• 64 syf.
    ·1 günde
    Miguel de Unamuno'dan yine incelikle örülmüş, çok yönlü bir kitap daha. Daha önce Sis kitabıyla tanıştığım yazarın kaleminin derinliği beni oldukça memnun etmiş, düşünsel anlamda epey iz bırakmıştı.

    Sis'ten birkaç tık daha az olsa da Satranç Ustası Don Sandalıo'nun Romanı isimli bu kitabında da aynı izleği sürdürüyor. Daha süssüz, akıcı ve olması gereken yerde durulan bir anlatımı var. Bu anlatımın içinde sürüklenirken durulduğu o noktalarda toslayabilirsiniz.

    Çünkü dank diye bir düşünce saplanıyor ve ne düşünüyorum ben ya diyorsunuz. Bence bu kitap, kurgudaki karakterimizin Don Sandalıo ile olan iletişimi ve ilişkisi üzerine değil, ben'in benliğiyle olan ilişkisini dile getirmekte.

    Kitap, yalnızlığı temel sorun edinirken kişiyi kendisiyle yüzleştiriyor. Cümlelerinde birey ve toplum olmanın, sosyal olmanın yüzleşmesi güç acı yönlerini ima ediyor.

    Alt metinde kişinin iç dünyasının yattığı bu eserde satranç oyunu bir imge olarak gösterilmiş ve adeta kişinin yalnızlığına, bireyselliğine kilit noktadır.

    Beni oldukça düşündüren bu kitapta bir de kişinin bilgi ve bilmek karşısındaki tavrı dile getiriliyor. Umursamazca bilmek istememesi ilginç bir noktaydı ki karakterimiz, Don Sandalıo'yu yakın takibe bile almıştı. Ama hiçbir şey bilmek istemiyordu işte.

    [Kaynak: https://www.instagram.com/...igshid=29q6ennsm38a]
  • 128 syf.
    ·1 günde
    Açıkçası ilk defa Mario Vargas Llosa okudum ve bu ilk adımı da deneme türünde yazılmış bu kitabını okuyarak atmam benim için çok isabetli bir karar oldu. Çünkü onun edebiyata, kitaplara, yazarlara, yazmaya ve okumaya karşı olan fikirlerini okumak diğer eserlerini okurken bana en büyük anahtar olacaktır.

    Deneme türünde yazılmış bu kitap aslında mektup türünde yazılmış olup içerisinde 12 adet mektup bulunmakta. Bir gün genç bir romancı Llosa'dan yazmak üzerine tavsiyeler istemek için bir mektup yazar ve sevgili Llosa da kalemi kağıdı alır eline genç romancıya yazmaya başlar.

    Yazdığı bu mektuplarda edebiyat ve sanat dünyasına dair izlenimlerde bulunarak aslında yazmak eyleminin ne olduğu, yazarın içinde nasıl belirdiği, hatta bunun için özel bir yeteneğe ihtiyaç olmaması gerektiğini dile getirir. Bunların yanı sıra önemli kült isimleri de zikrederek tezlerini daha kuvvetli hale getirir.

    Llosa aslında yazmanın okumaktan sonra geldiğini, okumanın büyük bir etkisini olduğunu dile getirir. Bir de bu kitapların oluşum sürecini ele alır. Yazılmak için yazarının içinde belirdiği o hissi, etmenleri, kitabı oluşturan biçim ve üslup özellikleri hakkında düşüncelerini yazar.

    Yalın bir anlatıma sahip olduğu için sıkmayan bir yanı var, bu kitabın. Ben iyi bir okurum ve yazmak istiyorum diyen herkesin okuması lazım. Mario Vargas Llosa'dan büyük tavsiyeler var.

    Bir kitabın oluşumu, okurla arasında olan ilişki, okura sunduğu avantajlar ve okurun yazar olma süreci... Kesinlikle yazmaya başlamadan önce okumalı. Llosa da aynı şekilde düşünüyor.

