• 200 syf.
    ·Beğendi·10/10
    I. Bölüm

    Dünyanın herkesçe adı bilinen, ancak kimilerinin dikkatini cezbedemeyen, kimilerinin gözlerini üzerine çevirtse de güzelliğinin sadece bakabilen gözleri etkileyemeyeceği, kimilerinin görebilse de o hissi ayrılınca unutacağı ve o tadı ömrü boyunca bir noksanlık-hatta özlem-olarak adlandırmasına sebep olacak kadar güzel, insan elinin ve aklının henüz eziyet etmemiş olduğunu hemen kavratacak kadar gamsız doğallığa sahip olan yerler vardır. Buradaki, birbiriyle aynılıkları sadece biyolojik kategorileri olan, gerçekte ise birisi birisine benzemeyen, kokularının tek tek de güzel olsalar da birlikte oluşturdukları harmoninin kıyas kabul etmeyeceği bitkiler sadece gözlere değil, tüm duyulara ışıldarlar. Granit gecelerin bile ışıltısını söndüremeyeceği bu büyülü alemin insanlıktan uzak oluşu gidemeyen, göremeyenlerde yarattığı efsane hissinin tek sebebi değildir. Sarp bir kayalığın zirvesi oluşu, bu kocaman taş bloklarının okyanus ile buluştuğu noktayı dalgaların dövüşleri manzaranın büyülü güzelliğinin en büyük bir diğer etkeni olsa da efsaneleşmesi tamamen insan algısının bozukluğuydu. Elde edemediğini tahrip, anlayamadığını inkar eden insanoğlundan tam tersini beklemek ne kadar doğru olurdu zaten? Buraya ulaşamayanların, ulaşsa da daha önce doğayı sadece alelade bir araç, nesne görmekten ve canlılardaki sadece üç beş benzerliği bulup ortaya mesnetsiz iddialar atmaktan öteye götürememiş kişilerin asla hissedemediği, dolayısıyla bu güzelliği de göremeyecek olanların başkalarının da bunu beceremeyeceklerini düşünmelerinin önyargısıdır efsaneliğinin başlıca nedeni. Yöre halkı tarafından kabul edilmiş bu önyargıların anlamsızlığını ortaya koymak için kucağında oraya çıkartmıştı Mine’yi Nuri.

    Daha önce burada bulunmamış olduğunu sadece yüz çizgileriyle değil, ellerini nereye koyacağını bilemediğinden sürekli hareket ettirişiyle, manzaranın oluşturduğu görüntüyü herhangi bir landscape fotoğrafında bile görmemiş olan gözlerinin son raddesine kadar açılışıyla da belli ediyordu Mine. Böyle bir manzarayı görmekle beraber bir şeyi ilk kez yapan birisinin tüm heyecanının sebep olduğu seratonin, bu kadar yüksekte bir uçurumun kenarında bulunmasının salgılattırdığı adrenalin ve Nuri’nin yanında kendisine bir zarar gelmeyeceğine emin olmasını sağlayan güvenin ürettirdiği oksitosin ile neredeyse aşk kaçınılmazdı. Nuri aşkı işte tamda bu şekilde tarif ederdi. Mine tüm şaheserlerden yüz çevirip Nuri’ye döndürdüğünde cemalini, güneşin ışınlarının onun üzerinde daha da anlamlı olduğunu görüyor ve buradan yaptığı istemsiz tümevarımla sanki tüm güzelliğin sebebi aslında Nuri’ymiş gibi hissediyordu. İçindeki aşk, sevgi tüm kontrolünü ele geçiriyordu. Nuri’ye onu ne kadar sevdiğini bir kez daha itiraf etmek istese- hatta bunun için daha uygun bir an olamayacağını bilse- dahi Nuri’nin ona tüm mantıklı açıklamaları - daha önce yaptığı gibi- tekrar yapacağını ve yine kendisiyle olamayacağını açıklamaktan üşenmeyeceğini bildiğinden, “duymazsam, sorun yokmuş gibi yapmam daha kolay olur,” iç sesinin iknasına boyun eğerek susmuştu. Her ne kadar kalbi ve gözleri bu susuşu beceremese de...

