• 200 syf.
    ·2 günde·5/10 puan
    Anlatım Sanatı kitabını alırken bu kitabı da ilgimi çekmişti. Anlatım Sanatı'nın ardından bunu okudum.

    Kitabın Kısa Özeti:
    Emin Özdemir bu kitabında güzel ve etkili konuşma, konuşmayı etkileyen etmenler, sesimizi kullanmak, ses dizgesi, doğallık, konuşmacılık, konu seçimi, planlama, sunum, konuşma türleri gibi konulara değinmiş.

    Kitabın Dili ve Kurgusuna Dair Yorum:
    Anlatım Sanatı'ndaki gibi sade bir anlatımı vardı. Konular aynı şekilde detay ve temel bilgilerden genele doğru ilerlemiş. Kolay anlaşılabilir ve takip edilebilir bir yapısı vardı.

    Kitaba Dair Genel Deneyim:
    Kitap konuları direkt konuşmacılık odaklı ele almış. Yine de herkesin okuduğunda kullanabileceği, kendini geliştirebileceği detaylar mevcut. Yine de konu diksiyon ve konuşma olduğunda önereceğim kitaplar arasında değil. Ebubekir Eraslan'ın kitabı bu anlamda tavsiye edilir.

    Kitaplara dair videolar ve daha fazlası için; http://www.youtube.com/c/Toykalem
  • 129 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10 puan
    Eser Sokrates, Gorgias, Polos ve Kallikles'in, söz söyleme sanatı olarak tanımlanan retorik konusu üzerinde tartıştığı uzun bir diyalogdan oluşuyor. Gorgias ve yandaşları mutlu olmanın yolunu insanları ikna etme sanatında görüyorlar. Yöneticileri, kralları örnek göstererek, bakın onlar ne kadar mutlu diyorlar. Fakat Sokrates esas mutluluğun, iyiliğin, kötünün ne olduğu üzerinde durarak konuyu ahlaki yönden ele alıyor. Güzel ve etkili konuşan bir hatipin her zaman haklı olup olmadığı, doğruyu konuşup konuşmadığı, bahsettiği şeyi bilip bilmediği üzerinde duruyor. Toplum içerisinde siyasi çıkar gözeterek konuşma yapan insanlara yönelik eleştirel bir bakış açısı var. Neticede konuyu öyle bir mantık örgüsüyle bağlıyor ki, retorik sanatının dalkavukluk ve pohpohlama sanatı olduğunu savunuyor. Eserde sadece retorik konusunun işlendiğini söylersek bir şeyler eksik kalır; mutluluk, erdem, iyilik, kötülük, insan ruhu, özgürlük, doğa hali, düzen, yasa ve bir çok insani değer üzerinde de duruluyor. Ayrıca Sokrates diyalektik nedir ve nasıl yapılır dersini de veriyor okurlara. İyi okumalar...
  • 701 syf.
    ·3 günde
    Sevgili Dost,

    Baştan çıkarma sanatı deyince ilk aklımıza gelen karşı cinsi baştan çıkarma gibi gelebilir ama bu kitap sadece bunu anlatmıyor özellikle iletişim çağında olduğumuzu ve karşılıklı başarılı iletişim ve sonucunda ikna edebilmenin yolunu yöntemini bölümler halinde anlatmaktadır.

    Kitabı genel olarak bölüm bölüm anlatacağım. Ancak bu tür kitapları çok faydalı bulmadığımı ve genelde aynı tip söylemlerin olduğunu düşündüğümü söylemek istiyorum. Ama bu alanda her okunan kitap özellikle benim gibi pazarlama, nöropazarlama, iletişim alanında akademik çalışanlar için farklı bakış açıları ve olaylara farklı bakış açısıyla bakmayı sağladığını söylemek isterim.

    Birinci bölümde iknanın en önemli etkisinin karakteristik yapı kaynaklı olduğunu özellikle ses tonu, fiziksel durum, göz teması kurmak, konuşma şekli gibi unsurların etkili olduğunu, karakteristik yapının sadece doğuştan bir üstünlük olmadığını bunun zamanla değiştirilip geliştirebildiğini örneklerle anlatmaktadır.