    [Kaynak: https://www.instagram.com/...gshid=1hwx947snodgw]
  • 520 syf.
    ·12 günde
    P.S: Yüzüklerin Efendisi'ne dair özet inceleme metnini buradan; #40747992 okuyabilirsiniz. İş bu yazı Yüzüklerin Efendisi kitabı ile filmi arasındaki farklılıkları ele alacağından dolayı bu yazıyı sadece kitabı okumuş veya filmini izlemiş olanların okuması rica olunur. Aksi takdirde bu size bir şey ifade etmeyecektir. Şimdi aradan sıyrılması gerekenler ayrıldığına göre farklılıklara başlayabiliriz.
    P.S 2: Burada yer alan farklılıkları kitaptaki sıralamaya göre yaptım. Filmde aktarıldığı gibi değil.

    ----------------------------------------------------------------

    1 - Bilbo'nun davetinde hobbitler dışında cüceler de katılmıştır.

    2 - Davette (filmdekinin aksine) büyük ejderha havai fişeğini Merry ve Pippin ateşlemezler. Hatta davet kısmında Merry ve Pippin'in adı dahi geçmez.

    3 - Bilbo, Shire'dan ayrılıp da yüzük Frodo'ya geçtikten sonra Gandalf Saruman'ın yanına gitmez. Gollum'u yakalamak için yabana gider ve Shire'a tekrar döndüğünde aradan 17 yıl geçmiştir. Frodo, ellili yaşlarına varmıştır. Bilbo'nun maceraya çıktığı yaşa..

    4 - Gandalf, Frodo'ya Yüzük Tayfları'ndan, Aragorn'dan, Gollum'dan ilk burada bahseder.

    5 - Frodo, Shire'dan ayrılmaya karar verdiği gibi gitmez. Aradan 7-8 ay geçer. Bu arada kendisine Bilbo'dan kalan birçok şeyi ve Çıkınçıkmazı'nı satar.

    6 - Merry ve Pippin, Frodo'nun akrabası ve yakın arkadaşlarıdır. Frodo ve Sam ile tesadüfen karşılaşıp yolculuğa katılmazlar. Aksine her şeyden (Yüzük, Düşman, Frodo'nun gitmesi vs) haberleri vardır.

    7 - Ayrıkvadi'ye gitme fikrini Gandalf Frodo'ya vermez. Aksine Frodo (özellikle Bilbo'yu görmek niyetiyle) oraya gitmek ister.

    8 - Frodo, Kara Süvariler ile karşılaştığı zaman yanında Sam ve Pippin vardır. Merry yanlarında yoktur. Gildor'un liderliğinde Batı'ya giden elfler onları kurtarırlar. Gildor, Frodo'ya 'Elf Dostu' lakabını verir.

    9 - Filmde Merry ve Pippin'in kaçtığı çiftçi Tırtıl aslında ikisinin dostudur. Tırtıl ve köpeklerinden korkan Frodo'dur. Ayrıca Frodo, Sam ve Pippin Çiftçi Tırtıl'a konuk olurlar.

    10 - Frodo ve arkadaşları Shire'dan kaçarken Yaşlı Orman'dan geçerler. Burada başlarına türlü belalar gelir. Bu belalardan onları, Orta Dünya Evreni'nin en neşeli, en sempatik ve en ilginç karakteri Tom Bombadil kurtarır. Bu bölüm filmde yoktur.

    ( Tom Bombadil Kimdir?
    "Siz kimsiniz Efendim?"
    "Hı, ne?" dedi Tom doğrularak ve gözleri kasvetin içinden parıldayarak. "Daha benim adımı öğrenmedin mi? Tek cevap o. Sen bana söyle, sen kimsin, böyle tek başına sen olarak, isimsiz? Ama sen gençsin, ben ise yaşlıyım. Ben neyim biliyor musun, en yaşlı olanım. Lafıma mim koyun dostlarım: Tom, nehir ile ağaçlar henüz yokken buradaydı; Tom ilk yağmur damlasıyla ilk meşe palamudunu hatırlıyor. O Büyük Ahali'den önce patikalar açtı ve Küçük Ahali'nin gelişini gördü. O, Krallardan, mezarlardan ve Höyüklü Kişiler'den önce de buradaydı. Denizler eğrilmeden elfler batıya geçtiklerinde, Tom çoktan burada vardı. Yıldızlar altındaki karanlığı, korkunun bilinmediği zamanları gördü o - Karanlıklar Efendisi Dışarı'dan gelmeden önceki zamanları." Syf: 166)