    Sevgisinin sınır tanımamazlığı bir tek Nuri’yi aşamıyordu. En çok seven ne kadar hissedebilmişse kalbinin derinliklerinde, o da o kadarını hissediyordu ancak Nuri’nin hissizliği onu her seferinde daha sert çarpıyordu. Sessizlik konuşmasını bitirdiğinde eve dönmek üzere Nuri’nin kollarında yerini aldı.

    II. Bölüm

    Ferit, artık onu daha fazla göremeden duramacağını gerçeğini fark etmesiyle birlikte, Nuriye’den ayrı geçirdiği her an daha da ışığını kaybettiğini anlamıştı. Nuriye’nin yanındaki kendisini hatırlamaya çalıştı. Kendisinde güneşin bir bahar gününde içi huzur doldurması gibi bir his yaratıyor ve onun tarafından sevilebileceği, kendisinin olabileceği günü bekliyordu. Bu bekleyişi sonunda onunla yan yana geçireceği günlerin geleceği kesinliğiliyle -ki tek bir mantıklı sebep bulamıyordu aksi için- şiddetini azaltıyor, daha katlanılabilir oluyordu. Bu yüzden, şimdi, kendinden eminlik ve daha öncesinde tattığı lezzetleri bir daha tatmak isteğiyle Nuriye’nin evinin kapısındaydı. İçeri girdi.
    (...)
    Salona geçtiğinde Nuriye’nin koltukta uzanmakta olduğunu gördü. Her adımda teninin solgunluğu, çektiği acının yüzüne yansımasının kırıntıları daha hissedilir hale geliyordu. Ferit, Nuriye’ye: “ Sizi özledim. Zira sizi göremediğim her an kötüleşmemem işten değil. Sanki sizin yanınızdaki ve uzağınızdaki ben iki farklı kişiyiz. İyi olabilmek için sizin yanınızda nefes almaya muhtaç gibiyim. Sizi gördüğümde nasıl cennette hissediyorsam kendimi, göremediğimde de bir o kadar dipsiz kuyulara düşüyor ışıksız kalıyorum. Artık ne zaman tamamen benim olacaksınız?” dedi sesinde sevgiden çok eminlik, kibir ve hırs vardı. Özlem ve sevgi ise bunların ardından ancak hissedilebilirdi. Nuriye fiziksel güzelliğine vurulmuş bu adamın sevgiden önce bencillik taşımasının sinir bozuculuğunu kaldırmak istemedi. Çektiği acılardan kurtulmak istemiyordu keza Ferit’in sözleri veya ilgisi bu acıyı bir nebze olsa bile hafifletemezdi ancak bir kalbin hükümsüzlüğüne karşı isyan etmekten de geri kalamadı. Çünkü anlayamıyordu; karşısında sevdiği kişi acı çekerken onun hala kendisinin mutluluğunu düşünmesini...Nuriye dayanamadığı için “Git Ferit, senin aşkın benim için fazla kaba” demenin yanısıra bir kaç cümle daha söylese de konuşmanın tüm özetini bir cümle anlatabiliyordu. Ferit ise kafasında ona nasıl sahip olabileceğiyle ilgili planlar ile oradan gitmeye hazırlanıyordu.

    III. Bölüm

    Ertesi gün Ferit, Mine ve Mine’nin imam babası bu efsanelere konu olan yere tırmanan kadının gerçekte ne olduğunu öğrenmek üzere kapının önüne geldiler. Ferit daha önceki anılarını hatırladı. Bir önceki gelişinde Nuriye’nin tepkisini aklı alamıyordu. Deniyor ama bir sebep bulamıyordu. Bir başkası da olamazdı hayatında çünkü evinden çok nadir anlarda dışarıya çıkardı. Ve başkasına ihtimal veremiyordu. Kendisini reddederken başkası nasıl olsundu? Mine heyecandan bir kuşun çırpınan kanatları misali çarpan kalbi dayanamayacak gibi hissediyordu. Yalnızca kalbine sığacak kadar çok sevdiği Nuri’nin olmak istiyordu. Tüm kalbi buna odaklanmıştı, Nuriye’yi yalnız kendisi için elde etmeyi amaçlayan Ferit’in beyninin aksine!

