• Türkçeye "Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla" şeklinde tercüme edilebilir.

    1. Elif, Lâm, Mîm,
    2. Bunlar, "kitâb-ı hakîm''in âyetleridir.
    3. Muhsinler için bir hidâyet ve rahmet olarak.
    4. Onlar ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete yakînen inananların ta kendileri de onlardır.
    5. Onlar var ya, Rablerinden gelen bir hidâyet üzeredirler. Onlar var ya, onlar felâha ermiş kimselerdir.
    6. İnsanlardan kimileri de var ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve onu alaya almak için sözün eğlencelik olanını satın alırlar. Onlar var ya, onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
    7.Âyetlerimiz ona okunduğu zaman, sanki onları hiç duymamış gibi, kibirli bir şekilde yüz çevirir. Sanki kulaklarında bir ağırlık var! işte onu elim bir azapla müjdele!
    8. îman eden ve sâlih ameller işleyenlere gelirm; Naîm cennetleri onlar içindir.
    9. Orada kalıcıdırlar; Allâh'ın hak bir vaadi olarak. O Azîz'dir, Hakîm'dir.
    10. O gökleri direksiz olarak yaratmıştır ki, onu görürsünüz. Yeryüzüne de, o sizi sarsar diye sabit dağlar koymuştur. Yine orada her türlü canlıyı yayıp dağıtmıştır. Gökten bir su indirdik de, orada her güzel ve bereketli çiftten nicesini bitirdik.
    11. işte Allâh'ın yarattıkları! Haydi bana onun dışındakilerin yarattığı bir şeyi gösterin! Doğrusu, zâlimler apaçık bir dalâlet içindedirler.
    12. Gerçekten de biz, ''Allâh'a şükret'' diye, Lokman'a hikmeti verdik. Her kim şükrederse, ancak kendi lehine şükreder. Her kim de nankörlük ederse, elbette ki Allah Ganidir, Hamîd'dir,
    13. Hani, Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: Yavrucuğum! Allâh'a şirk koşma. Çünkü şirk büyük/ dehşet bir zulümdür.
    14. Yine biz insana anne babasını vasiyet ettik: Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek taşıdı. Ondan ayrılması da iki yıl içindedir: "bana ve anne babana şükre'' diye. Dönüş banadır.
    15. Eğer onlar, hakkında bilgi sâhibi olmadığın şeyi bana şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, onlara itaat etme! Dünyâda onlara örfe uygun bir şekilde davran. Bana gönülden yönelen kimsenin yoluna tâbi ol. Sonra da, dönüşünüz banadır ve işte ben, işlemekte olduğunuz amelleri size bildiririm.
    16. Yavrucuğum! Bir şey ki, isterse bir hardal tânesi ağırlığında olsun ve sen de bir kayanın içinde veyâ göklerde veyâ yerin içinde olsan, Allah onu getirir. Çünkü Allah Latîf'tir, Habîr'dir.
    17. Yavrucuğum! Namazı dosdoğru kıl. Mârufla iş yap ve münkerden uzak dur. Başına gelen musîbetlere de sabret. Çünkü bunlar azmedilmeye değer işlerdendir.
    18. İnsanlara kibirlenerek bakma ve yeryüzünde şımarık bir şekilde de yürüme. Çünkü Allah, övünüp böbürlenen hiç kimseyi sevmez
    19. Yürüyüşünde mûtedil ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini elbette "o eşeğin" sesidir.
    20. Allâh'ın, göklerde olan şeyleri de yeryüzünde olan şeyleri de sizin emrinize âmâde kıldığını görmedin mi? Nîmetlerini açık olarak da gizli olarak da size bol bol ihsan etmiştir. İnsanlardan kimileri de var ki, ne bir bilgi, ne bir hidâyet, ne de nur saçan bir kitap olmaksızın Allah hakkında mücâdele edip durur.
    21. Onlara, "Allâh'ın indirdiği şeylere tâbi olun" dendiği zaman, derler ki: "Bilakis, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere tâbi oluruz.” Şeytan onları o alevli ateşin azâbına çağırıyor olsa da mı?
    22. Her kim, muhsin olarak yüzünü/özünü Allâh'a teslim ederse, işte o, sapasağlam kulpa sarılmıştır. İşlerin âkıbeti Allâh'adır.
    23. İnkâr eden kimseye gelince: Onun inkârı seni üzmesin; onların dönüşü bizedir ve biz işledikleri amelleri onlara bildiririz. Çünkü Alah, sadırların özünü bilmektedir.
    24. Onları birazcık nimetlendirir, sonra da onları ağır bir azâba mecbur kılarız.
    25. Eğer onlara, "gökleri ve yeryüzünü kim yarattı?' diye sorsan, elbette "Allah'tır'' derler. De ki: "Elhamdülillâh!" Doğrusu, onların çoğu bilmiyor.
    26. Göklerde ve yeryüzünde olan şeyler Allâh'ındır. Muhakkak ki Allah, işte o Ganî'dir, Hamîd'dir.
    27. Şâyet yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, arkasından yedi denizin geldiği denizler de ona mürekkep olsa, "Allâh'ın kelimeleri” yine de tükenmez. Muhakkak ki Allah Azîz'dir, Hakîm'dir.
    28. Sizin yaratılmanız da yeniden diriltilmeniz de, ancak bir tek nefis/kişi gibidir. Muhakkak ki Allah Semî'dir, Basîr'dir.
    29. Allah'ın, geceyi gündüze soktuğunu; gündüzü de geceye soktuğunu; güneşi ve ayı da emre âmâde kıldığını görmedin mi? Hepsi de belirlenmiş bir zamâna doğru akıp gider. Muhakkak ki Allah işlediğiniz amellerden haberdardır.
    30. Bu böyledir, çünkü Allah hakkın ta kendisidir ve ondan başka duâ ettiğiniz şey ise bâtıldır. Muhakkak ki Allah, işte o Alî'dir, Kebîr'dir.
    31. Geminin denizde Allâh'ın nîmeti sâyesinde yüzdüğünü görmedin mi? Bu onun, âyetlerinden bir kısmını size göstermesi içindir. Bunda, her sabır ve şükür sâhibi olan için elbette âyetler var.
    32. Onları dağlar gibi dalgalar kapladığı zaman, Allâh'a, onun için dinde ihlaslı kimseler olarak duâ ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığında ise, onlardan ancak bir kısmı orta yolu tutan kimsedir. Âyetlerimizi sâdece, hep nankör hâinler inatla inkâr eder.
    33. Ey insanlar! Rabbinize karşı korunun. Ne bir babanın çocuğunun cezâsını çekebileceği ne de bir evlâdın babasından herhangi bir şeyi giderebileceği günden korkun. Çünkü Allâh'ın vaadi haktır. O halde, dünyâ hayâtı da sizi aldatmasın, "o çok aldatıcı” da sizi Allah ile aldatmasın.
    34. Muhakkak ki kıyâmetin bilgisi Allâh'ın indindedir, yağmuru o indirir, rahimlerde olanı o bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Hiç kimse hangi yerde öleceğini bilemez. Muhakkak ki Allah Alîm'dir, Habîr'dir.
  • Mekke'de inen Lokman sûresi, Kûfiyyûna göre 44 âyettir.