    11 - Frodo Yüzük'ü ilk Tom'un evinde takar. Buna rağmen Tom onu görür.

    12 - Tom Bombadil de Yüzük'ü takar, ama hiçbir şekilde etkilenmez. Yüzük'ü takmasına rağmen gözden kaybolmaz. Yüzük yüreğinde nefret uyandırmaz ve Yüzük'e hiçbir kıymet vermez.

    13 - Frodo ve arkadaşları Tom'un yanından ayrıldıktan sonra Höyüklü Kişiler'in eline düşerler. Onları buradan da kurtaran Tom Bombadil olur.

    14 - Tom, Höyük'lerden aldığı dört adet bıçağı hobbitlere verir. Bunlar Batıil İnsanları tarafından yapılmıştır. Hatta bir teoriye göre Angmar'ın Cadı Kralı'na vurulan ölümcül darbe Merry tarafından bu bıçakla yapılmıştır. Éoweyn de tamamlamıştır.

    15 - Bree kasabasına ve Sıçrayan Midilli Hanı'na gitmek fikrini Gandalf değil Tom Bombadil verir.

    16 - Frodo, Sıçrayan Midilli'de Yüzük'ü düşerken tesadüfen takmaz. Aksine masada şen şakrak şarkı söylerken Yüzük'ün bulunma isteğine karşı koyamaz ve Yüzük'ü takar.

    17 - Filmin aksine Gandalf Sıçrayan Midilli'ye gruptan üç ay önce gitmiştir ve Hancı Arpadam Kaymakpürüz'e Frodo'ya göndermesi için bir mektup bırakmıştır. Gandalf bu mektubunda Aragorn'dan bahseder.

    18 - Narsil, aslında Ayrıkvadi'de değildir. Aragorn kırık kılıcı taşır. Kılıcın tekrar dövüleceği ve Kral'ın ortaya çıkacağı bir kehanettir ve bunu Aragorn dahil herkes bilir.

    19 - Frodo, Fırtınatepesi'nde yaralandıktan yaklaşık on dört gün sonra Ayrıkvadi'ye ulaşırlar.

    20 - Grup'u karşılamak için Glorfindel gelir. Arwen o zamanlar Lorien'dedir ve Grup ile aynı günlerde Ayrıkvadi'ye geri döner. Ayrıca elfler dahi Kara Süvariler'den korkarlar ve ancak Glorfindel gibi güçlü olanlar yabana çıkıp Frodo ve arkadaşlarının yolunu bekleyebiliyorlardı.

    21 - Elrond divan toplar fakat filmdeki gibi tüm Orta Dünya halklarına haber yollamaz. Aksine divana katılanların çoğu tesadüfen oradadır.

    ("Buraya çağrılmanızın amacı buydu. Çağrılmanızın dedim, ama sizleri, uzak ülkelerden gelen bunca yabancıyı, yanıma ben çağırmadım. Sizler gelerek, tam da şu anda burada birbirinizle karşılaştınız; şans eseri gibi gelebilir size. Ama işin aslı öyle değil. (..)" Syf: 295)

    22 - Gloin ve Gimli hem "Bilbo"yu görmek hem de "Yüzük" hakkında bilgi almak için Ayrıkvadi'ye gelirler. Boromir, Faramir ile gördüğü bir rüyanın yorumu için babası Denethor'un tavsiyesi üzerine gelmiştir. Legolas ise babası tarafından elçi olarak gönderilmiştir. Gandalf'a, Gollum'u ellerinden kaçırmış olduklarını haber vermek için Ayrıkvadi'ye gelmiştir.

