• Mısır kralına yazma becerisini armağan etti ve yazının kötü hafızayı ve az bilgeliği tedavi etme konusunda en iyi ilaç olduğunu söyledi.

    Kral armağanı geri çevirdi:Hafıza mı? Bilgelik mi? Bu buluş unutkanlığa neden olacaktır. Başkasının hafızasıyla insan hatırlayamaz. İnsanlar kaydedecek, ama hatırlamayacaklardır. Tekrarlayacak, ama yaşamayacaklardır. Birçok şeyi keşfedecek, ama bunların hiçbirisini gerçekten tanımayacaklardır.
  • Irak daha Irak değilken, ilk yazılı sözcükler orada doğdular.

    Bu savaşın binlerce ve binlerce kurbanı oldu ve bunların tamamı etten kemikten insanlar değiller, orada tarihin birçok hatırası da katledildi.
  • Süratle içi boşalıyordu insanların. İnsanlar can havliyle yiyeceklere saldırıyor, deli gibi alışveriş yapıyor, göz açıp kapayana kadar âşık oluyor, pat diye bağlanıyor ve daha ne olduğunu anlamadan da ayrılıyorlardı. Dünya telaşlı bir yer olup çıkmıştı.
  • Kimse direkt olarak kendisine acıdığını söyleyemez. Kendine acımanın en bildik yolu, şikâyet etmektir. Sağlıklarından, yaşama koşullarından, hastalıklarından ve insan ilişkilerinden sürekli şikâyet eden, her şeyi tenkit eden, memnuniyetsiz ve huzursuz insanlar genelde kendilerine acıyan insanlardır. Kendilerini hayatın içinde bir kurban, hep kötü şeyler yaşamış bir zavallı olarak görürler.
  • “Patates de Avrupa’da bir dönem yasak meyve oldu. Onu mahkûm ettiren, mısırda olduğu gibi, Amerikan kökeniydi. Daha da kötüsü, patatesin yerin altında, cehennemin mağaralarının bulunduğu yerde, büyüyen bir kök olmasaydı. Hekimler onun cüzam ve frengiye neden olduğunu biliyorlardı. İrlanda’da eğer hamile bir kadın onu gece yerse, sabahleyin bir canavar doğuruyordu. On sekizinci yüzyılın sonlarına kadar patatesi yiyenler mahpuslar, deliler ve ölümcül hastalardı.

    İlerleyen yıllarda bu lanetli kök Avrupalıları açlıktan kurtaracaktı. Ama buna rağmen insanlar şu soruyu kendilerine sormaktan vazgeçmediler:
    -Şayet patates ve mısır Şeytan işi değillerse, İncil neden onların adını hiç anmıyor?”
    Eduardo Galeano
    Sel Yayınları
  • Süratle içi boşalıyordu insanların.İnsanlar can havliyle yiyeceklere saldırıyor, deli gibi alışveriş yapıyor, göz açıp kapayana kadar aşık oluyor, pat diye bağlanıyor ve daha ne olduğunu anlamadan da ayrılıyorlardı.Dünya telaşlı bir yer olup çıkmıştı.
  • I
    uzun bir nehirdir satranç
    kıvrak ve uzatarak boynunu
    nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu
    oysa veba tarihçileri bilmemişlerdir
    her karenin bir karşıveba girişimi olduğunu

    göğe bezgin bakanların bir türlü öğrenemediği
    bir oyundur satranç

    evet ilk aşk gibi bir şeydir ilk açılış
    artık dönüş yoktur
    kuşku bağışlanmasa da
    tedirginlik doğal sayılabilir
    ancak
    yürümenin dışında bütün eylemlerin adı
    kaçış kaçış kaçıştır

    çapraz özgürlüklerinde filler
    acılardan yapılmış bir alanda
    ne zaman ki esrirler
    yazsak defterlere sığar mıydı
    şah açmazında vezirin ölümcül tutkusunu
    yerine göre piyon da bir tufandır
    içinde hep bir vezir sürekli mahzun
    düz gider çapraz vurulur ve uzun uzun
    günbatımlarını çağrıştırır

    hüznü uçlarından dolanıp
    yalın sıçrayışlarıyla piyonlar arasından
    ürkek ama cesur ama sevimli
    açsa duyargalarını o tarihsel şiire
    iyi bir oyuncu en çok atları sever

    sen ey atını kaybeden oyuncu
    bir ilkyazdan koca bir güz yontan adam
    bırak oyunu

    artık
    öyle bir ıssızlık düşle ki içinde
    yeryüzünü kişnesin
    bizim atlar

    II
    nicoldu onca oyuncu
    oyarak
    ette oyuk seyirmesinden
    oyun kurarlardı

    kaçıp
    da süleymandan
    kaf dağında otururdu
    anka nicoldu

    o mağrur gemiler ki açıklarda
    güneşin şanla her akşam ufala ufala battığı
    suların kabarıp taşarak savrulduğu oradan
    kesik bir insan başı gibi taşra düşüp
    helâk oldular

