Resimdeki bu tablet, 5200 yaşında olup, Mısır'ın Birinci Hanedanlığı'ndan önceki kraliyet hanedanlığı olan 0. Hanedanlık dönemine aittir ve kronolojik olarak (Naqada III) olarak bilinen bir Mısır kültürel dönemiyle örtüşmektedir. Şehir Tableti, Tehenu Tableti ve Tehenu Yağma Tableti olarak da bilinir (Tehenu, günümüz Libya'sında ve Mısır'ın batısındaki bölgelerde, Batı Delta'nın ötesinden Batı Çölü'ndeki vahalara kadar uzanan bölgelerde yaşayan en eski kabilelerdendi). Birinci Hanedanlık öncesi döneme ait bu erken dönem Mısır askeri tableti, Hanedanlık Öncesi ve Erken Hanedanlık dönemlerinin krallarının kutsal başkenti olan Mısır şehri Abydos'ta bulunmuştur. Büyük bir kısmı (üst kısmı) eksik olmasına rağmen, beş bin yıldan fazla bir süre önce Mısır İmparatorluğu'nun başlangıcındaki en eski ve en önemli askeri, siyasi, kentsel ve hatta coğrafi belgelerden biri olmaya devam etmektedir. Bir tarafında yedi surlu şehir oyulmuş ve her şehrin içinde adı yazılıdır. Her şehrin üzerinde, elinde balta tutan ve şehir surlarını yıkan bir yaratık sembolü bulunur. Bu bölümün üzerinde, esirlerin götürülmesini temsil ettiğine inanılan kraliyet alayından geriye kalan ayak izleri yer alır. Diğer tarafta ise üç sıra halinde farklı hayvanlar bulunur: boğalar, eşekler ve koçlar. Bunların altında zeytin ağaçları vardır ve yanında, bu ganimetlerin geldiği ülkenin adını veren hiyeroglif bir yazıt bulunur: Tahen ülkesi veya günümüz Libya'sı. Şehirlerin ve kalıntılarının üzerindeki semboller, Yukarı Mısır krallıkları arasındaki yüzyıllar süren çatışmalardan sonra MÖ dördüncü binyılın son üçte birinde birleşen Yukarı Mısır Şehir Devletleri ve Krallıkları Birliği'nin ordularını temsil ettiği şeklinde yorumlanmıştır. Bu birlik, aynı dönemde Mısır'ın birleşmesine yol açmış ve Narmer'in
Həqiqətin Səssizliyi və Dərketmənin Sərhədləri
Həqiqətin səssizliyi və dərketmənin sərhədləri mövzusu, bəşər tarixinin ən güclü intellektual təcrübələrindən biridir. İnsan çox vaxt elə hesab edir ki, əgər əlində yetərli sübut, məntiq və aydınlıq varsa, qarşısındakı hər kəsi gerçəyə inandıra bilər. Lakin fəlsəfə bizə öyrədir ki, idrak və anlama insanın ruhən və zehnən o həqiqəti qəbul etməyə hazır olması halında baş verə bilər. Bu hazırlıq yoxdursa, ən parlaq işıq belə kor gözlər üçün qaranlıqdan fərqlənmir. Platonun məşhur mağara təmsilində təsvir etdiyi kimi, ömrü boyu kölgələri gerçəklik sanan birinə mağaranın xaricindəki günəşi izah etməyə çalışmaq nəinki mənasızdır, həm də təhlükəlidir. Çünki o insan üçün kölgələr onun dünyasıdır və bu dünyanı sarsıdan hər kəs onun düşməninə çevrilir. Bu nöqtədə dərketmə səviyyələri arasındakı keçilməz divarlar epistemoloji bir elitizm kimi deyil, təbiətin bir qanunu kimi qarşımıza çıxır. Həqiqət hər zaman eynidir, lakin hər zehin onu öz həcmi qədər qəbul edir. Tarix boyunca bəzi müdriklər insanın həqiqətlə münasibətindəki bu faciəli məsafəni müxtəlif formalarda ifadə etməyə çalışmışdılar. Məsələn, antik dövrün kinik filosofu Diogenin gündüz vaxtı əlində çıraqla "adam axtarması" əslində cəmiyyətin mənəvi korluğuna qarşı səssiz bir üsyan idi. Diogen yaxşı bilirdi ki, görmək istəməyən birinə işıq tutmaq sadəcə çırağın yağını hədər etməkdir. Bu düşüncə modern dövrdə Nitsşenin fəlsəfəsində daha kəskin bir forma alır. Nitsşe hesab edirdi ki, bəzi həqiqətlər hər kəsin çiyinlərinə qoyulacaq qədər yüngül deyil. Onun "Zərdüşt belə deyirdi" əsərindəki "mənim dağlardakı həqiqətlərim üçün aşağıdakıların qulaqları yoxdur" ifadəsi, həqiqətin həm də bir ağırlıq və məsuliyyət daşıdığını xatırladır. İnsanların çoxu həqiqəti deyil, onları rahatladan illüziyaları seçir, çünki gerçək hər zaman
Felsefe
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İSLÂM ULEMASI DÜNYAYI "TEPSİ ŞEKLİNDE" Mİ SANIYORDU?