    Rahman, Rahim Allah 'ın Adıyla
    1. Elif-Lâm-Mîm.
    2. Bunlar {bâtıla karşı Allah tarafından muhkem kılınmış} hakim kitabın âyetleridir.
    3. (Bunlar) ihsan edenler {yani, takva sahibi olan kimseler} için {dalâletten kurtaran} bir hidâyet ve {azabtan uzak tutan} bir rahmettir.
    Allah Teâlâ, ihsan edicilerin niteliklerini belirterek şöyle buyurmaktadır:
    4. Onlar ki namazı ikame ederler {yani, eksiksiz kılarlar},...

    Allah'ın, Nihayet tam bir huzur ve güvene kavuşunca namazı ikame edin (en-Nisâ, 4/103) buyruğunda da, "namazı ikame etmek", "eksiksiz/ tam kılmak" anlamındadır.
    ...{mallarından} zekâtı verirler ve onlar âhirete {yani, amellerinin karşılıklarının görüleceği ölümden sonra dirilişe: onun ger-çekleşeceğine} kesin olarak inanırlar.

    5. İşte onlar {yani, bunları yerine getirenler} Rabb'lerinden bir hidâyet {yani, beyân/açıklama} üzeredirler ve onlar felah bulanların [başarıya erişenlerin/umduğuna nail olanların] ta kendileridir.
    6. İnsanlardan kimisi {yani, en-Nadr b. el-Hâris} bilgisizce {yani, bir bilgiye sahib olmadığı halde} Allah'ın yolundan saptırmak için {bâtıl sözlerle Allah'ın yolu İslâm'dan, başkalarının ayaklarını kaydırmak için} lehv {yani, bâtıl} olan sözleri satın alır {yani, bâtıl sözleri: (İranlı) Rüstem ve İsfendiyar hikayelerini Kur'ân-ı Kerîm'e tercih eder}. Üstelik onları alaya almak ister {yani, Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini, Kur'ân-ı Kerîm ile alay olsun diye (İranlı) Rüstem ve İsfendiyar hakkında anlatılanlar gibi değerlendirir. Öncekiler hakkında Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılanların, Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlar gibi olduğunu iddia eder}...
    İşte, "Bu Kur'ân geçmişlerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyen de en-Nadr b. el-Hâris'tir. O ticaret maksadıyla Hire'ye gitmiş, orada Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlarla karşılaşmış, bu sözleri satın alarak Mekkelilere taşımış ve şöyle demişti: "Size 'Ad'dan ve Se-mûd'dan bahseden Muhammed'in anlattıkları Rüstem ve İsfendiyar ile ilgili anlatılanlara benzemektedir."
    ...İşte onlar için horlayıcı {yani, can yakıcı} birazab vardır.
    Sonra Yüce Allah Nadr'ın durumunu haber vererek şöyle buyur-maktadır:
    7. O kimseye âyetlerimiz {yani, Kur'ân-ı Kerîm} okunduğu za¬man, güya iki kulağında ağırlık varmış {ve bundan dolayı sağırmış da, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerini} işitmemiş gibi büyüklenerek {yani, Kur'ân-ı Kerîm'e îmân etmeyi kibirine/büyüklüğüne yediremeyerek} yüz çevirir. Sen ona elim [acilcan yakıcı] bir azabı müjdele.
    Sonunda o [en-Nadr b. el-Hâris], Alîb. EbîTâlib (a.s) tarafından Be-dir'de öldürdü.
    8. Muhakkak imân edip, sâlih amel işleyenler için {âhirette} naim cennetleri vardır.
    9. On/ar orada ebedidirler {yani, ölmezler}, Allah'ın hakk {yani, doğru} va'didir {ve mutlaka gerçekleşecektir}. O {mülkünde} azizdir, {onların cennetle mükâfaatlandırılması hükmünü vermekle} hakimdir.
    10. O gökleri {yani, yedi göğü}, onları gördüğünüz şekilde direk¬siz yarattı {yani, onların direkleri bulunmamaktadır}. Sizi çalkalamasın {yani, yerin üzerinde durabilesiniz} diye yere de revası {yani, dağlar} koydu. Orada {yani, yerde} her {türlü} canlıdan yaydı. Gökten de bir su {yani, yağmur} indirdik. Orada {yani, yerde} {suyun gerektiği gibi yol bulmasını sağlayarak} her güzel türden {yani, çeşitli bitkiler} bitirdik.
    11. Bunlar {yani, bu anılanlar} Allah'ın yarattığıdır {ve O'nun yaptığıdır}. Haydi {ey Mekke kâfirleri, du'a ettiğiniz: ibâdet etti-ğiniz} O'ndan başkasının {yani, meleklerin} ne yarattığını gösterin bana...
    Benzeri bir buyruk da Sebe ve Ahkâf sûrelerinde geçmektedir.
    Sonra yeni bir ifadeyle şöyle buyurmaktadır:
    ...Hayır, zâlimler {yani, müşrikler} apaçık bir dalâlet {yani, hüsran} içindedir.
    12. Andolsun Biz Lokman'a hikmet {yani, -nübüvvet vermeksi¬zin, bir nimet olarak- ilim ve anlayış} verdik. {Ona} "Allah'a şük¬ret" diye (söyledik) {yani, sana verdiğimiz hikmet sayesinde di¬ğer nimetlerine de şükret}. Kim şükrederse {yani, nimetleri do¬layısıyla Allah'a şükredip, O'nu tevhîd ederse} kendisi için şükreder {yani, kendisi için hayır işlemiş olur}. Kim de {nimetlere karşı} nankörlük ederse {ve Rabbini tevhîd etmezse}, muhakkak Allah {kullarının ibâdetine muhtaç olmayan} ganîdir, {saltanat ve hâkimiyetinde mahlukatı arasında övülen} hamiddir.
    13. Hani Lokman oğluna {ki adı, En'um idi} ogüt verirken {yani, onu te'dib ederken} şöyle demişti: "Oğulcuğum! Allah'a {O'nun yanında başkasını} şirk koşma. Muhakkak şirk büyük bir zulümdür"...
    Onun oğlu ve hanımı kâfir idiler. Müslüman oluncaya kadar onla-rın arkasını bırakmadı. İddia dildiğine göre Lokman, Eyyûb'un (s.a) teyzesinin oğludur.
    Bize 'Ubeydullâh tahdis edip dedi: Bana babam tahdis edip dedi: Bize Said b. Beşir tahdis etti, o da Katade b. Deâme'den dedi ki: "Lokman, Habeşli, burnu basık bir adam idi."
    Huzeyl dedi ki: "Ancak ben bunu Mukâtil’den işitmedim."

