• Hakla haksızlık arasındaki çizgi incedir. Size yapılan bir haksızlığa karşı çıkarken kolayca Bu ince çizgiyi geçip bu kez siz karşınızdakine haksızlık yapabilirsiniz. Size yapılan bir haksızlığı tamir veya telafi etmekten öç almaya kolayca geçebilirsiniz. Bir insan diğerine yanlış yaptığında, karşısındaki ona aynı yanlışı yapmamalıdır. Yanlışlıklar zincirinin bir yerde kopması gerekir.
  • Ama sevgi başka, adalet başkaydı.
  • Bir felaketle başa çıkmanın en iyi yollarından biri onu felaket olarak görmemektir.
  • 1.kural
    yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. şayet tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...yok eğer tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    2.kural
    hak yol' unda ilerlemek yürek işidir, akıl işi değil. kılavuzun daima yüreğin olsun, omzun üstündeki kafan değil. nefsini bilenlerden ol silenlerden değil!

    3.kural
    kuran dört seviyede okunabilir. ilk seviye zahiri manadır. sonraki batıni mana. üçüncü batıninin batınisidir. dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

    4.kural
    kainattaki her zerrede allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü o camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir. allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, o'nu görüp ölen de yoktur. kim o'nu bulursa sonsuza dek o'nda kalır.

    5.kural
    aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. akıl temkinlidir. korka korka atar adımlarını. "aman sakın kendini" diye tembihler. halbuki aşk öyle mi? onun tek dediği: " bırak kendini, koy gitsin! " akıl kolay kolay yıkılmaz. aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. ne varsa harap bir kalpte var!

    6.kural
    şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. sen sen ol, kelimelere fazla takılma. aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. aşk dilsiz olur.

    7.kural
    şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, hakikat' i keşfedemezsin. kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    8.kural
    başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. bütün kapılar kapansa bile, o sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. şükret! istediğini elde edince şükretmek kolaydır. dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

    9.kural
    sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. sabır nedir? dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

    10.kural
    ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    11.kural
    ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

    12.kural
    aşk bir seferdir. bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

    13.kural
    şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. tutup da ona hayran olmaya değil.

    14.kural
    hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    15.kural
    allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

    16.kural
    kusursuzdur ya allah, o'nu sevmek kolaydır. zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

    17.kural
    esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

    18.kural
    tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. ve unutma ki nefsini bilen rabbini bilir. başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak yaradan'ı tanır.

    19.kural
    başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. yakında gül yollayacak demektir.

    20.kural
    yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. gerisi zaten kendiliğinden gelir.

    21.kural
    hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. şayet allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

    22.kural
    hakiki allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    23.kural
    yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. aşırılıktan uzak dur.

    24.kural
    mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, atttığı her adımda allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. insan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

    25.kural
    cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. ikisi de şu an burada mevcut. ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başarsak, cennetteyiz aslında. ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

    26.kural
    kainat yekvücut, tek varlıktır. her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

    27.kural
    şu dünya bir dağ gibidir. ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. senin gönlün değişirse dünya değişir.

    28.kural
    geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

    29.kural
    kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

    30.kural
    başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. kusur görme. kusur ört.

    31.kural
    hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

    32.kural
    aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. bilhassa putlardan uzak dur dost. ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! inancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

    33.kural
    bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. menzilin yokluk olsun. insanın çömlekten farkı olmamalı. nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

    34.kural
    hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

    35.kural
    şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. mümin içindeki münkirle tanışmalı, tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. insan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi. ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

    36.kural
    hileden, desiseden endişe etme. eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, tanrı da onlara tuzak kuruyordur. çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. bu sistem karşılıklar esasına göre işler. ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. o'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, sen sadece buna inan!

    37.kural
    tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. o kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

    38.kural
    "yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil. kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. her an her nefeste yenilenmeli. yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

    39.kural
    noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde... hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

    40.kural
    aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! ayrımlar ayrımları doğurur. aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. başlı başına bir dünyadır aşk. ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
  • Yazar: Kadimce
    Hikaye Adı : İmone & Marua
    Link: #32245459
    Ressam : 3 Ayrı Ressam
    +15

    http://hizliresim.com/Z3OonA

    Kral'ın tutumu olduğundan daha samimi gibi duruyordu. Halkın bir bölümüne kalenin dışındaki han da bir yer ayırtmış yeni evleneceği eşi olacak olan Elamone'ye bir nevi gösteriş yapıyordu.

