"Ben kimim?" diye soracağımıza asıl dostluklar sorgulanmalı ileride hayal kırıklığına uğramamak için. Arkadaşlık, boşanmalarla sonuçlanan karı-koca ilişkisinden de daha kalıcı. Alışkanlıktan mı? "Arkadaşız zaten, nesini sorgulayacağım?" dersek dostluğa ihanet ediliyormuş duygusu. Birlikte büyüyebilmek için ilişkinin sorgulanması gerekir. Yoksa bir şeye karşı çıktığımda, o da hemfikir olmadığı halde sırf iyi arkadaş ol duğundan tarafımı tutacaksa, o besleyici bir arkadaşlık değil.
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Kayan yıldız sırrı...
(...) Mecazî anlamda, “Necib Fazıl’ın ölümünün sırrı”dır. Üstad Necib Fazıl kayan bir yıldızdır; veya eski bir efsaneye göre, her ölenin gökte bir yıldızı kayar… Salih Mirzabeyoğlu, kendi hayatı için çok önemli bir dönüm noktası olan bu ölümü, hece vezninde kaleme aldığı tek şiir kitabında, “Kayan Yıldız Sırrı” diye ele alır. “Ben kimim?” diye sormak, “ölüm nedir?” diye sormakla birdir, hikmeti çevresinde… Kitaba ismini veren “Kayan Yıldız Sırrı” şiiri ise şudur: Göklerde kanat açmış gûya gönlümce hür kuş Ben değil mi yine ben kedere hedef durmuş Gizleniyor bildiğim saklambaç oyununda Benim gölge âlemde kendisine kaybolmuş *** Bu mahmurluk sırtımda kaplumbağa kabuğu Rahatı rahatsızlık şu dünyanın seyrinde Ah geçmiş ne gelecek şimdiyse uçan buğu Yollar ki birbirine kavuşmanın derdinde *** Su üstünde ürperti hep gurbetlik duygusu Nakışa düşen mânâ deniz üstünde desen Zamanın nabzımı tutsun diye kurduğu Dalgada gölge eşya benim gözümde de sen *** Bir kayanın üstünde bilmem böyle kaç vakit Rüyâların izinde tâbirlerin peşinde Yıldırım düşen levha kumaşım ki mücerret Açıktan geçen gemi yüreğim o gemide *** Tedirgin bekleyişler berzah sırrında hapis Fikir ki saklı güzel gözümde açık derin Pervane çeken mihrak nisbet kurduğum akis Rüyâların ötesi müjde verdi güvercin *** Ağı germiş çoktandır yıldız köşeler cinsi Gebe dumanlı dünya sancı sarınca doğum Rüzgâr dinlenen dalga kıyı idrakı şimdi Ruh nisbeti bir harman ışık içinde oyun!
KAYAN YILDIZ SIRRI -Şâh Eser – Şâheser-II-, 30 Ağustos 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Deneme, İnceleme
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin Allah’a herhangi bir faydası olmadığını biliyoruz. Bizim Allah’a ihtiyacımız vardır ve bizim Allah’ın muradının üzerimizde gerçekleşebilmesi için Allah’ın gösterdiği sırat-el mustakimde yürümemiz gerekir. “Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Allah’a karşı takvâ sahibi olun (kulluk sorumluluğunuzu bilip yerine getirmeye çalışın)! Ona (yaklaşmak için bir hidâyetçi ile) vesile arayın.”423 Allah kendisine yakın olmamız için bir vesile arayın buyurduysa bizim de bu vesileyi arayıp bulmamız lazım. Vesile, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’dir, Kur’ân’dır ve kıyamete kadar gelecek olan peygamber vârisi Mürşid-i kâmillerdir. Bununla beraber bütün ibadetlerdir, hayırlardır; ama özellikle en baştaki vesileyi unutmayalım. Vesileye sarılıp gerekeni yapmadan hayatımızı Allah için yaşayamayız. Dediğim gibi; bunun için bir yolculuk yapmak gerekir ki bu yolculuk da tek başına yapılmaz. Peygamber vârisi bir Mürşid-i kâmille beraber olmamız ve yolu onunla beraber yürümemiz şarttır; çünkü yolu Mürşid-i kâmille yürüyünce onun yaptığı gibi yapar, dolayısıyla hayatını Allah için yaşayan kullar oluruz.