    23 - Divan'a Frodo ile birlikte Bilbo da davet edilmiştir ve Divan'ı gizlice dinleyen hobbit sadece Sam'dir.

    24 - Gandalf, Saruman'ın yanına kendi rızası ile gitmemiştir. Aksine Saruman, Gandalf'ı ya yanına çağırmak ya da hapsetmek niyetiyle Radagast ile kendisine hileli bir mesaj yollar.

    25 - Divan'da sadece Frodo ile Sam'in Mordor'a gitme kararı çıkar. Bu iki hobbitin yanına divandan sonra Elrond, yedi kişi daha vermek ister. Böylece Dokuz Kara Süvari'ye karşı dokuz Yüzük Kardeşi olacaktır.

    26 - Narsil, Elendil'in kılıcı (filme göre Arwen'in isteği üzerine Aragorn Pelennor Çayırları Savaşı'na gitmeden önce dövülür oysa) yolculuktan önce tekrar dövülür ve kırık kılıç birleştirilir.

    27 - Caradhras geçidini kullanmak ve mümkün olduğunca Moria Madenlerinden geçmemek isteyen Gandalf değil Aragorn'dur. Hatta filmin aksine Gandalf rotasını Moria'dan geçecek şekilde çizmiştir.

    ( "Ben," dedi Aragorn ağır ağır. "Sen karda felaketin eşiğine kadar benim peşimden geldin ve beni suçlamadın bile. Ben de senin peşinden geleceğim - eğer bu son ihtar da fikrini değiştirmezse. Benim düşündüğüm ne Yüzük, ne de içimizden biri şu anda, ben seni düşünüyorum Gandalf. Ve diyorum ki: Eğer Moria kapılarından geçeceksen, kendini kolla!" Syf: 359)

    28 - Filmin aksine Galadriel'in aynasına sadece Frodo bakmaz. Frodo ile birlikte Sam de bakar, hatta ilk başta Sam bakar. Frodo ise ancak Sam'in bakmasından biraz cesaret aldıktan sonra bakar.

    29 - Filmin aksine Galadriel Aragorn'a bir kılıç kını hediye eder. Ayrıca bir de broş verir. Sam'e filmin aksine ip değil bir avuç toprak verir. Eğer olur da Shire'a döner ve orayı harap bulursa yeniden yeşillendirsin diye.. Boromir'e bir altın kemer verir. Merry ve Pippin'e ise birer bıçak değil gümüş kemer verir. Diğerleri de bilindiği gibi; Frodo'ya Eärendil'in ışığını, Legolas'a bir yay ve bir sadak ok ve Gimli'ye ise dağlar ve orman arasındaki dostluğun bir nişanı olarak üç tel saç verir.

    Benim nacizane aklımda kalan farklılıklar bunlar.. Eğer benim yazmayı unuttuğum bir şeyler varsa siz de ekleme yapabilirsiniz.. Sağlıcakla kalın!..
  • Anne, ben bugüne kadar yaşadığım ne varsa, hepsini bir kez daha yaşamak istiyorum. Aynı yanlışları bir kez daha yapmak istiyorum.
  • https://www.instagram.com/p/B7Gwql_JWtG/

    Cemal Süreya’nın ölüm yıldönümünde onun için yaptığım bir çizimi size göstermek istiyorum. Burada Cemal Süreya’nın elinde sigara şeklinde bir saksafon görüyorsunuz. Ben Cemal Süreya’yı bir Jazz müzisyenine benzetirdim, aynı o türdeki bir müzik gibi özgür ve kendisine has tarzı vardı Süreya’nın şiirinin de. Ama tek farkla, onun enstrümanı sigara, hayatına giren kadınlar, minareler ve dünyaydı.

