Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım...
İki gündür bahçeye bile çıkmıyorum. Sadece, iki saatte bir, perdenin aralığından bahçeyi seyretme izni veriyorum kendime. Bana, çıkma dediler; fakat öl demediler. Merak ediyorum: Hiç çıkmadan nasıl yaşar insan bir evde?
Yarından bir haber kaldım.
Bavuluma, canımdan bir parça kattım.
Yola çıkıyor,
Yine hangi yöne dönsem sana çıkıyor.
Kaçışım yok,
Ne senle ne de sensiz olmuyor.
Bir insanın başka bir insana hiçbir zaman tamamıyla benzememesi yüzünden de tamamıyla anlaşmamız mümkün değildir. Her şeyde ya bir fazlalık ya bir eksiklik vardır. Konuşmamız daima duyduklarımızın ya ötesinde, ya berisindedir.