    ün geldi ey iskender
    çok acaip gördün ömrün tükendi
    geri dön
    ürktü
    ki endişe
    dünyadandır ve hayal hiçtir
    sözü onun
    ...avda
    yine geri dön bu son
    yoksa öleceksin gurbette
    dedi ses ve işitip ağladı
    o koca iskender ki
    tuhaf matlar yapardı
    mat oldu olağan biçimde

    artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı
    kesin mat yok
    iyi oyun vardır sadece
    ve satranç aslında dalgınların oyunudur
    dalgının ölüm karşısındaki sükûneti
    düşmana
    ölümün dehşetinden korkuludur

    eğilip o oyuncu
    uzatsa boynunu buyruğa

    taşlar sürüldüğünde
    kaleyi buyruksuz düşündü mü kişi
    demek ki bütündür sallantıda
    demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü
    cinayetler de yeryüzüne paramparça dağılmıştır
    aşk ve umut dağılmıştır
    koygun bir gece gibi günü kaplayan
    sevgilinin gözlerindeki zeytin siyahını
    o oylum oylum kabarık şiiri
    kaplayan
    bir şeyse buyruksuzluk
    taşlar sürüldüğünde
    alıp kişiyi kayalara çarpar buyruksuzluk

    çağı binip
    cübbesinden gözükara süvariler çıkaran
    o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı
    tutup üzengisinden öpüp koklamalı

    III
    söyleyelim eBir
    ha
    in
    dir
    eSekiz yok
    yok ayrı bir düşman falan
    genç çeri
    ey e hattındaki budala
    -Tanrım ne saflık-

    bir ara dilim sürçse
    de at kıskacını anlatsam
    desem ki Ha-
    derler ki kemik atıyor
    köpek resmine bu adam

    anlat
    apaçık olanı
    gecedir halk
    etinin önünde anlam
    katledilmiştir

    vardın
    söylemezler otlar
    çok sütun düştü
    nice bir taş
    ne zamana yetiştin

    aykırı sür
    çalka
    de ki ey at kıskacı kabaran
    ateş almış ve ey at kıskacı
    diye bağırarak
    o oyuncu
    oynadığında seni
    konuş benimle
    sana hizmet danışayım

    IV
    hüzün
    yalındır - dağdan
    aparılmış kar topakları gibi

    yel ki ince
    ipince bir teldir kopmuştur

    insan
    azar azar kopmuştur

    yalnız hüznü vardır kalbi olanın
    hüzün öylece orta yerdedir
    tuhaf bir yarma yaşanıyordur
    çepçevre şeytan kilitleri

    sınav

    V
    bir oyuna rasgeldim
    her taşı yakup hüznü

    anlat
    bu boşalmış at
    hüzündür

    yanında
    kalfa
    çırak
    ben bir oyuncu tanıdım
    daha
    ataktı

    gördüm ki çatlıyordu
    kara kuzgun

    kâbusa beyaz bir su
    oyuluyordu

    've sabır
    olmasaydı
    yeryüzünde
    birgün
    kalınabilir miydi?'

    VI
    bu hüznün
    mesnevisi yazılmadı
    gürbüz tarhlar öldü
    o ceylanda
    birkaç minyatür
    mütekeddir
    - de bana bu esrime
    bu koygun minyatür yalnızlığından
    başka nedir - oysa
    kocamandır aşk
    usanç
    hep eksiler alanında
    olup biten birşeydir
    parçala bu trajik geçiti
    o taşı sür ey insan
    taşı taş - çünkü saat
    sınanan bir süreçtir ve atlar
    yanıldıklarında
    kaygan
    o karangu duvarına çarpıp kuşkunun
    düşer ölür atlar

    çünkü satrançta
    çünkü orada ve burada
    her zaman
    Öğretidir zaman
    aşkın da
    katları vardır - kadim
    kabarık bir öyküdür alınyazısı

    ey aşk
    elbet başındasındır belâ kitabının
    en çok dilin var
    gece ki anlamadı
    şu anda
    o
    ibrahim ve ishak
    yargıç yok taşı kim atacak
    leyla bilmez mi gerekli olduğunu
    diye dögünüp duran
    gece ki ey gece
    o küllî aynalar
    seni ararlar
    ıssız bir hat fotoğrafın
    dan sana çıktım

    oynanan
    göstermelik bir sonoyunuydu
    aldandın
    ağır taşlar verdik
    ...ve ay seni bulduğunda
    yani ki kanıtladığında kendini
    ben
    müthiş bir başlık atacağım
    şiirime
    sevgili gecem diye

