• Beynime hafızamdan asla silip atamayacağım görüntüler kazındı. Bebeklerinden ayrılan anneler. Ölümler. Yıkımlar. Katledilen insanlar. Insan ruhunun ne kadar çirkin, ama aynı zamanda ne kadar güzel olabileceğini gördüm. Dizi sıyrılan küçük çocuğun annesine sarılışıni izledik. Orada pek fazla mutlu son yoktu. Ve o insanları kurtaramamış olmam beni hâlâ kahrediyor. Onların fotoğrafını çekmekten başka birşey yapamadım. Devam etmemi sağlayan tek şey, ben oradan ayrıldıktan sonra ne olursa olsun asla unitulmayacagini biliyor olmamdi. Alexin duvarında time ve newsweek dergilerinin çerçevelenmiş kapaklarını gördüğümü hatırladım. Yaptığın işte çok iyiydin dedim.
  • "Medya, evliliği ve çocuk doğurmayı otuzlarına ya da daha ileri yaşlara kadar erteleyen kadın profesyonellerin geriye bakıp ne kadar büyük bir hata yaptıklarını fark ettikleri teorisini ileriye taşımaya başlayınca, kariyer sahibi kadınlar feminizme açılan savaşın ilk hedefi oldular. Harvard ve Yale üniversiteleri tarafından yürütülen bir evlilik araştırmasından cımbızladıkları yanlış verileri kullanarak medya, 1980’lerde “erkek kıtlığı” krizi olduğunu ileri sürdü. 1986 yılında Newsweek dergisi, otuzlu yaşlarında bekâr bir kadının “teröristlerce öldürülmesi” olasılığının evlenme olasılığından daha yüksek olduğunu ileri sürecek kadar işi ileriye götürdü."
  • Nobel adayı Sinanoğ­lu mu?" Heyecanla döndü, "Zekâsının Einstein'la eşit oldu­ğu saptanan Sinanoğlu? Atom Fiziği Teorisi'nin kuramcısı? Yüz senelik bilim tarihinin en genç profesörü demişlerdi, yir­mi dört yaşında mıydı neydi? Der Spiegel, Time, Newsweek, kıyamet kopmuştu!"
    Keyman, arkasına yaslandı, "Ta, kendisi!"
    Kadın, başını salladı, "Mucizeler Diyarı'nda mucize bit­miyor!" Gözleri nemlendi, "Tanrı aşkına anlatın, nasıl başar­dınız? Siz nasıl kırdınız bilgi tekelini?"
    "Türkçe'yle," dedi Sinanoğlu, çok basit bir işten bahsediyormuş gibi, "Ciddi söylüyorum, Türkçe'yle," diye vurguladı Türkçe, yeryüzünde eşi olmayan, harika bir dil! Sanki bir takım matematikçiler oturmuşlar, şöyle matematiksel yapısı olan, kurallı, düzgün bir dil icat edelim diyerek Türkçe'yi bulmuşlar! Bir dilin büyüklüğü matematiğe olan yakınlığı ile ölçülüyor," diye sürdürdü, "Ne kadar matematiğe yakınsa o dil, o kadar büyüktür. Türkçe böyle bir dil. Bir iddiamız vardı, Hüseyin'le benim, eğer matematik gibi olan anadilimizle bilim yapar, yanımıza bilgisayar teknolojisinin olanaklarını da alırsak, harikalar yaratırız diye. Bu iddiamızı gerçekleştirdik. Siz bize bakmayın," diye takıldı, "Biz, Türkçe'nin matematikselliği üzerine saatlerce konuşabiliriz!"
    Hatırlar mısınız, Mucizeler Diyarı'nın kuruluş günlerin de bir sloganımız vardı: 'Türkçe en büyük icadıdır Türklerin!' diye..."
    "Hatırlamaz mıyım?!" dedi Sinanoğlu, Fazıla Denktaş'a,
    Kadızade'ye döndü, "Hangi dil, 'solvophobic' gibi bir terimi
    'çözgen-iter kuvveti' diye bir nefeste anlatabilir? Ya da 'özişler' diye 'otomatic' kavramını hiç bilmeyene bile açıklayabilir? Terimlerin bilimsel karşılıkları kolayca türetmeye elverişli, mükemmel bir matematik dili Türkçe."
  • Gizemli yazar Jerome David Salinger’ın II. Dünya Savaşı’ndaki hizmetinden ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı nasıl yayımladığına kadar hayatından birçok ayrıntıyı anlatan ‘Salinger’ belgeseli, 33. İstanbul Film Festivali’nde gösterildi. Belgeselde, sıkıntılı kurguya rağmen, Salinger’a dair ilginç bilgiler var.

