Kalıp Peynir

Yüzeysel ve içi boşaltılan kavramlar
4/10
·168 syf.··
2024 1. kitabı
julie otsuka’nın yüzeysel ama çok sevilen ve ödüllere doyamayan kitabı. bu kadar övülen ama bu kadar yüzeysel olan bir kitabı en son ne zaman okumuştum hatırlamıyorum, en özet tabirle balon bir kitap. zaten üzerinde cart ödülü curt finalisti bilmem ne listesi kitabı gibi ifadeler ve pazarlama taktikleri görünce o kitaptan kaçmak gerektiğini bilecek kadar iyi bir okurken bu tuzağa nasıl çekildim inanın bilmiyorum. yazarın kullandığı dili ve kullanım şekliyle ilgili çok basitçe gereksiz yorumu yapmak istiyorum. bu kadar güzel ve önemli bir konu nasıl yazılarak mahvedilir örneği olmuş. öncelikle 1. çoğul kişi olarak yazmış, biz diyor bize şöyle oldu bize böyle oldu… bununla ilgili bir sorunum yok birey olarak var olamayan ve ancak bir topluluk olarak var olabilen kadınların ve millet olarak japonların çektiklerini anlatırken bu yöntemin kullanılması bence çok dahiyane, lakin kullanılan kelimeler ve ele alış biçimi o kadar yavan ki verilmek istenen mesaj tamamen kaybolmuş. 1. çoğul kişi kullanımının kitabı kısa tutmak amacıyla yapıldığını yüzlerce örneği ardarda bir olay örgüsü haricinde sıraladığında anlıyorsunuz. kısaca dili, anlatım tekniği ve olayların ele alınış biçimi gerçekten yavan ve yüzeysel. konusuna geçersek konusu gerçekten oldukça etkileyici, bu konu üzerine bu kadar yavan bir kitap olması insanı daha çok üzüyor sanırım. kitabın konusu özetle: japonya'dan san francisco'ya giden gemiye bindiler hep birlikte, ellerinde kocalarının birbirinden yakışıklı fotoğraflarıyla. gelindi onlar; yabancı topraklarda, dükkan, bağ bahçe sahibi kocalarıyla kuracakları refah yaşamın hayaline kapıldılar -çünkü onlara bunun sözü verilmişti. sonra kocalarını gördüler; ilk şoku yaşadılar, ilk geceyi atlattılar. müstakbel kocalarının onlara yalan söylediğini, evlerinin hanımı
Tavan Arasındaki BudaJulie Otsuka · Domingo Yayınevi · 20181,223 okunma
Reklam
| SPOİLER İÇERİR! “Bir insanın hisleri ölür mü hiç? Benimki öldü.”
9/10
·628 syf.··
Beğendi
·
2020 105. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2020 20:52
Gerçek bir hikaye #k:187270.. İlk incelememe kitaba konu olan 'Srebrenitsa katliamını' kısaca açıklayarak başlamak istiyorum. Yugoslavya, bünyesinde birden fazla din ve birçok etnik grup barındıran bir ülkeydi. Bu etnik gruplar daha fazla birarada kalamadı ve birkaçı bağımsızlığını ilan etti. Bunlardan biri de 5 Nisan 1922 yılında bağımsızlığını ilan eden Bosna- Hersek Cumhuriyetiydi. Bosnalı Sırplar "Büyük Sırbistan" hayallerini gerçekleştirmek için bu bölgede bulunan Müslüman Boşnaklar ve Hırvatları buradan uzaklaştırmak amacıyla insanlık dışı uygulamalara yöneldiler. Soykırım 1992'de başlarken Srebrenitsa kasabasında yapılan katliamda takvimler 1995 yılını gösteriyordu. Zamanla tüm dünyanın haberdar olduğu bu savaşa engel olmak için hiçbir adım atılmadı. Bosnalı Müslümanlar ölüme terk edildi. Boşnakların tek ümidi olan BM sadece ambargo uygulamış, Srebrenitsa'yı güvenli bölge ilan etmesine rağmen aslında Sırpların yanında yer aldığını gösteren kararlar almıştır. BU ARTIK BİR MÜSLÜMAN VE HRİSTİYAN SAVAŞIYDI. Afganistan, Pakistan, Suudi Arabistan, İran ve Türkiye gibi islam ülkelerinden müslümanlara yardıma giden mücahitlerin çabaları yeterli olmadı ve sonuçta sadece Srebrenitsa'da 8.372 kişi çeşitli işkencelere maruz bırakılarak katletildi. Kalanlar ise göçe zorlandı. Kitaba gelelim. Yazar Sinan AkyüzSinan Akyüz Meyra'nın hikayesine Bosna'da yaptığı bir gezi sırasında rastladığını ve gözyaşları içinde bir yazım süreci geçirdiğini, kitaba adını veren Meyra'nın ise, savaş sırasında çektiği acılara dayanamayıp intihar eden kız kardeşi Diba'ya verdiği söz nedeniyle kendisiyle konuşmayı kabul ettiğini ifade ediyor. Başlayalım.. Hem Kosova yenilgisini kabullenemeyen hem de 'Büyük Sırbistan'ı kurmak isteyen Sırplar yıllardır komşu oldukları, çocukluklarını beraber geçirdikleri, yumurta
MeyraSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 20197,4bin okunma
Kadınların gözyaşındaki insanlığımız!
