Yeni bir incelemeden merhabalar:) (Aslında buraya bir emoji koyacaktım ama pek uygun düşeceğini sanmıyorum:\) İncelememde birkaç edindiğim bilgiyi sizlerle paylaşacağım. Ama ondan önce yazar ve kitaptaki mektupların yazıldığı kişi (yani Milena) ile ilgili bilgilendirmek istiyorum sizleri. Hazırsanız başlayalım...

Franz Kafka 1k da ismini çok duyduğum, sevildiğini düşündüğüm bir yazar. Geçmişini merak edip araştırdım ve yaşadıklarıyla ilişkilendirdiği kitaplarının olduğunu fark ettim. (Örneğin; babasıyla arası limuneli ve onun için https://beta.1000kitap.com/kitap/babaya-mektup--4088 bu kitabı yazıyor. Milena ya olan aşkı için de bu kitaptaki mektupları yazıyor.) Babaya Mektup u hep merak etmişimdir. Onu da okuyacaklarıma ekledim. Ama önceliğimi bu kitaba vermek istedim.

Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Saf aşk dedikleri bu gibime geldi. Neden mi? Günümüz gençleri gibi abuk sabuk şeyler yazmamışlar. Gayet mesafeli ama yakın mektuplar onlarınki. Sonra bir şey daha fark ettim. Franz bu aşkın bilinmesini istemiyordu. Ne de olsa aşkı Milena evliydi. Ve bir şey daha var. Küçük bir şey... Kitap (Milena ya Mektuplar) aslında basılmayacaktı. Franz bunu istemiyordu. Bunun için bu mektupları arkadaşına verdi ve imha etmesini istedi. Ama arkadaşı ne yaptı? Ölür ölmez tüm dünyada yayınladı bu mektupları:))) Babana bile güvenmeyeceksin Franzcim:) Aslında iyi mi etti diyelim? Ne de olsa o olmasaydı okuyamayacaktık senin mektuplarındaki aşkı...

Milena... Ah Milena. Sen o kadar bi adamın peşinden koş. (Ernst Polak (eşi)) onun için baban (babası evlenmelerine karşıydı) seni deliler hastanesine yatırsın. Sen kalk git evlen zoraki. Sonra da kocan sana zaman ayırmadı diye Franzla aşk yaşa... Sendeki de iyi cesaret. Gözlerim yaşardı. Ama şunu bil ki aşk mantık işidir. Mantığına uymayan adama karşı soğursun. Bunu geç de olsa anladın:(

İkilimiz bir kafede çevirmenlik için konuşarak tanışıyorlar. Tabii ilk başlarda normal arkadaşlık aralarındaki. Daha sonra işler sarpasarıyor. Gizlice mektuplaşıyorlar. Hep şunu düşünmüşümdür. Acaba Franz in aşık olduğu bütün kadınlarla bir mektuplaşması var mıydı? (Toplam üç kadına aşık oldu) Varsa neredeler? Kafada deli sorular :)

Franz i ilk defa bu kadar duygusal okudum. Çünkü Dönüşüm eseri duygusal değildi ve Franz in biraz şeys biri olduğunu düşündüm... Odun... Evet lütfen bunu dediğim için kızmayın ama doğrular efenim:) Sıradaki Franz kitabımı Dava olarak belirledim. Umarım onu da beğenirim.

Kitap güzeldi ama tanımadığım kişilerin mektuplarında kendimi bulamadığım için (evet, başkasının mektubu olduğu için bu çok normal:)) pek kendime yakın bulamadığımdan yedi puan verdim. Yani sadece Franz le ilgili bilgi sahibi olmak isteyenler için ideal olduğunu düşünüyorum kitabın. Çok da duygusal değild kitap (bence tabii) Ama şunu söylemek istiyorum, kitabı okuyorum diye işaretlediğim gün okuyanların sayısı tam 5000 idi. Gerisini siz düşünün:D

Herkese iyi okumalar. Ben polisiye kitaplarıma dönüş yapıyorum. Malum çok aksattım:))

"Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacakdır."
Her şahsı harîm-i Hakk’a mahrem mi sanırsın?
Her tâc giyen çulsuzu *Edhem mi sanırsın?