    Belgesel, Newsweek muhabirinin Salinger’ın fotoğrafını dört ay sonunda çekebilmeyi başarmasıyla başlıyor. Salinger bir gün postaneye gidiyor ve muhabir o anı fotoğraflıyor…

    Gizemli ve münzevi Salinger, 1965’te son öyküsünü yayımladıktan sonra New York’tan ayrılıp New Hampshire’da kendini dünyaya kapattı. Salinger’ın hayatı ve 1965’ten vefat ettiği 2010 yılına kadar yazıp yazmadığı, hep merak edildi. Çünkü 10 yılda yazdığı tahmin edilen ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ kitabı, 1951’de yayımlandığında tüm dünya Salinger’ı konuşmuştu.

    Şöhreti hiç sevmedi
    Salinger, ilk zamanlar tüm röportajları kabul etti; kendini gizlemedi. Ancak bir süre sonra kabuğuna çekilip dünya ile iletişimini kopardı. Bu sefer de bu tercihi yüzünden büyük bir merakın merkezine yerleşti. Belgesel işte bu merakın izlerini takip ediyor ancak teknik açıdan büyük kusurları bulunuyor. Zira Salinger hakkında konuşanların bilgisi belgeselde yok. Anılarını dinlediğimiz kişilerin kim olduğunu ancak araştırma yaptığımızda öğrenebiliyoruz.

    The Weinstein Company’nin hazırladığı belgeselin senaryosu ve yönetimi Shane Salerno’ya ait. Film için yaklaşık 150 kişiyle görüşülmüş ama filmde 25-30 kişiden Salinger’ı dinliyoruz. Edward Norton, John Cusack, Danny De Vito, Gore Vidal ve geçtiğimiz aylarda kaybettiğimiz Philip Seymour Hoffman, Salinger’ı anlatan tanıdık isimler arasında.

    Belgeselin bir diğer sıkıntılı yanı da kurgusu. Günümüz ve Salinger’ın yaşadığı yıllar arasındaki hızlı geçişler yüzünden izlerken hangi yıllarda olduğumuzu karıştırıyoruz. Belgesel tüm bu eksikliklerinin yanında Salinger’a dair farklı bilgiler sunuyor. Ama belgeselin en büyük iddiası olan Salinger’ın gizemini çözmek mevzusu maalesef yeterince karşılanmıyor.

    Savaştan çıkan edebiyat dehası
    II. Dünya Savaşı’na da gönüllü katılan Salinger, savaştan çok etkileniyor. Belgeselde geçen “Salinger’ı II. Dünya Savaşı yarattı” cümlesi savaşın yazar üzerindeki etkilerini harika bir şekilde ifade etmiş diyebiliriz.

    Normandiya Çıkartması sonrası Nazi Almanyasına yaptığı yolculuk Salinger’ın tüm yaşamını değiştiriyor. Onu tanıyanlar, Salinger’ın yanan insan kokusunun burnundan hiç gitmediğini söylediğini anlatıyor. Hatta, Dachau Kampı’nda gördükleri yüzünden Salinger akıl sağlığını kaybediyor ve bir süre hastanede yatıyor. Savaştan izleri, kahramanı Holden Caulfield’da ortaya çıkıyor.

    Romanının öyküsü de zorlu
    Yazarın opus magnumu olan ve 100 milyondan fazla insanın okuduğu tahmin edilen ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın yayımlanması ise hiç kolay olmuyor. Örneğin, kitabı dosya olarak teslim ettiği yayınevinden “bu kitaptaki karakter deli” cevabını alması Salinger’ı çıldırtıyor. Çünkü Holden Caulfield Salinger’den başkası değil.

    Belgeselde sadece birkaç fotoğrafı bilinen Salinger’ı daha önce günyüzüne çıkmamış fotoğrafları da var. Mesela askerlik arkadaşının çektiği bir kare, Salinger’ın ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı yazarken çekilen “şimdilik” tek fotoğraf olarak kayda geçmiş.