9/10
·168 syf.··
2023 25. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2023 00:00
“Başkası olsa kaçıp giderdi. Ama Mam, başkaları onun çektiği acıları çekmesin diye savaşmaya devam ediyor” (Angelina Jolie). Kadınların acı çektiği, hor ve hakir görüldüğü, bir eşya gibi alınıp satılarak istismar edildiği bir dünyada çocukların mutlu olması, erkeklerin mutlu olması, toplumların mutlu ve sağlıklı olması mümkün müdür? Elbette mümkün değildir. Çünkü kadınlar, bir toplumun varlığını sürdürebilmesi için can verenlerdir. Kültürün nesilden nesile taşıyıcısı, sevginin ve şefkatin kahramanlarıdır. İnsanlığın atan kalbi ve yaşayan ruhudur. Onların olmadığı bir dünyada yaşamın da yaşamanın da bir anlamı yoktur. • • • Nitekim John Stuart MillJohn Stuart Mill de “Bir uygarlığın seviyesini ölçmek isterseniz, derhal kadının hayat şartlarına bakın” diyor. Doğrusu yalnızca uygarlığın seviyesini değil, aynı zamanda erkeklerin ve toplumların düzeyini ölçmek için de kadınların konumlarına ve yaşam koşullarına bakmak yeterlidir. Bir toplumun gelişmişlik düzeyini, ekonomisini, sosyal hayatını, kültürünü ve aile içi ilişkilerini anlamak mümkündür. Bu yönüyle kadınların ezildiği, bir meta olarak görüldüğü, istismar edildiği, en küçük yaşama hakkının dahi ihlal edildiği ülkelerin geri kalmış ülkeler kategorisinde yer alması tesadüf değildir. • • • Bunu Kamboçya’da dünyaya gelen Somaly MamSomaly Mam da “Yitik MasumiyetYitik Masumiyet” adıyla kaleme aldığı yaşam hikâyesinde en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. Mam, Kızıl Kmerler’in dört yıl iktidarda kaldığı 1970’li yıllarda dünyaya geliyor. Onun çocukluğunu geçirdiği 1975-79 yılları arasında Kızıl Kmerler, insanları evlerinden alarak kamplarda köle gibi çalıştırıyor ve rejim uğruna savaşmaya zorluyor. Karşı gelen milyonlarca insanı açlığa, sefalete ve acılara mahkûm ediyor. İki milyonun üzerinde insanı “Ölüm Tarlaları”nda yok ediyor.¹ Sefaletin, şiddetin ve yokluğun kol gezdiği
Edebiyat
Yitik MasumiyetSomaly Mam · Bilge Kültür Sanat · 2009202 okunma
Affedersiniz Sözde Kızlar
8/10
·240 syf.··
2021 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2021 19:53
Affedersiniz Sözde Kızlar, Peyami Safa'nın okuduğum 6. kitabı oldu. (Neden "affedersiniz" dediğimi incelemenin ilerleyen paragraflarında açıklayacağım.) Bu kitabın en önemli özelliği, 1923 yılında Peyami Safa tarafından yazılan ve ona ilk edebi şöhretini kazandıran romanı olarak kabul edilmesidir. Peyami Safa'nın edebi karakterine hayran olan bir okur olarak, yine bu eserinde de ciddi bir edebi hazza ulaştım. Onu çok sevmememin ve ara ara Peyami Safa okuma isteğimin ortaya çıkmasının en önemli nedeni, eserlerinde olaylardan çok psikolojik tahlillere önem vermesi... Tabii onun psikoloji bilimini ele alış şekli çoğunlukla metafizik öğelerle iç içe geçmiş şekildedir; ama bunu eserlerinde bir dayatma gibi önümüze sunmaz. Zaten Sözde Kızlar isimli bu eserindeki psikolojik tahlilleri metafizik öğelerle pek yakınlık göstermemektedir. Ancak, Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'ndaki ve Yalnızız'daki psikolojik tahlilleri fazlasıyla metafizik öğelerle iç içe geçmiş şekildeydi. Peyami Safa, "insan"ı çok iyi analiz etmiş bir yazar. Safa'ya göre, araştırmaya ve hakkında bir şeyler yazmaya değer yegane konu insan ve onun bilinmez geleceğidir. Her ne kadar, her kitabının konusu birbirinden farklı görünse de esasında işlediği tek konu "insan"dır. Eserlerinde, toplumdaki ahlaki çöküntüyü, zıt kavramları iç içe işlemeyi ve Türkiye'nin doğu-batı çatışmasını işlemeyi sever. Bu konuları işlerken, yine odak noktası her zaman olduğu gibi, insandır. Sözde Kızlar isimli bu eseri de yine aynı minvaldedir. Kitabın konusunda biraz bahsettikten sonra, Peyami Safa'nın Sözde Kızlar isimli bu eserinde, toplumdaki ahlaki çöküntüyü nasıl işlediğini, zıt kavramları iç içe nasıl işlediğini ve Türkiye'nin doğu-batı çatışmasını nasıl işlediğini bölümlere ayırarak inceleyeceğim. Öncelikle Sözde Kızlar isimli
Sözde KızlarPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202111,3bin okunma
insanlık ...
Sekiz yaşında bir erkek çocuk.Haber bültenlerinde yüzü karartılıyor . Bir yıl boyunca defalarca tecavüz edilmiş . Altını bezliyor annesi . Büyük tuvaletini tutamıyor . Bir yıldır her gece tecavüz etmiş tinerciler . İç organları bile zedelenmiş . Çocuğun bacaklarından sızan kan odama damlıyor . Ellerim kan oluyor , kitaplarımın sayfalarına bulaşıyor .
Sayfa 55 - Profil yayıncılık , 14.Baskı