    Süreya’nın sigara enstrümanının notaları kadındı, her kadın farklı bir ses demekti. Her notaya bastığında farklı bir dışavurum oluşuyordu Süreya’nın dizelerinde. Sigarayı kişisel olarak hiç sevmem fakat belki de onun içine çekip bıraktığı sigara dumanıyla bir Jazz müzisyeninin saksafonundan çıkardığı seslerin özgürlüğü aynı olabilirdi.

    İyi ki bu dünyadan geçmişsin Cemal Süreya.
  • 160 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    DUT AĞACI BU!!! 
    Dikmek için müdüriyete yazı yazmam lazım…
    'Maruzat' deriz biz ona...
    Yazı gider müdürün önüne, bakılır ki “Hüseyin Pehlivan yazı yazmış!!”.. 
    Müdür: “..yazı yazmışsın! söyle bakalım ne istiyorsun?" der…
    Pehlivan Hüseyin; "Sayın müdürüm, ben bir dut ağacı dikmek istiyorum.”
    Müdür: 'Nereye dikeceksin? 
    Neden, ne yapacaksın dut ağacını? …
    Yani dut ağacı büyüyecek, dut verecek, herkes bunun dutundan yiyecek, sana dua edecek öyle mi?"….

    Şimdi bu satırları okurken aklıma gelen bir traji komik, güleriz, ağlanacak halimize durumuna ilişkin bir deyim dökülüverdi usulca kemirdiğim dudaklarımın kenarından, şöyle ki;

    “Diyecağsın kiiii  niyeee???
    İşte eleeee”demek var var daaa işte eleee değeel  Sevgili Cezaevi Müdürümm…

    Sevgili diyorum çünkü tam da karşında seni gereksiz meşgul ettiğini düşündüğün o maruzatın sahibi olan Pehlivan Hüseyin’in hala hayata olan SEVGİSİ/UMUDU bitmemiş hoş gör…, biraz empati…ne olursa olsun bir yudum sevgi, teselli kaynağı ve umuttur yarına taşımak üzere   zatialinizin makamından talep ettiği buradaki maruzatı…

    Çünkü; Pehlivan Hüseyin idamdan, müebbette hüküm giymesine rağmen diyor ki; “Ben bir gün çıkacağım buradan, hiç ümidimi yitirmedim" diyor maruzatında…

    Evet efenim, maruzat konusu umudu ve teselliyi her daim yeşil tutacak yarına taşıyacak “Dut Ağacı”nın hikayesi Ayşe Gül Kara Zorlu’nun kaleminden ve BİŞNEV Yayınevinden toplam (160) sayfada Hüseyin PEHLİVAN’ın gerçek yaşam yolculuğunu konu alan bir Roman….

    Öncelikle yazar hakkında bilgi edinmek isteyen okurlar sosyal medyadan ulaşabilirler, lakin beni özellikle yazara ilişkin etkileyen çalışmalarından birine bir anne olarak değinmeden geçmek istemedim.

    Ayşe Gül Kara Zorlu’nun kaleminden çıkan yalnız “Dut Ağacı” isimli eser değil esasında çok sayıda projenin yanı sıra yetişkin hikayelerinin yanı sıra dikkatimi çeken bana göre çok kıymetli bir proje bugünün minikleri yarının büyükleri için yerli çizgi kahraman “Şakrak” Sakarya Üniversitesi’nin yaptığı değerler testi sonucunda çocuklara kitap okumayı sevdiren ve değerleri öğreten proje olarak seçilmesidir. Yazar eserlerinde  kitap içeriklerini eleştiriyor, supliminal mesajlara tepkiler veriyor ve eğitim sistemini yargılıyor….

    Geleceğin büyüklerinin yüreklerine ve zihinlerine toplumsal olumlu değer yargıları ve pozitif, umut dolu düşünen, üreten güzel umutlara ilişkin “Dut Ağacı” fidanlarının kök salmasına ilişkin gayretinde olması yazara ilişkin umut veren güzelliklerden yalnızca bir tanesi…..