    VII
    şebçerağ
    söndü mü
    diye bir ses

    sahi şebçerağ nerde
    iskender! iskender!
    diye bir ünlem

    bu nasıl iskender
    aramaz bengisuyu
    diye bir hüzün

    'hişt! dostlarıma şunu haber ver
    denize açıldım
    ve gemim parça parça oldudiye bir im
    denli narindir intikam

    intikam içli bir marştır gerçekte
    bir ara ses aygıtını yırtarak çıkarılırdı
    o şimdi
    dışlanmış bir taş olarak
    karlı kış gecelerinde
    acılı bir genç şairin her geçişte
    hüznüne tanık olduğu
    metrûk bir kümbet denli müşahhas
    aşktır - ve o
    ne rahîm bir yürüyüştür gecede

    (o yıllar bir ressam tanırdım
    gök çizemezdi
    yüksek evler yapardı yitik kadın yüzleri - birgün
    o kentin
    - tarihsel bir kenttir -
    o çarşısındaki hazır iskemleli kahvede
    onu bir cenini çizerken ağlar gördüm
    bütün öğeleri belliydi ama neden gözsüz
    ama neden bir kaleden artmış kapı tokmağı gibi

    ıssız ve dokunaklı
    diye sormadım çünkü ben
    ağlayanları severim ve güzeldir ağlamak
    denebilir ki -
    bir insan ençok ağlarken güzeldir
    vakit de akşamdı dışarda kar vardı
    kar yüzyıllardır alabildiğine vardı
    insanlar doğar konardı konar göçerdi
    sonra o bütün resimlerini yırttı -
    birden kaybolmuştu
    arıyor diye duydum bir şeyi
    çağın unutturmak istediği
    belki derin bir gök resmini
    ye'si biçen o eşsiz kılıncı gürbüz hamleyi)

    bu taşı da sürüyorum
    koyar gibi o güzel yapının üstüne
    ya da komaz gibi taş üstünde taş
    (ben daha çok taşlarımı anlıyorum nedir
    ve nedir taş -
    çakmak taşı satranç taşı
    sapan taşı göktaşı)
    reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri
    sözgelimi sapan taşını
    - o göz çıkarır sadece -
    ortadaki gökkasabı gökdeleni
    tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki
    anacaddedeki aykırı kadın salınışını
    yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde
    ve hatta parklarını bile bu taş mekânın
    reddetmek gerekiyor

    çağa çıktığımda
    kan - çoğalan bir sûret ve kendini
    ta içerlerde bir yerin üşüyor - duymuyorsundur
    yinelenir durur - şu sanki ne diye - akşam ki
    dönüp nefsini içine tuttuğun yüzündür
    senin yüzün - paramparça
    bölük pörçüktür
    şu kuytu kalabalıkta
    şu yalnızlıkta
    ivedi ve kirlisarı
    dişiliğini kullanıyordur kuşku
    lüks oteller gibi kuşku
    kuşku

    (çağı değiştiğimde
    o yüz
    diyor yoruldum - aynalar
    gösterebilir mi hiç - bana sonumu
    nedensiz başladım oyunculuğa
    bitireceğim rastlantıyla - oyunumu
    dostlarım da
    var - intiharlar
    her akşam ıslak - yapışkan
    saçlarıyla girip odama
    paniğimden pay toplarlar)

    azaldı
    halk içinde yüzdeki ben gibiler
    eldeki siğile
    çıbana - etin yumuşak bir yerinden sökün eden -
    döndü halk ve cüzzam ne gün yürüdü
    ve hep bir yaprak değil miyiz ki
    bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
    özdalımızı
    topu topu bir mevsimi yaşarız işte
    müşa'şa' bir sonbahar figüranıyız
    hepimiz de
    ve cüzzam ne gün yürüdü sormalı
    değilmi ki ebabil
    adil
    bir infazın adıdır
    ve insan
    - ne şu ne bu -
    iyioyunundan
    sorulmayacak mıdır

    VIII
    (kıstak)

    her dakika
    henüz ölmüş gibi ebûzer
    kimsesizsindir
    içlemin gamevi ay emek

    kesik kesik solur
    avcının elagözlü nesnesi
    kaybettiğin divit - kırdır
    faniliğindir o ağaç ki
    zekeriya onda saklıydı

    yazı ebediyyen vardır
    - ortadaki göçük
    içerdeki dehşet
    pusudaki bungu
    kıyım mahzen kan -
    çok kandil kırılmış - sanki geç
    herşey için - niçin
    ertelenir sanır insan herşeyi
    öyle sanır - yeniden han
    o ölümsüzlük gibi mutantan
    taş - düşmüş
    vardır - orada nasılsalar öyle
    apaçık
    kırıktırlar

    dili faldır aşkın ey taş

    İlhami Çiçek