Bir akşam bir baba yorucu bir iş gününden sonra evde dinlenmek, eline gazete alıp okumak ister. Oynamak isteyen küçük oğlu ise sürekli onu rahatsız eder. Sonunda bundan bunalan baba, gazetede gördüğü büyük bir dünya haritası (dünya resmi) fotoğrafını keser, onu yüz küçük parçaya bölüp oğluna verir:
— Git oğlum, bunları birleştirip haritayı düzelt, der.
Baba, oğlunun bu iş için saatlerce uğraşacağını ve kendisini rahat bırakacağını umar. Ancak büyük bir şaşkınlıkla görür ki, çocuk birkaç dakika sonra geri gelir ve dünya haritasını tam olarak birleştirmiştir.
Hayretler içinde kalan baba sorar:
— Bunu bu kadar kısa sürede nasıl başardın?
Çocuk gülümseyerek cevap verir:
— Çok kolay oldu baba. Haritanın arkasında büyük bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğimde, dünya da kendiliğinden düzeldi...
Bu dünya henüz büyük komik Molière çağından üç adım ileri gitmedi. Daima üstadın ebedi komedyaları tekrarlanıp duruyor. Yalnız sahnenin dekorları değişti. Tarzlar başkalaştı. İnsanın mayası hep o maya... Kötüler daha kurnazlaştı. Birbirine zarar verme ilerledi. Fenalık büyüdü.
Ahlak, âdet ve geleneklerimiz hayallere o kadar geniş bir alan ayırmıştır ki hakikat ona en fazla muhtaç olanların gözlerinde bile daima değersiz ve cazibesiz kalır. Dolayısıyla ilim ve irfan çoraklığı içinde kavrulan memleketlerde değil, fen ve bilgide en ileri giden milletler arasında bile bugün bakıcılık, büyücülük, efsunculuk pozitif bilimlerden daha fazla revaçtadır. Bugün diyelim ki bir milyon insan arasında ürkmeden hakikati gören ve cesaretle onu bağırabilen kaç düşünür vardır? İşte bu sayı, itirafından sıkılacağımız derecede azın da azıdır. Bu azınlık bu koca kitleyi nasıl uyandıracak?