    İlk kez okuduğum yerli yazar eserlerinden olan “Dut Ağacı” adlı eserde ise hikaye genel hatları ile ana karakterin hayat yolculuğu 1970’li yıllarda Sinop’da başlayıp Cevizli Tekel İşletmesine, İstanbul’dan   Karadeniz’in azgın dalgalarının kıyısına vurduğu ve Türkiye’nin Alkatrazı olarak bilinen “Sinop Cezaevi”nde bir (15) yıl kadar yurdumun en ünlü siyasi suçluları ile aynı zorlu ve haksız konaklamasına ilişkindir…. Ve okuyanları hayata dair çıkarımları ile başbaşa bırakmaktadır.

    Hikâyeyi okurken henüz 20’li yaşlarda olan Hüseyin Pehlivan’ın yanı sıra ailesinin yaşadığı acının yareni ile anacığı benim gibi bir Azeri Terekeme olsaydı bu haksız hükme herhalde şu ağıt türkü ile günleri aylara ayları yıllara bağlarlardı diye istem dışı bir hüzünle türkü dilime dolandı iyi mi :((

    Dut ağacı boyunca 
    Dut yemedim doyunca 
    Yari halvette gördüm 
    Danışmadım doyunca (Aycan Aycan) 
    Menim balam kime neyler 
    Körpe balam kime neyler 
    Menim balam ay balam 
    Körpe balam ay balam...

    Mutluluk gidilen yolun üzerindedir, yolun sonunda değil demiş  Epiktetos…

    Sevgili Ayşe Gül Kara Zorlu’nun  şahsıma imzalı olarak hediye ettiği bu eser üzerine gülen yüzü tatlı sohbeti ile Ankara YHT Tren Garında bir acı kahve eşliğinde yaptığımız  dostane sohbetimiz sonrası hayata ve mutluluğa dair; 

    Mutlu olmak için; işe girmeyi, sınavı geçmeyi evlenmeyi eş seçmeyi, makam değiştirmeyi, maddi hedeflere ulaşmayı, hayallerinize kavuşmayı hatta sağlıklı olmayı beklemeyin. 

    Mutlu olmak demek; yaşadığınız an size ne sunuyorsa şükre sırtını dayayıp nefes almak demektir!

    Mutlu olmak; fani dünyanın sunduklarını koşulsuz kucaklamak, hayra yormak demektir!

    Mutlu olmak; yaşama sevincini her nefeste içinize çekip, gözlerde taşımak demektir!

    Mutlu olmak; hikâyenizi başkalarının kalemine emanet etmemek demektir! 

    Bu yaşam sizin ve hikâyenin kahramanı da SİZ’siniz!  Diyen ve hayat yolculuğunda bindiği trenlerin kalabalık garlarından birinde yaşanan ev sahibi ve misafir karşılaşmamızı “Karşınıza bazen arkadaş çıkar, bazen de dost” diyerek beni dostluğa layık gören gül yüzlü güzel yürekli kalem senin de yolun acık olsun….

    Hayat yolunda, gönül köşküme dostluğunla hoş geldin…
    Varlığın, gülen yüzün ve de güzel hikayelerin daim olsun…

    Hüseyin Pehlivan’ın hikâyesinde denildiği gibi; “Her evin bacasından duman çıkar. Göz ancak dumanı görür, gönül de dumanın ardındaki gerçeği.” Dumanlı 15 yılın ardından görülen gerçek yaşam öyküsü "DUT AĞACI" romanında herkes için bir şeyler var. Yeter ki gönül gözüyle okumasını bilelim!

    Kaleminden, 7’den, 70’e her 1000 Kitap okurunun yüreğine umutları muştulayan bir “Dut Ağacı”’nın kök salmasını diliyorum…

    https://www.instagram.com/...rce=ig_web_copy_link
    http://www.kimseduymasin.com/...is-yattiniz-mi/7641/
  • Bu sabah kalktığımda ben ben miydim? Sanki biraz farklı gibiydim, ama ben aynı ben değilsem, o zaman yahu ben kimim? İşte asıl bilmece bu!