    İkinci bölümde ise, baştan çıkarmak için gizemli olunması gerektiğini, gizemli insanların karşısındakini duygusal olarak etkilediğini, ifade etmiştir. Gizemli anlatım ve ses tonunu bu şekilde ayarlamanın anlatımının ikna gücünü arttırdığını karşısında ilgi uyandırdığını anlatmıştır.

    Üçüncü bölümde ise insanların kendilerine yakın benzer özellikteki bireylerle daha yakın ilişki içinde olduklarını ifade etmiş bu nedenle iletişimde karşındaki insanla benzerliklerini ön plana çıkarıp ortak hareket etme eylemi içine çekebilinmesi gerektiğini ifade etmiştir.

    Dördün bölümde, baştan çıkarmak için karşısındaki insanın davranışlarını ve duygu durumlarını taklit etmesi gerekir. karşısındaki kişinin duygusal durumuna benzer, beden dili ve davranışa uygun davranıp bunu da aynalama yöntemiyle yapmasının etkili olacağını ileri sürmüştür.Konuşma sırasında özellikle karşındaki kişinin varmak istediği hedefi ve kullandığı anlatı şeklini iyi tanımlayıp hedefe varma yolunda ona yardımcı olmak ve desteklemek bu hedefe ulaşma güdüsünü destekleyecek açıklamalarda bulunmak karşıdakinin size değişimini olumlu getirecektir.

    Beşinci bölüm ilişkiler ve iletişim canlı tutulması gerekir, durağan ve aynı faaliyetler aynı kelimelerle kurulan iletişim ve ilişki bir yerden sonra kopmaya ve bozulmaya mahkumdur. eğer karşınızdaki kişi sıkılırsa onu etki altına almanız mümkün değildir. beynimizdeki dopamin seviyesini arttıran heyecan uyandıran ilgiyi azaltmayan aktiviteler yapmak gerektiğini ileri sürmektedir.
    Altıncı bölümde kişilerin çocukluklarında ailesi ile kurdukları ilişkiler yetişkin olduklarında onları etkilediğini söylemektedir.Bu konuda önemli çalışmaları olan Sigmund Freud insanların çocukluk döneminde yaşadığı ilişkinin çok önemli olduğunu ileri sürmüştür. Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını düzenli olarak aileleri tarafından karşılanan bebekler yetişkin olduklarında daha duyarlı, daha güvenli ve daha bağlı ilişki yapısına sahip olduklarını söylemektedir.

    Yedinci bölümde ise, yoğun bir duygu sarmalındaki insanların mantıklı karar veremediklerini ve duygularla mantığın ters oranlı olduğunu kısa duygusal yönden maksimum olduğunda kişinin mantık yönünden minimize olduğu ve mantıklı karar veremediklerini bildirmiştir. Yapılan araştırmalarda göstermedir ki gerçek hayatta insanları kandırmak isteyen kişilerin öncelikle onların duygularına hitap ettiklerini ve bu şekilde kolayca kurbanlarını manipüle ettiklerini göstermektedir.

    Sekizinci bölümde, karşınızdaki kişiye direk emirlerden ziyade onuda sürece katan, onun ne istediğini anlayamaya çalışan ve bu isteklerini kullanarak ona kendi istediklerini yaptırmaya çalıştırmanın daha başarılı olduğunu ileri sürmektedir.İnsanın doğası emir almaya uygun değildir. emir yerine açıklı uçlu net konuşmak gerekir.

    Genel olarak kitap bildiğimiz konuları güzel örneklerle anlatmakta olup bizlere bazı yerlerde güzel ip uçları vermektedir. Bu anlamda bu kitabı sadece iyi iletişim ve başarılı bir ikna etme yolunda yol gösterici olarak okumak gerekir.

