"Elimizde olmayan şeylere duyduğumuz özlem ile mutluluğun
bir arada olması asla mümkün değildir. Mutluluk kendi
içinde istediği her şeye sahiptir ve tıpkı besi hayvanları gibi
asla açlık ya da susuzluk duymamalıdır."
Yaşamak için zerre kadar sabır yok bende. Çimenlerin büyüdüğünü göremiyorum, ama göremeyince bakmak da hiç içimden gelmiyor. Görüşlerim, ömrünü koşarak geçiren bir "fahrende scholastiker"in1 üstün körü kanıları. Tanrının, mideyi gözden evvel doyurduğu söylenir de, ben bunu hissedemiyorum: benim gözlerim tok ve herşeyden bezgin, ama hala daha açlık çekiyorum.
Doğa bana tam da bu acı, açlık, susuzluk ve benzeri türden hislerle, kendi bedenimde bir kaptanın gemisinde bulunduğu şekilde bulunmadığımı, aksine ona sımsıkı kenetlenmiş olduğumu, yani onunla tek bir varlık oluşturacak şekilde kaynaşmış olduğumu da öğretiyor.
Ama Nazım Hikmet'in gençliğinde şiirlerini yayımlayan yakını, arkadaşı,
destekçisi Zekeriya Sertel'in hatıra kitaplarına Türk solunun gösterdiği sert tepki umut kırıcıdır. Nazım Hikmet'e kayıtsız şartsız bir hayranlık duyan Aziz Nesin, yıllarca iğneyle kuyu kazar gibi sabırla ayrıntı topladıktan sonra yazmaya başladığı ve 1970'lerin bir
sol gazetesinde yayımladığı Nazım Hikmet biyografisini ne yazık ki tepkiler yüzünden yarıda bıraktı. Nesin'in o günlerde gazeteden
her gün takip ettiğim bu çok insani biyografisine tepkiler, Sertel'de
olduğu gibi, siyasi bile değildi. "Nazım yıkanmayı sevmiyormuş", açlık grevine sevgilisini etkilemek için de yatmış olabilir"gibi fazlasıyla insani ayrıntıların çokluğu idi tepki çeken.