    Elamone yirmi üç yaşların da güzel uzun boylu hoş bir kadının marifeti ve de zerafeti eşliğin de bir endamı olması Kral'ı fazlasıyla tatmin ediyordu. Elamone için Vakîcce (Gölge) şehri ne kadar mutlu olacak, yada Kral Violenda ne kadar mutlu edecekti. Zorunlulukla gidilen ve koynuna bir ömür eş olarak yaşayacağı Violenda ise söz konusu, duydukları onu hiçte mutlu etmiş görünmüyordu

    Kral, Prenses Elamone'yi hem Kral Mixdamm'dan "Kihattun (Hüzün) Ülkesinin Kralı" zorla almanın hem de böyle güzel bir kadına sahip olmanın mutluluğu ile gözü hiç bir şeyi görmüyor. Diğer ülke Krallarına yapmış olduğu baskıyla da ünvanına ünvan, nefretlere nefret katmasını da kendine nam görüyordu.

    Ülkeyi çoktan dertleri ile başbaşa bırakmış, Kralı uyaran bir komutanını ve dört şövalyenin hiç düşünmeksizin kendi elleri ile önce kılıç darbeleri ile yarım adam haline sokmuş ardından da kalenin en uygun, belirgin görünebilir bir mevkisine ayaklarına civi çakılarak baş aşşağıya asmış ve kış olmasına rağmen daha fazla acıma düşüncesi bile gütmeden soğuk karanlığa hapsetmiş. Kalenin bütün yaşayan halkına bir ibret olmasını ve de unutulmamasını sağlamak için de kalenin yere paralel direklerini asla söktürmemiş. (Kış olduğundan dolayı asılı olan adamlar donarak ölmüşler ve acıda böylelikle kurtulmuşlardı).

    Elamone Kralın bu olayını düğününün on'uncu gününde duymuş ve bir insan ile hayvan arasında kalmanın hayvanlık hissiyatını kendisine suç bilmiş. "Benmiydim suçlu, yoksa o hep böylemiydi." Tabii ki Kral Violenda'nın ne kadar kötü bir üne sahip olduğunu bilmektedir fakat bu kadar ileri gidebilecek bir merhametsizliğe sahip olduğunu düşünmemiştir.

    Kral Violenda; Gabrisse (Gök kuşağı) ülkesindeki bir kaç baş kaldırmalardan dolayı pekte mutlu olmadığını göndermiş olduğu süvari ve postaları ile aldığı haberler son zamanlarda can sıkmaya başlamıştı.

    Tam tamına dört ay da feth ettiği bu derin kale iki yüz elli bin askerin felaketi olmuştu. Giri dönen asker sayısı beş yüz bin'i geçmiyordu. Gabrisse ülkesinde kadın, çocuk, genç, yaşlı demeksizin ülkenin yarısını katletmişti neredeyse.

    Kral Violenda bir salgın sırasında altı erkek çocuğunu kaybetmiş, bunun için beş ülkeden getirdiği on veya bazı kişilerin demesine göre on beş, hekimi de acımasızca öldürmüştür. Elamone'nin ona vermiş olduğu kızı da benimsemeyip, "gözümden uzak dursun, bana asla yaklaştırmayın" diye de telkin de bulunmuştu. Elamone bu durum karşısında çaresiz kalıp icerlemesi bir yana bir hastalığa tutulup hem bir daha hamile kalamamış kısa bir süre sonra da düştüğü çaresiz durumdan acılar içinde, tez gelen ölümle kurtulmuştur.

    İmone (zerafet) annesinin vermiş olduğu ismi ile annesine benzeyen tatlı gülümsemesi sarı saçları mavi gözleri ile tam bir deniz kızı görünümünden başka bir şey çağrıştırmıyordu. Sadece bir kusuru vardı. Sol ayağında çok olmasada biraz topallaması. Doğum esnasın da bir bebeğin başına gelebilecek en talihsiz durumdu belki de. Zalim olan Kral Violenda bu konu da kız çocuğu olması sebebiyle kılını bile kıpırdatmamıştı. Erkek çocuk tutumunu düşünürsek eğer doğuma giren kadınların neler yaşayacağı tamamen bir sır olmazdı herhalde.

    On beş sene gibi bir zaman geçmişti Imone'nin hayattan gittiği ve tatli bir kız çocuğu bırakmıştı ardında, belki de en çok buna yanmıştır canı, biricik kızını şu koca kalede yalnız bırakmak.

    İmone on yedi yaşını bitirmek üzereydi ve bir şövalye'ye gönül kaptırmıştı bile. Dadılarının gözünden kaçmış olacak ki şövalye ile kulenin iki gizli geçidin de bir kaç defa buluşmuşlar ve bir kaç kaçamak yaşamışlardı.

    Şövalye Marua otuzlu yaşlarına yeni girmişti ve de cesur, zeki, cevik; merhametli, cömert (tabi bu tür bir özelliğe sahip olan adam nasıl iyi bir savaşçı olur diyeceksiniz) Savaşa girdiğin de ondan o insan ayrılır yerini vahşi bir insan müsfettesi çıkıverirdi. Vahşi bir hayvanın bile yapamayacağı bir sima ile düşmanının karşısına çıkar ve asla taviz vermezdi. Taviz demek ölüm demekti.

