• Uyaranlara tekrar tekrar maruz kalmanın neticeleri, yakın canlı ve cansız çevreyle ilişkilerinde organizmaya yararlıdır.Organizmanın güvenli olan nesne ve habitatları güvensizlerden ayırt etmesini bunlar sağlar ve sosyal bağların en ilkel temelidirler.Dolayısıyla, psikolojik ve sosyal istikrarın ana kaynakları olan sosyal örgütlenme ve birleşmeye temel oluştururlar.
  • Prof. Dr. M. Bilgin Saydam, psikomitolojide yaşayan, yaşanan ve yaşatan öyküler olarak tanımlanan mitlerin birbirleri arasında yaşanan geçiş sürecindeki boşluğun kahramanlar yaratan bir boşluk olduğunu söyledi. Saydam,

    “Annenin aslan oğlu okuyup büyük adam olacak ve annesini kurtaracak, İbrahim Tatlıses İstanbul’a gidecek ve annesini kurtaracak örneğinden yola çıkarsak burada bir mit değişimi yaşanıyor. Buradaki mit değişimi de İbrahim Tatlıses’i kahraman yapıyor. Çünkü bir kahraman olarak annesini kurtarıyor. Mit değişimlerinde yaşanan boşluk çok ciddi bir risk barındırıyor. Orada kahraman olmak mümkün”

    dedi.

    ‘Hayata, insana ve psikoterapiye dair her şey’ konu başlığıyla gerçekleştirilen kursta psikomitoloji hakkında yürüttüğü çalışmalardan elde ettiği deneyimlerini aktaran Dr. M. Bilgin Saydam, konuşmasına mitlerin insan ruhunun yaratıcı eylemlerle yaptığı sıçramaları, nesiller boyunca değişmeden yansıtarak; insan bilincinin gelişim öyküsünü ve korku, kaygı, umut, coşku gibi yaşantıları aynaladığını ifade ederek başladı.

    Mitlerin yaşayan, yaşanan ve yaşatan, tarih ve mekan içindeki duruşumuzu, pozisyonumuzu belirleyen öyküler olduğunu vurgulayan Saydam,

    “Annenin aslan oğlu okuyup büyük adam olacak ve annesini kurtaracak, İbrahim Tatlıses İstanbul’a gidecek ve annesini kurtaracak örneğinden yola çıkarsak ezik bir anne simgesiyle onun mahsun haliyle bağlantılı kendisini kurtarma, annesinin ezilmesine neden olan kurgunun ortadan kaldırması olarak tanımlanan bir mit. İbrahim Tatlıses’in hem filmlerinde hem de gerçek hayatta her gittiği yerde bir kahraman olarak karşılanıyor. Çünkü bir kahraman olarak annesini kurtarıyor. Günlük hayatta bizlerde okuyacağız, büyük adam olup bizi hor görenler tarafından bile alkışlanacağız. Ailemiz, arkadaşlarımız ve bizi hor gören insanlara karşı muzaffer konumda olacağız. Bir gün öleceğiz ama başarılı olup eserlerimizle ilkel olarak da çocuklarımızla alkışlanacağız. Bunu bir mitten diğer mite geçerken yapacağız. Çünkü mit değişimlerinde yaşanan boşluk çok ciddi bir risk barındırıyor. Orada kahraman olmak mümkün”

    dedi.

    Gerek birey ve gerekse toplumsal olarak insanı anlamanın mitleri anlamaktan geçtiğinin altını çizen Saydam,

    “Psikomitolojinin materyali, insanın ve insanlığın öyküsü, daha kesin bir ifadeyle, insan zihninin ve onun öznesi olan bilincin oluşum ve gelişim sürecidir. İnsan varoluşunun doğa-kültür gerilimindeki açılım ve şekillenmesini, bıraktığı metamorfik izleri, yani bireysel ve ortak mitleri irdeleyerek araştırır. İnsan kendisini öykülendirerek şekillendiren bir varlıktır. En geniş anlamıyla psikomitoloji, insana ait bireysel ya da ortak tüm öyküleri kapsar ve hepsine evrensel bir gerçeklik atfeder. Yöreselde evrenseli, tekilde tümeli yakalama kaygısı içinde evrenin yaratılışını ve insanlık tarihini, insan-kahramanın bilinçdışı-bilinç, madde ve mana, doğa ve tin, dişil ilke ve eril ilke ikili sistemlerinin çekim alanlarındaki eylemleri olarak görür ve yorumlar”

    diye konuştu.

    Yaşanılan gündelik yaşamı bireyin kaybedildiği geçici yaşamlar, ‘fani dünya’ olarak nitelendiren Saydam, mitlerin dünyasını ise değişmeyen, ‘baki dünya’ olarak tanımladı. Toplumsal mitlerin sürekli yaşayan, yaşatan ve yaşanan öykülerden oluştuğunu, bireysel mitlerin ise yaşanılan dünyayla ilişkimizde kendimizi nasıl konumlandırdığımızı belirlediğini ifade ettiği konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yaşamsal dünyayla ilişkimizi kendimizi nasıl konumlandırdığımız belirliyor. Hepimiz bir miti yaşıyoruz. Bir mitle yola çıkıp, yaşarken sürekli farklı mitleri yaşayıp, kendi tarihimizi oluşturuyoruz. Yaşanılan mitin gerçekliğinden şüphe duyarak yeni bir mit yaşamaya başlıyoruz. Böylece kendi tarihimizi yazıyoruz. Kendimize ait olmadığını hissettiğimiz tüm mitlerde hapisiz. Çevreyle ilişki içinde, kendi gerçekliğimizi yaşayacağımız özgün bir mit, bilinmezden bizi koruyor. Sosyo-kültürel açıdan da desteklenen bir mitse ciddi bir rahatlık getiriyor.”

    8 yıldır her ayın son haftası düzenlenen kursların bir sonraki konuğu ise Marmara Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur olacak. Sungur, bilişsel davranışçı tedavi konusunda yürüttüğü çalışmalardan elde ettiği deneyimini paylaşacak.