İster beşeri bilimler ya da doğa bilimleri açısından olsun, ister genel ya da uzmanlık alanı açısından olsun, bütün eğitim sistemimiz sözün hakimiyetindedir ve bu nedenle kendisinden bekleneni gerçekleştirmekte yetersiz kalır.
Çok ama çok fazla konuşuyoruz. Daha az konuşup daha çok çizmeliyiz. Kişisel olarak konuşmayı tamamen reddetmeyi ve tıpkı organik doğanın yaptığı gibi söyleyeceğim her şeyi çizimlerle ifade etmeyi isterdim. Şu incir ağacı, şu küçük yılan, pencere pervazında sessizce geleceğini bekleyen koza, bunların hepsi önemli işaretlerdir. Bunların anlamlarını doğru olarak çözmeyi başarabilen insan kısa süre sonra yazılı veya sözlü kelamdan tamamen vazgeçebilecek duruma gelecektir. Üzerine düşündükçe, konuşmada öylesine boş, bayağı ve hatta züppece bir şey buluyorum; sanki insan doğanın ciddiyeti ve suskunluğu karşısında, yalnız bir kayanın karşısında veya yaşlı tepelerin ıssızlığı içinde hissettiği türden bir dehşet yaşamaktadır.
Ama duvardaki kapıdan dönen kişi bir daha asla giden kişiyle aynı olmayacaktır. Daha bilge ama daha az kendinden emin, daha mutlu ama daha az kendinden memnun, cehaletini anlamakta daha alçak gönüllü, ancak sözcüklerle şeyler, akla uygun sistematik düşünceyle ilelebet boş yere kavramaya uğraştığı o kavranılamaz gizem arasındaki ilişkiyi anlamak için daha iyi donanımlı olacaktır.