    Marua bir gün İmone'ye buluşmak için odasına bir mektup bırakır. Kral asla kızının odasına girmemiştir. O güne dek! İmone her şeyden habersiz günleri geçirirken Marua holde Imone'ye buluşma yerine neden gelmediğini sorar. Böyle bir şeyden haberi olmadığını beyan eder ve içlerine bir korku salınmaya başlamıştır. Mektubu birisi mi aldı? Bu birisi kim ve neden ortaya çıkmadı?

    Marua bir kaç gün sonra bir mektup daha hazırlar ve İmone'yi ilk yakaladığı yerde eline mektubu sıkıştırır. Hiç bir şey yokmuş edasıyla bir biri ile selamlaşıp ayrılırlar.

    Mektupta şöyle yazar:
    "Benim asil kadınım, seni çok ozledim, kokunu, bedenini, dudaklarının ateşini. Korkuyorsun biliyorum, bende senden farklı bir durum yaşamıyorum. Savaş alanındaki adamdan senin varlığından bu yana hiç bir varlığım kalmadı. Ölüm gibi olan şu kaçışmalarımızın bende ki yarası bir ülkenin kalesinden veyahutta köylerinden yükselen ateşten daha acınası. Seni her zaman ki aşk mevzimizde gece yarısından sonra bekleyeceğim."

    Bu mektuptan sonra İmone geceyi tüm sabırsızlık ve korku içinde beklerken Kral Violenda odasına çağırır. On yedi yılda belki de beş altı defa odasına çağırdığı İmone süpheye düşmesine sebep olur içini bir hüzün kaplar.

    Kral Violenda; kızına yanına oturmasını söyler. Ve; bir emri bariz bir şekilde söze başlar.
    "Imone seni, elimin altında olan Kimonet (Huzur Sabahı) ülkesinin Kralı Judia'ya vereceğim. Evet biraz yaşlıcadır benim bildiğim kadarıyla da ellinin üzerinde dinç, güçlü ve cesur bir adadır." Bunları söylerken İmone'nin yüzünün aldığı şekli belli belirsiz sezdirmeden izlemektedir. Ve sözüne devam eder. "Bu yaz bir düğün hazırlığı içerine gireceksin, hazırlığını yap!" Konuyu kapatır ve gitmesini ister.

    İmone üzgündür, hayal ettiklerinin, geleceğinin bir yaşlı budala ile geçirmek. Onun birnsevdigi vardı ve ömrünü onunla tamamlamaktan başka bir isteği de olduğunu düşünmüyorum. Nne bir Kral ne bin kucak dolusu mücevherat...

    Gece bire yakın bir saatte İmone düşünceli bir şekilde ve de kızaran gözleri bütün dikkatini dağıtmıştır. Aklı başka yerdedir ve umursamaz bir tavırla veyahutta dalgin bir tavırla Marua ile buluştuğu gizli mekana gider.


    http://i.hizliresim.com/oV6N7X.jpg

    Konuyu Marua'ya açan İmone telaşlıdır. Marua üzgündür, ne yapacağını bilemeden bir birlerine sarılırlar, üzüntüleri acıları bir sarılma ile bitmeyecektirm vaziyet tam bir düş kırıklığından ibaret. Bütün bir geceyi hatta bir kaç günü burada aç susuz geçirmeyi bile düşünmüşlerdir belki de. En azından İmone yemekleri fark ettirmeden getirecek ve bir kaç gün sonra ne olursa olsun diye buradan çıkıp hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeyi düşünürler. Kendilerini en azından şuan öyle düşünmek mutlu ediyordur belki de. Anlık mutluluklar, peki o kadar dadı, hizmetçi İmoneyi merak etmeyeceklermiydi. Her şeyin farkındaydılar. Sadece sonunu bilmek işlerine gelmiyordu.

    Taş duvar açılır ve ses ikinci tahta kapının açılmasıyla bir felaketin başlama gıcırtısını yükselir odadan. Marua Imone'nin üzerinde şaşkın gözlerle arkasına doğru çevirir başını. İçeriye ilk giren Ohamona isminde ki hayvansı bir bir katildir. Ne bir şövalye, ne bir savaşçı, ne de bir insan. Marua'nın sevmediği ve her seferinde zıtlaştığı katil. Kralı bütün bir yalaklığı ve alaylı bir tavırla içeriye çağırır. Kral Violenda içeriye girer. Imone'nin hayatından ölümden başka bir şey geçmemiştir belki de. Apar topar üzerlerini yarım yamalak giydirir giydirmez odadan yaka paça dışarı çıkartırlar. Kral İmone'yi, Ohamona Marua'yı üç adamla bilinmeze doğru götürür...