    İyi okumalar.
  • 296 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10 puan
    Olayın Özeti
    Sinekli Bakkal, Abdulhamit devri İstanbul’unun kenar mahallelerinden birisidir. Bir geçitten çok bir toplantı yeri gibidir. Bu sokakta oturanlardan biri mahalle imamıdır. Onun kızı, Emine ise babasının istemesine rağmen Kız Tevfik denilen bir halk sanatçısı ile evlenir. Tevfik; orta oyunu, karagöz gibi şeylerle vakit geçirir. Ayrıca Emine ve Tevfik’le birlikte, sokaktaki İstanbul bakkaliyesini işletmektedir. Bir süre sonra Tevfik ile Emine tartışırlar ve ayrılırlar. Tevfik yaptığı şaklabanlıklar yüzünden sürülür. Ancak Emine hamiledir, Rabia isimli bir kızları dünyaya gelir. Emine’nin Babası Rabia’nın dedesi olan imam ise Rabia’yı biraz büyüyünce hafız yapar. Mahallenin bir de kibar konağı vardır: Selim Paşa Konağı. Bu konak çok güzeldir. Selim Paşanın Hanımı dünyanın tadına varmış, yaşlandıkça ölüm korkularına kapılmıştır. Ve teselliyi nerede bulacağını şaşırmış bir kadındır. Selim Paşa ise Padişahın dostlarından ve Zaptiye Nazırı idi. Oğlu Hilmi ise babasının aksine Jön Türklerle ilgisi olan bir ihtilalcidir. Büyüklük peşinde bir hayal adamı. Konağa giren çıkan pek çoktur. Peregrini adında ki bir İtalyan piyanist Vehbi Dede adında bir Mevlevî bunların başında gelir. Rabia mevlit ve kuran okumaktaki şöhreti ile Selim Paşa konağında durmaya başlar. Peregrini’yi orada tanır. Vehbi dededen musiki dersleri, alır. Rabia biraz büyüdüğünde Hiç görmediği babası Tevfik sürgünden dönmüştür. Rabia annesi ile babası arasında tercih yapmak zorunda kalmış ve Babası Tevfik’i seçmiştir. Bunun üzerine Emine Rabia’ya çok kızmış her namazdan sonra beddua etmeye başlamıştır. Rabia Babasına bakkalda ve karagöz oyunlarında yardım etmekte Mahallenin cücesi olan Rakım Amcası ile beraber hep beraber güzel vakit geçirmektedir. Fakat Tevfik’in kadın kılığına girip Selim Paşanın oğlu Hilmi için Fransa’dan gelen yabancı evrakları feslilerin giremeyeceği Fransız Postanesine gidip alması esnasında yakalanması ile, Tevfik, zaptiye dairesinde “göz patlatan Hakkı” adında ki zorbanın sıkı işkenceleri ile sorguya çekilmiştir. Gene de Hilmi’nin adını vermez sürgüne yollanır. İş anlaşıldığı için Paşanın oğlu Hilmi de Selim Paşanın emri ile sürgüne Şama sürülecektir.
    Tevfik yokken Rabia Rakım Amcanın yardımı ile dükkanı idare eder. Vehbi Dede ve Peregrini de kendisine arkadaşlık ederler. Ama babası sürgüne yollandığından sonra bir daha Selim paşa konağına ayak basmaz. Konakta pek sevdiği bir Cariye vardır: Kanarya Hanım. Çerkez asıllı olan Kanarya Hanım da aslında evlenip çırak çıkmıştır. Rabia, Ramazanlarda camileri gezer mukabele okur ara sıra mevlitlere çağrılır. Şehzade Nihat Efendisinin yalısında da Mevlit okumaya davet edilir. Rabia yalıya gittiğinde iç salonun kapıları açılarak sinekli bakkal mescidinin büyük bir toplantı yeri haline getirildiğini görür. Renkli Papatya başlarına benzeyen yüzlerce başörtülü kadın dinleyicisi vardır. Bu duygulu kalabalığa yanık ve dokunaklı sesi ile mevlit okuduktan sonra salonun sonunda çok güzel bir mermer heykele benzeyen sarışın bir kadın görür. Bu kanarya Hanımdır. İki eski dost çığlık çığlığa birbirlilerinin boynuna atılırlar. Peregrini Rabia’nın okuduğu mevlide hayrandır. Karakterine, olgunluğuna hayrandır. Sonunda, önerisini Vehbi dedeye açar. Onunda uygun bulması üzerine Rabia ile evlenmek için dinini değiştirir. Osman adını alır. Vehbi dede de, onu kızı gibi sevmektedir. İmam da Emine de öldüğünden Osman’la Rabia Evi onarırlar. Dükkanın üstüne yerleşirler. Rabia’nın gebeliği çok sıkıntılı geçer. Sonunda İstanbul’da ilk defa yapılan bir sezeryan ameliyatı ile kurtulur. Bir oğlu olur. Bu mutlu olayı izleyen yıllarda 1908 meşrutiyeti gelir. Sürgünler yerlerine dönerler. Geri dönenler arasında Tevfik de vardır. Rabia, Osman Rakım Amca , Mahallenin Kibar tulumbacısı, Sabit Beyağabey , Bütün sinekli bakkal onu karşılamaya giderler. Vakti ile Padişah haini diye sille tokat İstanbul’dan sürülenlerin hepsi, şimdi birer Hürriyet kahramanı olarak dönmektedir. Tevfik’in bu siyasi görüşlerle ilişiği yoktur. Vapur rıhtımına yanaşıpta sürgünler çıkınca karşılama törenleri başlar. Sabit Beyağabey bir emir verince sinekli bakkal takımı Tevfik’in bile ürkütüp saklanacak yer aratan bir coşku ile gösterilerine başlar. Sinekli bakkal delikanlıları Şişmanca bir adamı omuzlarına alırlar. Vehbi Dede ile Osman Tevfik’in Koluna girer ve ona bir torunu olduğunu haber verirler.
