• Beni, benim seni sevdiğim gibi sevebilir misin?
    Uzaktan, hiç belli etmeden,
    Herşeyinle hiç karşılık beklemeden.

    Gözlerinle takip eder miydin beni?
    Sanki her an kaçabilirmişim gibi,
    Ama bana hiç fark ettirmeden.

    Gözlerime baktığında nefesin kesilir mi?
    Metrelerce koşmuş gibi,
    O an hiçbir şeyi anlayamaz mıydın benim gibi?

    Yüzümü gördüğünde sarhoş olur muydun?
    Anlayamaz mıydın etrafında olup bitenleri,
    Yüzünde aptal bir gülümsemeyle kalır mıydın orda?

    Aklından çıkarmaz mıydın beni?
    Asla unutmaman gereken birşeyi tekrarlar gibi,
    Gülümseme mi olurdum yüzünde, yoksa acı bir ifade mi?

    Unutmayı düşünür müydün beni?
    Asla unutmayacağını bildiğin halde,
    Sadece rahatlamak için, unuttum yalanını söyler miydin etrafındakilere?

    Sadece gözlerini mi çevirirdin gözlerime,
    Yüzünü dönemez miydin fark eder diye.

    Masumca sevebilir miydin beni?
    Hiç bir kötülük düşünmeden,
    Sevmeyeceğimi bile bile sevebilir miydin?

    Görebilir miydin bende olmayan güzellikleri?
    Hatalarımı görmezden gelebilir miydin,
    Sanki bir melekmişim gibi.

    Her duyduğun aşk şarkısında aklına gelir miydim?
    Hayal eder miydin o an benim seni sevdiğimi,
    Sonra sevmez deyip yıkar mıydın tüm hayallerini?

    Rüyanda görür müydün her gece beni?
    Uyandığında üzülür müydün rüyaymış diye,
    Uyuyamaz mıydın ondan sonra saatlerce?

    Her gördüğünde hayran kalır mıydın bana?
    Ne olur beni sevsin diye dua eder miydin Allah'a
    Bıkmadan, usanmadan her defasında.

    Aşk şiirleri yazar mıydın bana?
    Mısralarında beni öve öve bitiremediğin şiirler,
    Ama bana okutamadığın güzel şiirler.

    Adımı duyduğunda yüzünde gülümseme olur muydu?
    Yinede fark ettirmez miydin bunu kimselere,
    Yazar mıydın adımı kağıtlara süslü harflerle?

    Geceleri uyuyana kadar beni düşünür müydün?
    Uyandığında aklına gelen ilk şey ben olur muydum,
    Beni düşünerek uzanır mıydın yatakta saatlerce.

    Sevdiğini söyleyebilir miydin bana?
    Ya da çok mu korkardın öğrenmemden.
    Söyleyemeyince hakim olabilir miydin gözyaşlarına.

    Peki beni, benim seni sevdiğim gibi sevseydin,
    Der miydin; Seni Sevdiğim Gibi Beni Sevebilir misin?
  • DÜŞÜNCELER
    Durmaksızın yürüyorum bu kıyılarda,
    kumla köpüğün arasında.
    Yükselen deniz ayak izlerimi silecek,
    rüzgar köpüğü önüne katacak,
    ama denizle kıyı daima kalacak.

    Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

    Anımsamak bir tür buluşmadır.
    Unutmak ise bir tür özgürlük.

    Yüreğimdeki mühür
    kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

    Sevgililer birbirlerinden çok
    aralarındakini kucaklarlar.

    Arkadaşlık her zaman için
    tatlı bir sorumluluktur,
    asla bir fırsat değil.

    Ancak büyük bir acı veya büyük bir sevinç
    senin gerçeğini açığa çıkarabilir.
    İşte böyle bir anda
    ya güneş altında çıplak danset,
    ya da çarmıhını taşı.

    İnsanlık, sonsuzluğun dışından
    sonsuzluğa akan bir ışık nehridir.

    Şafağa ancak
    gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.
    Gariptir ki,
    kimi zevklerin tutkusudur,
    acılarımızın bir kısmını oluşturan.

    Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçeklesmesi arasındaki mesafe,
    yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.

    Cennet orada,
    şu kapının ardında,
    hemen yandaki odada;
    ama ben anahtarı kaybettim.
    Belki de sadece koyduğum yeri unuttum.