    14. Biz insana {yani, Sa'd b. Ebî Vakkas'a} ana-babasını {yani, babası Mâlik'i ve annesi Süfyân b. Ümeyye b. Abdi Şems b. Abdi Menâf kızı Hamle'yi} tavsiye ettik. Annesi {Hamle} onu güçsüzlük üstüne güçsüzlükle {yani, zayıflık üstüne zayıflıkla} taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yılda olmuştur. {Seni İslâm'a hidâyet ettiğim için} Bana {yani, Allah'a} ve {sana yaptıkları iyilikler için de} ana-babana şükret. Dönüş yalnız Banadır" {sana amelinin karşılığını Ben vereceğim} dedik.
    15. Eğer onlar {Benimle ortak olduğunu} bilmediğin bir şeyi Ba¬na ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara, {Bana şirk koşma hususunda} itaat etme. Bununla birlikte dünyada onlarla ma'rûf {yani, iyilik} ile geçin ve {sen ey Sa'd,} Bana dönenlerin {yani, başka şeylerden yüz çevirenlerin: Nebî'nin (s.a)} yoluna {yani, dînine} uy. Sonra {âhirette} dönüşünüz Bana olacaktır. Ben de size neler yapmakta olduğunuzu haber vereceğim.
    Lokman'ın oğlu el-En'um babasına, "Babacığım! Kimsenin beni görmeyeceği bir yerde günah işleyecek olursam, Allah onu nasıl bilir?" diye sorunca, Lokman (a.s) şu cevabı verdi:

    16. ..."Oğulcuğum! Eğer o {yaptığın} bir hardal {yani, zerre} ağır¬lığınca dahi olsa ve {sen} bir kaya {yani, yerin en altındaki kaya -ki bu, yeşil bir kaya olup içi oyuktur. Semanın renginde üç şubesi vardır-} içinde olsa {yani, olsan} yahut {o zerre} göklerde {yani, yedi semâda} ya da yerde olsa, Allah onu {yani, o taneyi} getirir. Muhakkak Allah {onu ortaya çıkarmakta} latiftir, {yerini çok iyi bilen} habîrdir"...
    Lokman oğluna öğüt vermeye devam ediyor:

    17. ..."Oğulcuğum!Namazı dosdoğru kıl, ma'rûfu {yani, tevhîdi} emret, münkerden {yani, bilinmeyen, kabul edilecek bir şey olmayan şirkten} alıkoy. {Bu sebeble} sana isabet edene {yani, karşılaşacağın eziyetlere} de sabret; çünkü bunlar azimle yerine getirilmesi gereken işlerdendir {yani, iyiliği emrederken ve münkerden alıkoyarken karşılaşacağın eziyetlere sabretmek, Allah'ın emrettiği ve kesin olarak istediği hakk işlerdendir}...

    Lokman oğluna öğüdünü sürdürüyor:
    18.... "İnsanlardan yüz çevirme {yani, seninle konuşmak isteyen fakirlere karşı böbürlenip büyüklenerek yüzünü onlardan başka tarafa çevirme}, yeryüzünde şımarıklıkla yürüme, çünkü Allah büyüklük taslayan ve böbürlenen kimseleri sevmez {yani, verdiği nimetleri dolayısıyla Allah'a şükretmeyerek böbürlenen kimseleri sevmez}.
    Lokman öğüdünü şöyle tamamladı:

    19. ..."Yürüyüşünde mutedil ol {yani, büyüklenme, böbürlenme -çünkü bu helâl değildir-}, sesini alçalt" {yani, alçak sesle konuş}...
    Lokman oğluna, yürüme ve konuşmada mutedil davranmayı em-retmiş olmaktadır. Sonra yüksek ses için şu örneği verdi:
    ... "Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir" {zira eşeklerin sesi çok yüksektir}.
    Arablar, "Bunlar eşeklerin sesleridir" deyip, hem sesler anlamında-ki lafzı, hem eşekler anlamındaki lafzı çoğul getirdikleri gibi, sesler an¬lamındaki lafzı tekil, eşekler anlamındaki lafzı da çoğul getirerek "Bu eşeklerin sesidir" de derler. Aynı şekilde sesi hem tekil getirerek "Bu tavukların sesidir" derler, hem de çoğul getirerek "Bu tavukların sesleridir" de derler. Yine, "Bu kadınların sesidir" ve "Bunlar kadınların sesleridir" de derler.

    20. Göklerde olanları {yani, güneşi, ayı, yıldızları, bulutları, rüz-gârları} da, yerde olanları {yani, dağları, ırmakları, yüzen gemileri, ağaçları, bitkileri} de Allah'ın size musahhar kıldığını, açık {yani, güzel bir hilkat, rızık ve islâm ile} ve gizli {yani, Âdemoğulları'nın gizleyip sakladığı, kimsenin bilmediği ve bundan dolayı da cezalandırmadığı günahlar} olarak nimetlerini üzerinize bol bol tamamlamış {yani, size oldukça fazla nimetler ver¬miş} olduğunu görmediniz mi?...
    Bütün bunlar, gerçekten nimetlerdendir. Bundan dolayı Allah'a pek çok hamd olsun. Dünyada da, âhirette de nimetlerini tamamlamasını dileriz. O her türlü iyiliği verendir.

    ...Bununla birlikte insanlar arasında Allah hakkında bilgisizce {yani, meleklerin Allah'ın kızları olduğunu bir bilgiye dayanmaksızın iddia etmek sûretiyle} bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitab olmaksızın {yani, beraberinde Allah'tan gelmiş bir açıklama: meleklerin Allah'ın kızları olduğuna dâir içinde bir delil bulunan aydınlatıcı bir kitab olmaksızın} tartışan {yani, mücadele eden} kimseler {yani, en-Nadr b. el-Hâris} vardır.

    21. Onlara {yani, en-Nadr b. el-Hâris'e} "Allah'ın indirdiğine uyun" {yani, Kur'ân'a îmân edin} denildiğinde onlar {yani, en-Nadr b. el-Hâris}, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz {dîn}e uyarız" derler {yani, der}. Şeytân onları {yani, en-Nadr b. el-Hâris'i} sair {yani, alev alev yanan} ateş azabına çağırıyorsa da mı {atalarına uyacaklar}?