    İmone odasına bir demir kafes yaptırtılır. Eğer Kral unutmadı ise o gün bir öğün yemek verilirdi. Bundan hiç bir şekilde İmone rahatsız değildi. Onun meraklı olduğu nokta Marua'ya ne olduğuydu. Yemek getiren görevlilere ne kadar sual edip bilgi almaya çalıştıysa da bilgi alamadı. Kral Violenda yemek götürecek olan beş kişiyi seçmesini söylemişti Ohamona'ya ve bunların da dilini kestirmişti. Ne konuşabilir. Ne de konuşmak için cesaretini toparlayıp işaret ile anlatabilirlerdi olan biteni.

    Kral Violenda'nın söylemiş olduğu Kimonet (Huzur Sabahı) ülkesinin Kralı Judia'ya vermek bile söz konusu değildi. Violenda'ya göre zaten Judia tam bir ahmak, söylenen ve verilen emri kat-i süretle eksiksiz yapan ahlâksız bir Kral ve beceriksiz bir sünepeden baska bir şey değildi. Kral Violenda'nın amacı İmone'yi bir girdaba sokmak ve dikkatini tamamen dağıtıp neler olup bittiğini kendi gözleriyle görmekti. Acaba eline gecen mektup fiyaskomuydu yoksa arkasından çevrilen bir takım oyunlar mı dönüyordu. Asla böyle bir şeye ne bir fırsat verirdi. Ne de vermekte gözünü kapatabilirdi. Onun bir adı vardı Kral Violenda, Violenda merhametsiz yürek demekti. Ve dedesinin vermiş olduğu bu isim ile büyütülmüş, babası gibi asla merhametli olmaması için sürüklenen, acımasız, insan dışı 20 sene yaşatılmıştı bir dağ evinde. Büyük Kral Gama ölene dek...

    Kral Lumana babasının ölümünün ardından hemen Violenda'yı yanına almış ama beş yaşında ki Violenda'dan bir eser kalmamıstı geriye. Sadece koca bir et parçası görüyordu. Ve de çok geçmeden Violenda babasının kafasını keserek. Tahtın yerini almıştı. Vakicce o günden sonra bir daha hiç mutluluk göremedi. Ve de diğer tüm onun himayesi altında ki ülkeler...

    http://hizliresim.com/pnGDla

    Sövalye Marua belki de hiç hak etmediği bir hayat yaşatıldı o günden sonra. İlk sene Şampint (Ateş Dağı) ülkesinde nefes aldığı verdiği tüm savaşlardan tutta son geceye kadar olan bütün her şeyi unutturulacak dünya'nın var olmayan işkencelerine maruz kalacak, ölüm günü gelene kadar da bu böyle devam edecekti. Kral Violeda'nın kesin emriydi ve asla ölmeyecekti.

    Bir gün İmone'nin odasına bir mifl (küvet) konuldu. Tabii ki bu mifl demir parmaklıkların içine değilde dışına konuldu. Marua onun ne için oldugunu sordu babası Violenda'ya ve küfür hakaret etmeden de duramadı, Kral kahkaha attı ve "çok değil haftaya bu gün her şeyi öğreneceksin". Odadan kahkaha atarak çıkarken İmone de sinir krizi geçirip bayıldı... Aklına bir şeyler geliyordu. Sezinlediği şey?

    Bir (zim) salı sabahı her şey gayet sakin geçiyordu. İmone'nin odasına olduğundan daha farklı bir yemek gelmişti. Daha doğrusu ilk defa kahvaltı görüyordu, neredeyse altı yedi aydır. Önce bir an peynire, zeytine, elmaya... saldırır gibi oldu fakat aklından hiç çıkartamadığı Marua geldi. Ne yapıyordu. Neredeydi? Yaşıyormuydu? Belki de ölmemiştir... Tabii bu en küçük ihtimaldi. Hatta böyle bor ihtimal söz konusu bile olamazdı.Ona bunu yapan baba kim bilir bir Kral olarak Marua'ya neler yapmazdı.

    Öğlene doğru odaya bir adam getirildi belki kırklarında olmalı zayıf, kuru; ölmüşçesine; çıplak bir kolu yok. İmone şaşırdı, bu kimdi neyin nesiydi? Onun odasına Kral ve hizetçiden başka kimse girmemişti son altı ayda...

    Ardından Kral Violenda içeri girdi. Sevgili kızım sana bugün bir sürprizim var. Sana bir şey söylemiştim geçen hafta ve söylediğim o harikulade şeyi sana getirdim. Bak bakalım bu yüzü tanıyacakmısın (saçından kavradığı gibi yüzünü İmone'nin rahat görebileceği sekilde ona çevirdi) İmone belli belirsiz şekilde başını sallayarak tanımadığını söyledi. Kral adamlara biraz daha yaklaşın deyince o arada hayatından vaz geçmiş, yaşayan ölü adamın sol bacağındaki savaştan kalma yarayı fark etti. "Hayır baba hayır olamaz, sen bu kadar hayvan olamazsın."