    Kuş tüyünde uyuyanların düşlerinin,
    toprak üzerinde uyuyanlarınkinden
    daha güzel olmadığı gerçeğinde,
    yaşamın adaletine olan inancımı
    yitirmem mümkün mü?

    Bana kulak ver ki,
    sana ses verebileyim.

    Karşındakinin gerçeği
    sana açıkladıklarında değil,
    açıklayamadıklarındadır.
    Bu yüzden onu anlamak istiyorsan,
    söylediklerine değil,
    söylemediklerine kulak ver.

    Söylediklerimin yarısı beş para etmez;
    ama ola ki diğer yarısı sana ulaşabilir
    diye konuşuyorum.

    Yalnızlığım, insanlar geveze hatalarımı övüp,
    sessiz erdemlerimi eleştirmeye
    başladığında doğdu.

    Bir gerçek her zaman bilinmek,
    ama ara sıra söylenmek içindir.

    İçimizdeki gerçek olan sessiz,
    edinilmiş olan ise gevezedir.

    İçimdeki yaşamın sesi,
    senin içindeki yaşamın
    kulağına ulaşamaz.
    Yine de kendimizi yalnız
    hissetmemek için konuşalım.

    Sözcüklerin dalgası
    hep üstümüzde olsa da,
    derinliklerimiz daima dinginliğini korur.

    Yaşam kalbini okuyacak
    bir şarkıcı bulamazsa,
    aklını konusacak
    bir filozof yaratır.

    Zihnimiz bir süngerdir,
    yüreğimizse bir nehir.
    Çoğumuzun akmak yerine,
    sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!

    Eger kış,
    'Baharı yüreğimde saklıyorum'
    deseydi, ona kim inanırdı?

    Her tohum bir özlemdir.

    Öğretilerin çoğu pencere camı gibidir.
    Arkasındaki gerçeği görürsün,
    ama cam seni gerçekten ayırır.

    Haydi seninle saklambaç oynayalım.
    Yüreğime saklanırsan eğer,
    seni bulmak zor olmaz.
    Ancak kendi kabuğunun
    ardına gizlenirsen,
    seni bulmaya çalışmak
    bir işe yaramaz.

    Neşeli yüreklerle birlikte
    neşeli şarkılar söyleyen
    kederli bir kalp ne kadar yücedir.

    Yürüyenlerle birlikte yürümeyi yeğlerim,
    durup yürüyenlerin geçişini seyretmek değil.

    Hayır, boşuna yaşamadık biz!
    Kemiklerimizden kuleler yapmadılar mı?

    Özel ve ayrımcı olmayalım.
    Unutmayalım ki, şairin aklı da,
    akrebin kuyruğu da gururla
    aynı yeryüzünden yükselir.

    Evim der ki, 'Beni bırakma,
    çünkü burada senin geçmişin yaşıyor.'
    Yolum der ki, ' Gel ve beni izle,
    çünkü ben senin geleceğinim.'
    Ve ben hem eve, hem de yola derim ki,
    'Benim ne geçmişim,
    ne de geleceğim var.
    Eğer kalırsam,
    kalışımda bir ayrılış vardır;
    gidersem,
    ayrılışımda bir kalış.

    Yalnızca sevgi ve ölüm
    her şeyi değiştirebilir.'

    Daha dün, yaşam küresi içinde
    uyumsuzca titreşen bir kırıntı
    olduğumu düşünürdüm.
    Şimdi biliyorum ki,
    ben kürenin ta kendisiyim,
    ve uyumlu kırıntılar halinde
    tüm yaşam içimde devinmekte.

    Adlandıramadığın nimetleri özlediğinde,
    ve nedenini bilmeden kederlendiğinde,
    işte o zaman büyüyen her şeyle
    beraber büyüyecek ve
    üst benliğine uzanacaksın.

    Ağaçlar yeryüzünün
    gökkubbeye yazdığı şiirlerdir.
    Ama biz onları devirir ve
    boşluğumuzu kaydedebilmek için
    kağıda dönüştürürüz.

    Güzelliğin şarkısını söylersen eğer,
    çölün ortasında tek başına olsan bile
    bir dinleyicin olacaktır.

    Esin daima şarkı söyler;
    asla açıklamaya çalışmaz.

    En büyük sarkıcı,
    sessizliğimizin şarkısını söyleyendir.