    Benzeri bir buyruk da Hacc sûresinde bulunmaktadır. Sonra Allah muvahhidlerin durumunu bildiriyor:

    22. Kim {amelinde} ihsan edici olduğu halde vechini Allah'a teslim ederse {yani, dînini Allah'a hâlis kılarsa},...
    Nitekim, Herkesin bir vichesi vardır (el-Bakara, 2/148) buyruğunda da, "viche" kelimesi, "dîn" manasında kullanılmıştır.
    ...muhakkak sapasağlam {yani, kopması söz konusu olmayan} bir kulpa tutunmuş {yani, onu iyice yakalamış} olur. İşlerin akıbeti {yani, âhirette kulların işleri} Allah'ındır {yani, Allah'ın huzuruna çıkacaktır ve O da amellerinin karşılığını verecektir}.

    23. Kim {Kur'ân'ı inkâr ile} kâfir olursa onun küfrü seni üzmesin...
    Çünkü Mekke kâfirleri, O {yani, Muhammed}, {Kur'ân'ı Allah'tan getirdiğini iddia ederek} Allah'a yalan uydurdu (eş-Şûrâ, 42/24) demişlerdi. Onların bu sözleri Nebî'ye (s.a) ağır geldi ve çok üzüldü. Bunun için Allah, Kim de kâfir olursa onun küfrü seni üzmesin... buyruğunu indirdi.
    ...Dönüşleri Bizedir. {Ma'siyet olarak} neler yaptıklarını kendilerine bildireceğiz. Muhakkak Allah göğüslerin özünü çok iyi bilendir {yani, Allah, kâfirlerin söylediklerinden ötürü Muhammed'in (s.a) kalbinde üzüntünün ne kadar yer ettiğini çok iyi bilir}.
    Allah onların durumu hakkında da haber veriyor:

    24. Biz onları {dünyada ecelleri sona erinceye kadar} azıcık faydalandırırız. Sonra onları galiz {yani, asla kesilmeyecek oldukça ağır} bir azaba mahkûm ederiz {yani, böyle bir azabla karşı karşıya bırakırız}.

    25. Andolsun onlara, "Göklerle yeri kim yarattı?" diye sorsan, onlar elbette "Allah" diyeceklerdir. "Allah'a hamdolsun" de. Hayır, {fakat} onların çoğu {Allah'ın tevhidini} bilmezler.


    Allah, zatını tazim ederek şöyle buyurmaktadır:
    26. Göklerde ve yerde olanlar {yani, bütün yaratılmışlar} O'nundur {yani, O'nun kullarıdırlar ve O'nun mülkündedirler}. Muhakkak Allah {yarattıklarının ibâdetine muhtaç olmayan} ganidir, {mahlukatı nezdinde saltanat ve hâkimiyeti itibariyle} hamiddir.

    27. Eğer yerde olan bütün ağaçlar kalem olsa ve deniz de mürekkeb, ardından yedi deniz daha ona katılsa, yine de Allah'ın sözleri {yani, ilmi} tükenmezdi {yani, yeryüzünde gövdesi olan bütün ağaçlar yontularak kalem yapılsaydı, yedi deniz de mürekkeb olsaydı, bütün yaratılanlar da bu kalemler ve mürekkeb olan bu denizler ile Allah'ın ilmini ve O'nun hayret verici sanatını yazacak olsalardı, yeryüzündeki ağaçlardan tümünden yapılan kalemler ve mürekkeb olan bu denizler tükenir, fakat Allah'ın ilmi, kelimeleri ve hayret verici sanatı tükenmezdi}. Muhakkak Allah {mülkünde} azizdir, {emrinde} hakimdir.
    Böylece Allah insanlara, hiç kimsenin Allah'ın ilmini idrak edemeyeceğini, (Allah'ın öğrettiğinden fazlasını bilemeyeceğini) haber vermektedir.

    28. {Ey insanlar!} Sizin {hep birlikte} yaratılmanız da, öldükten sonra {hep birlikte} diriltilmeniz de {O'nun kudreti açısından, Allah için} ancak bir tek nefis gibidir {yani, bir tek nefsin yaratıl¬ması ve bir tek nefsin diriltilmesi gibidir}...

    Âyet, Kureşli Übey b. Halef ve asıl adı Esîd b. Kelede olan Ebu'l-Eşed b. el-Haccac b. es-Sebbak b. Huzeyfe es-Sehmî'nin oğulları Münebbih ve Nubey hakkında inmiştir. Onlar Nebî'ye (s.a), "Allah bizi nutfeden, alekadan, bir çiğnem etten, sonra da çeşitli aşamalardan geçirerek yaratmıştır. Böyleyken sen bizim hepimizin yeni bir hilkat ile yeniden yaratılacağımızı, ölümden sonra diriltileceğimizi iddia ediyorsun. Bu nasil olabilir?!" dediler. Bunun üzerine Allah, Sizin yaratılmanız da, öl¬dükten sonra diriltilmeniz de ancak bir tek nefis gibidir buyurdu.
    ...Muhakkak Allah, {onların yaratmak ve diriltmek hususunda söylediklerini işiten} semidir, basîrdir.

    29. {Ey Muhammed,} görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze bi¬tiştirir, gündüzü geceye bitiştirir {yani, gece gündüzü, gündüz de geceyi eksiltip durur, sonunda biri onbeş saat, diğeri yedi saat olur}. Güneşi ve ayı da {Âdemoğulları'na} musahhar kılmıştır. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gider. Muhakkak ki Allah {her ikisinde: gecede ve gündüzde} yaptığınızdan haberdardır.

    30. Bunun {yani, Allah'ın söz konusu edilen gece ve gündüz, gü¬neş ve ay hakkındaki takdirinin} sebebi şudur: Çünkü Allah hak¬kın ta kendisidir {-böylece Allah, sanatı ile tevhidine delil gös-termektedir-}. O'ndan başka onların du'a ettikleri {yani, ilah diye ibâdet ettikleri} ise bâtıldır {yani, onlara ibâdet etmenin bir değeri ve faydası yoktur}...
    Yüce zatını tazim ederek şöyle buyurmaktadır:
    ...Muhakkak Allah 'alîdir {yani, mahrukatının üstünde pek yü¬cedir}, kebîrdir {yani, büyüklerin en büyüğüdür}.