    2. Kişiler (Şahıs Kadrosu)
    a. Asıl Kişiler
    RABİA: Çocukluğu dedesi İmam ve annesi Emine’nin terbiyesinde geçmiştir. Çocukluğunu yaşayamamıştır. Dedesi tarafından sürekli olarak cehennem tasvirleriyle büyütülmüştür; mektebe göndermemiş eğitimini kendisi vermiştir. İstanbul’un en küçük, fakat üslubuyla ve sesiyle en meşhur hafızı olmuştur. On bir-on iki yaşlarında Vehbi Dede’den ders almaya başlar. Alaturka pek çok şarkıyı da güzel bir şekilde söyleyebilmektedir. Babasıyla kalmaya başladıktan sonra ise neşeli ve sanatkâr yönü daha baskın bir şekilde ortaya çıkmıştır; bu kişiliğine de yansımıştır. Emine’nin kızıdır.
    PEREGRİNİ=OSMAN: Peregrini,Garp müziğinin üstadı olan,kulağı çok hassas bir müzik hocası. Dindar bir Katolik; dinin haricinde hiçbir şeye boyun eğmeyen ve eğenleri de anlamayan birisi. Gençlik döneminde ise zevklerin hepsini tatmış olarak,yirmi dört yaşında manastıra çekilir. Buradan usanınca dinini bırakarak tekrar dünya hayatına döner. Daha sonra Osmanlı milliyetine geçer,ismini değiştirir ve müzik hocalığı yapmaya başlar.
    b. Yardımcı Kişiler
    İMAM HACI İLHAMİ EFENDİ: Mahallenin imamı.
    VEHBİ DEDE: Dini, ama bilhassa tasavvufu temsil ediyor. O,romanın hemen hemen her anında karşımıza çözüm olarak çıkıyor. Rabia onun sayesinde yumuşayıp, kendini her yönde geliştirir. Peregrini’nin Osman’a dönmesinde alt yapı olarak onun katkısı çok büyüktür.
    TEVFİK=KIZ TEVFİK: Karagöz ve Ortaoyunu sanatçısı. Rabia’nın babası.
    EMİNE: İmam’ın kızı, Tevfik’in karısı ve Rabia’nın annesi.
    SELİM PAŞA: Hükümdarın Zaptiye Nazırı.
    SABİHA HANIM: Selim Paşa’nın karısı.
    HİLMİ: Selim Paşa ile Sabiha Hanım’ın oğlu. Jön Türk. Genç ve devrimci aydınları temsil ediyor.
    RAKIM AMCA=CÜCE: Tevfik’in oyuncu arkadaşlarından.
    BİLAL: Rumelili Bahçıvan Ramazan Ağa’nın yeğeni.
    TULUMBACI BAŞI SABİT BEYAĞABEY: Mahallenin Tulumbacı başlarından en hatırı sayılırı.
    ÇİNGENE PENBE: Batıl inançları çok olan bir çingene.
    KANARYA: Sabiha Hanım’ın alıp yetiştirdiği bir güzel Çerkes kızı.
    NEJAT BEY: Padişahın yeğeni.
    SAFVET BEY: İkinci Mabeyinci. Hiç evlenmemiş. Yeğenlerini büyütüp, eğitimini sağlamış. İnsanlara iyilik yapan biri.
    DÜRNEV: Selim Paşa’ların gelini
    GALİP: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından.
    ŞEVKİ: Hilmi’nin Jön Türk arkadaşlarından.
    ZATİ BEY: Dahiliye Nazırı.
    BAYRAM AĞA: Selim Paşa’nın bahçıvanı. Otoriter.
    BEHİRE HANIM: Safvet Bey’in kız kardeşinin kızı.
    ARİF: Safvet Bey’in yetim yeğeni.
    MUAVİN RANA BEY: Selim Paşa’nın yardımcısı.
    GÖZPATLATAN MUZAFFER: Tehlikeli, siyasi sanıkları sorgulamayla memur. Yardımsever, vazifesini yerine getiren bir adam imajı var.
    MİSİS HOPKİNS: Robert Koleji’nin İngilizce hocasının madamı. Kanarya’nın arkadaşı.
    EBE ZEHRA HANIM: Mahallenin ebesi.
    KÂHYA ŞÜKRİYE HANIM: Sabiha Hanım’ın kâhyası. Konaktaki her şeyi hanımına haber veren, kendisine verilen görevleri yapan biri.
    UŞAK ŞEVKET AĞA: Selim Paşa’nın uşağı. On beş yıldır Paşa’ya hizmet ediyor.
    ESKİCİ FEHMİ EFENDİ: Mahallenin muhafazakar kısmını idare ediyor.
    BEKÇİ RAMAZAN AĞA: Sinekli Bakkal bekçisi.
    DOKTOR KASIM: Dahiliyeci. Rabia’nın doktorlarından.
    DOKTOR SALİM: Jinekolog. Rabia’nın doktoru. İlk sezeryan uygulayacağı hastası olduğu için Rabia ile çok ilgilenir.
    İKBAL HANIM: İkinci Mabeyinci Safvet Beyin sütninesi ve yalının hanımı.
    ELENİ: Osman’ın aşçısı.
    BAKKAL MUSTAFA EFENDİ: İstanbul Bakkaliyesi’nin sahibi,Tevfik’in dayısı.
    MİHRİ: Selim Paşa’nın kızı.