    Eğer ağzın yemekle doluysa
    nasıl şarkı söyleyebilirsin?
    Ve eğer elin altınla yüklüyse,
    şükretmek için nasıl kaldırabilirsin?

    Sözler zamansızdır.
    Onları zamansızlıklarını bilerek
    söylemeli ya da yazmalısın.

    Şiir bir düşüncenin ifadesi değildir.
    O, kanayan bir yaradan
    veya gülümseyen bir ağızdan
    yükselen bir şarkıdır..
  • Arzuhâlin neyle tahrîr eylesin gönlüm sana
    Bu meseldir kim kalem dîvaneye bîganedir.

    'A sevgili! Gönlüm, arzuhalini sana neyle yazıp göndersin?
    Ata sözümüz "Kalem divaneden uzaktır" buyurmaz mı?'
    Ben senin uğrunda aklımı yitirmiş durumdayım, kalem artık benim işime yaramıyor, bildiğim herşeyi unuttum, artık yalnızca seni biliyorum.

    (Necâti)
  • https://youtu.be/SNkRYk1JYXs

    Siyah, siyah ziyaretinde ruhumun
    Biraz dayan, dayan yenilmelere
    Kaderimden geçer durur gibisin
    Beyazlarımı çeker vurur gibisin

    Günaydın gece
    Günaydın karanlık
    Günaydın bütün siyahlar
    Başbaşayız gene
    Mutlu muyuz değil miyiz bilmiyoruz gene
    Kızmıyorum sana, kızmıyorum gene
    Bugün de "ölmüyorum" deyip bulutlardan en aşağıya atlıyorum gene

    Nerdesin be kadın?
    Özlüyorum seni, elimde değil
    Susmam gerekli
    Sen unuttuğumu zannet
    Böyle düşün "bende hiçbir sorun yok"
    Çünkü gülmek için değil ölmek için değil görmek için değil
    Artık çok geç sevmek için beni

    Siyah, siyah ziyaretinde ruhumun
    Biraz dayan, dayan yenilmelere
    Kaderimden geçer durur gibisin

    Beyazlarımı çeker vurur gibisin

    Sen çiçeği kuruttun
    Ben şiiri büyüttüm
    Her şeyimi unuttum, her şeyim umuttu
    Şimdi karanlık yerime seril
    Gözümdeki uykusuzluk senin eserin
    Sana diyorum hırslanasın da
    Boynunu saçından kıskanasım var
    Dün çöldü, ne oldu bak
    Yanağımda okyanuslar buldular
    Sandım umudun kanatları var
    Zaman bu umudu tokatladı bak
    Kalbimde çıkmaz sokaklarım var
    Sakın ola gelip çıkma sokaklarıma
    Çay gibi tükendi kalbin demi
    O bahsettiğin aşk kalbinde mi?
    Ben de saf gibi kendimi aşk adamı sandım
    Şimdi git de başkasını kandır

    Siyah, siyah ziyaretinde ruhumun
    Biraz dayan, dayan yenilmelere
    Kaderimden geçer durur gibisin
    Beyazlarımı çeker vurur gibisin
  • İlgili resim :
    http://i.hizliresim.com/g6GR0O.jpg