    Allah, tevhidini ve sanatını söz konusu ederek buyuruyor ki:
    31. Size âyetlerinden {yani, alâmetlerinden} bir kısmını göstermek için Allah 'ın nimeti {yani, rahmeti} ile gemilerin {rüzgârlar vasıtasıyla} denizde akıp gittiğini görmez misin? {yani, siz bu nimetlerle iç içesiniz: O'nun denizdeki sanatını, şaşkınlık verici nimetlerini görmekte ve orada rızık ve süs eşyası arayıp bulmaktasınız}. İşte bunda {yani, denizde gördüğünüz bu hallerde}, çok sabreden {yani, denizde karşılaştığı belâlarla karşı Allah'ın emri üzerinde direnen} ve {denizin dehşetli hallerinden kendisini kurtardıktan sonra nimetleri dolayısıyla Allah'a} çok şükreden herkes için muhakkak âyetler {yani, ibretler} vardır.

    32. Onları {denizde iken} dağlar gibi bir dalga kapladığında, dînlerini yalnız O'na hâlis kılanlar {yani, O'nu tevhîd edenler} olarak O'na du'a ederler. Onları {denizden} kurtarıp karaya çıkarınca kimileri orta yolu tutar {yani, tevhide dâir Allah'a verdiği ahde, denizde olduğu gibi karada da bağlı kalmakta mutedil hareket eder -ki bu, mü'min kimsedir-}...
    Sonra denizde ihlâsla Allah'a du'a edip Allah'ı tevhîd eden, karada ise tevhidi terkedip ahdini bozan müşriki söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
    ...Âyetlerimizi ise çok gaddar {yani, ahidlerini çok bozan} ve {karada tevhidi terk etmek sûretiyle Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük eden çok} nankörlerden başkası bile bile inkâr etmez {yani, ahdini terk etmez}.

    33. Ey insanlar {yani, eş kâfirler}! Rabbinizden ittika edin {yani, Rabbiniz olan Allah'ı tevhîd edin}. Babanın oğluna, oğlun babasına hiçbir fayda sağlayamayacağı o günden de korkun. Muhakkak ki Allah'ın {ölümden sonra dirilişin gerçekleşeceğine dâir} va'di haktır. O halde dünya hayatı sakın sizi aldatmasın {yani, İslâm'dan uzaklaştırmasın}. O çok aldatıcı da {yani, bâtıl, yani şeytân: İblis de} sakın sizi Allah ile aldatmasın.