    Uşak kapıyı açıp misafirleri içeri aldığında Ferit Nuriye’nin geçen seferki görüşmelerinden daha güçsüz göründüğünü fark etse de avına yaklaşan bir avcı gibiydi. Kayalıklardaki son ışıltılı görüşmelerinden bu yana geçen zamandan sonra tekrar Nuri’yi acı çeker bir yüz ifadesiyle görmenin hüznü çöktü Mine’nin yüreğine, bir de onu görmenin saadeti dolmuştu içine. İmam baba sadece bu kadının mucizelere nasıl konu olabildiğini anlamlandırmaya çalışan bakışlarıyla ilerliyordu. Evi gözden geçiren kısa bakışları olsa da acı çekmesine rağmen saçtığı ışığın huzuru içlere dolan bu kadının güzelliğinin üzerindeki bakışları uzun sürüyordu. Nuri “Hoş geldin Minik’im” dedi Mine’ye ve “neden burada olduğunuzu, neyi öğrenmek istediğinizi ve bu kızı buraya peşinizden sürüklediğinizi biliyorum” edası taşıyan surat ifadesiyle dolu birer “hoş geldiniz” de diğerlerine. Oda da 4 kişi hararetli bir sohbete koyuldular.....

    IV. Bölüm
    (...)

    V. Bölüm
    (...)


    Tüm soruların cevabı bir kısa cümleyle anlatılabilirdi ancak Balzac bunu yapmazdı. O yüzden bu şaheseri, bu ustalık eserini yazdı. Goriot Baba her gün yazılabilir bir kitap gibi kalıyordu Seraphita’nın yanında çünkü Seraphita bir ömür gerektiriyordu. Sadece Balzac’ın değil bir çok eserin şahlığını aşağı çeker bir kitap...

    O kısa cümle mi ?

    “Size dünyevi şeyler söylediğim halde beni anlamıyorsunuz; göklerin dilini kullansaydım nasıl anlardınız?” ( Yuhanna, 3, 12 ) ( Seraphita, 74 )

    Keyifli okumalar...
  • Bakın burası zindan. Burası benim cehennemim. Size sorsam burası iki oda bir salon çabuk ısınır daire. Ah ah. Doğup büyümüş, büyürken öğrenmiş ve öğretilenlerle kendi zindanına hapsolmuş zihinlerin farklı meşgale arayışları... Dışarıdan haberin var mı?
  • 360 syf.
    ·Puan vermedi
    K =kafka=Kendisini yazmış = Memur,zengin,otellerde kalmış,kadınlarla evliliğe varmayan sorunlu ilişkiler,son 10 yılı hastalıklı ve emekli sürdürüyor,yahudi sorunları, politikaylada uğraşmış, köylerde çok zaman geçirmiş; bunları yarım kalmış romana sanatsal olarak yansıtmış.3. nişanlısının oda hizmetçisi olması pepi’yide açıklar. Benim asıl şok olduğum nokta bu adamda aşırı sosyal ve aşırı depresifliği bir potada götürmeye çalışmış olmasının büyük acısı var.Ve edebiyat figürü olmasını brod’a borçlu olmasıda ayrı bir konu.

    Kitapta bürokrasinin trajikomikliğinin eleştirisi ana gövdesinde,aşırı akan ve geçen depresif bir tema, sırasıyla hiciv, zekilik, gariplik, ataklık,insanların cehennemlik ilişkileri, absürdlük,varoluşçuluk,olamayacak bir adam.