    Salinger, yazarlık ve kadınlar
    Belgeselde Salinger’ın hayatına giren kadınları da tanıyoruz. Kadınlara düşkün olduğu apaçık ortada. Kadınlar gelip geçiyor; çünkü Salinger, yazıyla olan ilişkisini bir kadının dahi etkilemesine izin vermiyor.

    Savaştan sonra Alman Sylvia Welter’le evleniyor. Daha sonra Claire Douglas’la olan evliliğinden iki çocuğu oluyor. Fakat Salinger yazmaya tutkuyla o kadar bağlı ki evlerinin yakınındaki kulübeden günlerce çıkmadığı oluyor. Douglas da sabrı tükenince çocukları alıp evi terk ediyor.

    Hayatındaki bir diğer kadın ise 18 yaşında New York Times Magazine’e kapak olan Amerikalı yazar Joyce Maynard. Bir gün Maynard’a Salinger’dan mektup geliyor. Maynard heyecanlanmakla birlikte cevap yazıyor ve daha sonra uzun bir süre mektuplaşıyorlar. New Hampshire’da birlikte yaşamaya başlayan çift başlarda çok iyi anlaşıyor ama daha sonra işler yolunda gitmiyor. Maynard o günleri şöyle anlatıyor: Salinger sürekli yazardı, daktilo sesleri evden eksik olmazdı. Eski eşinden olan çocuklarıyla bir gün tatile gittik. Çocuklar denizde oynamak istiyordu. Salinger yanıma gelip ‘benden geçti artık, çocuk sahibi olmak istemiyorum’ dedi. Ben de çocuk sahibi olmak istediğim için ayrıldık. Beni taksiye bindirdi ve havaalanına gönderdi. Böyle ayrıldık.

    Maynard, Salinger’ın kendisi de dahil olmak üzere birçok kadına mektup gönderdiğini çok sonra öğreniyor. Daha sonra Salinger’la ilgili bir kitap yazmaya karar veriyor Maynard ve yıllar sonra Salinger’la görüşmeye gittiğinde ondan azar işitiyor…

    Salinger, 91 yaşında New Hampshire’da yaşadığı çiftlikte hayatını kaybetti. İddiaya göre 2015 yılında yayımlanmasını vasiyet ettiği ve aralarında ‘Franny ve Zooey’ hikayesinde yer alan Glass ailesinin de geçmişini anlatan beş kitap basılacak.
  • İrlanda Sivil Havacılık Kurumu, ülkenin güneybatı kıyılarında İngiliz Havayolları ve Virgin Havayolları pilotlarının gökyüzünde gördüklerini söylediği parlak ışıklar ve tanımlanamayan uçan cisimler (UFO) ile ilgili inceleme başlattı.

    Adı açıklanmayan bir İngiliz Havayolları (British Airways) pilotu, Montreal-Londra seferi sırasında 9 Kasım sabahı 06:47'de Shannon Havalimanı kontrol kulesiyle irtibata geçerek, "Bölgede bir askeri tatbikat mı var? Çünkü hızlı hareket eden bir şey gördük. Cisim uçağın solundan geldi ve süratle kuzeye gitti" dedi.

    Pilot, kontrol kulesinden böyle bir tatbikat olmadığı yanıtını aldı.

    Daha sonra Virgin Havayolları'ndan bir pilot konuşmaya dahil oldu ve "Bu bir meteor ya da dünyanın atmosferine yeniden giren bir cisim olabilir" dedi.

    'Hızı, ses hızının iki katı gibiydi'

    Söz konusu pilot, "aynı yolu izleyen ve çok hızlı hareket eden iki parlak ışık gördüğünü" söyledi.

    Pilotlardan biri "Çok hızlıydı. Hızı Mach 2 (ses hızının iki katı) gibiydi" dedi.

    İrlanda Sivil Havacılık Kurumu'ndan yapılan açıklamada ise "9 Kasım'da az sayıda pilotun havada olağandışı bir hareketlilik yaşandığına yönelik ifadeleri temel alınarak bir rapor hazırlanmıştır. Rapordaki ifadeler gizlilik prosedürüne uygun olarak araştırılacaktır" denildi.

    Shannon Havalimanı sözcüsü, pilotların gördüğünü söylediği şeylerin "Uzaylılar olmasına ihtimal vermediğini" söyledi.

    Editör / Yazar: Uğur ÖRDEM

    Kaynak: https://www.newsweek.com/...mical-speeds-1212635