    34. Sâ'atin ilmi {yani, kıyametin kopacağı günün bilgisi} muhak¬kak Allah'ın nezdindedir {yani, onu O'ndan başkası bilmez}...
    Buyruk, el-Vâris b. 'Amr b. Harise b. Muharib adındaki bir bedevi hakkında inmiştir. Bu zat Nebî'ye (s.a) gelerek dedi ki: "Bizim toprakla¬rımız kurudu, yağmur ne zaman yağacak? Gelirken karımı hamile bı¬raktım, ne zaman doğuracak? Ben nerede doğduğumu biliyorum, fakat nerede öleceğim? Bu gün ne yaptığımı biliyorum, yarın ne yapacağım? Kıyamet ne zaman kopacak?" Bunun üzerine Allah Nebî'ye şu buyruğu indirdi:
    ...Sâ'atin ilmi {yani, kıyametin kopacağı günün bilgisi} muhak¬kak Allah'ın indindedir. Yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı{n erkek mi, dişi mi olduğunu; hilkatinin düzgün olup olmadığını} O bilir. {İyi olsun kötü olsun} hiçbir kimse {hayır ve şer türün¬den} yarın ne kazanacağını bilemez. Hiçbir nefis de nerede {ya¬ni, ovada mı, dağda mı, karada mı, denizde mi} öleceğini bilmez. Muhakkak Allah {bu âyette sözü edilen bütün hususları bilen} âlimdir, habîrdir.
    Nebî (s.a) de, "Kıyamete dâir sual soran nerede?" dedi. Muhariboğulları'ndan olan zat, "O kişi benim, buradayım" deyince, Nebî (s.a) ona bu âyeti okudu.
  • Okuduğunuzdan en verimli şekilde faydalanmanın on kuralı
     Öğrenmeye başlarken kararlı olun.
     Seçici olun.
     Yanınızda kağıt ve kalem bulundurun.
     Sizin için en fazla öncelik taşıyanla başlayın.
     Zihninizi açık tutun.
     Değiştirilmesi en kolay şeyden başlayın ve kendinizi başarıya hazırlayın.
     İlerlemenizi kaydedin ve başarınızı ödüllendirin.
     Hatalarınızdan ders alın.
     Öğrendiğiniz şey üzerinde düşünün ve onu mümkün olduğunca çabuk kullanın.
     Destek alın. Bir ya da daha fazla öğrenme ortağı bulun ve onlardan yaralanın.
    1) Baskı, Performans Ve Siz
    Neler bizi strese sokar?
    Genelde, kendi yeteneklerimize bakışımız ile içinde bulunduğumuz durumun gereği olarak düşündüğümüz şeyler arasında bir uyumsuzluk algıladığımızda strese gireriz.
    Stres fiziksel olarak ne yapar?
    Bedenin ani ve otomatik olarak büyük vitesle harekete geçmesi gibi kan dolaşımını sindirim sistemi gibi vücudumuzun önemli mekanizma-larını olumsuz yönde etkiler. Örneğin mide ağrısı, cilt bozuklukları, baş ağrısı, kas tutulması gibi rahatsızlıklar.
    Stres ne kadar sürer?
    Stres tepkisi kısa ömürlü olarak ortaya çıkar. Sanki gaz pedalını sonuna kadar basmak gibi, ani enerji patlaması sağlar. Eğer birbirini izleyen iki stresli olay arasında insanın kendini yenileyebileceği kadar zaman varsa, her şey yolundadır.
    2) Zamanınızı nasıl kontrol edersiniz?
    Kontrol kurmaya doğru on adım:
    1. Öncelikle uzun vadeli hedefler belirleyin. Mesela; on yıl sonraki, beş yıl sonraki, bu yıl ki hedefler.
    2. Hedeflerinizi davranış bağlamında gözden geçirin. Hedefinize ulaşmada davranışlarınızın tutarlığını ve hedeflerinizi yeniden değerlendirin.
    3. Hedeflerinizi sizin için kritik olan zaman birimlerine göre belirleyin. Amaçlarınız günlük, haftalık ya da aylık süreler için düşünüldüğünde bu sizin için ne anlama geliyor?
    4. Başlamadan önce yapmanız gereken her şeyin listesini çıkarın.
    5. Her görevi yapıp yapmamanın sonuçlarını tartın.
    6. Yedek etkinliklerden kaçının. Elinizdeki asıl işi bitirmeden önce icat edeceğiniz bütün yedek etkinliklerden kaçının.
    Bir “yapılamayacaklar” listesi çıkarın. Bu çabucak birçok sayıda etkinliği ortadan kaldırarak, yapılması gerekenler üzerinde yoğunlaşmanızı sağlar.
    7. Günün sonunda ertesi gün için bir “yapılacaklar” listesi hazırlayın.
    8. Zamanınızı değerlendirin.
    10.Kesintisiz bir “düşünme zamanı” ayırın. En sakin zamanınızda geçmişten çıkarabileceğiniz dersleri düşüneceğiniz, gelecekte çıkabilecek meseleleri tahmin etmeye çalışacağınız ve ortaya çıkacak ihtimallere dair planlar hazırlayabileceğiniz bir kesintisiz düşünme zamanı.
    Etkili bir zaman tablosu yapmanın beş yolu:
    1. Yapmanız gereken işin ne kadar zaman alacağını kendinize sorun ve şu sözü de hep hatırlayın. “Bir işin aldığı zaman, ona ayrılandan hep daha fazladır.”
    2. Hesaba katmanız gereken her şeyin farkında olun. Hazırlayacağınız zaman tablosu küçük ayrıntıları da dikkate alacak şekilde planlanmalı.
    3. Karşılaşacağınız meseleleri tahmin edin.
    4. Size en iyi uyan çalışma şeklini bulmaya çalışın. Doğal ritminizle çalıştığınız nispette üretken olursunuz.
    5. Siz programınızı kullanın, onun sizi kullanmasına izin vermeyin.
    Zaman tasarrufu ve organize kalmanın altı yolu:
    1. Bir problem günlüğü tutun, işler kötüye gittiğinde veya kendinizi kötü hissettiğinizde bunları günlüğünüze kaydedin.
    2. Masanızı düzenli tutun, ihtiyacınızın olmadığı herşeyi kaldırın.
    3. Kendinize notlar yazın ve notları kolaylıkla görebileceğiniz bir yere asın. Şayet notlar yazılmazsa bütün yük belleğinize biner.
    4. Boşa geçen zamanları değerlendir- meye bakın.
    5. Bölünmelere meydan okuyun. İşinizin bölünmemesine dikkat edin.
    6. Toplantılara katılma zorunluluğuyla bahşedin. Şayet içeriğinin en az yüzde yetmişbeşi sizin İlgilerinizle çakışıyorsa katılın.
    İş ve ev hayatınızı dengelemek:
    İş dışındaki hayatınızı planlayın. (Boş zaman etkinliklerini, tatilleri ve rahatlamak için geçireceğiniz zamanı) Böylece işinizdeki zamanı daha verimli değerlendirmiş olursunuz.
    3) Başkaları ile etkili ve iddialı iletişim kurmanın yolları
    Etkili iletişimdeki rolleriniz:
     Vermek istediğiniz mesajlar hususunda açık olmalısınız.
     Diğerleri tarafından verilen mesajlar hususunda da açık olmalısınız.
    İddialı davranış:
     Belli özelliklere sahip olmaktır: Özgüven ve kendine saygı.
     İsteklerinizi akılcı ve doğrudan ortaya koymaktır.
     Hayata özel bir bakış açısıyla bakmaktır. Dürüst olmak, olumlu olmak, açık sözlü olmak vs.
     Başkalarına kendinize davranılmasını istediğiniz gibi saygı ve anlayışla yaklaşmaktır.
    İddialı davranış ve etkili iletişim için on temel kural:
     Neyi istediğiniz konusunda açık olun.
     Açık ifade edin. Belli bir ifade hazırlayın ve gerekirse prova edin.
     Soğukkanlı ve akılcı olun.
     Anlaşılır olun. İstediğinizi anlaşılır ve yalın bir biçimde belirleyin.
     Sınırlarınızı ve seçeneklerinizi ortaya koyun.
     Hissettiklerinizi açığa vurun.