    Yapı olarak baksam bile cidden çok sıkıcı ve aşırı saçma, sabretmeside çok zor olan bir kitap. Klamm devlet galiba, ilginç kimse görmüyor ,karakterlere iyi girmiş gibi ama çok sıkmış, yardımcıların komiklikleri ve sınıfta basılmalarına iyi güldüm, onlar gidince iyice sıkıcı oldu.Bendeki versiyonda nette konferans notları var diyordu ama yok,çevirmenin kadın olması,resimlerde çok sıktı,tasarım güzel.
  • 425 syf.
    ·Puan vermedi
    Okuma alışkanlığım bu kitapla ;arkadaşımın hediyesiyle başladı.
    Hani denilir ya İlkler unutulmaz diye öyle.. Benimde ilkim bu oldu ve devamı da geldi şükür.
    Bu kitap bana bi çok şey kattı.
    Uzun zaman oldu okuyalı ama beni süreklidiğini ve bi gecede bitirdiğimi hatırlıyorum.
    İsminden de anlaşılacağı gibi, asla vezgeçmemek gerekiyo.
    Biz genelde çabuk pes eden canlılarız. Hani "olmuyorsa zorlamanın anlamı yok " deriz genelde ama zorlamak lazım..
    Bi oda da kaldığımızı(kaldığımız yer isteklerimiz) ve kapının da kapalı olduğunu,
    arkasında ağır bir şey olduğundan açılmıyo itilse bile (önümüze çıkan engeller) ama tüm gücümüzü versek açılacak belki de. Lakin biz umutsuz olmayı seçiyoruz, "açılmayacak zaten" diye düşündüğümüzden iyi olana odaklanmadığımızdan pes ediyo vazgeçiyo ve istediğimizi anlamıyo bulamıyoruz.
    Ya çok istemiyoruz yada vazgeçmek (kaçmak) daha kolay..
    Velhasıl, güzel bağlayıcı bi kitaptır.
    Dili anlaşılır bi yapıdadır.
    Sayfa sayısı da o kadar fazla değildir. Yani benim gibi bi gece de okuyup bitirebilirsiniz :)

