Stirner'in düşüncesini anarşist bir çerçeveden okuduğumuzda anarşist felsefe için merkezi olan tahakküm eleştirisinin onun düşüncesini boydan boya kesen, Biricik ve Mülkiyeti'ni temelden belirleyen merkezi ve uzlaşmaz bir karşıtlık olarak yer aldığını görürüz. Bu karşıtlık devlet ile Ben arasındaki antagonizmadır. Bu antagonistik ilişki, Hegel'deki efendi-köle diyalektiğini model alır. Ancak Stirner'in diyalektiğinde devlet, Hegel'deki efendinin yerini almıştır. Devlet, fedakârlığı emretme yeteneğine dayanarak, kendi egoizmleriyle uzlaş(a)mayan (yani kendi özbilinçlerine erişememiş ve gerçek anlamda Biricik olamamış) ve ancak devletin kendilerine biçtiği değeri içselleştirmiş bireylerin itaatini güvence altına alır. Böyle bir ikili yapı içinde, bu diyalektiğin bir kutbundaki negatif belirlenimler diğer kutbun pozitif belirlenimlerinin temelini oluşturur. Devlet ne kadar güçlüyse ve bu gücün ne kadar bilincindeyse, ona boyun eğenler o kadar zayıf ve kendilerinin o kadar az farkındadırlar. Öte yandan, Stirner devleti ve onunla birlikte devletin aygıtlarını ve devletle ilişkilenmenin ideolojik yollarını (yani liberalizmin çeşitlerini) eleştirip paramparça ettikçe, bizi tekil Ben'lerin olumlu belirlenimlerini ve Ben'ler arasında oluşan değişken ve geçici ancak isyankâr birliktelikleri, yani sürekli isyanı oluşturacak olan özneleri ve öznelerarası ilişkileri anlamaya götüren entelektüel bir yol açar.
Papazın biri bir kasabaya Va'za gider. Muhitin yabancısı olan Papaz, bir ahbâbına mektup atmak için sokağa çıkar. Yolda, oynayan küçük çocuklara rastlar ve postahâneyi sorar.
Çocuklar, muhitin yabancısı olduğunu anladıkları bu zâtla alâkadar olup, postahanenin yolunu târif eder ler. Çocukların halinden çok memnun kalan Papaz, çocuklara kendini tanıtır ve der ki:
- Ben Papazım. Kasabanıza Va'zetmek için geldim. Bu akşam kilişr de va'zım var. Hepiniz benim dâvetlimsiniz. Size vâ'azımda Cennetin yollarını öğreteceğim! der. Papazı pür dikkat dinleyen çocuklardan biri atılır:
Efendim, nasıl olur? Siz daha postahanenin yolunu bilmiyorsunuz.
Sayfa 141 - Nur yayınları Özden matbaa 1975 Baskı (Kitaptır; PDF değil.)·Kitabı okuyor
Senin adına konuşuyorum..
Öncekilerini çözümlemeden
Yeni-yeni ben'ler ortaya sürme.
Belki ben birer birer, gene de
Anlarım yeni-yeni senleri..
Beni yarım kişiliklere götürme.
Tanrı, insan ruhuna korkuyu yerleştirir. Ele geçirdiği şeylerin korkusudur bu. Gündüz topladıkları gece uçup gitmesin diye uyanık olması gerekir çünkü. Bütün “benim” ler şöyle der: “Sen beni Tanrı’dan aldığın için ben de sana eziyet ediyorum, acı çektiriyorum. ”
“yok, nerede… illa duygusal bir sahne yaratacağım, illa kendime zırnık koklatmadığım o sonsuz şefkatimle birine iyi geleceğim, illa kendimi gerekli hissedeceğim. yok ‘ben yanındayım’ lar, yok ‘merak etme, ben hallederim’ ler. bir kez daha ayarsız sevecenliğimin kurbanıyım. merhametim batsın.”