     Yan yollara sapmayın. Söyleneni dinleyin, ardından ricanızı, yaklaşımınızı, karşı çıkışınızı vs. tekrarlayın.
     Yer ve zamanı siz seçin. Mümkün olduğunca iletişim için en uygun yeri ve diğer kişinin dinleyebileceği zamanı seçin.
     Özürler değil sebepler sıralayın. İstediğiniz ya da istemediğiniz şeyler için sebepler sıralamak daha iyidir.
     Uzlaşma için hazırlanın yada ihtiyacınızdan vazgeçin. Duygularınızı ifade ettikten sonra tartıştığınız durum için en iyi çözümü kabul etmeye hazır olun.
    İddialılık için altı öneri.
     Söylediğinizin mesuliyetini alın.
     Cevaplamadan önce karşınızdakinin söylediğini ya da isteğini tekrarlayın. Bu karşınızdakinin duygularını anladığınızı gösterir.
     Daha fazla ayrıntı istemek için hazırlıklı olun. Hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığınz bir isteği geri çevirmek yerine daha ayrıntılı bilgi vermesini istemek aynı zaman da gereksiz çelişkileri de ortadan kaldırabilir.
     Karşınızdakinin duygularını kabul edin,duygularını paylaştığınızı gösterin. Ama kararınızı yine siz verin.
     Karşınızdakine ne hissettiğinizi ve ne yapacağınızı söyleyin. Ama her zaman dürüst olun.
     İyi bir neden olmadıkça özür dilemeyin. Gereksiz yere özür konumunuzu tehlikeye atacaktır.
    Nasıl hayır denebilir ?
    Bir isteği reddederken, bir tema yakalayıp onu tekrar etmeye çalışın. Daha önce kullandığınız sözcüklerle “hayır” demek fikrinizi değiştirmeye niyetinizin olmadığını gösterir.
    Kesintileri nasıl önleriz?
    Uygun ve tutarlı konuşun. Arada boşluklar olmayacağı için sözünüzü kesemeyecektir. Ayrıca sözünüzü kes-meye çalışan kişi ile göz göze gelmeyin.
    Nasıl yanıt alırız?
    Söylemek istediğinizi bitirdiğinizde, doğrudan yanıt almak istediğiniz kişiye bakın. Onun bakışını ve sessiz bir anı yakalayın. Sessizlik diğer kişiyi yanıt vermeye zorlayacaktır.
    Dinlediğinizi nasıl gösterirsiniz?
    Bir dinleyici olarak rolünüzü edilgen değil etken hale getiriniz.
    Etkin dinleme önerileri:
     Anlayıp anlamadığınızı sınayın. Yani anladığım kadarıyla……
     Kilit noktaları özetleyin.
     Söyleneni netleştirmeye çalışın.
     Anladığınızı başınızla onaylayın.
     “A-ha” gibi cesaretlendirici sesler kullanın.
     Söze girmeden önce arada bir sessizlik olmasına izin verin.
    Nasıl iltifat etmeli?
     Açık ve kesin olun.
     Örnek ya da örnekler verin.
     Olaydan hemen sonra övün.
     Başkalarının önünde övün.
    Övgünün değerini azaltma:
    Başarının sadece kendisine ait olmadığını herkesin yapabileceğini ifade etmekle mümkün olur.
    Yalnızca ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz:
     İçten olun. Belirsiz mesajlar vermeyin.
     Sesinizi nasıl kullandığınızın farkında olun.
     Sesinizin tonlarının farkında olun. (Sağlam ve soğuk kanlı bir ses tonu)
     Duruş. Duruş biçiminiz pek çok şeyler söyler. İfade etmek istediğiniz duygularınızı orta koyacak duruş sergileyin. Konuştuğunuz kişiyle aynı düzeyde oturmak eşitlik, yüksekte oturmak güç ve üstünlük göstergesidir.
    Göz teması:
    Mesajınızı sadece sözcüklerle aktarmak değil aynı mesajı sesiniz ve gövdenizle de iletmeniz etkiyi artıracaktır.
    4) Olay sırasında, öncesinde ve sonrasında rahatlama yolları
    Ne zaman rahatlamalı (Gevşeme)
     Potansiyel olarak stres taşıyan bir olaydan önce rahatlayın.
     Stresli olaylar sırasında rahatlayın.
     Stresli olaylardan sonra rahatlayın.
    Nasıl çalışmalı ve gevşemeli?
     Soluk alışınızı yavaşlatın. Kontrollü solunum sakinleşmenin en kolay yollarından biridir.
     Sakinleşmek için egzersizlerden yaralanın. Fiziksel etkinlikler enerjiyi ve stresin neden olduğu kas gerilimlerini açığa çıkarır.
     Kaslarınızı doğrudan rahatlatın. Stres tepkisi kas gerilimine yol açar, yani hissettiğiniz ağrı ve sızılar düşsel değildir. Gerilim nerede olduğunu biliyorsanız, gövdenizin o kısmını gevşetin. Oluruna bırakın. Gerilim azalışını hissedin. Kasları gevşetmenin bir yolu da önce onları germektir, kaslar gerildikten sonra derinlemesine gevşerler.
     Oturuş ve duruş biçiminizi gözden geçirin. Kas gerilimi oturuş ve kötü duruş yüzünden şiddetlenebilir. Oturuş ve duruşunuzda altın kural, omurganızı olabildiğince düz tutmaktır.
     Duygusal gerilimi salıverin. Sinir bozucu, bastırılmış duygularınızı yazıya dökün veya öfkelerinizi teybe kaydedin ve bir kez daha dinleyin. Böylece sizi gerilime sokan bu durumun mantıklı olup olmadığını fark etmeniz kolaylaşacaktır.
     Gerilimi bir arkadaşınızla konuşarak azaltın. Eğer duygularınızı kaydetmek istemiyorsanız bunları niye bir arkadaşınızla konuşmayasınız?
     Fiziksel olarak yavaşlayın. Bütün gün durmaksızın koşturduğunuzda, stres altında olma duygusu artar. Bu durumda yapılacak en iyi şey işi yavaşlatmaktır.
     Bir mola verin. Molalar performansınızı artırır. Ara vermeden çalıştığınız zaman dilimi uzadıkça performansınız düşer. Zaman tasarrufu için ara vermemek yanlış bir ekonomi yöntemidir.
     Etkinlik değiştirin. Mola verdiğiniz-de günün geri kalanında yaptığınız-dan farklı bir
    şeyler yapmaya çalışın.
     Mini molalar verin. 10-15 dakikalık aralar veremiyorsanız 10-60 saniyelik bir mini mola verin ve bunu işin en yoğun olduğu anlarda bir an soluklamak için kullanın.
     Düşünmeye zaman ayırın. Mini molanızdan sonra hemen kargaşaya dönmeyin. Bir süre için bekleyin, yapmanız gerekenleri gözden geçirin ve yapacaklarınızı planlayın.
     Kendinize kaçış mekanizmaları üretin. Bunlar baskının yükselmeye başladığını hissettiğinizde mola ver- menin yolarıdır.
     Kendinize yalnız kalabileceğiniz sessiz zamanlar ayarlayın. Mini molalar, düzenli molalar, standart aralar sessiz zamanlar ve tatiller bunun için en uygun zamanlardır.
     Gevşeme mekanizmaları geliştirin. Sizin gevşemenize yardımcı olan ateşleyiciyi bulun ve bunu alışkanlık haline getirin. Müzik dinlemek, okumak, yürümek gibi…
    Uykudan en iyi şekilde faydalanma:
     Yatma ve kalkma zamanlarını düzene koyun.
     Akşam erken saatlerde biraz egzersiz yapın.
     Yatmadan 1 saat önce gevşemeye başlayın.
     Yatmadan önce ağır yemekler yemeyin, sıcak süt için.
     Uyumadan önce rahatlatıcı bir banyo yapın.
     Kafanızı meşgul eden bir şey varsa yazıya dökün veya konuşup hemen o anda çözün.
