Askeriye yönünden de çok sömürüyor Amerika. Ordumuzun içine girmiş adamakıllı. Bütün üslerini, tesislerini topraklarımıza kurmuş. Savaş olsa kabak başımızda patlayacak. Mayınlamış sınırları tam tüm, Rus'a karşı. Rus da hepsini patlatacak. Gitti Türkiye havaya!..»
Sayfa 221 - Literatür yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Gece, düzen güçleri uykudadır. Bürokrasi, askeriye, okullar, polis, kısacası yaşamımızı düzenleyen tüm güçler uykudadır; sokakta devriye gezen nöbetçi polis dışında. Askerler de hepimizden önce yatağa girerler. Dünyanın bu en baskıcı kurumunun mensupları, en erken yatanlardır aynı zamanda. Aslında, tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu tüm kurumlarda (tüm kurumlar totaliter değil midir zaten?) insan her zaman erken yatmak zorundadır– yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde, hastanelerde... Kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiçbir kurum tanımıyorum.
Sayfa 16 - İletişim Yayınları
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Arap topraklarındaki Osmanlı idaresi geçmişle radikal bir kopuşa neden olmadı. Hâlâ bir sultan vardı, mahkemeler şeriatı uyguladı ve askeriye tüm seküler otoriteyi kullanmaya devam etti. Ancak Osmanlı çağını önceki yönetimden ayıran iki eğilim vardı. İdeolojik olarak, Osmanlılar Arapça konuşan Sünni elitleri önceden hiç olmadığı ölçüde etkilediler. Sultanlık artık daha adil bir rejimin yokluğunda katlanılması gereken bir kurum değildi. Sultanlık adil bir düzenin kendisiydi. Osmanlı rejiminin Sünni entelijensiyanın imgeleminde meşru olduğu döneme denk düşecek şekilde yerel Arapça konuşanlar Şam ve Musul gibi şehirlerin zemininde Memlûk döneminde görülmemiş derecede gerçek bir siyasi güce sahiptiler.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Militarizm, ilkel birikimi fetihler yoluyla kolaylaştıran bir rol oynar ama aynı zamanda “tamamen iktisadi bakış açısından militarizm, artı-değerin gerçekleştirilmesinin en önde gelen aracıdır.” Çünkü askeriye, metaların belki de en büyük toptan alıcısıdır.
Sayfa 258·Kitabı okudu
Siyaset
Gece, düzen güçleri uykudadır. Bürokrasi, askeriye, okullar, polis, kısacası yaşamımızı düzenleyen tüm güçler uykudadır; sokakta devriye gezen nöbetçi polis dışında. Askerler de hepimizden önce yatağa girerler. Dünyanın bu en baskıcı kurumunun mensupları, en erken yatanlardır aynı zamanda. Aslında, tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu, tüm kurumlarda (tüm kurumlar totaliter değil midir zaten?) insan her zaman erken yatmak zorundadır - yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde, hastanelerde... Kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiçbir kurum tanımıyorum. Aşk (?) üzerine kurulu olan ve iki kişinin özgür iradesiyle gerçekleşen evlilik kurumunda bile, çiftler yatağa aynı saatte girmezlerse, biri daha geç yatar, geceyi daha fazla yaşarsa, sorunlar çıkmakta gecikmez. Kurum her zaman “geç” yatanı suçlar, erken yatanı değil. Avrupa feodal toplumunda tüm kent sakinleri mumlarını aynı saatte söndürmek zorundaydılar; bayramlar dışında. Düzen ve baskı güçlerinin doğal yapısı, her zaman belirli bir uyku saatini zorunlu kılar. Bu belirli saatin erken bir saat olması da yine onların doğal yapısından kaynaklanır.
Rabb'im bana bilerek neşe vermemiş...
"Donunu değil, beni tutman gerekiyordu, köpek!" diye yükseldim. "Askeriye senden geri alsın o üç yıldızı." Yüzüne su fırlattım. "Değil yüzbaş. onbaşı bile olmaz senden." Daha çok güldü. Avucuna su doldurup yüzüne ve saçlarına sürdü. "Ulan yal" dedi hala katıla katıla gülerken. Şu an kendisine kızacak durumda değildim. Su buz gibiydi. Hem üşümüştüm hem de kalçam acımıştı. Rızkımı veren Hüdadır oğlum, ayık ol, der gibi kendi kendime toparlanmaya meylediyordum ki bir saniye sonra kendimi kucağında buldum. "Rabb'im bana bilerek neşe vermemiş," dedi hâlâ gülerken. "Sonra seni vererek muazzam bir denge kurmuş. Yoksa keyfimi yerine getiren tek canlının sen oluşunun mantıklı bir sebebi olamaz." Dudak büzdüm. "Dereye düştüm, geri zekâlı. Ne neşesinden bahsediyorsun?" "Sık sık yap bunu. Oldukça keyifli bir andı."