İtalyan edebiyatın başyapıtı sayılan ve hemen hemen tüm dillere çevrilen, Umberto Eco’nun ilk kitabı olan Gülün Adı adlı kitabı okudum bitti.
Ortaçağ Uzmanı olan yazar, edindiği araştırdığı bilgilerden, uzun uğraşlar sonucu yazmış olduğu ve “Bir roman yazmak istedim ve yazdım.” dediği romanı Gülün Adı çok ses getirmiştir. Bazı kesimleri rahatsız etse de( kilise, papapalık) o karanlık dönemi aydınlığa çıkardığı için başyapıtlar arasında yer alıyor.
Ortaçağ Avrupa’sının hristityanlık,din,kilise, rahipler,hz.İsa, havariler, mezhepler, alt mezhepler arasında gidip gelen, polisiye roman gibi görünse de okuyunca tarihi bir roman olduğunu hissettiğimiz, öğretici yönünün ağır bastığı, insanı düşünmeye iten muhteşem ötesi bir kitap diyebilirim.
Bir roman okuyor gibi değil de bir ansiklopedi okuyorum hissine kapıldım diyebilirim. Çünkü içinde çokça bilmediğim terimler vardı. Bazılarının ne olduğu açıklamada verilse de sürekli açıklamaya bakmak ya da internetten ne olduğuna dair araştırma yapmak olay örgüsünden uzaklaşmama yol açtı. Kültürel olarak daha donanımlı olanlar bu sorunla karşılaşmayabilirler ama öncesinde biraz araştırma yapmakta çokça fayda var diyebilirim.
Benedit Manastırında şaibeli bir şekilde ölen rahiplerin ölümlerini aydınlatmak için eski bir engizisyon mahkemesi rahibi olan William ve onunla birlikte gelen ve aynı zamanda kitabın anlatıcısı olan Adso cinayetleri aydınlatmaya çalışıyorlar. Kitap yedi güne ve bu her yedi gün ise günün belli vakitlerine ayrılıyor. Gerisinde muhteşem bir ortaçağ yolculuğu sizleri bekliyor.
Hristiyanlık, mezhepler, rahiplik, kilise gibi konularda bilgi birikimim biraz daha arttığı bir zamanda tekrar okumak isteyeceğim bir kitap oldu.
Sizlere de tavsiyemdir. Kitapla kalın…