     Gözlerinizi kapatın ve uykuyu düşünün.
     Uyanırsanız yatakta kalmayın, kalkın ve bir şeyler yapın. İhtiyaç duyarsanız, yatağınıza gidin.
    Derinlemesine rahatlama:
    1. Etkin rahatlama: Zihni rahatlatmak için, yoga, esneme ve gevşeme hareketleri, derece derece artan rahatlama egzersizleri, meditasyon, kendi kendine hipnoz ve ritmik solunum.
    2. Edilgen rahatlama: Bedeni rahatlatmak için. Yumuşak masaj, reflekroloji, aromaterapi gibi teknikler.
    5. Stresle Başa Çıkabilmek İçin Bedeni Sağlıklı Ve Zinde
    Tutmanın Yolları
    Fiziksel stres tepkisi, gövdenin acil eylem için vites büyültmesidir.
    Erken uyarı sinyalleri: Hızlı solunum, ağız ve gırtlak kuruluğu, nemli ayalar, sıcaklık hissi, gergin kaslar ve hazımsızlık gibi belirtilerden herhangi birisi stresin sinyalidir. Bu durumda bilinçli bir şekilde sakinleş-meye çalışın. Bu mümkün değilse, sizi stresten uzaklaştıracağına inandığınız şeyler yapın. Stresin nihai bedeli gövdenizin işlevini yitirmesidir. Ayrıca davranışlarınızda meydana getireceği düzensizliklerle çevreniz ile iletişim kurmanızı engelleyici durumlar ortaya çıkarabilir. Örn: Çok çabuk sinirlenmek gibi.
    Sağlıklı beslenme rejimi için 6 kural:
     Daha çok rafine olmayan yiyecekler yiyin. Hiçbir şeyi alınmamış ürün. Kepekli buğday ekmeği gibi. Bu tür yiyecekler kabızlığı gidermenin yanında kandaki kolesterol miktarını düşürür ve midenin sindirim hızını da azaltır.
     Pişirme işlemini en azda tutun. Yiyecekleri pişirmek bazen besleyici değerlerinin yok olmasına yol açar.
     Yağlara dikkat edin. Çok fazla yağ egzersiz yapmama durumunda fazla kilolara neden olur. Yağı çeşitli kaynaklardan almaya özen gösterin.
     Şeker ve tuzu azaltın.
     Vitaminler ve mineraller. Dengeli bir rejim için düzenli bir şekilde mineral ve vitaminleri
    almalısınız. Özellikle stresli durumlarda gövdenizi B vitaminiyle destekleyin.
     Çok su için. Stresin fizyolojik özelliklerinden biri de su kaybı ve kanın koyulaşmasıdır. Bu da cildin kötü beslenmesine ve sindirim bozukluklarına yol açar.
    Dışarıda Yemekle İlgili Öneriler:
     Eğer mönüde vejetaryen yemekler varsa bunları tercih edin. Daha sağlıklı ve ilginç olurlar.
     Tatlı yerine taze meyveleri tercih edin.
    Yemeği nasıl yersiniz?
     Yavaş yeyin, acele ettiğiniz ölçüde sisteminize sorun eklersiniz.
     Başka biriyle birlikte yeyin. Konuşmak yeme hızını azaltmak için iyi bir yoldur.
     Sık sık atıştırmak yerine düzenli yemek yeyin.
     Yemek için müsait bir ara verin.
     Yemek yerken oturun.
     Kendinizi yemekle ödüllendirirken dikkatli olun.
    Sağlıklı hayat için tavsiyeler:
     Spor yapın.
     Dayanıklılık için egzersizler: Koşma, ip atlama vs.
     Güçlülük için egzersizler: Jimnastik
     Esneklik için egzersizler: Yoga
     Sigara ve alkolden uzak durun.
     Haplar ve ilaçların dozu: Mutlak ihtiyaç olmadıkça haplardan uzak durun.
    6 ) Kontrollü Kalmanın Yolları
    Olumlu düşünme için altın kurallar:
     Başarıyı kabullenin.
     Genellemelerle değil o duruma has şeylerle uğraşın.
     En kötü korkularınızın gerçekleşme ihtimalini gerçekçi olarak değerlen- dirin.
     Olabilecek en kötü senaryoyu düşünün.
     Elinizden gelenin en iyisini yapın ve neticeyi kabullenin.
     Kesinlik taşıyan şeyleri amaç edinin.
     Olumsuz düşünceleri içinde bulunduğunuz çevre şartlarına göre değerlendirin.
     Neyin yanlış olduğundan çok neyin doğru olduğu üzerinde yoğunlaşın.
     Kendinize şöyle sorun: “Bu beni niye üzüyor?”
     Olumlu düşünceden çok fazla şey beklemeyin.
    Egonuzu nasıl desteklersiniz?
     Başarılarınızı duyurun.
     Başarılarınızı kutlayın.
     Kendinize ödüller verin.
     İyi yanlarınızın listesini çıkarın.
     Başarılarınızı kaydedin.
    Performansı tam ve doğru değerlendirmek:
     Her olumsuz noktayı olumlu bir noktayla dengeleyin.
     Yapıcı eleştiriden yararlanın.
     Başarılar kadar başarısızlıkları da paylaşın.
     Düzeltmeniz gereken şeylerin farkında olun.
     Her hatadan çıkarılacak bir ders olduğunu unutmayın.
    Kontrolü yeniden kazanmak:
     Kendinize şöyle sorun: “işler bir parça daha iyi gitseydi durum nasıl olurdu ?”
     Yapabileceğiniz bir şey olup olmadığını araştırın .
     Stresli olduğunuzda beklentilerinizi azaltın.
     Tıpkı bir oyuncu gibi performansınızı prova edin.
     UNUTMAYIN:Durumun kendisi değil, sizin bakış açısı stres vericidir.
    7. Başkalarına Destek Vermenin, Destek Oluşturma
    Ve Kullanmanın yolları:
    Destek haritası çıkarma:
     Kendinizi desteklemenin yolları ve araçların tespit edilmesidir.
     Desteklerinizin sayısı arttıkça, problemlerle başa çıkabilme yolun-da daha iyi donanmış olursunuz.
     Destek haritası çizmek, sahip olduğunuz (ya da olabileceğiniz) destekleri görmenize yardımcı olur.
     Kendinize sosyal, psikolojik ve fiziksel destekler bulun.
    Desteği geliştirmenin yolları:
     En önemli destek kaynağı kendinizsiniz.
     Kendinizi söylediklerinizle destekleyin. Bu sizi cesaretlendirecektir.
     Kendinizi destekleyen alışkanlıklar geliştirin. Nelerin sizde baskı ve endişeye yol açtığını bulun.
     Başınıza dert açan alışkanlıklardan kurtulun. Bunun için şunları yapabilirsiniz.
     Kendinizle bir anlaşma yapın ve anlaşmaya uyduğunuz sürece kendinizi ödüllendirin.
     Alışkanlığı bırakmanın sonuçlarını göz önüne getirin.
     Kısa bir süre için alışkanlığınızı bırakmayı deneyin.
     Bir kez tam olarak bıraktığınızda bir daha dönmemeye çalışın.
     Alışkanlığı bırakmaktan dolayı acı çekmeyin ve kendinizi ödüllendirin.
     Başkalarından destek arayın.
     İttifaklar kurun. Bu çevrenizden yararlanmada kullanılan özel bir terimdir.
     Bir danışmanla konuşmayı deneyin.
     Her şey sizin için bir destek kaynağı olabilir.
     Unutmayın, “Ne giyerseniz osunuz.” Giysileri hemen etki yapan beden dilinizin bir parçası olarak kullanmayı aklınızdan çıkarmayın.
     Hobiler ve günlük alışkanlıklar edinin.
     İş, dinlenme ve eğlenceyi unutmayın.
     Evcil hayvanları bir destek kaynağı olarak görün.
     Rahatlayabileceğiniz bir yeriniz olsun.
    Nasıl destek oluruz:
     Destekleyici olun, boş bir onaylayıcı değil.
     Pratik ve duygusal destekler önerin.
     İnsanlara ilerlemeleri için destekleyici olun.