Bilinçli beynimiz her zaman limbik tepkilerimizin üzerini örtmeye çalışır; bu nedenle yüzeye vuran her işaretin saptanması, karşımızdaki kişinin derinlerdeki düşünce ve planlarını anlamamızı sağlayabileceğinden ötürü, kritik bir önem taşımaktadır.
Her ne kadar yüzümüz hislerimizi açık bir şekilde dışavuruma yetisine sahip olsa da, bunun her zaman böyle olacağı yönünde bir kaide de yoktur. Bunun nedeni, belli bir ölçüye kadar yüz ifadelerimizi kontrol edebiliyor oluşumuz ve böylece "başka bir yüz" takınabilmemizdir. Çok erken yaşlardan itibaren, ebeveynlerimiz tarafından, önümüze konan yemeği sevmediğimizde yüzümüzü bozmamamız, ya da hoşlanmadığımız birisine selam verirken zorla da olsa gülümsememiz gerektiğini öğreniriz. Aslına bakılacak olursa, bize öğretilen şey yüzlerimizle yalan söylememizdir. Öte yandan, zaman içinde gerçek hislerimizi saklamak konusunda ustalaşsak bile, arada sırada oluşan "sızıntıların" da
önüne geçemeyiz.
Söz konusu duygular olduğunda, yüzümüzü zihnimizin tuvali olarak görebiliriz. Hissettiklerimiz bir gülümseme, kaş çatışı ya da bu ikisi arasında kalan sınırsız mimikle tam olarak iletilebilir. Bu özelliğimizi, bizi diğer tüm hayvan türlerinden ayrı bir yere koyan ve gezegendeki ifade gücü en yüksek canlı haline getiren evrimsel bir lütuf olarak düşünebiliriz.