(Her dokunulmazlığı olanı Allah'a yakın mı sanıyorsun?
Her taç giyen çulsuzu Edhem mi sanıyorsun?

*-Edhem: Tacını tahtını bırakıp evliyadan olan Belh şehri şehzadesi

Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın,
Âdem görünen harları âdem mi sanırsın?

(Dünyayı arasan binde bir insan bulamazsın,
İnsan görünümündeki eşekleri insan mı sanıyorsun?)

Çok mukbili gördüm ki güler, içi kan ağlar,
Handân görünen herkesi hurrem mi sanırsın?

(Çok mübârek insan gördüm ki güler, içi kan ağlar,
Güler görünen herkesi mutlu mu sanıyorsun?)

Bil illeti, kıl sonra müdâvâta tasaddî,
Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın?

(Önce hastalığın ne olduğunu bil, sonra tedaviye başla,
Her merhemi her yaraya merhem olur mu sanıyorsun?)

Kibre ne sebeb? Yoksa vezîrim diye gerçek,
Sen kendini düstûr-ı mükerrem mi sanırsın?

(Kibire ne gerek var? Yoksa vezirim diye gerçekten
Sen kendini nizamın sahibi mi sanıyorsun?)

Ey müftehir-i devlet-i yek-rûze-i dünyâ,
Dünyâ sana mahsûs u müsellem mi sanırsın?

(Ey dünyanın geçici nimet ve devletiyle iftihâr eden,
Dünyanın sana ayrılmış olduğunu ve teslim edildiğini mi sanıyorsun?)

Hâlî ne zaman kaldı cihân ehl-i tama’dan,
Sen zâtını bu âleme elzem mi sanırsın?

(Bu dünya ne zaman açgözlülerden yoksun kaldı,
Sen kendini bu dünyaya çok gerekli mi sanıyorsun?)

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun,
Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?

(En ummadığın senin içyüzünü keşfeder,
Sen herkesi kör, halkı sersem mi sanıyorsun?)

Bir gün gelecek sen de perîşân olacaksın,
Ey gonca bu cem’iyyeti her-dem mi sanırsın?

(Bir gün gelecek sen de perişan olacaksın,
Ey gonca bu topluluk hep böyle [yanında] olacak mı sanıyorsun?)

Nâ-merd olayım çarha eğer minnet edersem,
Cevrinle senin ben keder etsem mi sanırsın?

(Korkak olayım eğer bu çarka (döngüye) minnet edersem,
Senin zulmünden kederlendiğimi mi sanıyorsun?)

Allah’a tevekkül edenin yâveri Hak’dır,
Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacakdır.

(Allah'a güvenenin yardımcısı Allah'tır,
Hüzünlü olan gönül bir gün gelecek bahtiyâr (mutlu) olacaktır.)

~ Ziya Paşa ~

Esaretin gölgesinde yaşıyoruz bütün yaşamımızı. Okullar okuyor, yeni bilgiler öğreniyor, yeni hayatlarla tanışıyor ve aşık oluyoruz. Bütün insanlarla iç içe yaşamlar sürüyoruz. Karanlık bir gecede yıldızların ışığı altında yönümüzü bulmaya çalışıyoruz. Ve bazen tüm her şeyden uzakta bir yaşam diliyoruz. Sessiz sakin bir göl kasabasında, her şeyden uzak ve sessiz bir yaşam istiyoruz. Bütün hayatımız belki de bu hayalin doğrultusunda geçiyor. Ve bu amaç için her gün saatlerce çalışıyor para biriktiriyoruz. Oysa anın güzelliğini bir türlü fark edemiyoruz. Eğer yaşanılan bir şey varsa, bu yaşadığınız andır. O anın değerini bilemeyecek kadar körleşiyor ve duygusuzlaşıyoruz. Yıllar sonrasında yapacağımız şeylere odaklanmış durumdayız. Halbuki yaşadığımız an öylesine değerlidir ki, bir saniyesini bile değerlendirmek durumundayız.

