• 232 syf.
    ·9/10
    Değirmenimden Mektuplar
    Alphonse Daudet

    Çalışan insanların emekli olduktan sonrası için kurdukları belli başlı birkaç hayal vardır. Erkekler genelde ormanda bir klube yada küçük bir balıkçı kasabasında küçük bahçeli bir ev. Kadınlarda da köyde çiçekli bahçeli bir ev yada erkekler gibi küçük bir kasaba evi. Yazarımızda biraz kendini dinlemek için bir köy hayatı arzular ve Fransa’nın bir köyünde eski bir yel değirmenini alır orada yaşamaya başlar. İyiki de öyle bir karar verir. Köye adımını ilk adımın atması ile etrafında olup biten ne varsa dupduru dil ile kaleme alır.
    Köy masallarından, köydeki yaşayan insanların hallerinden, itişip kakışmalarına, aşklarına, yalnızlıklarına, dinlerine imanlarına, börtüsünden böceğine etrafında olup biten ne varsa hepsi ile ilgili yurttaşı La Fonten gibi fabl tarzında hayvanların dilinden hoş hikayeler de anlatır.
    Değirmencinin hüzünlü hikayesi de vardır kitapta, Köylüleri dine imana davet etmek için öteki dünyaya ziyarete gidip gelen muzip rahibin de, Yada kiliseye gelir elde etmek için likor imal eden sonrasında ayyaş olan rahibin hikayesi de.
  • - Tanrı'nın niyetini anlamaya çalışmak hiçbir işe yaramaz. Her şeyin bir anlamı vardır, hemen anlaşılmayan bir anlamı... Önemli olan ne kendini ne de başkalarını yargılamaman. İnsan olduğumuzdan, hiçbirimiz kusursuz değiliz. İnsanoğlu hata yapan bir varlıktır. Kim hata yapmamıştır ki?
    Beatrice Saubin
    Sayfa 144 - undefined
  • 435 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    Maksim Gorki'nin otobiyogrofik üçlemesinin 2.kitabı.

    Hayatının 10 yaşına kadar ki bölümünü anlattığı(Çocukluğum) u okurken bu kadar ayrıntıyı ,nasihatleri nasıl  hatırlayabiliyor diye düşünürken,  10 -15 yaş aralığını anlattığı bu kitabının hacminin, öncekinin 2 katı olması pek şaşırtmadı. Ayrıca Çocukluğum'a yaptığım incelememde(#26409705)
    acaba dini yönünü çok mu abarttım diye düşünürken, bu kitabın ilk sayfalarında, bir marksist olan ve arası Lenin'le iyi olan Gorki'nin, dine verdiği önem ve hristiyanlıkla marksizmi bağdaştırma çabası, "Marksizmden sapma" olarak görülüp eleştirildiği ve zamanla araya soğukluk girdiği bilgisiyle karşılaştım.

    Kitap genel olarak Gorki'nin, gençlik çağına adım atarken Tanrı, teslis inancı , Rus toplumunda kadına verilen değer, ölüm, sömürülen ve itibarsizlastirilan işçiler konularına yoğun bir sekilde değinerek ,karşılaştığı insan tiplemeleriyle, yaşadıklarını anlamlandırarak bir mantık kurma çabası  üzerine.Şöyle ki:

    *Kadınların; "Tanrıyı bile kandıran Havva Ana'nın" soyundan geldiğine inanılır, her türlü kötülüğün kaynağı olarak görülür, dövülür, hakaret edilir, eğlence aracı olarak görülürler. Kadınlar da artık bu durumu kabullenmiş ,kendileri dahi hemcinslerine acımasız davranır,alaya alır,hesapsızca dedikodular yapılır,küçümsenir.

    Ve Gorki sorar:Peki annem...ya büyükannem?
    Onlara bu değeri yakıştıramaz.

    *Kendini tüm maddi şeylerden soyutlamasını, dünyayla bağını koparmasını ve Tanrıya adaması gerektiğini söyleyen rahibin, beyaz bakımlı elleriyle, kendi parçalanmış ellerini karsılaştırır ve sorar:

    Peki ya Emek...Geçim...Alınteri?

