Çağımız ister istemez içler acısı bir çağ olduğundan, onu acıklı görmekten kaçınıyoruz. Büyük yıkım gelip geçti, kalıntılar ortasındayız şimdi, küçücük yeni evler kurmaya, küçücük umutlar beslemeye başlıyoruz. Oldukça güç bir iş bu: Geleceğe uzanan düz bir yol yok, ama engellerin çevresinde dönüp duruyoruz ya da üzerlerinden atlıyoruz. Yaşamamız gerek; yer gök yıkılmış olsa bile.
Constance Chatterley’in durumu da buydu aşağı yukarı. Savaş, evini başına yıkmıştı. İnsanın yaşayıp öğrenmek zorunda olduğunu anlamıştı böylece.
Sayfa 12 - Yapı Kredi Yayınları / Çeviren: Akşit Göktürk | 7. Baskı: İstanbul, Mart 2016
Pepi bir oda hizmetçisiydi, önemsiz, pek ümit vaat etmeyen bir konumu vardı, her kız gibi o da parlak bir geleceğin düşünü kuruyordu –düş kurmayı insan yasaklayamaz kendine– fakat ilerleyebileceğine dair ciddi bir beklentisi yoktu, eriştiği kadarına razıydı.
Kadın et ve kemikten bir biçim değil, bir fikirdir. Erkekteki fatihliğin dışarıya aksetmiş ve bir heykel şeklinde donmuş abidesi... Bu bakımdan hiçbir fikir, kadının şu veya bu çizgisindeki âhenge eş olamaz.
Sayfa 231 - Büyük Doğu Yayınları / 30. Basım / Aralık 2022
Biz insan oğlu, tekamülümüz için gönderildiğimiz bu dünya köprüsünü bir başından bir başına geçerken neden bu köprüdeki güzelliklere değil de, kötülüklere rağbet ediyoruz?
Sayfa 58 - Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfı / 7. Baskı 2024 (Şubat)
Oruçlunun iştihâ ile lezzetli yemekler yemesinin bir mahzûru yoktur. Bir hadîs-i şerîfte: "Üç kimse yiyip içtiğinden hesaba çekilmez: İftar eden, sahur yiyen ve misâfiri olan" buyrulmuştur.