    KÖR YOLCU

    -Merhaba Osman ismim, iyi yolculuklar.
    -Merhaba Necip ben, size de.
    -Memnun oldum Necip Bey, elim kolum falan çarparsa yanlışlıkla şimdiden özür dilerim, malum körüm ben gördüğünüz gibi kusuruma bakmayın ne olur.
    -Estağfurullah olur mu öyle şey ne kusuru, çok naziksiniz, kendimi şanslı hissettim yanınıza düşmekle.
    -Teşekkür ederim Necip Bey, beyefendi insanların hali başka oluyor. Ne yazık ki çok kaba insanlarla karşılaşıyorum ve inanır mısınız körlüğüme değil de bu davranışlara üzülüyorum.
    -Lütfen rahat olun, şey , aslında kitap okuyacaktım ama sizin için de uygunsa sohbet etmeyi tercih ederim. Çok yakın hissettim kendimi size, sanki önceden tanışmışız gibi garip.
    -Öyle olur bazen, hisler karşılıklı. Şimdi tanışmış olduk işte, geçmiş bir muammadır zaten.
    -Doğru dediniz, hep şu an var aslında sadece yaşadığımız.
    -Okumayı seviyorsunuz belli, ben de çok okurum , aslında gözlerim görüyorken daha çok okurdum. Bizim için özel kitaplar var malum bilirsiniz ama nerede o eski tat yok maalesef..
    -Anlıyorum.
    -Sizinle kitaplardan veya başkaca hayata dair meselelerden konuşabiliriz ama dürüst olacağım, en çok nasıl bu hale geldiğimi merak ediyor olmalısınız, bu yüzden sanırım anlatmalıyım size başımdan geçenleri.
    -Aslında yalan değil evet merak ettim, tabi sizi yormak ve üzmek istemem.
    -Yok sorun değil, içimden geldi benim de anlatmak, dostça bir iç dökmeyi kim istemez ki? Bir de lütfen ismimle hitap et Necip.
    -Peki Osman.
    -Güzel, böyle daha iyi. Bu arada hemen yan tarafımızdan hoş bir koku geliyor bir parfüm, esmer bir hanım var değil mi orada, elinde de bir kitap olmalı muhakkak?
    -Evet nasıl bildin?
    -Biz körlerin hisleri kuvvetli olur bilmez misin :) “Kadın Kokusu” filmini de izlemiştim gözlerim açıktı o zaman, bilirsin Al Pacino oynuyor. Yanındaki koltukta da genç bir adam var , demin muavinle tartıştı biraz,anladığım kadarıyla hukukçu. Cam kenarında oturduğuna göre hayalperest biri olabilir, muhtemelen o da okuyor bir şeyler, bilimkurgu olabilir.

    -Osman bunu da bildin şaşkınım şu anda.

    -Şaşıracak bir şey yok, sadece bir tahmindi işte. Ne anlatacaktım ben, hikayemi değil mi? Biliyor musun eskiden ben de hep cam kenarında otururdum ama işte bir anlamı kalmayınca özellikle koridor seçiyorum, hem çay kahve servisi için de pratik oluyor işim kolaylaşıyor. Hazırsan başlıyorum, sen istedin bunu.

    -Lütfen, dinliyorum.

    Bundan yaklaşık 5 yıl kadar önceydi Necip. Aralık ayıydı, serin bir gündü hatırlıyorum ama benim içim yanıyordu. Birisi vardı işte özel biri , çok sevmiştim yani , şimdi düşünüyorum da bana mı öyle gelmişti. Aşkın gözü kördür derler ya klişe işte ama bana ne kadar uygun gördüğün gibi :)

    Neyse, o gün son defa buluştuk. Tabi son olduğunu bilmiyordum ben, meğer kafaya koymuş ayrılmayı ama açıkça da bir şey demiyor, hissediyorum ama konduramıyorum, bilirsin işte insan böyle ihtimalleri aklına bile getirmek istemez. Ertesi gün bir mesaj geldi telefonuma, “ ben artık istemiyorum, yurt dışına gidiyorum, kendine iyi bak” diye. Delirdim tabi. Telefonunu kapatmış ulaşılamıyor. Aylardır hazırlık yapıyormuş meğer, evine gittim kapı duvar. Neyse yakın arkadaşı vardı bir tane ona ulaştım ve o sabah uçağa bindiğini öğrendim. Master için İsviçre’ye gitmiş iyi mi? Bu gizli plana mı yanayım, bir kere oturup konuşamayışımıza mı, aldanışıma mı, lanet olsun dedim..

    Unutmaya çalışıyorum ama olmuyor her gün aklımda ne etsem bilemedim, geceleri dışarı atıyorum kendimi , abuk sabuk yerlerinde dolaşıyorum şehrin, bu ben miyim diyorum kendi kendime ,dağıttım hem de nasıl. Birkaç ay sonra işi de bıraktım, güzel de işim vardı. Sonra para suyunu çekti, yeniden iş bulmak da zor oldu, hep de az kazançlı basit işler. Baktım olacak gibi değil. Bir gün bir ilan gördüm internette, tuhaf ama bol kazanç falan diyor ticaret diyor, aradım. Gittim görüşmeye, bodrum kat garip bir yer, laboratuvar gibi ama ne bileyim tam anlayamadım da, maskeli çalışanlar falan. Neyse oturduk bekliyoruz, takım elbiseli bir adam geldi kırk yaşlarında. Pat pat konuştu, böyleyken böyle , sağlık sektöründeki firmamız için denekler arıyoruz diye, maaş da 8 bin tl, düşün kaç sene öncenin parasıyla bir de. Hiçbir şey sormadan kabul ettim, zaten bitik durumdayım moral sıfır. Bir kağıt imzalattılar bana, okuyun isterseniz falan dediler, şöyle bir baktım göz ucuyla, imzaladım.

