğini bilemiyor işte," deyince de parmağıyla akan yaşlarını silip, "Ben de onu seviyorum ama onu böyle korkutmuyorum," diye çaresizce isyan etmişti.
    J. A. Redmerski
    Sayfa 275 - Victor Faust
  • Yayin akisi
    19.03 dip 5. Bölüm
    19.55 besiktas maçı
    22.00 maç sonu yorumları
    23.15 dip 5. Bölüm devamı

    23.55 istiklal marşı ve kapanış.
  • Bu ülkenin yönetimini ele alacağız.
    Bu size kalıplaşmış bir hayal gibi mi geliyor?
    Ben bunu yapacağım.