Karşılaştıysanız bazılarını işitmişsinizdir mutlaka. "Müslüman evrimciler"in bazı klişeleri var. Hangisiyle konuşsanız sözü mutlaka oralara getiriyor. Hep bir kaynaktan ezber yaptıklarını tezahürleriyle gösteriyor. İşte bu yazıda içlerinden birisine bir parça dokunmak istiyorum. Nedir? "Dünyanın küreviyeti" ile "evrim" arasında kurulan benzerliktir. Hülasa edeyim: İddia odur ki: Müslümanlar yüzyıllar boyunca "dünyanın tepsi şeklinde olduğuna" imân etmişler. Âlimleri tefsirlerinde böyle yazmışlar. Fıkıhçıları böyle hükümlerini açıklamışlar. Vaizleri hep bunu nasihat etmişler. İş böyle sürüp gitmiş. Ta ki Batı "medeniyet" olana kadar. Sonra bizimkiler bakmışlar ki: Ooo! Batılılar dünyanın küreviyetini çok feci isbat ediyorlar. Buna karşı mücadele etmek mümkün değil. Hemen geri basmışlar. "Ne yaptık yahu biz!" demişler. Tevbe-billah etmişler. Bilimin affına sığınmışlar. O zamana kadar "satıh" şeklinde anladıkları âyetleri de silbaştan "küre"ye çevirmişler. Masalın, pardon, iddianın özeti böyle... **Mâzisi ne kadar derindir bilmiyorum. Ancak mâzisi olduğunu mürşidimin Muhakemat'ta bu iddiayı ele almasından anlıyorum. Demek evrimciler de bu işi yeni baştan konuşmuyorlar. Zaten bu minvalde her ne iddiaya rastlasanız arkasını oryantalistlerin metinlerinde bulursunuz. Onlardır İslâm âlemine en ışıltılı çağlarını dahi "İslâm'ın ortaçağı" diye yutturan. İslâm milletini kendi geçmişiyle kavgalı/küs bir hâle getiren. Hurafelerinin kendilerine ettiğini "din-i mübîn-i İslâm'ın ehl-i İslâm'a ettiği" diye semtimizde yediren. Satan. Sattıran. Hasbelkader tezgâhlarından geçen bir Müslüman genç öyle feleğini şaşırır ki: Engizisyonu kendi "kadılar heyeti" diye akleder. Papa'yı "müçtehid imâmlar"ından birisi sanır. Hristiyan dünyanın dine/bilime bakışını da öz-bir bilâd-ı
Tefekkürât
okuduğum kitaplar bana hangi şarkıları çağrıştırıyor?
madem kitap okuyamıyorum tiktoktan gördüğüm bir akımı yapayım dedim. Uzun zamandır yapmak istiyordum zatenn. Sonra ders çalışmaya gideceğim😫😐 Harry Potter ve Felsefe Taşı-O Children,my blood,runaway (Seriyi ne zaman okusam bu 3 şarkıyı açıp öyle okuyorum,beni gerçekten hogwartstaymışım gibi hissettiriyor.) Aslan, Cadı ve Dolap- golden brown Muhalifler- ma meilleure ennemie (her nova ve adrian sahnesinde dinliyorum. onları daha iyi anlatan bir şarkı yok bence) Kargalar Meclisi-why'd you only call me when you're high? Kalpsiz-born to die, once upon a dream Cam Şato-royalty Hapishane Şifacısı-I love you, I'm sorry (ikinci kitapta bu şarkıyı o kadar dinledim ki...) Kırık Bir Kalp-the archer,kingdom dance Böğürtlen Kışı- stay(rihanna) Şimşek Hırsızı- born for this,riptide Ölü Romantikler-cinnamon girl
Batı Edebiyatı Önemli kişiler
