"Bilmem neden Allah geldi aklıma" dedim bir an yakınlık
duyduğum delikanlıya bir sır verir gibi fısıldayarak. "Mahmut Usta öyle beş vakit namaz kılan biri değildi.
Ama otuz yıl önce kuyuyu kazdıkça ben yeraltına doğru değil, gökyüzüne, yıldızların yanına,Allah'ın ve meleklerin katına çıkığımızı sanır-dım."
"Allah her yerdedir" dedi ukala Serhat.
“Hem yukarıda hem
aşağıda, hem kuzeyde, hem güneyde.
Her yerde."
"Evet, öyle."
"Öyleyse niye inanmıyorsun O'na?"
"Kime?"
"Allah-u teala'ya" dedi. "Her şeyi yaratan Allah'a."
"Sen ne biliyorsun benim Allah'a inanmadığımı?"
"Her halinden belli.."
Biraz sustuk birbirimizi süzerek. Karşımdaki gencin öfkesinden gerçekten oğlum olabileceğini hissettim.
Oğlumun kişilik sahibi hırçın biri olması sevindirirdi beni. Ama kuyunun başında öfkenin bana yönelmesinden korkuyordum.
"Avrupai Türk zenginleri laikliği 'Sen ne karışıyorsun benim
Allah ile ilişkime' bahanesiyle savunurlar" diye devam etti Serhat
"Ama aslında laikliği Allah ile hiç ilişkileri olmadan, akıllarına esen her kötülüğü modernliktir diye gönül rahatlığıyla yapabilmek için isterler."
"Nedir senin modernlerle derdin?"
"Aslında benim kimseyle ve hiçbir şey ile bir derdim yok!" dedi sakinleşerek. "Kendimi düşmanlarla, sağcı, solcu, dinci, modernci gibi zıtlıklarla tanımlamadan kendim olmak istediğim için insan içine çıkmadan şiir yazıyorum.
Demin kapım çalındı,şiir yazıyordum, açmadım."
Tam anlamadım ne dediğini.
Ama kitaplardan çıkma bir tartışmanın delikanlının öfkesini alacağını düşündüm. "Sence modernlik kötü bir șey mi?" diye sarhoş saflığıyla ona sordum.
"Modern kişi şehrin ormanında kaybolan kişidir. Bu da babasız kalmak demektir.
Babasını araması da boşunadır aslında.
Kişi modern bir bireyse şehrin kalabalığında babasını bulamayacaktır. Bulursa da bu sefer birey
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Beni öldürmeyen her şey daha güçlü kılar."* Evet, ama... Mutluluk düşleri kurmak ne kadar da zor. Bütün bunların ezici ağırlığı. En iyisi sonsuza dek susmak ve geri kalana yönelmek.
*Nietzsche, Ecce Homo, İthaki Yayınları, sy. 18. ,stanbul 2003. Çeviren: Can Alkor
"soğuk olan hava değil mahsun, insanlar soğuk, hayat çok soğuk. keşke bu kadar soğuk olmasaydı da dünya, sen de bu kadar üşümeseydin diye bağıracak oluyorum arkasından."
tabutta rövaşata
Sayfa 131 - Profil Kitap (Gülhane Parkı)·Kitabı okuyor
Lisede kalıp aileme bağımlı olmaktansa arafa (ya da cehenneme) seve seve gittim. Ama yeni hayatımdan onlar da faydalandı. Onlara, her zaman yasal yollardan olmasa da yiyecek getirerek kurtuluş sağlıyordum. Kurtuluş dediğim şey de, bir somun beyaz ekmek, kuru bir sucuk ya da bir kavanoz reçelden başka bir şey değildi. Bütün umutlarımı aldığım büyükbabam da artık sona yaklaşmıştı, bundan sonra bana rehberlik edemeyecekti. Ondan öğrendiklerim doğrudan gündelik yaşamda değil, hayal gücümde işe yarıyordu. Bu yüzden birdenbire, yüzde yüz güvendiğim tek insan tarafından terk edildiğimi hissettim. Beni yapmaya gönüllü olmadığım şeyi yapmaya zorlamıştı. Sonunda kaçınılmaz olan gerçekleşti; lise beni saçma sapan bir duruma sürükledi ve öğrenim hayatımdaki mutsuzluğun suçlusu, bana sonuna kadar yalnız olmayı öğreten büyükbabam oldu. Hiç kimse yalnızlık ve soyutlanmayla yaşayamaz, bunların içinde mahvolur, toplum bunu ispat etmiştir. Mahvolmak istemiyorsam, benim için her şey anlamına gelen insandan da ayrılmak zorundaydım. Bu kırılmayı ansızın, sonuçlarını hiç düşünmeden, yapmak zorunda olduğumu bilerek gerçekleştirdim. Belki daha yıllarca okula gider, bu delilik ve saçmalıkla her gün uğraşmayı sürdürür, bitmek bilmeyen tepkilerimi yenilemeye devam ederdim; ama eninde sonunda o kırılmayı yaşamak zorunda kalırdım, belki o zaman bu kırılma, yalnız o uğursuz okulla ilgili değil, hayatımda geri kalan her şeyle ilgili olurdu. Zaten neredeyse tümden kaybolmuş bir varoluşun nihayet rafa kaldırılması anlamına gelecekti. Uzun yıllar boyu hayatım hep çekilmez olmuştu, ama o zamanlar durum, henüz kopuş için olgunlaşmamıştı.