    İmone yere yığılmış çığlıklar altında ağlıyordu. Elleri ile demir parmaklıklara canının yandığını hissetmeyerek dövüyordu. Bu Marua'yi kurtarırmıydı...Sesi pencerenin parmaklıklarından bütün ülkeye yayılmıstı sanki. Ülkeyi bir ürperti sarmış, denizler kabarmış, hava bir anda kara bulutlarla kararmıştı.

    Kral Violenda, su dolu mifle Marua'yı sokturup dakikalarca İmone'ye son kez ceza verecekti. Marua boğularak ölecek. İmone bunun acısı ile hayatını devam ettirecekti...

    İmone bir anda oğlum oğlum diye çığlık atmaya başladı. Feryadı bu güne kadar bir annenin feryadından baska bir şey değildi. Evet İmone herkesten saklamıstı hamile olduğunu. Onu babasına asla teslimnde etmeyeckti ne de öldürtecekti. Ta ki karnı kasılana kadar.

    Kral Violenda'nın gözleri yerinden fırlamış gibiydi. "Oğlum?" Hemen herkesi dışarı çıkarttırdı. Ve kızına ne diyorsun sen İmone? diye şaşkın pişman bakışları arasında ne yapacağını bilemeden hemen Marua'yı bir çekişte miflden dışarıya atar atmaz kızının da demir parmaklıkların arasından kucaklayarak odadan dışarıya, kendi odasına aldı, kadın-erkek dahil tü hekimleri buraya gelmesi emrini verdi.
  • İstenç'i Düşünce'nin önüne geçirmişti Lambert:
    — Düşünmek için istemek gerekir, diyordu. Birçok insan yaşamlarını istenç durumunda sürdürür ama bir türlü Düşünme durumuna geçemez. Kuzeyde ömür uzun, güneyde kısadır; ama aynı zamanda kuzeyde uyuşukluk vardır, güneyde İstenç durmadan uyarılır; ya çok sıcaktan ya çok soğuktan bütün organların neredeyse işlemez hale geldiği o çizgiye dek.
  • (+15)

    Evet arkadaşlar hikayemiz 3 resimden oluşmaktadır

    +15 yaş sınırını koyma sebebim hikaye de dramın varlığı fazlasıyla var. 15 yaş için uygun olmadığını düşündüğüm için koydum. Belki abartıyor olabilirim. Ama ben yine de bu konu da gönlümün rahat olmasından yanayım. Bu konuda ki fikrinizi de bilmek isterim.
    İyi Seyirler.

    İmone & Marua

    http://hizliresim.com/Z3OonA

    Kral'ın tutumu olduğundan daha samimi gibi duruyordu. Halkın bir bölümüne kalenin dışındaki han da bir yer ayırtmış yeni evleneceği eşi olacak olan Elamone'ye bir nevi gösteriş yapıyordu.

    Elamone yirmi üç yaşların da güzel uzun boylu hoş bir kadının marifeti ve de zerafeti eşliğin de bir endamı olması Kral'ı fazlasıyla tatmin ediyordu. Elamone için Vakîcce (Gölge) şehri ne kadar mutlu olacak, yada Kral Violenda ne kadar mutlu edecekti. Zorunlulukla gidilen ve koynuna bir ömür eş olarak yaşayacağı Violenda ise söz konusu, duydukları onu hiçte mutlu etmiş görünmüyordu

    Kral, Prenses Elamone'yi hem Kral Mixdamm'dan "Kihattun (Hüzün) Ülkesinin Kralı" zorla almanın hem de böyle güzel bir kadına sahip olmanın mutluluğu ile gözü hiç bir şeyi görmüyor. Diğer ülke Krallarına yapmış olduğu baskıyla da ünvanına ünvan, nefretlere nefret katmasını da kendine nam görüyordu.

    Ülkeyi çoktan dertleri ile başbaşa bırakmış, Kralı uyaran bir komutanını ve dört şövalyenin hiç düşünmeksizin kendi elleri ile önce kılıç darbeleri ile yarım adam haline sokmuş ardından da kalenin en uygun, belirgin görünebilir bir mevkisine ayaklarına civi çakılarak baş aşşağıya asmış ve kış olmasına rağmen daha fazla acıma düşüncesi bile gütmeden soğuk karanlığa hapsetmiş. Kalenin bütün yaşayan halkına bir ibret olmasını ve de unutulmamasını sağlamak için de kalenin yere paralel direklerini asla söktürmemiş. (Kış olduğundan dolayı asılı olan adamlar donarak ölmüşler ve acıda böylelikle kurtulmuşlardı).

    Elamone Kralın bu olayını düğününün on'uncu gününde duymuş ve bir insan ile hayvan arasında kalmanın hayvanlık hissiyatını kendisine suç bilmiş. "Benmiydim suçlu, yoksa o hep böylemiydi." Tabii ki Kral Violenda'nın ne kadar kötü bir üne sahip olduğunu bilmektedir fakat bu kadar ileri gidebilecek bir merhametsizliğe sahip olduğunu düşünmemiştir.