    3. Olayın Geçtiği Mekânlar
    a. Mekânlar ve Bu Mekânların Özellikleri
    Mekan bütün olarak İstanbul’dur. Ama romanın esas mekanı Sinekli Bakkal sokağı ve mahallesidir.

    4. Zaman
    II.Abdülhamit zamanında geçiyor.
    a. Kronolojik Zaman
    Ortalama 1870-1908 yılları arasında geçiyor.

    5. Anlatıcının Bakış Açısı
    a. Hakim (ilahî) Bakış Açısı
    Romanda “hakim bakış açısı” vardır. Fakat yazar, anlatımda yazar olduğunu hissettirmemiştir.

    6. Dil ve Anlatım Özellikleri
    a. Anlatım Türleri
    Coşku ve heyecana bağlı anlatım vardır.

    b. Dil ve Üslup özellikleri
    Halide Edip’in hayatını incelediğimizde üslupçu olmadığını görürüz. Cümle yapısı genelde eleştirilmiştir. Kendisiyle yapılan röportajlarda ise yazı yazmayı gaye için değil yazmayı sevdiği için yazmıştır ve pek düzeltme yapmadığını söylemiştir.

    7. Romanın Türü
    a. Sosyal Roman
    Toplumsal sorunlan işleyen romanlar bu gruba girer.
    Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanı töre romanıdır. Bu romanda bir dönem Türk toplumunun gelenek görenekleri üzerinde durulmuştur.

    8.Romanın Konu ve Teması
    Konu: İstanbul’un Sinekli Bakkal mahallesinin Sinekli Bakkal sokağında doğup büyüyüp evlenen Rabia adlı bir hafız kızının ve çevresindekilerin hayatıdır.
    Tema: Rabia’nın hayatı ve dönemin şartları, evlilikle sonuçlanan Rabia ile Peregrini ilişkisi ve fakir Sinekli Bakkal mahallesiyle yozlaşmış saray çevresidir.