Sessiz bir kasabaya gidip yaşamak mı istiyorsun? Korkma ve çek git her şeyi bırakarak yüzüstü. İnsanlardan uzakta mı yaşamak istiyorsun? Kapat kendini odana ve günlerce çıkma.. Doyasıya para mı harcamak istiyorsun?
Cebindeki son kuruşa kadar savur paranı ve çok istediğin şeyleri yap. Çok sevdiğin ama bir türlü kendisine açılamadığın insanı mı düşünüyorsun? Git ve korkusuzca, bütün sevgini haykır gözlerinin içine bakarak. Ne kaybedersin?

Anın değerini bilmek gerekir. Zira mutlu olmak için yıllarca beklemek zorunda değilsin.
Hayatın kıymetini bil ve o an ne istiyorsan onu yap. Mutlu kıl kendini. Zira her yer ruhsuz cesetlerle dolu ve hepsi de mutsuz. Ve hepsi de uzun yıllar sonraki mutluluğun hayali ile kendini avutuyor.

"Ey hayat, gülümseyerek bakıyorsak sana, bil ki zafer bizimdir! "

Farid Farjad

“Ey hayat,
gülümseyerek bakıyorsak sana,
bil ki zafer bizimdir.”

Farid Farjad

Lâ tahzen! (Üzülme!)

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!

Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !..

“Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;
Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf'u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah'ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma...

Lâ tahzen! (Üzülme!

Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
"Aşık" olmayana anlatsan da "Ben" "Sen" anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…

Ayağın kırıldı diye üzülme!

Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara...

Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
- Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!

Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH'ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi...
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma...
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?

Lâ tahzen! (Üzülme!)

Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler...
Onların rızkını düşünen Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil...

Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildir…

...................

Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir…

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen”. deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk"ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.

Sevginin diğer bir adı da sabırdır:

Açlığa sabredersin adı "oruç" olur.
Acıya sabredersin adı "metanet" olur.
İnsanlara sabredersin adı "hoşgörü" olur.
Dileğe sabredersin adı "dua" olur.
Duygulara sabredersin adı "gözyaşı" olur.
Özleme sabredersin adı "hasret" olur.
Sevgiye sabredersin adı "AŞK" olur...

Ne istersem ben Mevlâ'dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…
Allah'tan bir şey istersen:
Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil !...
Ne Zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeterki O Kapıda Durmayı Bil...!

Hz. Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî

Şunu bilmeni istiyorum: Pişman değilim; hiç de pişman olmadım. Ama şunu da bil ki, öyle gururlu falan da değilim, olmadım. Kendimden hiç nefret etmedim; ama bir türlü beğenemedim de kendimi. Çok acı çektim ama başkalarına da çok acı çektirdim. Kendimi haklı görüyor değilim; ama kendimi savunuyor da değilim hele yargılamayı hiç beceremiyorum, kendimi de dünyayı da.

Dünya ne ise oydu, ben de ne isem o oldum uyuşamadık. Hepsi bu.

Oruç Aruoba

Ümit Yaşar Oğuzcan
Apansız uyanırsan gecenin bir yerinde
Gözlerin uzun uzun karanlığa dalarsa
Bir sıcaklık duyarsan üşüyen ellerinde
Ve saatler gecikmiş zamanları çalarsa
Bil ki seni düşünüyorum
...

Baltasar Gracian
Özünü göstər, göz önündə ol... O şeyi ki, görmürlər, o elə bil mövcud da deyil...

Müellif:?
Bu sekiz şeydir bela-yı ehl-i dünya bil yakin
Hırs u şehvet fahr u ziynet lu'b ü gaflet kibr ü kin

İyi bil ki bu sekiz şeydir belası dünya ehlinin.
Aç gözlülük, şehvet, övünme, süs, eğlence, gaflet, kibir ve kin.