    Kral Violenda; Gabrisse (Gök kuşağı) ülkesindeki bir kaç baş kaldırmalardan dolayı pekte mutlu olmadığını göndermiş olduğu süvari ve postaları ile aldığı haberler son zamanlarda can sıkmaya başlamıştı.

    Tam tamına dört ay da feth ettiği bu derin kale iki yüz elli bin askerin felaketi olmuştu. Giri dönen asker sayısı beş yüz bin'i geçmiyordu. Gabrisse ülkesinde kadın, çocuk, genç, yaşlı demeksizin ülkenin yarısını katletmişti neredeyse.

    Kral Violenda bir salgın sırasında altı erkek çocuğunu kaybetmiş, bunun için beş ülkeden getirdiği on veya bazı kişilerin demesine göre on beş, hekimi de acımasızca öldürmüştür. Elamone'nin ona vermiş olduğu kızı da benimsemeyip, "gözümden uzak dursun, bana asla yaklaştırmayın" diye de telkin de bulunmuştu. Elamone bu durum karşısında çaresiz kalıp icerlemesi bir yana bir hastalığa tutulup hem bir daha hamile kalamamış kısa bir süre sonra da düştüğü çaresiz durumdan acılar içinde, tez gelen ölümle kurtulmuştur.

    İmone (zerafet) annesinin vermiş olduğu ismi ile annesine benzeyen tatlı gülümsemesi sarı saçları mavi gözleri ile tam bir deniz kızı görünümünden başka bir şey çağrıştırmıyordu. Sadece bir kusuru vardı. Sol ayağında çok olmasada biraz topallaması. Doğum esnasın da bir bebeğin başına gelebilecek en talihsiz durumdu belki de. Zalim olan Kral Violenda bu konu da kız çocuğu olması sebebiyle kılını bile kıpırdatmamıştı. Erkek çocuk tutumunu düşünürsek eğer doğuma giren kadınların neler yaşayacağı tamamen bir sır olmazdı herhalde.

    On beş sene gibi bir zaman geçmişti Imone'nin hayattan gittiği ve tatli bir kız çocuğu bırakmıştı ardında, belki de en çok buna yanmıştır canı, biricik kızını şu koca kalede yalnız bırakmak.

    İmone on yedi yaşını bitirmek üzereydi ve bir şövalye'ye gönül kaptırmıştı bile. Dadılarının gözünden kaçmış olacak ki şövalye ile kulenin iki gizli geçidin de bir kaç defa buluşmuşlar ve bir kaç kaçamak yaşamışlardı.

    Şövalye Marua otuzlu yaşlarına yeni girmişti ve de cesur, zeki, cevik; merhametli, cömert (tabi bu tür bir özelliğe sahip olan adam nasıl iyi bir savaşçı olur diyeceksiniz) Savaşa girdiğin de ondan o insan ayrılır yerini vahşi bir insan müsfettesi çıkıverirdi. Vahşi bir hayvanın bile yapamayacağı bir sima ile düşmanının karşısına çıkar ve asla taviz vermezdi. Taviz demek ölüm demekti.

    Marua bir gün İmone'ye buluşmak için odasına bir mektup bırakır. Kral asla kızının odasına girmemiştir. O güne dek! İmone her şeyden habersiz günleri geçirirken Marua holde Imone'ye buluşma yerine neden gelmediğini sorar. Böyle bir şeyden haberi olmadığını beyan eder ve içlerine bir korku salınmaya başlamıştır. Mektubu birisi mi aldı? Bu birisi kim ve neden ortaya çıkmadı?

    Marua bir kaç gün sonra bir mektup daha hazırlar ve İmone'yi ilk yakaladığı yerde eline mektubu sıkıştırır. Hiç bir şey yokmuş edasıyla bir biri ile selamlaşıp ayrılırlar.

    Mektupta şöyle yazar:
    "Benim asil kadınım, seni çok ozledim, kokunu, bedenini, dudaklarının ateşini. Korkuyorsun biliyorum, bende senden farklı bir durum yaşamıyorum. Savaş alanındaki adamdan senin varlığından bu yana hiç bir varlığım kalmadı. Ölüm gibi olan şu kaçışmalarımızın bende ki yarası bir ülkenin kalesinden veyahutta köylerinden yükselen ateşten daha acınası. Seni her zaman ki aşk mevzimizde gece yarısından sonra bekleyeceğim."

    Bu mektuptan sonra İmone geceyi tüm sabırsızlık ve korku içinde beklerken Kral Violenda odasına çağırır. On yedi yılda belki de beş altı defa odasına çağırdığı İmone süpheye düşmesine sebep olur içini bir hüzün kaplar.