Sayfa 401·Kitabı okuyor
İnsanın; Allah’ın zatına seçilmeye yolculuk yapması başkadır, Allah’ın zatına seçilmesi başkadır. Allah’ın zatına seçilmek saf ikramdır. Nasıl ki Allah’ın bizi yaratması onun ikramıysa kulunu zatına seçmesi, geldiği yere alması da onun saf ikramıdır. Yoksa kul kendisi çalışmakla oraya çıkamaz. Şimdi biri arşa çıksa sonra da “ben arşa çıktım” dese ayıp olmaz mı! Sen elini kuşların kanat çırpması gibi çırptın diye kendin mi arşa çıktığını sanıyorsun! Sen arşa çıkmadın, o seni arşa aldı. Senin bunu bilmen lazım. Evet, seni o aldı; ama sana da “kanat çırp” diye emretmişti, sen sadece Allah’ın bu emrini yerine getirip çabanı, gayretini sarf ettin, duanı yaptın. Bütün gücün ancak bu kadardır. Allah da duanı kabul etti ve seni arşa aldı. Yoksa biraz kanat çırptın diye sen arşa çıkmış olmuyorsun. Evet, kulunu zatına seçmek Allah’ın ikramıdır; ama bilmemiz lazım ki Allah sadece kanat çırpmaya çalışanları; yani kendisini tercih edenleri ve bunun için gereken çabayı, gayreti sarf edenleri zatına seçer, yalnızca onlara bu ikramı yapar.
Sayfa 400·Kitabı okuyor
Peki, insan bu yolu tek başına yürüyebilir mi? Tabi ki yürüyemez. Yürüyebilmesi için bir yol göstericiye ihtiyacı vardır. Bizim şahid olduğumuz odur ki insanın bütünüyle Allah için olduğuna iman ederek hayatını yaşaması ve bunun sonucunda Allah’ın ona tecelli etmesi kulun kendi çabasıyla, gayretiyle aldığı bir nimet değildir, tamamen Allah’ın ikramıdır. Kul da zaten bu hâle gelince çalışmakla onu kazanmadığını ve onun kendisine Allah tarafından saf ikram olarak geldiğini görür, anlar. Kul bir tek çaba, gayret sarf etmiş, Allah’ın kendisine verdiği sermayeyi kullanmaya çalışmış, bunu yaparken de gönlünden rabbine dönmüş, rabbini tercih etmiş ve “senin için her şeyi yaparım, sana kurban olurum ya rabbi” demiştir. Aslında bunu söylerken “beni kurban et ya rabbi! Ben sana kurban olmak istiyorum. Bana ait bir şey olmasını istemiyorum, yalnızca sana ait olmak istiyorum” yani “illa lillah, ben senin içinim ya rabbi” demiştir. Allah da bunu kabul etmiştir. Kabul edince ne olur? -Allah âyet-i kerimede “senin rabbin dilediğini yaratır ve (zatına) seçer”422 Allah dilediğini, dileyeni zatına seçer, buyurur. Allah, kulun “ben senin içinim ya rabbi” demesini kabul edince onu zatına seçer ve ona tecellisini ikram eder. Sonuç olarak kul bu nimeti çalışmakla kazanamaz, çabasına, duasına karşılık Allah’tan bir ikram olarak onu alır.
Birinin hayatı, ölümü, salâtı, kulluğu, ibadetleri, kurbanı Allah için olursa Allah da onun için olur; yani Allah ona tecelli eder. Böylelikle tevhid oluşur. İşte, bu kul gerçek manada “lâ ilahe illallah” diyen kuldur. Her “lâ ilahe illallah” deyişinde hem diliyle, hem gönlüyle, hem hâliyle, hem tavrıyla kısacası her zerresiyle “lâ ilahe illallah” der. Tabi, dediğim gibi bunun için bir yol yürümek gerekir. Yolu yürümeden böyle bir şeyin olmasını beklemek insanın sadece hayal kurması olur. Evet, Allah için olmamız lazım, dedik. Bize düşen; Allah için olalım diye çabamızı sarf etmektir. Biz de hep beraber yolu yürümeye çalışalım ve çabamızı, gayretimizi sarf edip ahireti dünyaya, rabbimizi de kendi nefsimize tercih edelim. Öyle ki nefsimizdeki karanlık yok olsun. O yok olunca, Allah’ın güzelliği beraberinde tecelli eder inşallah.
Sayfa 399·Kitabı okuyor