Tebessümü kuşanmış, zamanda dondurulmuş bakışını sürüyorum her gece yatmadan önce gözlerime. Ayrılığa düşmemişiz gibi, sabah olunca sana ulaşacakmışım gibi bakıyorum fotoğraftaki huzurlu gülüşüne. Ömrüne bensiz yazdığın her yeni yaşta daha da yaşlanıyor gözlerim ve hasret yüklü kalbim. O kadar özledim ki seni, anlayamazsın. Hoş kal sevdiğim. Hep seveceğim, hep özleyeceğim nefeslere gücüm yettiğince.
Her şey değişiyor: zaman, mekan, lisan, vicdan, insan... Değişmeyen sensin yüreğimde ve zihnimde; değişmeyen güneşi utandıran aydınlık ve sevimli gülüşün hasretimde, özlemimde.
Gönlümdeki yaz, ömrümdeki kış sensin. Sımsıcaksın yüreğimde, hep varsın; buz, ayazsın vakitlerimde, hiç yoksun. Bunca yokluğun içinde yitmeyen, bitmeyen, eksilmeyen varlığımsın. Sen yokluğunda bile varsın. Şubat'a inat baharsın umutlarımda, yazsın.
Yüreğimde sırlı çığlıklarım sızlıyor. Gece yine bütün acımasızlığıyla uykusuzluk saplıyor gözlerime. Susmuşluğumu tutup atmak istiyorum sana dair. Düşlerimdeki gülüşlerini sarmak istiyorum karanlık odamdaki yalnızlığıma. Bir ses, bir nefes gelmez kırık dökük yüreğinden. Zamanla kökleşen, dikenleşen yokluğunda yıkık viran bir bekleyiş avutur beni yine. Kuşlar, çiçekler, şehirler bir masal anlatır gibi geçip gider hatrımdan. Ben yine seni severim, yine seni özlerim, yine seni beklerim sebepsizce.