    Kral Violenda; kızına yanına oturmasını söyler. Ve; bir emri bariz bir şekilde söze başlar.
    "Imone seni, elimin altında olan Kimonet (Huzur Sabahı) ülkesinin Kralı Judia'ya vereceğim. Evet biraz yaşlıcadır benim bildiğim kadarıyla da ellinin üzerinde dinç, güçlü ve cesur bir adadır." Bunları söylerken İmone'nin yüzünün aldığı şekli belli belirsiz sezdirmeden izlemektedir. Ve sözüne devam eder. "Bu yaz bir düğün hazırlığı içerine gireceksin, hazırlığını yap!" Konuyu kapatır ve gitmesini ister.

    İmone üzgündür, hayal ettiklerinin, geleceğinin bir yaşlı budala ile geçirmek. Onun birnsevdigi vardı ve ömrünü onunla tamamlamaktan başka bir isteği de olduğunu düşünmüyorum. Nne bir Kral ne bin kucak dolusu mücevherat...

    Gece bire yakın bir saatte İmone düşünceli bir şekilde ve de kızaran gözleri bütün dikkatini dağıtmıştır. Aklı başka yerdedir ve umursamaz bir tavırla veyahutta dalgin bir tavırla Marua ile buluştuğu gizli mekana gider.


    http://i.hizliresim.com/oV6N7X.jpg

    Konuyu Marua'ya açan İmone telaşlıdır. Marua üzgündür, ne yapacağını bilemeden bir birlerine sarılırlar, üzüntüleri acıları bir sarılma ile bitmeyecektirm vaziyet tam bir düş kırıklığından ibaret. Bütün bir geceyi hatta bir kaç günü burada aç susuz geçirmeyi bile düşünmüşlerdir belki de. En azından İmone yemekleri fark ettirmeden getirecek ve bir kaç gün sonra ne olursa olsun diye buradan çıkıp hayatlarına kaldıkları yerden devam etmeyi düşünürler. Kendilerini en azından şuan öyle düşünmek mutlu ediyordur belki de. Anlık mutluluklar, peki o kadar dadı, hizmetçi İmoneyi merak etmeyeceklermiydi. Her şeyin farkındaydılar. Sadece sonunu bilmek işlerine gelmiyordu.

    Taş duvar açılır ve ses ikinci tahta kapının açılmasıyla bir felaketin başlama gıcırtısını yükselir odadan. Marua Imone'nin üzerinde şaşkın gözlerle arkasına doğru çevirir başını. İçeriye ilk giren Ohamona isminde ki hayvansı bir bir katildir. Ne bir şövalye, ne bir savaşçı, ne de bir insan. Marua'nın sevmediği ve her seferinde zıtlaştığı katil. Kralı bütün bir yalaklığı ve alaylı bir tavırla içeriye çağırır. Kral Violenda içeriye girer. Imone'nin hayatından ölümden başka bir şey geçmemiştir belki de. Apar topar üzerlerini yarım yamalak giydirir giydirmez odadan yaka paça dışarı çıkartırlar. Kral İmone'yi, Ohamona Marua'yı üç adamla bilinmeze doğru götürür...

    İmone odasına bir demir kafes yaptırtılır. Eğer Kral unutmadı ise o gün bir öğün yemek verilirdi. Bundan hiç bir şekilde İmone rahatsız değildi. Onun meraklı olduğu nokta Marua'ya ne olduğuydu. Yemek getiren görevlilere ne kadar sual edip bilgi almaya çalıştıysa da bilgi alamadı. Kral Violenda yemek götürecek olan beş kişiyi seçmesini söylemişti Ohamona'ya ve bunların da dilini kestirmişti. Ne konuşabilir. Ne de konuşmak için cesaretini toparlayıp işaret ile anlatabilirlerdi olan biteni.

    Kral Violenda'nın söylemiş olduğu Kimonet (Huzur Sabahı) ülkesinin Kralı Judia'ya vermek bile söz konusu değildi. Violenda'ya göre zaten Judia tam bir ahmak, söylenen ve verilen emri kat-i süretle eksiksiz yapan ahlâksız bir Kral ve beceriksiz bir sünepeden baska bir şey değildi. Kral Violenda'nın amacı İmone'yi bir girdaba sokmak ve dikkatini tamamen dağıtıp neler olup bittiğini kendi gözleriyle görmekti. Acaba eline gecen mektup fiyaskomuydu yoksa arkasından çevrilen bir takım oyunlar mı dönüyordu. Asla böyle bir şeye ne bir fırsat verirdi. Ne de vermekte gözünü kapatabilirdi. Onun bir adı vardı Kral Violenda, Violenda merhametsiz yürek demekti. Ve dedesinin vermiş olduğu bu isim ile büyütülmüş, babası gibi asla merhametli olmaması için sürüklenen, acımasız, insan dışı 20 sene yaşatılmıştı bir dağ evinde. Büyük Kral Gama ölene dek...