    Bana tavsiye eden arkadaşımında kulaklarını çınlatıyorum ;teşekkürler can'ım arkadaşım Nur'ay ️
    İyi okumalar
  • Hayatı nasıl ele alacağınız hakkında sizi daha başka nasıl yüreklendirebilirim? Genç hanımlar, diyebilirim, ve dikkat edin kapanış konuşması başlıyor, benim nazarımda sizler utanç verecek derecede cahilsiniz. Önemli sayılacak hiçbir keşifte bulunmadınız. Hiçbir imparatorluğu sarsmadınız, ya da bir ordunun başında savaşa gitmediniz. Shakespeare’in oyunlarını siz yazmadınız, bir barbar kavimi asla uygarlıkla tanıştırmadınız. Mazeretiniz ne? Dünyadaki, hepsi de alışverişle, işletmelerle ve sevişmekle meşgul olan siyah, beyaz ve esmer tenli insanlar kaynayan sokakları ve meydanları ve ormanları işaret ederek başka işimiz vardı diyebilirsiniz, içiniz rahat olarak. Biz olmasaydık bu denizlerden gemiler geçmez, şu verimli topraklar çöl olurdu. Biz, istatistiklere göre şu anda yaşayan bir milyar altı yüz yirmi üç milyon insanı doğurduk, besledik, yıkadık ve eğittik, belki altı-yedi yaşına kadar, ve bu da, bir kısmının yardımla olduğunu göz ardı etmeyelim, epeyce zaman alır.
    Virginia Woolf
    Kırmızı Kedi Yayınları
  • .
    Bil Gates e : "Bu dünyada senden daha zengini var mı?" Diye sordular..
    Gates :"Evet benden daha zengini var.."
    Ona : "Peki kim bu?" diye sordular.
    Gates : "Eğitimi tamamlayıp Microsoft şirketini kurmaya karar aşamasında bir uçuş öncesinde Newyork havaalanındaydım.. Birden gözüme gazete satıcısı ilişti... Elindeki gazetelerinin birindeki başlık ilgilimi çekti.. Elimi cebime attım ama hiç bozuk param yoktu.. Oradan uzaklaşmak üzere ayrılıyordum ki..
    Siyahi ve genç delikanlı birden atılarak :"beyefendi buyurun gazete benden size hediyem olsun.." dedi. Bende ona : "elimde bozuk param yok " dedim.
    O da : "Sana ben onu hediye ediyorum" dedi.
    Bu olaydan 3 ay sonra yolcuğum aynı hava alanına denk geldi..
    Gözüm bir gazeteye ilişti.. Elimi cebime attım ama yine de bozuk param yoktu. Aynı çocuk geldi :"gazeteyi al" dedi.
    Bende ona : "oğlum geçen gün aynı durum yaşandı. Sen bu durumla her karşılaştığında insanlara gazeteyi hediyemi ediyorsun?" dedim..
    Dedi ki : "Tabi ki.. Ben verdiğimde, tüm kalbimle veriyorum. Bu beni mutlu edip rahat kılıyor...
    Bil Gates diyor ki : "Bu cümle benim aklımı o kadar kurcaladı ki daima acaba çocuk hangi mantık esasına ve hangi hissiyata göre böyle söylüyordu.."
    19 yıl aradan sonra... Ekonomik gücümün doruğuna ulaşıp, dünyanın en zengin adamı olduğumda.. Bu genç delikanlının iyiliğinin karlılığını verebilmek için onu arayıp bulmaları için bir grup oluşturdum.. Onlara falan havaalanına gidin ve bana gazete satıcı siyahi genç delikanlıyı bulun dedim. Bir buçuk ay aradan sonra alanın birinde bekçilik yaptığını öğrendim... Ona bir davetiye gönderip ofisimde ağırladım. Ona "beni tanıyor musun?" diye sordum.
    O da : "Tabi ki sen Bil Gates sin herkes seni tanır"
    Ona : "Hatırlar mısın sen ufakken gazete satıyordun bende bozuk yoktu ve sen bana gazeteyi hediye ettin. Bunu neden yaptın?
    O da : "Belli kesin bir neden yok. Yalnız birine karşılık beklemeden bir şey verdiğim zaman mutluluk duyuyorum ve beni rahat ve huzurlu kılıyor" dedi.
    Ona dedim ki : "Sana iyiliğinin karşılığını vermek istiyorum.. Dile benden ne dilersen..!"
    Dedi ki : "Nasıl.."
    Ona : "Sana istediğin ne ise vereceğim.."
    Gülerken bana dedi ki :"Ne istersem onumu bu gerçek mi?"
    Ona : "Evet. Ne istersen vereceğim.."
    Oda : "Size teşekkür ediyorum beyefendi. Fakat hiç bir şeye ihtiyacım yok..."
    Ona : "Bir şey istemen lazım sana iyiliğinin karşılığını telafi etmek istiyorum.."
    Oda : "Sayın Bil Gates her şeyi yapacak gücün var ama benim iyiliğimi telafi edemezsin.."
    Ona : "Ne demek istiyorsun ve nasıl olurda telafi edemem"
    Oda :" Seninle benim aramızdaki fark ben sana yoksulluğumun doruğunda verdim, ama sen zenginliğinin doruğunda bana veriyorsun buda durumu telafi etmez... Ama senin yaptığın (karşılık vermeye çalışman) bu güzellik beni çok mutlu etti.. Teşekkür ederim"

    Bil Gates anlatıyor :
    “İşte o sözü kendisinin benden daha zengin olduğunu hissetmeme neden oldu...
    Çünkü en makbul verme çeşidi, senin ihtiyacın var iken vermen..
    Çocuğun bana yaptığı da budur...

    (Alıntıdır...)
  • Beni suçlayan kim? Eminim ki birçok insan bunu yapıyordur ve eminim ki bana huysuz diyeceklerdir. Elimde değil ki, huzursuzluk benim doğamda olan bir şey. Bu bazen benim ıstırap çekmeme bile neden olurdu...