    C. Yazarın Hayatı, Sanatı ve Eserleri Hakkında Kısa Bilgi
    1882′de İstanbul’da doğdu. 9 Ocak 1964’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. 1901′de Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde mezun oldu. Öğretmenleri arasında Rıza Tevfik Bölükbaşı ile sonradan evlendiği ve ilk kocası olan Salih Zeki de vardı. İlk yazıları “Halide Salih” takma adıyla Tanin gazetesinde yayınlandı. Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Gerek bu çalışmaları, gerekse müfettişliği sırasında İstanbul semtlerini dolaşması, ona çeşitli kesimlerden insanları tanıma fırsatını verdi. Gericilerin tepkisinden çekindiği için 31 Mart Olayı’nda çocuklarıyla birlikte Mısır’a gitti. Ayaklanmanın bastırılmasından sonra yurda döndü. 1909′dan sonra öğretmenlik, müfettişlik yaptı. Kadınların toplumsal yaşama katılması ve eğitilmesi için çalışan Teâli-i Nisvan Cemiyeti’ni kurdu. 1912’de kurulan Türk Ocağı’na katıldı. 1919′da Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı. Aynı yıl İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgal edilmesini protesto için Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen mitingde yaptığı etkili konuşma büyük yankı uyandırdı. Hakkında soruşturma açılınca, 1917′de evlendiği ikinci eşi Adnan Adıvar birlikte Anadolu’ya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katıldı. Çeşitli cepheleri dolaştı, Mehmetçiklere moral ve destek verdi. Kendisine önce onbaşı, sonra da üstçavuş rütbesi verildi.

    1917’de Adnan Adıvar ile birlikte yurtdışına çıktı. Fransa ve İngiltere’de yaşadı. Amerika’da Columbia Üniversitesi, Hindistan’da Delhi İslam Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak dersler verdi. 1939’da Türkiye’ye döndü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı oldu. 1950’de milletvekili seçildi. 4 yıl sonra tekrar üniversiteye döndü. Ölümüne kadar kürsü başkanlığı görevini sürdürdü. 1910′da yayınlanan ilk romanı “Seviye Talip” ile 1911′de yayınlanan ilk öykü kitabı “Harap Mabetler” edebiyat çevrelerinde ilgiyle karşılandı. Romanlarının kadınları, Batılı bir anlayışla idealize edilmiş, güçlü ve kültürlü kadınlardı. Kahramanlarının kişiliklerine, ruh yapılarına ve davranışlarına önem vererek bu özelliğiyle Türk romanında yeni bir adım attı. Kurtuluş Savaşı döneminde ulusçu, milli duyguları öne çıkaran roman veöyküler kaleme aldı. “Yeni Turan”, “”Ateşten Gömlek” ve “Vurun *****ye” bu dönemin eserleridir. En tanınmış romanı “Sinekli Bakkal” yazarlığında olgunluk dönemini gösterir. Bu romanda Sinekli Bakkal mahallesinde yaşayan insanlar, aydınlar ve saray çevresi gibi 2′nci Abdülhamit döneminin farklı toplum kesimleri canlandırılır. Bu romanın yazıldığı yıllarda Türkiye bağımsız ve Batı yanlısı bir ülke olmayı tercih etmişti. Bir yandan da Tanzimattan beri süren Batı-Doğu çatışmasından kurtulamamıştı. Halide Edip, “Sinekli Bakkal”da Doğu’nun değerlerini bulup çıkarmak, Batı’nın karşısına koymak amacındadır. Roman “roman yanıyla zayıf olmakla” eleştirildi. Halide Edip’in ingilizce yazılmış incelemeleri de var.
  • Elif
    Elif Etkili ve Başarılı Konuşma Sanatı'ı inceledi.
    176 syf.
    Konuşma Tarifi
    Malzemeler
    *Bir tutam gülücük
    *İyice ayıklanmış 10-15 espri
    *Güzel bir ses tonu
    *İki kaşık soru
    ...
    Lise yıllarından itibaren ihtiyaç duyacağınız bir kitap.