    Kral Lumana babasının ölümünün ardından hemen Violenda'yı yanına almış ama beş yaşında ki Violenda'dan bir eser kalmamıstı geriye. Sadece koca bir et parçası görüyordu. Ve de çok geçmeden Violenda babasının kafasını keserek. Tahtın yerini almıştı. Vakicce o günden sonra bir daha hiç mutluluk göremedi. Ve de diğer tüm onun himayesi altında ki ülkeler...

    http://hizliresim.com/pnGDla

    Sövalye Marua belki de hiç hak etmediği bir hayat yaşatıldı o günden sonra. İlk sene Şampint (Ateş Dağı) ülkesinde nefes aldığı verdiği tüm savaşlardan tutta son geceye kadar olan bütün her şeyi unutturulacak dünya'nın var olmayan işkencelerine maruz kalacak, ölüm günü gelene kadar da bu böyle devam edecekti. Kral Violeda'nın kesin emriydi ve asla ölmeyecekti.

    Bir gün İmone'nin odasına bir mifl (küvet) konuldu. Tabii ki bu mifl demir parmaklıkların içine değilde dışına konuldu. Marua onun ne için oldugunu sordu babası Violenda'ya ve küfür hakaret etmeden de duramadı, Kral kahkaha attı ve "çok değil haftaya bu gün her şeyi öğreneceksin". Odadan kahkaha atarak çıkarken İmone de sinir krizi geçirip bayıldı... Aklına bir şeyler geliyordu. Sezinlediği şey?

    Bir (zim) salı sabahı her şey gayet sakin geçiyordu. İmone'nin odasına olduğundan daha farklı bir yemek gelmişti. Daha doğrusu ilk defa kahvaltı görüyordu, neredeyse altı yedi aydır. Önce bir an peynire, zeytine, elmaya... saldırır gibi oldu fakat aklından hiç çıkartamadığı Marua geldi. Ne yapıyordu. Neredeydi? Yaşıyormuydu? Belki de ölmemiştir... Tabii bu en küçük ihtimaldi. Hatta böyle bor ihtimal söz konusu bile olamazdı.Ona bunu yapan baba kim bilir bir Kral olarak Marua'ya neler yapmazdı.

    Öğlene doğru odaya bir adam getirildi belki kırklarında olmalı zayıf, kuru; ölmüşçesine; çıplak bir kolu yok. İmone şaşırdı, bu kimdi neyin nesiydi? Onun odasına Kral ve hizetçiden başka kimse girmemişti son altı ayda...

    Ardından Kral Violenda içeri girdi. Sevgili kızım sana bugün bir sürprizim var. Sana bir şey söylemiştim geçen hafta ve söylediğim o harikulade şeyi sana getirdim. Bak bakalım bu yüzü tanıyacakmısın (saçından kavradığı gibi yüzünü İmone'nin rahat görebileceği sekilde ona çevirdi) İmone belli belirsiz şekilde başını sallayarak tanımadığını söyledi. Kral adamlara biraz daha yaklaşın deyince o arada hayatından vaz geçmiş, yaşayan ölü adamın sol bacağındaki savaştan kalma yarayı fark etti. "Hayır baba hayır olamaz, sen bu kadar hayvan olamazsın."

    İmone yere yığılmış çığlıklar altında ağlıyordu. Elleri ile demir parmaklıklara canının yandığını hissetmeyerek dövüyordu. Bu Marua'yi kurtarırmıydı...Sesi pencerenin parmaklıklarından bütün ülkeye yayılmıstı sanki. Ülkeyi bir ürperti sarmış, denizler kabarmış, hava bir anda kara bulutlarla kararmıştı.

    Kral Violenda, su dolu mifle Marua'yı sokturup dakikalarca İmone'ye son kez ceza verecekti. Marua boğularak ölecek. İmone bunun acısı ile hayatını devam ettirecekti...

    İmone bir anda oğlum oğlum diye çığlık atmaya başladı. Feryadı bu güne kadar bir annenin feryadından baska bir şey değildi. Evet İmone herkesten saklamıstı hamile olduğunu. Onu babasına asla teslimnde etmeyeckti ne de öldürtecekti. Ta ki karnı kasılana kadar.

    Kral Violenda'nın gözleri yerinden fırlamış gibiydi. "Oğlum?" Hemen herkesi dışarı çıkarttırdı. Ve kızına ne diyorsun sen İmone? diye şaşkın pişman bakışları arasında ne yapacağını bilemeden hemen Marua'yı bir çekişte miflden dışarıya atar atmaz kızının da demir parmaklıkların arasından kucaklayarak odadan dışarıya, kendi odasına aldı, kadın-erkek dahil tü hekimleri buraya gelmesi emrini verdi.

    Kadim TATAROĞLU

    Hikayemiz şimdilik buraya kadar arkadaşlar. Bundan sonrası gizem de kalsın efendim :)
    Evet bu kötülüğü şuan için yapacağım.

    Sevgi ve Saygılarımla...