    *Gününü gün et, hayatı ve insanları pek kafana takma, eğlenmene bak diyenlere sorar:
    Peki ölüm?Ya sonrası?

    *Dilinden tanrı kelimesi düşmeyen, ahlaklı görünüp hırsızlığı karakter olarak benimsemiş sürekli birbirinden çalan işçiler ve patronları görür.

    Peki ya ahlak?..Hak?...Hukuk diye sorar.

    Zamanla Dostoyevski'nin  Budala'sına dönüşür.Öyle de muamele görür.

    "Hayat, ruhumdaki en iyi şeyleri inatla ve kabaca siliyor, onların yerine alay edercesine birtakım çirkinlikler koyuyordu. Hayatın bu zorbalığına karşı kızgınlıkla ve inatla direniyor ve herkesle aynı ırmakta yüzüyordum, fakat su benim için daha soğuktu ve diğerleri gibi su üzerinde kolayca duramıyor, ara sıra suyun dibine battığımı sanıyordum."

    Ve kitaplarla tanışır.
    "Bir kitabı bitirdikten sonra kendi hayatımıza döneriz; ancak artık farklı biriyizdir" diyen  Alain de Botton'u bir kez daha haklı çıkartır.

    Olayları anlatırken Gorki, arada kesip  hayat felsefesine değiniyor, yaşadıklarını yorumluyor.Bunu yaparken,çocukken çektiği bedeni acılara artık düşünce sancıları da eklendiği için ,kimi zamanlar hüzünlü kimi zamanlar da muzip betimlemeler yapıyor.Ama henüz düşünceleri netleşmemiş olduğundan, onunla beraber bizler de toplumun genel havasını en yalın haliyle görme fırsatı bulup, sorulara cevaplar arıyoruz.Gerçekten onu tanımak istiyorsanız sıkılmadan okuyabileceginiz bir kitap.

    ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
    Kitabi bitirdikten sonra aklımda birçok soru işareti oluştuğu için "Rus toplumunda kadın" konulu bir araştırma yapma gereği duydum.

    Kitabin sonunda fihrist bölümünde şöyle bir bilgi yer alıyor.

    *Hıristiyanlık, Rusya’ya Yunan papazları tarafından sokulmuştur. Ülkede yaygın ve yürürlükte olan din kitapları, Yunanca’dan çevrilmiş elyazması kitaplardı. Bu din kitaplarını, çoğu cahil olan Rus papazları Rusça’ya çok kötü çevirmişlerdi. Bu yüzden Hıristiyanlıkla hiçbir ilgisi olmayan birçok saçma sapan inançlar ve gelenekler, Rus Kilisesi ve Rus halkı arasında yayıldı. Nihayet 1655 yılında Moskova Patriği Nikon, bütün din kitaplarının çevirilerini, Yunanca metinlere göre düzelttirdi."

    Bu çok önemli bir bilgi.Çünkü ortada din adı altında cok büyük bir yanılmışlığın olduğu aşikar. Bu bilgi üzerine Eski Yunan Medeniyetlerinde Kadın konusunu araştırınca şunu gördüm.

    ( http://blog.kavrakoglu.com/...anda-kadina-siddet-1)

    Hristiyanlığın zaten değiştirilmiş şekli olan teslis inancının bir de Yunan mitolojileriyle harmanlanmasıyla ortaya cıkan olgu zaten bir din degil ve her sağlıklı bünyenin karşı çıkması ve çözüm üretmesi gereken bir durum .

    Son olarak şu haber,bizim ülkemizde oldugu gibi Rusya' nın da  "Kadın' ın Degeri"konusunda sınıfı geçemediğini gösterdi.

    (http://www.medyagunlugu.com/...dinlarin-cilesi.html)

    Buraya kadar okuyabildeyseniz ayrıca teşekkür ediyor ve konuya daha hakim arkadaşların bu konudaki yorumlarını merak ediyorum.

    İyi okumalar dilerim:)