Karakterimiz Holden, gittiği okullardan kovulmuş, yetişkinliğe yaklaşmış ama hiçbir zaman yetişkinlerin dünyasını anlamayan, anlamak istemeyen, anlayıp kabul etmek istemeyen bir genç. Son okulundan kovulduğunu ailesine söyleyemediği için 3-4 günlük kendi başına maceraya atıldığı bir yolculuğu anlatıyor. Kitap okunmaya başlandığında genç birinin başına gelenleri, düşünceleri, arzuları, yaptıkları belki bir bütünlük yokmuş gibi görünsede işin aslı pek öyle değil.
Holden, yetişkin olmak ne demek, gözümüzde nasıl bir yerdeler, yetişkin olunca biz ne olacağız, yetişkinlerin dünyası nasıl gibi sorular soran bir karakter. Ve yetişkinlerden nefret ediyor. Çünkü onlara ve samimiyetlerine inanmıyor. Maskelerini takan, duygularını gizleyen, sürekli bir şeyler hakkında yalan söylemek zorunda olan yetişkinlerden nefret ediyor ve yetişkinler gibi duygularını, hislerini, isteklerini yapmamaktan, yapamamaktan korkuyor. Ona göre her şey kandırmacadan ibaret, gerçek olan bir şey yok. Ki kendisi gerçek duygular arayışında, gerçek insan olma peşinde bir karakter. Bunu da kendi dilince bize anlatmaya çalışıyor.
''Kimse değişmezdi. Değişen tek şey siz olurdunuz. Çok büyümüş olmanız filan değil demek istediğim. Tam olarak o değil yani. Yalnızca değişmiş olurdunuz.''
''...büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta -yetişkin hiç kimse, yani- benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim.