Allah âyet-i kerimede “doğrusu insan (hem kendi nefsine hem de diğer insanlara karşı) çok zalim, (rabbine karşı ise) çok nankördür”413 buyurur. En edepsiz, en terbiyesiz, en nankör insan; rabbine itiraz eden, rabbinin işini, emrini, hükmünü, rahmetini, affını, mağfiretini, ikramını beğenmeyen, kabul edemeyen insandır. Kendisine devamlı ikramda bulunduğumuz hâlde bize sürekli nankörlük yapan birini sevebilir miyiz? -Tabi ki sevemeyiz. Rabbimizi kendi üzerimizden tanımamız lazım. Biz, bize nankörlük yapanları sevmediğimiz gibi Allah da nankörleri sevmez.414 Nasıl ki insan birinin sevgisini kaybettiğinde beraberin de o kişiyi de kaybediyorsa kul da rabbinin sevgisini kaybettiğinde rabbini kaybetmiş olur. İşte, Allah’ın şirki neden affetmediğini herkes kendi üzerinden bir âyet olarak bu şekilde okuyup rahatlıkla anlayabilir.
Sayfa 387·Kitabı okuyor
Çiçeklerin Dili
Bez torbanın içinden sahip olduğum tek elbiseyi çıkarıp silkeledim. Hızla üzerimi değiştirip elbiseyi başımdan geçirdim. Siyah koton elbisenin belinde, yine aynı kumaştan incecik bir kemer vardı. Ayağıma kırmızı, topuksuz ayakkabılarımı giydim ve boynuma, Elizabeth’in bana verdiği ve Hazel’ın da oynamayı çok sevdiği kristal kolyeyi taktım. Kısa saçlarımı parmaklarımla tararken yeniden pencereye döndüm. Verandanın alt basamağına inen Elizabeth, bebek arabasının frenini indirdi ve gölgelik kısmını açtı. Hazel gözlerini kısarak güneşe baktı. Ardından bakışları su deposuna kaydı. Ben de üçüncü kat penceresinden ona el salladım. Gülümsedi ve onu arabadan almamı ister gibi kollarını kaldırdı. Elizabeth, Hazel’ı almak için eğildi. Bebeği kalçasına yerleştirdikten sonra arabadan bir şey çıkardı ve görebilmem için yukarı kaldırdı. Bu, uğur böceği biçiminde küçük bir sırt çantasıydı. İçinde Hazel’ın pijamaları, bezleri ve yedek kıyafetleri olduğunu biliyordum. Elizabeth’in yüzünde hem sevinç hem de kararlılık vardı. Benim yüzümdeki ifadenin de aynı olduğunu hissediyordum. Kızıma bakınca içimi, daha önce hiç tatmadığım bir sevgi doldurdu. Grant’in bana gül bahçesinde söylediklerini hatırladım. Yosunun kökü olmadığı gibi, anne sevgisi de birden ortaya çıkabiliyordu. Belki de kızımı büyütmeye uygun olmadığımı düşünmekte yanılmıştım. Belki de kimsesiz, istenmeyen ve sevilmeyen biri bile, herkes gibi gönülden sevebilirdi. Bu gece kızım ilk kez benimle kalacaktı. Birlikte kitap okuyacak, salıncaklı sandalyede sallanacaktık. Sonra uyumaya çalışacaktık. Hazel belki biraz korkacaktı, her şey bana da fazla gelecekti ama vazgeçmeyecektik. Her hafta yeniden deneyecek, birbirimize alışacaktık. Zamanla birbirimizi tanıyacak, onu bir annenin kızını sevdiği gibi, kusursuz olmasa da sonsuz bir
Sayfa 414·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Friedrich Nietzsche
414. Kadınlar nefret ettiğinde.— Nefretin söz konusu olduğu durumlarda, kadınlar erkeklerden daha tehlikelidir; çünkü, birincisi, kadınlar, düşmanlık duyguları bir kez uyandı mı hiçbir adalet kaygısı tarafından dizginlenmezler, tersine nefretlerinin hiçbir müdahale olmaksızın nihai sınırlarına kadar kabarmasına izin verirler ve ikinci olarak, çünkü kadınlar (her insanın ve her tarafın sahip olduğu) hassas bölgeleri bulmakta ve bıçaklarını oralara saplamakta ustadırlar ki onların hançer keskinliğindeki zekâsı bu amaca mükemmel biçimde hizmet eder (oysa erkekler yaraları gördüğünde geri çekilirler ve çoğu zaman bağışlayıcı ve uzlaşmacı olma eğilimindedirler).