    Başladık işe, gidiyoruz sabahtan akşama kadar oturuyoruz, günde 5 kere belli aralıklarla çeşitli renkli haplardan veriyorlar yutuyoruz, sonra kan alıyorlar falan filan. Yasal bir şey zannediyorum, hoş dünya umrumda değil o zamanlar, hiçbir şeyi salladığım yok ki. İşe başladığım gün demişlerdi, ilaçların bazı yan etkileri olabilir, kaşıntı falan yapabilir vücudunuzda kızarıklık falan olabilir. Olsun lan dedim ne olacaksa olsun. Hakikaten dedikleri gibi oldu ama çok da rahatsız etmiyor, arada ufak tefek sırtımda ve bacaklarımda kızarıklık ve kaşıntı oluyor. Neyse 1 sene falan böyle devam etti. Bir gün işteyim yine akşam 8 gibi bırakıyorlar normalde, bu gece kalmanız gerekiyor değişik bir test var dediler. İyi dedim neyse ne. Gece 2’ye kadar saat başı yeşil bir hap verdiler üçer üçer yuttum. Sızmışım sonra, sabah bir uyandım ki her yer karanlık. Kör olmuşum.

    Bağırıp çağırıyorum da ne fayda 5-10 dakika yırttım kendimi karşımda kimse yok göremiyorum ki.. Birileri geldi sonra yanıma,bayılttılar beni bir uyandım ki evimin kapısındayım, tek yaşıyorum o zaman. Sağ olsun komşular eve taşıdılar. Sonra hukuk mücadelesi falan ama yok faydasız , adamlar zaten kayıt dışı, benim olaydan sonra sırra kadem basmışlar, bir şey çıkmadı yani. Neyse iyi para veriyorlardı ya hani hayatımıza karşılık, oradan birikenle bir süre idare ettim. Dersimi de aldım, beterin beterini gördüm. Yine de o kızın gidişi kadar koymadı bütün bunlar biliyor musun, inanmazsın belki de. Kötüler zaten kötü, insan ummadığı yerden gelene üzülüyor kahroluyor.

    Sonra eski sıradan hayatıma döndüm, tabi bir farkla ,artık kördüm. Doktor doktor gezdim, nafile tabi bir faydası olmadı. Kabullendim sonuçta, böyle yaşamayı öğrendim. İyi kötü bir iş buldum çalışmaya başladım, kendi halinde biriydim zaten terk edilmeden önce işte. O hayata geri döndüm, boş verdim her şeye, şu vaziyetimi de takmıyorum yani. Kitap okurum genellikle fırsat buldukça. Ailem,arkadaşlar, akrabalar falan şaşırırlar beni gördükçe, oğlum bu ne sabır evliya mısın sen derler. Olan olmuş artık kendimi eve kapatıp depresyonda mı geçireyim kalan ömrümü? Yaşayıp gidiyoruz işte böyle. Necip kardeşim senin gibi dostlarla tanışıyorum mesela, hem biliyor musun her şeye rağmen böyle güzellikler beni ayakta tutuyor. Başını ağrıttım kusura bakma ne olur.

    -Abi sen ne yaptın ya mahfettin beni farkında mısın? Seni bırakmam artık ben, kabul edersen eğer her zaman görüşürüz bundan sonra ,dertleşiriz sohbet ederiz, aynı şehirdeyiz zaten.

    -Tabi ki görüşürüz neden olmasın. Kadıköy’e doğru giderim bazen, oraların havası iyi geliyor. Bir kafe var orada, “okkalı kahve” oraya takılırım bazen, kahvesi güzeldir. Belki orada görüşürüz ne dersin?

    -Görüşürüz tabi. Peki sen şimdi nereye ne için gidiyorsun onu sormayı unuttum.

    -Ben mi , şey, hiçbir yere aslında, ben sadece senin gibi yol arkadaşları arıyorum yolculuklarda, böyle içimi dökmek için. Bugün şanslıydım senin yanına düştüm, çok kıymetli bir insansın sen Necip, tekrar teşekkürler minnettarım sana.