BATI EDEBİYATI A) ESKİ YUNAN VE LATİN EDEBİYATI Batı edebiyatının kaynağı, Eski Yunan ve La tin edebiyatlarıdır. İsa'nın doğumundan dokuz yüzyıl öncesine giden ve MÖ II. yüzyıla kadar sü regelen Yunan edebiyatının ana kaynağı, Homeros'un llyada ve Odysseia destanları sayılır. Eski Yunan ve Latin edebiyatının önemli sanatçıları şunlardır: 1. HESİODOS: — Didaktik bir şairdir. Didaktik şiirin kurucu su sayılmaktadır. — Yurttaşlarını şiir yoluyla eğitmeye çalışmış; onları adaletli olmaya ve çalışmaya çağırmıştır. — Köylü hayatını ve insanların günlük işlerini anlatan ilk şairdir. — İşler ve Günler, en önemli eseridir. 2. SAPPHO: — Yunan edebiyatının en büyük lirik şairi sayıl maktadır. — Şiirlerinde özellikle aşk temasını işlemiş; aş kı, Tanrı'nın bir nimeti olarak görmüştür. Yaşadığı çağdan başlayarak, ünü gittikçe ge nişlemiş, kendinden sonraki bazı Yunan ve Latin şairlerini etkilemiştir. — Sappho'nun şiirleri dokuz ciltte toplanmıştır. Şiirlerinden 170 kadar küçük parça kalmıştır. 3. AİSOPOS: — Yalnız fabl türünde yazmıştır. Fabl türünün kurucusu sayılmaktadır. Anlattığı masalların konularını, gezileri sırasında uğradığı Doğu memleketlerinden topladığı tahmin ediliyor. Batı edebiyatında fabl türünde yazan şairler üzerinde derin etkisi görülür. Özellikle, Fran sız şairi La Fontaine, ondan çok yararlan mıştır. — Fabiler adlı bir eseri vardır. 4. AİSKHYLOS: — İlk büyük tragedya şairidir. Tragedyanın gelişmesinde büyük payı vardır. — Eserlerinde gelenekleri ve ahlakı savunur. — Onun eserlerinde insanlar tanrıların iradesiy le hareket eden yaratıklar olarak gösterilir; bunlar ne yaparlarsa yapsınlar, alınyazılarının dışına çıkamazlar. — Doksan kadar eser yazmış olan Aiskhylos'un yalnız yedi tragedyası elimize geçmiş, diğer leri kaybolmuştur. 5. SOPHOKLES : —
Edebiyat
Siyah Beyaz Aşk, Prime Video kütüphanesine eklendi! 🎉 Yönetmen koltuğunda Yasin Uslu'nun oturduğu, senaristliğini Eylem Canpolat ve Sema Ergenekon'un yaptığı, başrollerini İbrahim Çelikkol ve Birce Akalay'ın paylaştığı bu ikonik yapım, 2017-2018 sezonunda Kanal D'de yayınlanmış ve büyük bir izleyici kitlesi yakalamıştı. Artık Prime Video üyeleri için yepyeni bir izleme fırsatı doğdu. Konusu: Ferhat Aslan (İbrahim Çelikkol), karanlık bir dünyada yaşayan, amcası Namık Emirhan (Muhammet Uzuner) için tetikçilik yapan sert ve duygusuz bir adamdır. Aslı Çınar (Birce Akalay) ise hayatı kurtarmaya adanmış, idealist ve güçlü bir genel cerrahtır. Bir tesadüf (daha doğrusu Ferhat'ın yaptığı bir hata) sonucu yolları kesişir: Ferhat, yanlışlıkla Aslı'yı kaçırır ve bu olay ikisinin de hayatını sonsuza dek değiştirir. Siyah-beyaz gibi zıt karakterler, yavaş yavaş birbirine çekilirken ortada hem yoğun bir aşk, hem de bolca gerilim, intikam, aile dramı ve mafya hesaplaşmaları vardır. "Hayat kurtaran kadın" ile "hayat alan adam" arasındaki bu çelişki, dizinin ana damarını oluşturuyor. Neden İzlenmeli? ▪︎ Kimya → İbrahim Çelikkol ve Birce Akalay arasındaki elektrik ekranı yakıyor. Birçok kişi için Türk dizilerindeki en ikonik çiftlerden biri oldular. ▪︎ Tempo → 32 bölüm boyunca neredeyse hiç düşmeyen aksiyon + duygusal derinlik dengesi. ▪︎ Yan karakterler → Muhammet Uzuner'in Namık Emirhan'ı, Arzu Gamze Kılınç'ın Yeter Aslan'ı, Ece Dizdar'ın İdil Yaman'ı gibi unutulmaz performanslar var. ▪︎ Müzikler → Özellikle o dönem çok konuşulan soundtrack'ler hala akılda. Prime Video'ya yeni eklenen bu diziyle beraber, "Ne izlesem?" diye düşünenlere harika bir alternatif geldi. Özellikle yağmurlu İstanbul akşamlarında, battaniye altında duygusal-gerilim dozunda bir şeyler arıyorsanız tam
1000Kitap