Felsefe
Murakabede Üçüncü Makam
Seleften birisi de şöyle demiştir: “Bir kul, dünyanın ilk gününden kıyamete kadar, Allah'a itaat ve ibadet üzere devamlı amel etse bile; kıyamet günü, gördüğü sarsıntı ve dehşet karşısında bunca amelini çok az ve yetersiz bulur.” (sf. 414) ................. Şüphesiz mahlukatla ölüm ve cennete giriş arasında yüz binlerce musibet ve korku vardır. Her bir korku, ölüm acısını binlerce kat artırmaktadır. Kul, bütün bu korkulardan ancak İlâhî rahmetle kurtulabilir. Şu hâlde kul, kendisini bu korkulardan kurtaracak yüz binlerce rahmete muhtaçtır. Bu rahmet, onun dünyadaki güzel amellerine karşılık olarak bahşedilir. Çünkü her güzel ve salih amel, bir rahmetin zuhur ve tecellisine sebep olur. Her işinde hikmet sahibi olan Allah’ın hikmeti böyle tecelli etmekte, sonsuz rahmet sahibi Mevla’nın taksim ve tedbiri böyle meydana gelmektedir. Çünkü salih ameller; sevap almak ve hayır karşılık için birer yoldur. Bütün güzel hâl ve hasletler, kul için kurtuluş olan rahmetten kaynaklanmaktadır. Her salih amele bir sevap tayin edilmiştir. Cenab-ı Hak onun ilk meyvelerini dünyada vermektedir. Kuluna dünyada güzel lütuf ve inayette bulunması, yarın ahirette de, rahmet ve fazlıyla nimetini tamamlaması, Aziz ve Alim olan Allah’ın bir takdiridir. Nitekim, ayeti kerimede: “İyiliğin karşılığı ancak iyiliktir." [Rahman 55/60] buyrulmuştur. Ayete şu mana verilmiştir: “Allah Teala demek istiyor ki: “Kendilerine tevhid inancını ve anlayışını ihsan ettiklerimizin karşılığı ancak cennettir." Alimlerden birisi demiştir ki: “Lâ İlâhe illallah” kelime-i tevhidinin karşılığı, Allah Teala’nın cemaline nazar etmekten başkası değildir. Cennet ise, salih amellerin karşılığıdır....... (sf. 415)
Sayfa 414-415, Semerkand Yayıncılık, 2. Baskı, Aralık 2003 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okudu
1992’de, okul müdürleri tarafından bekâret muayenesinden geçirilmesi istenen İki lise öğrencisinin kendilerini öldürme­siyle, konu hem ülke genelinde, hem de uluslararası arenada bir anda dikkatleri üzerine çekmiştir. İntihar eden kızlardan biri, ormanda erkeklerle piknik yaparken görüldükleri gerek­çesiyle dört arkadaşıyla birlikte bekâret muayenesine zorlan­mıştı (HRW, 1994: 3) Bu olayın ardından kadın kuruluşları­nın ve medyanın yarattığı onca eleştiri ve protestoya karşın, Eğitim Bakanlığı 1995’te idarecilere kız öğrencilerden bekâret muayenesi talep etme hakkını veren yönetmeliği çıkarmıştır (Seral, 2004: 413-414).Bu yönetmelikle “iffetsizlik,” kız öğ­rencilerin okuldan uzaklaştırılması için geçerli bir neden ola­rak kabul edilmiştir. İzmir Barosu’ndan bir grup avukat Eğitim Bakanlığı’na dava açarak yönetmeliğe kafa tutmuş, ama davayı kaybetmiştir. Böylece yönetmelik yürürlükte kalmıştır. 1998’de bekâret muayenesi gündemine damgayı, dönemin Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Işılay Saygırim gazeteci Neşe Düzel’le yaptığı röportaj sırasındaki açıklamaları vurmuştur. Işılay Saygın, kendisine son yıllarda bekâret muayenesine zorlanan kadın ve çocukların intihar etmesi konusu sorulduğunda insanın kanını donduran şu sözleri söylemiştir: “Bekâret kontrolü önemli bir önleyici konudur. Eğer bir genç kız kendisini bekâret kontrolü yüzünden öldürüyorsa, kendisini öldürmüş olur. Bu o kadar da önemli değil, sadece birkaç tane (kız). Erkeklerle böyle bir diyaloga girmelerine izin vermeyin"
Sayfa 17
Resûlullah [sallallahu aleyhi vesellem] şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlunun ancak üç şeyde hakkı vardır: Belini doğrultacak kadar yemek, avret yerlerini örtecek kadar elbise ve kendisini barındıracak bir ev! Bundan fazlasının hesabı vardır." Tirmizî, Zühd, 30 (nr. 2512); Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/62; Bezzâr, el-Müsned, nr. 414; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliyâ, 1/61; Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, nr. 147.
Sayfa 177 - Cilt 4·Kitabı okudu