• Demek vicdan adlı derin mahzenden çıkarılır adalet ve erdem.
  • Kitabı okurken oldukça zorlandım. Hatta bir ara bırakmayı dahi düşündüm ama, kitabın önsözünün ilgimi çekmesi ve hikayenin sonunu öğrenme isteğim sayesinde güçbela da olsa bitirdim.
    Yazarı Aldous Huxley, bildiğim kadarıyla bir biyolog, genetik uzmanı veya kimyacı değil ama romanın büyük kısmında baskın biçimde yer alan bilimsel terim ve ifadeler, hikayenin takibini biraz zorlaştırıyor. Ama hakkını teslim etmek lazım; zor okunan ama çok kaydadeğer bir eser.
    Eserin adı, Shakespeare'in Fırtına adlı bir eserinde yer alan ve aslında o dönemde "güzel yeni dünya" anlamında kullanılan "brave new world" repliğinden esinlenerek verilmiş.
    Distopya tarzında yazılmış bir roman olan Cesur Yeni Dünya'yı anlamak için eserin yazıldığı dönemde özellikle Amerika'da yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelere (Büyük Buhran, Ford'un üretim stratejisi, A.B.D.'nin giderek etkin bir konuma sahip olması, vb.)göz atmak gerekiyor.
    Cesur Yeni Dünya, pek çok ülkeyi etkilemiş olan büyük ekonomik buhranın yaralarının sarılmaya çalışıldığı 1932 yılında kaleme alınmış. Genel hatlarıyla hikaye şöyle:

    Olay, F.S. (Ford'dan Sonra) 632 yani 26. yüzyılda Londra'da geçmektedir.
    Cesur Yeni Dünya artık kendini savaş, yoksulluk, hastalık, vb. durumlardan kurtarmıştır. İnsanlar biyolojik müdahaleler sayesinde yaşlılığın olumsuz etilerini yaşamaksızın ölmektedir. İnsanlar doğum yoluyla değil, gen mühendisliği yöntemleriyle özel ortamlarda kuluçka yoluyla üretilmekte, anne-baba kavramından habersiz olarak büyümektedir.
    Karakteristik özellikler genetik yollarla belirlenmekte; üretim kalitesine göre insanlar Alfa, Beta, Gamma, Delta ve Epsilon şeklinde sınıflara ayrılmaktadır. Sınıflar ihtiyaca göre farklı genetik kodlarla donatılmakta, toplumsal düzeni kolayca sağlama adına ise sınıflar arasında nefret teşvik edilmektedir.
    Tek-eşlilik, aile, kardeşlik kavramları artık geçerliliğini yitirmiştir. En büyük erdem ise tüketim olmuştur.
    İstikrar görünürde sağlanmıştır ama karşılığında insanların standartlaştırılarak benlik ve aidiyet duygularının kırılması gerekli görülmüş; bu da hedonist (haz-merkezli) bir yaşam tarzının telkin edilmesi ile sağlanmıştır. Cinsel açıdan geçerli motto ise "Herkes herkes içindir" şeklinde belirlenmiştir.
    Bireyselliğin en büyük tehlike olarak görüldüğü bu düzende tek tanınan özgürlük, zamanını keyifli geçirme özgürlüğüdür. Bireysel duygu ve kaygıların köreltilmesi ise "soma" adı verilen "ilaçların" düzenli olarak kullanılmasının sağlanması ile gerçekleştirilmektedir.
    Tarih, sanat, edebiyat, bilim, felsefe, duygusal yakınlaşma ve romantizm toplum düzenine zarar vereceği düşüncesiyle yasaklanmıştır. Hristiyanlığın sembolü olan haç işaretinin üst kısmının atılmasıyla elde edilen T ise yeni inanç sistemini temsil etmektedir.
    Bu düzene uymak istemeyenlerin tek alternatifi vardır. Tek eşliliğin yaşandığı, insanların doğumla dünyaya geldiği, yaşlanarak Ayrık Bölge'de yaşamak...

    Final bölümünde "Vahşi" ile Denetçi arasındaki diyalogda, oldukça önemli mesajları bulmak mümkün.

    Kitap zaten baştan sona kült bir eser ama öne çıkan bölümlerini spoiler vermemek adına söyle sıralayabilirim.
    - Yazarın kendisi tarafından 1946 yılında yazılmış olan Önsözün tamamı (özellikle ilk paragrafı, 19, 25, 26, 27 ve 28'inci sayfalar),
    - 16 ve 17'nci bölümler,
    - 1993 yılında David Bradshaw tarafından yazılmış olan Sonsöz (257-266 arasındaki sayfalar)

    Toplumların nasıl kimliksizleştirildiği, kolay yönetilmeleri adına elitlerce nelerin yapılabileceği, tarihin neden totalliter yönetimler tarafından yok edilmeye çalışıldığı, tüm bu süreçte medyanın ve eğitimin rolü, refah tiranlığı gibi konularda önemli ipuçları bu bölümlerde çok çarpıcı biçimde ele alınmış.
    Günümüzden neredeyse bir asır önce, yazarın ortaya koyduğu öngörüler gerçekten müthiş; bunların önemli ölçüde şimdiden gerçekleşmiş olması eseri daha da önemli kılıyor.

    Eser 1980 ve 1998 yapımı iki sinema filmi ile beyaz perdeye de uyarlanmış.

    Sonuç olarak, kayda değer bir kitap okumak istiyorsanız; buyrun aradığınız kitap burada...
  • Kainatın o muazzam gücüne karşı tuğyan etmek ve "kendi yonttuğunuz şeylere" teslim olmaktır. Bu "kendi yonttuğunuz şeyler" ne olursa olsun. İster Lat, ister Uzza, ister araba, ister erdem, ister sermaye, ister kan, isterse soy veya sınıf olsun ; fark etmez, her dönemde bunlar "Allah'a" karşı birer tağut olmuştur.
  • Dostluğun oluşabilmesi içinse bir tutkala ihtiyaç vardı: Erdem
    .....
    Cicero böyle dostlar için, "Gözlerini nereye çevirsen, onu orada hazır bulursun," diyordu.
  • Seneca'ya göre, kimse için yaşamamak demek,kendisi için de yaşamamak demekti. Mademki ölüm, hayata ara verse de onu ortadan kaldırmıyordu, mademki ruh ölümsüzdü, iyilik yapmaktan yorulmamalıydı.Tanrı'ya hoş görünmek isteyen insan "iyi" olmak zorundaydı O'na tapmak,O'nun " iyilik " vasfını örnek almayı gerektiriyordu. Erdem, bir miras değil, çabalayarak ulaşılabilecek bir hünerdi ve " iyi " olmayan insan kendinş mazur görme hakkına sahip değildi asla!
  • Her an farkındayım az az öldüğümün
    Bilincindeyim doğan ayın
    Eriyen karın, akan suyun
    Ve usul usul tükenen zamanın...